Şuntarō Tanikawa’nın “Hüzün” Şiiri Üzerine

Japon şiirinin en özgün seslerinden biri olan Shuntarō Tanikawa, daha gençlik yıllarında kaleme aldığı şiirlerle edebiyat çevrelerini şaşırtmıştı. Şairin ilk şiir kitabı olan İki Milyar Işık Yılı Yalnızlık 1952 yılında yayımlandı. Henüz ergenlik çağında yazdığı bu şiirlerde, okuru hayrete düşüren taze ve benzersiz bir duyarlık vardı.

Bu yazıda, söz konusu kitapta yer alan ve Tanikawa’nın en unutulmaz kısa şiirlerinden biri kabul edilen “Hüzün” (Kanashimi) üzerine yapılan değerlendirmeleri paylaşmak istiyorum.

Hüzün

O mavi göğün dalga seslerinin duyulduğu yerlerde
galiba çok önemli bir şeyi düşürüp kaybetmiştim

Geçmişin şeffaf istasyonunda,
kaybolan eşyalar bürosunun karşısında durunca
hüznüm daha da derinleşti.


Şiirin Çağrıştırdığı Dünya

Şiirde geçen “o mavi göğün dalga seslerinin duyulduğu yer” nasıl bir yerdir?

Göğün ve denizin birbirine karıştığı, sınırların silindiği bir mekân mı? Yoksa yaşamın ilk kaynağının uzak evrenlerden fışkırdığı, hatırlanması imkânsız bir başlangıç noktası mı?

Bu dizeleri okurken insanın zihninde tuhaf bir duygu belirir: Hatırlayacakmış gibi olur, fakat bir türlü hatırlayamaz. İçini açıklayamadığı bir özlem kaplar; sanki çok değerli bir şeyi kaybetmiştir ama neyi kaybettiğini unutmuştur.

Şiirdeki “çok önemli bir kayıp” ifadesi özellikle dikkat çekicidir. Kaybedilen şeyin son derece önemli olduğu bellidir; fakat onun ne olduğu artık bilinmemektedir. İşte şiirin yarattığı gizem de burada yatar.

“Geçmişin şeffaf stasyonu”ndaki kayıp eşya bürosu ise sanki soğuk ve bürokratik bir yerdir. Şair, zihninde kalan belirsiz bir görüntüyü sözcüklere dökmeye çalışırken, onu yakalayamadıkça daha da hüzünlenir.

Bu nedenle şiir, yalnızca Tanikawa’nın kişisel duygusu olmaktan çıkar; okurun kendi kayıplarını da hatırlatan bir aynaya dönüşür.


Neden Bu Kadar Tanıdık Geliyor?

“Bu şiir sanki beni anlatıyor.”

“Hüzün”ü okuyan pek çok kişinin hissettiği şey budur.

Aslında bu dizeler yalnızca Tanikawa’nın yazabileceği kadar özgündür. Buna rağmen şiirin kurduğu dünya, birçok insana derinden tanıdık gelir. Çünkü şiir, unuttuğumuz ama bütünüyle de kaybetmediğimiz bir şeyi sezdirir.

Okura bir şeyleri hatırlatır; fakat tam olarak neyi hatırlaması gerektiğini söylemez. Bu yüzden şiirde hoş bir eksiklik, tatlı bir tamamlanmamışlık hissi vardır.

Hatta insan, bu şiirin yalnızca şairin gençlik dönemine değil; doğumundan da önceye, varoluşun en eski katmanlarına uzanan bir kökü olduğunu düşünmeden edemez.


“Hüzün” Üzerine Düşünceler

Şiirin yarattığı bu tuhaf ortaklık duygusunu açıklamaya çalışanlar arasında Tanikawa’nın dostları olan Makoto Ōoka ve Noriko Ibaragi de vardır.

Makoto Ōoka: İnsanlığın Kozmik Yalnızlığı

Ōoka’ya göre Tanikawa’nın şiirlerindeki hüzün, klasik Japon şiirindeki duygusal melankoliden farklıdır.

Bu duygu, daha çok şu soruya benzer:

“Acaba ben, Dünya adlı bu küçük gezegene bırakılmış başka bir gökcisminin yetim çocuğu muyum?”

Bu, ergenlik çağındaki birçok insanın bir dönem hissettiği o açıklanamaz uzaklık ve yabancılık duygusudur.

Ōoka ayrıca, İki Milyar Işık Yılı Yalnızlık kitabındaki yalnızlığın yalnızca Tanikawa’nın kişisel yalnızlığı olmadığını söyler. Ona göre bu yalnızlık, evrenin sonsuz genişliği karşısında insanlığın zaman zaman hissettiği ortak ve kozmik yalnızlıktır.

Dolayısıyla “Hüzün”deki kayıp, tek bir bireyin kaybından çok daha büyük bir şeyi işaret ediyor olabilir.


Noriko Ibaragi: Gençliğin Eşiğindeki Soru

Ibaragi ise şiiri gençlik döneminin varoluşsal sorgulamalarıyla ilişkilendirir.

Bir insan ilk kez:

  • “Ben neden buradayım?”
  • “Neden doğdum?”
  • “Hayatımın anlamı nedir?”

sorularını sormaya başladığında, çocukluktan gençliğe geçişin eşiğine gelmiş demektir.

İnsan yalnızca anne ve babasından doğduğunu bilmekle yetinmez; kendi varlığının daha soyut, daha derin kökenlerini de merak etmeye başlar.

Bu süreçte kişi kendisine dışarıdan bakmaya çalışır ve eksiklik duygusuyla tanışır. İşte Ibaragi’ye göre Tanikawa’nın “Hüzün” şiiri de bu temel sorulardan birinin şiirsel ifadesidir.


Ergenlik Yalnızlığı mı, İnsanlık Yalnızlığı mı?

Ōoka ve Ibaragi’nin yorumlarını birlikte düşündüğümüzde iki önemli sonuca ulaşabiliriz:

  • Şiirdeki yalnızlık, özellikle gençlik döneminde yoğun biçimde hissedilen bir yalnızlıktır.
  • Ancak aynı zamanda bireysel değil, insanlığın ortak kaderine ait bir yalnızlıktır.

Bu nedenle şiir okurda güçlü bir yankı uyandırır. Çünkü herkes, hayatının bir döneminde açıklayamadığı bir eksiklik duygusunu tatmıştır.


Sonuç

Shuntarō Tanikawa’nın gençlik yıllarında yazdığı “Hüzün”, yalnızca birkaç dizeden oluşmasına rağmen son derece derin bir şiirdir.

Bu şiiri yazabilecek kişi belki de yalnızca Tanikawa’ydı; üstelik bunu ancak gençliğin o eşsiz duyarlılığı içinde yazabilirdi. Bu yönüyle gerçekten benzersizdir.

Fakat şiirin asıl gücü burada değildir.

Şiirde anlatılan hüzün, yalnızca şaire ait kalmaz. Ergenliğin yalnızlığını, insanın kökenini arayışını ve evrendeki yerini sorgulamasını hatırlattığı için, okuyan herkese bir şekilde dokunur.

Belki de bu yüzden, tıpkı görünmeyen bir çekim kuvveti gibi, bizi kendine doğru çekmeye devam eder. Çünkü hepimiz, bir zamanlar nerede olduğunu bilmediğimiz ama çok önemli olduğunu hissettiğimiz bir şeyi kaybetmişizdir.

suntaro-tanikawadan-secme-siirler3312744974469940412 Şuntarō Tanikawa’nın “Hüzün” Şiiri Üzerine

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.