O, Mücîb Olan Allah Azze ve Celle’dir…{Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir} [Hud:61]
“Dua ve isteklere cevap veren.”
“Rabbiniz buyurdu: Bana dua edin. Size cevap vereyim.”(Mü’min, 40/60)
Dua, ‘istemek, talep etmek’ demektir. Dua denilince, aklımıza, öncelikle, el açıp yalvarmak gelir. Bu, duanın sadece bir şeklidir ve ‘kavlî dua’ olarak adlandırılır. Nur Külliyatında, “istidad lisanıyla bütün tohumlar tarafından ve ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla bütün hayvanlar tarafından ve lisan-ı ızdırarî ile bütün muztarlar tarafından edilen duaların makbuliyeti”nden söz edilir. Bu ifadeden, duanın diğer üç çeşidini de öğrenmiş bulunuyoruz: ‘İstidat lisanıyla dua’, ‘fıtrî ihtiyaç lisanıyla dua’ ve ‘ızdırar lisanıyla dua.’ Bütün çekirdekler, tohumlar, yumurtalar, nutfeler istidat lisanıyla dua ederek, bu istidatlarının kuvveden fiile çıkmasını talep ederler. Yeryüzünde sergilenen bütün hayvan ve bitki türleri, bu dualara cevap verildiğini ilan eder ve Mucîb isminden birer tecelli taşırlar. Fıtrî ihtiyaçlarla yapılan dualara iki misal: Göz, görme fıtratındadır, yani yaratılışında görme vardır ve görmek için de ışığa muhtaçtır. Keza mide, hazmetme fıtratındadır ve rızka ihtiyacı vardır. İşte bu dualara da cevap verilmiş ve güneş bir ışık kaynağı yapılırken, yeryüzü de rızıklarla doldurulmuştur. Izdırar lisanıyla yapılan dua ise çaresizlik içinde kıvranan, tutunacak hiçbir dalı kalmayan ruhların halis bir iltica ile Allah’tan medet dilemeleridir. Bunun en çarpıcı misali, Yunus aleyhisselâmın balığın karnında yaptığı duadır ve bu dua hemen kabul edilmiştir. İşte bütün bu dualara, Allah cevap verir. Hakiki Mucîb ancak O’dur. Dil, kalbin tercümanıdır. Kalpteki bir istek, henüz kelimelere dökülmeden, bir arzu, bir iştiyak yahut bir ızdırap halinde iken Allah’ın malûmudur. Nur Külliyatı’nda duaya cevap vermekle, duanın kabulünün farklı şeyler olduğu enfes bir misalle şöyle açıklanır: “Cevab vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: ‘Ya Hekim! Bana bak.’ Hekim: ‘Lebbeyk’ der.. ‘Ne istersin?’ cevab verir. Çocuk: ‘Şu ilâcı ver bana’ der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenâb-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hâzır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.” (Sözler) Bu isimden kulun alacağı ders, herşey için ve daima Allah’a muhtaç olduğunu hatırdan çıkarmayarak, ihtiyaçları için ancak O’nun kapısını çalmak, O’ndan medet dilemektir. Ayrıca, “Veren el, alan elden hayırlıdır.” hadis-i şerifini de düşünüp, kendisinden isteyenlere vermeye çalışmaktır.
Shuntarō Tanikawa ile Aşk Evlilik ve İlişkiler Üzerine
“İnsanları sevemediğini söyleyen birine ne tavsiye edersiniz?” diye sorulduğunda uzun uzun düşünüyor:
“Tavsiye verebileceğimi sanmıyorum.
Bir insan böyle olumsuz duygular taşıyorsa, bunun kökleri çoğu zaman çok derinlerdedir.
Böyle durumlarda birkaç söz söyleyerek onu değiştirebileceğimizi düşünmek doğru olmaz.
Zaten çoğu zaman değiştirilebilecek bir şey de değildir.
Shuntarō Tanikawa’nın “Hüzün” Şiiri Üzerine
O mavi göğün dalga seslerinin duyulduğu yerlerde
galiba çok önemli bir şeyi düşürüp bırakmışım.
geçmişin şeffaf istasyonunda,
kayıp eşyalar bürosunun karşısında durunca
hüznüm daha da derinleşti.
İki Milyar Işık Yılı Yalnızlık
Bu şiir, Tanikawa’nın yalnızca en ünlü şiiri değil, aynı zamanda bütün poetikasını özetleyen metinlerden biridir. Şair burada kozmik ölçekte bir yalnızlıktan söz ederken, onu karanlık ve umutsuz bir duygu olarak sunmaz. Tam tersine, insanların birbirine yaklaşma arzusunun kaynağını yalnızlıkta bulur.
Shuntarō Tanikawa’dan Seçme Şiirler
Her okuyuşta insanı yeniden hüzünlendiren, ama yine de dönüp dönüp okunmak istenen bir şiirdir bu. Acaba kaybedilen şey neydi? İnsan, geçmiş denilen zamanı üst üste biriktirirken sürekli bir şeyler kaybeder.
On Yedi Yıllık Sessizlik ve Ölüm Döşeğinde Yollanan Mektup
Edebiyat tarihinde dostlukların, kırgınlıkların ve geç gelen barışların hikâyeleri çoktur. Fakat çok azı, Ivan Turgenyev ile Lev Tolstoy arasındaki ilişki kadar çarpıcıdır. Çünkü burada yalnızca iki büyük romancı değil, aynı zamanda birbirine hayranlık duyan iki güçlü karakter karşı karşıyadır.
Şub 23
El-Mucîb
- By Şiir Antolojim in Kur'an-ı Kerim