Dile Gelen Taş

Sözlerimde, tezgâh dokuyan kadının sanatı kadar bile bir hüner yok.

Onun el emeğinden, top top bezler çıkıp çıplakları giydirir.
Benim sözlerim ise, kimin işine yaramış, kimin derdini saracak bir arşın bez dokuyabilmiştir.

Ben çitlenbik ağacı olsam, sen, dallarımda gezinen bir çocuk…
Ben çocuk olsam, sen, zihnimde uçuşan bin bir sual…
Ben gece olsam, sen, karanlıklarımı yırtan bir güneş…
Ben pınar olsam, sen, su arayan bir yolcu…
Ben ağaç olsam, sen, ona dolanmış bir sarmaşık…
Ben kıyı olsam, sen, ona çarpan bir dalga…
Ben dalga olsam, sen, dudak sürdüğüm bir kıyı…
Ben kaval olsam, sen, onu üfleyen bir çoban…
Ben ay olsam, sen, onunla halleşen bir sevdalı…
Ben yol olsam, sen, gönlüm gibi, evi köyü kaybetmiş bir yolcu…
Ben gözyaşı olsam, sen, onu silen bir âşık…
Ben türkü olsam, sen, onu çağıran bir dudak…
Ben şarap olsam, sen, içtikçe içen bir sarhoş…
Ben sarhoş olsam, sen, haşrederek içtiğim bir şarap…
Ben rüyâ olsam, sen, onunla sabahlayan bir şeyda…
Ben ateş olsam, sen, onu yelpâzeleyen bir el…
Ben tılsım olsam sen, onu saklayan gizli hazine…
Ben göz olsam, sen de onun bebeği…
Ben kalp olsam, sen de onun hayâtı…
Ben nokta olsam, sen, onda gizlenmiş kâinât…
Ben kâinât olsam, sen, onun rûhu olan tek nokta…
Ben asırlardan asıra geçmiş bir mirâs olsam, sen, her devirde ona sâhip çıkan mal sâhibi…
Ya sen ne olsan, ey varı yoku, olmuşu olacağı, âlâ ve esfeli avuçlarında gördüğüm Rabbim? Bana sorarlarsa sen ağaçtan: ¨İnnî en’allah!¨ diyen ses…
Ben de, korku ve dehşete düşmüş bir Mûsâ…

Ey gönlüm bana nasîhat verme: Örtün gizlen! diye boş söz söyleme… Nasıl örtüneyim ki, gömleğim, ateşinden yanıp kavruldu. Onun için üryânım.
Eğer esvâbın genişse beni de içine al da bâri öylece saklanmış olayım.

Ben n’olayım, n’olayım? Kulun olayım… esîrin olayım…
Senden gayrı nem varsa benden taşındı gitti. Çıplak kaldım; giydir beni, varınla giydir, yokunla giydir… ört, kapa, kimseler görüp tanımasın, artık tanımasın Allâh’ım.

Sâmiha Ayverdi
Dile Gelen Taş / Kubbealtı Neşriyâtı