Mıymıntı günlerden biri
Kyota’da bir köşede
Kulaklara yankılar geliyor.
Mıymıntı günler geçiyor ardarda
Şu geçmiş günlerin öteberisi
Aman ne uzakta, ne uzakta…
Üstümde yorgan olduğunu
İliğim-kemiğim bile farkediyor
Buz gibi bir gece bu, buz gibi…
Mangalın kıyısına
Kakıldım kaldım, gelgelelim
Gönlüm ne kadar uzakta.
Ayın ondördü
Evsahibine sesleniyordu
Adamcağız da patates çıkarıyordu yerden.
Mantar toplarken
Kafamı bir kaldırdım
Ay tepenin üstünde.
Akşam melteminde
Usul usul çarpıyor sular
Balıkçının ayaklarına.
Altın paravananın üstünde
Bu ipek tül entari de kimin?
Sonbahar esintisi.
Kış fırtınası
Tapınağın çanlarına
Taş parçacıkları fırlatıyor.
Eski çağların akşamları
Benim akşamlarım gibiydi
Bu soğuk yağmur akşamı.
Kış yağmuru
Gözlerimizin önündeki varlıkları
Evvelzaman içinde göstermiş gibi gösteriyor.
Ne olacak, bahar yağmuru bu işte
Daha karıncıkları bile
Islanmadı minik kurbağacıkların.
Çıkageldi tipinin içinden biri
Çözerek kılıcını attı yere
Bana bir yatacak yer, dedi.
İyice bilenmiş
Bir ekmek bıçağı
Kuyunun ağzına damladı.
Akşam güneşinin
Upuzun ışınları altında
arpa ekiyorlar.
Mayıs yağmurları:
Adı-sanı belirsiz bir dere bile
Korkulacak şey doğrusu.
Ürperti veriyor insana
Yaprak bile kıpırdamıyor
Yaz korusunda.
Dökülüyor tarlalara
Sonbahar suları
Dökülüyor tarlalardan.
Bahar denizi
Bütün gün efendi efendi
Bir alçalır bir yükselir.
Kış ırmağı
Yüklenmiş götürüyor
Buddha’ya sunulan çiçekleri.
Ruhlara kurulan sofra
Ortadan kaldırıldı mı
Oda gene aynı oda.
Alçalan güneş :
Bir tepe, tepede bir geyik, bu gölge
Tapınağın kapısından giriyor.
Olur olur; bakarım bu kış yağmurunda
Tapınaktan ödünç alınan şu şemsiye
Kendiliğinden biçimini değiştiriverir.
Bir derviş mihrabı vardı kırlarda
O da yer sarsıntısından yana yattı
Adamakıllı devrildi gitti işte.
Saadet küçük bir
Cebinliğin içindeki
Çocuğun beyaz yüzünde.
Çocuğu bir güzel uyut
Sonra hadi bakalım davul çalmaya
Aman ne de karanlıkmış ortalık…
Yazın kırlarda bayırlarda
İki işportocu karşılaştılar
Biri o yana biri bu yana.
Sular alçalıyor
Ne ince, ne uzunmuş meğer
Bacakları bostan korkuluğunun.
Şapkası düşmüş
Bostan korkuluğu
Sinirli görünüyor.
Bahar gezip-tozmalarından
Görüp-göreceğin işte bugünkü
Bir daha yok artık.
Sözümona bastırmıştık ateşi
Gelzaman-gitzaman
Tencerede bir kaynama bir kaynama.
Ordan-burdan dehlenmişsin
Karşıdaki sıra sıra evlerden de
Parıl parıl ışıklar dökülür durur.
Akşam, sonbahar,
Aklım-fikrim
Anamda babamda.
Bir sonbahar akşamı
Yalnızlıkta şu. bu hadi
Sevinç te var.
Sonbahar akşamı
Üç yaşadın, beş yaşadın, sonu var;
Ama dünya kadar da boş vakit…
Tapınağın çanında
Dinlenen kelebek
Ha sızdım ha sızacak.
Ilık ılık bahar esintisi
Beyaz beyaz uçup duruyor
Adı-sanı belirsiz böceğin biri.
Ama ne zaman
Hanımeli dökülse
Şıp sivrisineklerin vızıltısı.
Yarasanın ömrü
Kırık şemsiyenin
Altında geçer saklı saklı.
Çatı arasındaki
Minicik kuşların cıvıltısı
Aman ne hoş…
Uguisu
Minicik evler arasında
Hop oraya, hop buraya.
Ormanın en kuytu yerinde
Ağaçkakan
Ve balta sesi.
Sararmış çayırlar üstünde
Uçan sincap
Çıtır çıtır yedi minicik kuşu.
Sonbaharda sular derin
Ayna gibi görünüyor
Suyun dibi de, balık ta.
Bir alabalık; körpecikten,
Bir bambu yaprağı; bodur soydan
Derede birlikte yüzer giderler.
Gelincik çeker durur içini
Eski gölde
Mandarin ördekleri.
Mevsim yaz; arpa sonbaharı
El-ayak çekilmiş rüzgârdan
Pirinç aşırıyor tilkinin biri.
Erkenci bir ayışığı
Tilkiler cirit atıyorlar
Nergisler arasında.
Beyaz krizantemler önünde
Makas
Şöyle bir an duraklıyor.
Krizantem bahçıvanı
Sen krizantemlerin
Kulu-kölesi olmuşsun.
Bir akşam orkidesi
Kokusunun içine saklanıp kalmış
Beyaz beyaz çiçeği.
Akşam sefaları
Bir tanecik te
Sarı sarı açanı olaydı ya…
Borozan çiçekleri içinde
Hele bir tanesi var ki
Tam dağ gülü renginde.
Çay çiçekleri;
Beyaz mı?
Sarı mı?..
Aman ne cici şey
Anason yağmur altında
Çiçek açıyor.
Aldırış bile etmiyor
Dağ kılavuzu
Kiraz çiçeklerine.
Bir hasır serdim yere
Üstüne bir güzel kuruldum
Ve daldım gitti erik çiçeklerine.
Yıldız dolu bir gece
Pirinç tarhlarındaki suya
Erik çiçekleri dökülüyor.
Tarlalardan geçen patikada
Erik çiçekleri
Ne koyu kırmızı, ne de bembeyaz.
Heryerde erik çiçekleri
Kuzeye gitsen de olur
Güneye gitsen de…
İki erik ağacı
Bayılıyorum çiçek açmalarına
Biri erken, biri geç.
Sen yolda Abbas yolcu
Ama şu yol ne uzun
Ama şu söğüt ne yeşil.
Yağmurun yağışına güvendim
Kıyıp atamadım da söğüt dalını
Toprağa dikiverdim.
Çiçekli bir armut ağacı
Kadıncağızın biri
Ay ışığında mektup okuyor.
Anamın-babamın bucağında
Artık sonbahar yaprakları
Dünyalarından geçti gider…
Gittikçe kararıyor dağlar
Sonbahar yapraklarındaki
O kırmızılığı ala ala.
Taniguchi BUSON (Yosa Buson)
(1715 -1783)












