Bir Değirmendir Ölüm

Allah’a yemin ederim, attan ya inecek veya indirileceksin.
Hele niye duruyorsun, ayağına gelmişken cennetin?
Ey nefis, vuruşup öldürülmezsen de ölüm seni bulacak.
Bir değirmendir ölüm, bir gün seni de alıp öğütecek.
Neyi arzuladıysan dünyada, bunlar hep sana verildi.
Doğru yolda ilerlersin, eğer istersen arkadaşların gibi şehâdeti.

Abdullâh Bin Revaha (Ra.)
(İ. Hacer, 1:239)

bir+degirmendir+olum Bir Değirmendir Ölüm

Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi

Aşk, karanlık bir ‘şey’dir.
İnsan bile aşk kadar karanlık değildir,
insanın gecesi olan anılar bile
hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
öyle masum kalır ki aşkın yanında:
“Rain Dogs” koyu kahveyle iyi gider
“Rain Cats” bugünlerde kezzapla
aşkı neyle denersen dene
ölümle iyi gider yalnızca

Kimse gecesinden bir aşk bağışlamaz
kimsenin kelimeler kuyusu olan kalbinde de toplanmaz aşk
kimsenin kederinden çalınmaz
ve ödünç de alınmaz kimsenin yağmurundan…
Aşk karanlığını bağışlar insana
kalbini sen toplarsın ona
kederi sen yakıştırırsın
ve sendeki yağmuru paylaştırırsın
kimin gözyaşından kaldıysa

Aşk bazen de onun yerine söylenir
herkesin bildiği şeyleri üstelik
ilk defa gibi: Aşkı dünyadan
getirir insan birine bakarak değil,
öyle büyük olmalı ki aşk, karanlığından da fazla,
‘sende aşk yokmuş’ dememeli kimse kimseye
‘aşk kalmamış dünyada’ demeli, ‘suç bende değil’
‘yoksa ben de âşık olmak isterdim sana, ama yok,
yok ki aşk dünyada ben nerden getireyim?’

Belki sözler de karanlık kalmalı, rengini açmamalı
onların da, yoksa… Virgül bile aşk için delildir.
Belki sözlerin de aynası olmalı ve bakmalı
nasıl söylendiğine ve kime… Niye yok
yoksa suretimiz suskunluğumuzdan değerli midir?

Herkesin kaybettiği aşkı ben de bulamadım
küçük bir oğlan gibi, sanki acının mutluluk
olduğuna inandırmışlar da çocukluğumda
inanacak başka bir şey kalmamış bana

“Mavi Kadife” yi niye unutamadığını hatırla
simsiyah bir şiirdir baştan sona ve hâlâ,
maviliği şairler ve budalalar içindir,
istersen İskenderiye armağanı ‘Justine’e de sor,
istersen ‘kuyu’ diyelim karanlığa da
sen bu şiiri bitir
ya da küs ve aşkı eğlendir

Aşk çünkü karanlık bir eğlencedir
sen üzülürsün aşk eğlenir

Aşk bir kere yalnız
bırakırsa insanı
yalnızı bir kere daha
yalnız bırakır aşk da

Çünkü insan bir değil
iki kere yalnızdır aşkta
(iki kere karanlık da denilebilir)

önce, kendinde değildir
ve sevgili de inanmaz
kendinde olmayana

De ki öyleyse:
Ölümden başka her şey ödünçtür
ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da
ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’
demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında
deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa!
Sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı
yalnızca ondan istedin,
oysa aşktan daha zoru, istemekti,
bilmedin!

Bilme öyleyse:
Aşk bu kadar karanlıksa
şiir nedir?

‘Asl’ olan insanın gülümsemesidir
başkalarının görmesi değil’ diyemiyorsa…

‘Aşk için daha fazla boşluk
yaratmayı’ öğretemiyorsa…

‘Aşk, görünmez oluncaya dek, sevdim
seni, derine indim ve gözden kayboldum’
yokluğuna inemiyorsa…

Şiir nedir?
‘Bahçeyi derviş yetiştirir , şiiri aşk’
Bana n’oluyor öyleyse?

‘Ne istediğimi sen bilmezsen
ben nasıl bilebilirim?’
demedikçe şiire ne bizden?

‘Ne kadar güvenebilirsen
acı çekmeyen birine
aşka da o kadar güven!’
demeyen şiirden de bana ne?

Dinle öyleyse: Şiir doğudur Asya kadar
iyi bir şair de görmedim ben
kendinden önce başkalarının düşünü gören

Çocuğu içinden atarsan anne olursun
yağmuru parka atarsan üzgün
şiiri içine atarsan
içine atmış olursun yalnızca
aşk olursun diyemem yine de
içine attıkları bu karanlıkta

“Eskiler alıyorum” diye gezene
şimdi sokak kalmış mıdır kimbilir:
Geceyi tanımadan şiir yazdın
âşık olduğun karanlığa kalmadan
şiir dediğin ısrardan başka ne
‘ödünç’ diyorsun durmadan, ödünç, ödünç
karanlığı mı istiyorsun ödünç yerine
karanlıktan şiir çıkmaz, geceden çıkar
ve aşk, istemezse, karanlığını bile
ödünç vermez şiire!

Bu bir mektup olsaydı
seni güldürürdüm mutlaka
fakat bu bir şiir, bağışla
seni yine güldürdüğüm için, bağışla
Bak ben kaldım, sen de
Kal! Karanlığa
bir yarım ekle yalnız
bir de yağmur kız ekle
ve kal istersen yarısı mavi,
yarısı bordo bu ödünç şiirde

Ya da;
Ya yağmuru alıp gidelim buralardan
Ya yağmuru terk ettiğin parka bırak beni de!


(on dakika ara)

(“Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi” (Se til venstre, der er en svensker) Danimarkalı Yönetmen Natasha Arthy’nin 2003 yapımı filmi)

Haydar Ergülen
-On Dakika Ara/Üzgün Kediler Gazeli-

gelin+canlar Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi

Sen İstanbula Aldırma

Caddenin bostanına Malatyadan geldim
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış
rüzgar martıya yakışmış balıklar suya
kayık kayıyor,çanları tutun delirmesin
hangi renkti sustuğum Göztepenin kıyısında

yüzümde Istanbula aykırı bir şey
yavrusunu emzirmeyen analar gibi
itiyor elinin tersiyle gerisin geri
saçlarımın kokusu bu kente esmer
ve kadınlığım dik duruyor yollarına

bir oyuk açıldı yarıldı nar
o gün müydü kendime bir isyan aldım
taş yerine şiir aldım bindim tramvaya
moda şarkılar söyledim
üvey baktım denize
orayla bura arasında parçalandım

Madam bu İstanbul sizin mi
padişah yaşıyormuş
saraylar eskise de yenisini yaparlar
yüzümüzde göçmen duruş
inkar uyum ve kapıda tekrar
dilimden kimliğimi aldılar
arzuhal yazdım kabul bekledim
zaman dolmuş katipler yoklar

aynı balıkçıydı kuşkum yok
saçı sakalı köpüklü beyaz
yaz dedi, bütün insanların sokağında
ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır
sen İstanbula aldırma!..

Arife Kalender

sen+istanbula+ald%C4%B1rma Sen İstanbula Aldırma

Küçükhanım

Bir dağ çiçeğinin açmasını getiriyorum

Uzandıkça yüzünün kumsalına
Balıksız bir denizin yalnızlığı oluyor saçların

Korkumu bölüşmek istiyorsun
İçimi parçalayan bakışlarını serbest bırakarak

Birazdan bir mevsim başlayacak
Sokak çocuklarının kışkırtıcılığıyla dolacak sesin

Ben, gözünün içine batan bir kiraz tutuşmasıyla şekerleşirim

Yine de kendini bilmez bir rüzgârla giderim yanından
Kusura bakan bir gökle okşadıkça bulutları
Son yağmurunu paylaşırım Istanbul’un.

İlker İşgören

papatya+gozlu Küçükhanım

Derin

…………….Gittim gençliğimin sınırında öldüm
…………….Tenhada bir göl kaldı
……………………………..(Şeref Bilsel)

dünya içimde inceldi gelmeyin
aşkı siftah kalbi yufka sanırdım
dün geceydi adıma benzer bir şey gördüm
şey dedi babam uzaktan/şeyler insana kaderdir
eve üç gün gelmediğinde şiire sığınan
şeyler kitabı bir dağınıklıktı babam da zaten
gördüğüm bir rüyaydı anneme yordum
içim değil de üçümüzden biri öldü sandım
gelmeyin öyle peltek aksan dünya derin!

tenhâ olmanın adı da aczi de benim
dünya ilinden gelip kendime giderim
ne zaman yorulsam kalbime göl derim
gitsem de kalsam da her şey mesafedir ya
koynuma kaçırdığım saçlarıma bakar da
ânı sen yakala derim aşkı sen kalbim
aşk ve kalbim ki he ya benle yatar da
ikisi de benim değildir aslında

âh, aşk yanlış ân yalnız Allah!

Serap Aslı Araklı

serap+asli+arakli Derin

Kunâla

vakit geldi kunâla
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir kerecik sevmek çok değil

simsiyah saçların var kunâla
kemiklerine yapışık etlerin var
bir gün dökülecek
kunâla kuşu gibi gözlerin var
bir gün sönecek
kunâla
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
benden başka kimse bilmeyecek

bu can içimde kuştur kunâla
seni görünce titrer
bu can gözümde muhabbettir kunâla
seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunâla
uçar gider

bu can benden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir tek seni sevmek çok değil

Asaf Hâlet Çelebi

kunala+kusu Kunâla

İnadına Şiir

deniz kokuyorsun” diyor kadın
kıyıya vuran dalgaların sesiyle.
şair, Amanos dağlarına bakıyor,
dağların ardındaki denize ve
kalyonların hışırtısına, balıkların
ışığı çekip çeviren rengine ve zamana
bakıyor, batık kadırgaların aydınlık hüznünde

“Ritsos okudum !” diyor şair,
“deniz bulaştı dilime, kumları avuçladım,
suya yazgılı çocuklar kahkahalarla koşuyordu.
uzak iklimlerin rüzgarını duyumsadım.

“gerçeğine geri dön” diyor kadın,
sesinde kayıp bir kayık yalpalıyor.
“geç kaldın şiire, hayata geç başladın.
bu yüzden bir ihtiyar gibi yazıyorsun
imgeleri, yaşamadığın günleri özleyerek.

“Ritsos okudum !” diyor şair, gülümsüyor,
“tapınaklardan ilahiler yükseldi toprağı
avuç avuç ayartarak, rüzgar denizden koptu da
şapkalara dadandı, havalandı etek uçlarından,
çocuklar annelerinin bacaklarına yapıştı
kıkırdayarak. yaprakların arasından doru bir at geçti gördüm.”

kadın ıssız adalara benzemenin şaşkınlığıyla
susuyor. susmaya tahammül edemeyip
çekiştiriyor sözcükleri. “ hayat seni kandırdı”
diyor sonra yaralı bir fok gibi hıçkırarak.
“ ellerine şeker yerine şiir tutuşturulmuş
bir çocuksun. vazgeç sözcüklere kalbini eklemekten.

“Ritsos okudum !” diyor şair inatla.
“parmak uçlarımda hala yosun kokusu var.
denize karşı serilmiş çamaşırlara özenip
çırpındı göğsümdeki heyecan. rahimden
boşalan suyla hayatı tekmeledi bebekler.
baba olmanın sevinciyle kıyıya koşup
suya türkü söyledi bir adam.”

gökyüzüne inancını yitirmiş bir martıya
dönüşüyor kadının elleri ve susuyor.
şair konuşuyor hala, tuz kokulu sözcükler
salıyor uzaklara. motor gürültülerinin,
gevrek kahkahaların, imaların, ince hesapların,
ucuz şarkıların, küfürlerin, bedduaların ve
boşluğun ve hiçliğin ortasında kayboluyor sesi…

Murathan Çarboğa
murathan+carboga İnadına Şiir

Yazılmamış Şeyler

Sandık ki,
her şeyi kaldırabilir sözcükler.
Söylene söylete
tüketemeyiz aşkı da, şiiri de
eviçimizde. bir koşu!
Konuşa konuştura
gitmek zorunda değiliz
şu limandan. bir iş görüşmesine
gelmiş gibi dünyaya
ölesiye yaşamak zorunda…
Birazcık keyf, biraz da hafiflik
başarı, iş ve aşk zorunda
değiliz. ne de boşluk.
sandık ki,
her şey söylenebilir ve hiçbir şey
söylenmemiş gibi kalabilir aşk
eski yerinde.

(böyle olmuyor.)

Yazılmamış bazı şeyler kalmalı
sadece kendimizde.
En sonunda bir şey olmak zorunda
değiliz. ne de şairlik.

Mehmet Yaşın

yazilmamis+seyler Yazılmamış Şeyler

Aldanma

orada
yağmur bekliyor seni:
şimşek, yıldırım, fırtına
soğuk.
Burada
ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar
aldatmasın seni:
Tufan
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak Nuh’un gemisi
kurtaracak seni –
uçacak güvercini
getirecek yaprağı
olmayacak.

Sular akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
orada
yıkım bekliyor seni
gürültü, çöküntü, göçük
deprem.
Burada
sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar
aldatmasın seni:
Ölüm
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak İbrahim’in koçu
kurtaracak seni –
indirtecek bıçağını
sağaltacak yüreğini
olmayacak.

Acılar akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
aldatma kendini
aldatmasın seni
burada
boşluk –
yokluk
bekliyor orada seni.

Oruç Aruoba

aldanma Aldanma

Anason Kokulu Şiirler

                                            anason kokulu kadına

Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.

Edip Cansever

Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin
Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.
Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum
Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.

Şükrü Erbaş

Sevdiğin yağmurlar iniyor kente
Ve balkonda senden konuşup
Rakı içiyoruz biz…

Okan Savcı

sakın ha,
o resme dokunma!
o adam işte hala sevdiğim
onsuz rakı içememde
bilir misin,
resimde gördüğünden daha güzeldir
biz ne rakılar içtik onunla,

Pelin Onay

sahil boyu yürüdüm sanki
dudaklarıma takıldı bütün eski şarkılar
fasıl muhabbetlerinde sabahlayan çocukluğumu hatırladım
rakı kokan kahkahaları

Pelin Onay

Kır saçlı görgülü adamlar
Akşam peynirle rakı içer
Dünyayı yorumlardı
Bazıları şiir bile yazardı

Afşar Timuçin

Önümde rakı, dışarda akşam, akıntı,
kayıklar ve gelip geçen,
Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne siper edip bakan birisi:
“Bu herif aşık!”, diyecek.
Saçları perişan, dudakları mürekkepli, hali
bencileyin serseri bir kızı
Büyük bir sandal
-Akıntının içinden çekip-
Rakı kadehimle benim arama bırakacak.

Sait Faik Abasıyanık

artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Burda bir Ahmet Erhan var uzakta
Gözleri şehrinizin bütün dumanlarıyla kaplıdır

-Bir kadeh rakının kırk yıl hatırı vardır

Ahmet Erhan

Rakının buğusu üzümün buğusudur ya rakıyla buğulanan sözü nasıl yabana atarsınız? Rakıyla buğulanan sözler de, aslında hangi viranbağlardan kalmışsa bardağı taşıran üzüm taneleridir. Buğulu sözler, olağanüstü cümleler kurmak üzere seçilen, parlatılan sözler değildir. Tam tersine, belki de en çok o saatlerde bize ‘insan olma vakti’nin geldiğini en çok duyumsatan sözlerdir. Buzlu rakıların içimizi ısıtan gevezeliklere yol açması belki de bu yüzdendir.

Haydar Ergülen

Oysa salaş bir meyhane kadar tenhalardayım
Bağışla, peçeteye şarkı adı yazıp uzatamadım sahneye
Bu yüzden sana hiçbir ithafım kalmadı kalbimden başka

Cihan Oğuz

Dilerim ölünce şarapla yıkanayım
Şarap şiirleriyle talkınlanayım
Mahşer günü arayan olursa beni
Meyhanenin önündeki topraktayım.

Ömer Hayyam

Türk sanat müziğidir. Durup dururken ağlatır, olmadık yerde kahkaha attırır.
Kadın ruhludur rakı. Daldan dala her türlü duyguyu tek kadehte yaşatır.

Mehmet Nuri Sönmezer

Şaraptı rakıydı şuydu buydu 

Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten 
Dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem 
İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu

Metin Eloğlu

Anasının karşısına geçip, rakı içer bu kaltak
Bir alay şatafilliyi yanına alıp fink atarlar

Metin Eloğlu

”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim

?

sokağa çıktım mıydı akşam serinliğinde
bacaklarımda derman yok
rakı makı içiyorum gene olmuyor
ne sabri’ye uğradığım var ne celile’ye

Metin Eloğlu

İskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı
Bakışından tedirgin oldum
Giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı
Vapurla Karaköy’e geçtim
Tokatlı’ya uğradım
Köprüden aldığım Fransız dergilerini karıştırdım
Kirazla bir kadeh rakı içtim

Edip Cansever

İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
Beni bu rakıyla baş başa bırakma

Metin Eloğlu

yalan değil kalbim fena çarpıyor sana
şarabı açıyorum rakı dökülüyor zemzem sehpasına
birden haramcılar üşüşüyor helallerime
helalciler saldırıyor haramlarıma
beni zorla cennete kapatacaklar gibi cehennemlik bir ahval!

Alper Gencer

” Marmara’ya rakı dökün atlamadan önce.
Hem balıklar hep mi meze olacak? ”

Mustafa Aksoy

Önce kendine gel, sonra meyhaneye;
Kalender ol da gir kalenderhaneye.
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur:
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye.

Ömer Hayyam

Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun…

Yavuz Bülent Bakiler

Ben şarap olsam, sen, içtikçe içen bir sarhoş…
Ben sarhoş olsam, sen, haşrederek içtiğim bir şarap…

Sâmiha Ayverdi

Ah aysız gecelerde olur ne olursa
Atın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
İri gözlerimde keder
Kılıcımda hüzün
Satın beni satın beni
Rakı için

Halim Şefik Güzelson

Fenalık geçirelim bir balıkçı lokantasında
İki yudum rakı arasında!
Çok usta iki satranç oyuncusu gibi oturalım
yatağın başucuna sen ayakucuna ben
bağdaş kurup!

alkolü bırak! beni bırakma.

Küçük İskender

hani bir de masada rakı, aşkta endişe tükenmişse
uzun yazlardan sözeden kadınlardan çok korkacaksın

Küçük İskender

Bir türküye tutunur sadece
Neden gariptir ve de fakir
Neden rakı şişesinde balık olmak ister
Neden kovarlar çalıştığı yerden O’ nu ?

Necati Ünsal

Mavi bir mektup yazmak istiyorum memleketime.
Mavi bir şiir… Tarçın koksun her kelimesi.
İmbat rüzgarları uçursun a’ları, a’sız bir şiir olsun.
Ama tuzlu serseriliğim benim, eksik olmasın.

– Bir kadeh de rakım.

Özkan Mert

Yüzüme gözlerini, hata, kenarları buruşuk gözlerini kaldırdı. Tertemiz yuvarlak gözleriyle bana baktı. Sonra oğluna döndü. Bakışlarıyla kocaman delikanlıyı uzun uzun kucakladı. İftiharla yükseldi. Boynundaki gazete kayışını tuttu. Çekip bıraktı. Müvezzi döndü:


– Ne o, baba, dedi.

Aynı gözlerle bakıştılar. Adamın gözü yaş içinde idi. Müvezzi meyhaneciye döndü:

– Babaya artık rakı verme, dedi. Efkârlanıyor.

Sait Faik “Baba-Oğul” adlı hikâyesinden


En büyük aşk
Rakıya aslında.
Durmuyor şişede durduğu gibi
Uzaktan güzel
Sessiz bir kadın gibi,
İlk yudumdan sonra dönüş yok geri
Bin kere tövbe edilip,
Bin kere içiliyor o sevgili…

Tayfun Talipoğlu

Koltuğun, kitapların, terliklerin
Bıraktığın gibi duruyor masan
Dolapta rakın
(Sahi hiç rakı
İçmedik biz seninle değil mi
Pek vaktimiz olmadı öyle şeylere
Çık da bir gün içelim)

İsmail Uyaroğlu


Gözlerin marmaradan daha derindi sevgilim
ve ben sarhoş bir şamandıra sallantısıydım

Mustafa Aksoy

Bir ara bir sevdayla az kımıldanır gibi oldu kalbim
Gidip çarşıdan sulayacak bir çiçek satın aldım o zaman
– Ne içindi şimdi hatırlamam –
Yüzüm, ilk satırı çoktan unutulmuş
Bir kentin anı defteri
Rakı başında – istemem –
Anmayın bidaha denizi menizi.


Ali Asker Barut

zamanı yırtan spiral yörüngede
her zaman açık duran o gizli kapı
o yalnızlık kapısı, o tuzlu aşk
biraz İstanbul getirsin yokluğun masasına
buzlu bir kadeh rakı, bir dilim peynir
bir avuç buğulu erik tadında

Ayten Mutlu

Otuzlu yaşlar intihar yaşlarıdır
Ömrümüzün gazeli savrulur soluğumdan
Musluklar bozuktur, kadınlar şikayetçi
Bir küçük rakının, üç günlere bölündüğünü hatırlatan

Ahmet Erhan


Anne ben geldim, yoruldum artık
Her yolağzında kendime rastlamaktan
Hep acılı, sarhoş ve sarsak
Şiirler çırpıştıran bi adam

Ahmet Erhan

Ve şarkılar hatıra biriktiriyor, benim yerime de bak deniz orada
Deniz ve balıklar armağandır bizlere, roka ve rakı da öyle
Sevdiklerimiz de özler bizi ve inan ki ölmüyor hiçbir şey
Aşk istasyonunda ne kadar çok bekleyen varmış kendisini
Mor rüya barına gidelim, iki şiir parlatalım ve doya doya içelim

Engin Turgut

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip 

Musikiler alıyorum.

Bir de rakı şişesinde balık olsam

Orhan Veli Kanık

Sağol, daha fazla içmeyim yoksa gene sarhoş olurum sana.
Giderken kendi hesabını öde lütfen.

Mehmet Yaşın

birden rakıya su karışır gibi
gülüşün ağaçlıklarda
ıssız göl diplerinde aşkımız

İzzet Yaşar

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

Turgut Uyar

Eskimeyen bir rüzgardan gelmiştir bir elinde evlat kokusu, öbürü küs
Rakının denize ilk defa bakışı gibi göğe bir karışması var ki
İşte bunu anlatamam, bunu bahçeye düşen gölge de anlayamaz
Yaz dut yemiş bülbüle döner, güneş yorulmuştur sarışın olmaktan.

Engin Turgut

İrtifa kaybedip, kazanacağım yerde
Alkolün ve kalabalığın verdiği esenlikle
Gülümseyerek düşündüm seni, kendimi bir şey zannedip
Oradayken sen ve ben buradayken
İp gerip aramıza yanına gelirim zannederken
Hop! dedi dış ses, kalkalım, rakı bitti!

Ali Lidar

çünkü bilirsin ki rakı içen kadın, herkesle rakı içmez ve seninle rakı içiyorsa, senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer vardır.

Ozan Önen

içelim Ahmet ağbi,
hayat bize gülmedi,
Yılmaz Güney’in filmleri gibiyiz…
işimize rakı karışsın, madem zafer şarkımız yok,
ıslığımız var yine de…
bir mızıka sesi, saçak altlarına çekilen yalnızlığımıza apolet …

Rahmi Emeç

Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir,
neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir,
ikisi beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir,
susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir.
Ama işte, bir tek salakla içilmez…

Nazım Hikmet Ran

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Edip Cansever

Buket diye bahçeli bir meyhane vardı Yenişehir’de
Yıkıldı çoktan GİMA var şimdi yerinde 

 
Can Yücel

-Sevgili, o ince yollarda yaz
Bir anason kokusudur beyaz

Metin Cengiz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
her halde bodrum’daydı geçen yaz
daracık sokaklarınız vardı çıkmaz
viskiyi çok sever az içerdiniz
gün boyu meyhane café-bar caz
‘yine de en büyük rakı’ derdiniz
iki cami arasında beynamaz
n e ç o k e n k a z

Ahmet Necdet

Burası dalyan kahvesi
Ortalık süt mavisi
Apostol bu ne biçim meyhane
Tabağımda bir bulut
Kadehimde gökyüzü

Oktay Rifat

Gönlü sevdayla dolanların
Son uğradıkları meyhane
Bir yudum aldım da
Kendimi buldum kocaman bir denizde

Sabahattin Kudret Aksal

sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın

Arife Kalender

Çok çabuk çekildin hayatımdan
Kaderle el eleydin,
Bense kederle sarhoş…
Yarım kalmıştı hikayemiz
Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden

Abdulhak Hamit Tarhan

İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş…
Bende bir resmi var yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük…
Garip birde sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş…

Bekir Sıtkı Erdoğan

Uydun ötekilere, şiiri dört döndün, çocuğun oldu, meyhanen, sormadıkların
Bir teybe takıldın, televizyon düğmesine, dört-beş köfte, maydanoz rakı üstüne
Dize saydın yazdığın her şeyi, beni ortadan böldün

Hüseyin Peker

İstanbul’un tozu alınmamış bir köşesinde içtiğimiz
rakı, aşkımızın açıkta kalan kamburuydu komi,
ölü düşler asılı
duvarda, kılıktan kılığa giren su, kimi ölü kimi uzak
kimi adını bilmediğimiz, zakkumu bırakmıştık
vestiyere gülü alıp gidiyoruz,
tozu alınmamış bir köşesine İstanbul’un

Metin Fındıkçı

Benden geçen şeylerin farkındayım elbette
İçimden geçenlerle ters orantılı hemen hepsi
Gölgesine sığındığım rakı şişesinin görkemi
Azalsa da o son lanet duble içildiğinde
gecenin son saatlerinde
İçinde serçeler ve güvercinler gezinen
laflar etme arzusu doluyor bir yerlerimde.
Ağzımı açacak oluyorum
ama dinleyen kimse yok
Neyse diyorum sonra, neyse
Neyse..

Ali Lidar

Annemse bir elinde rakı kadehi
Ötekinde kağıtlar
Oyun kağıtları
Teyzeme bakıyor sürekli
Teyzemse yaratılmakta olan bir anıya benziyor
Bakışları anlamsız
Gölgeli
Kendine bakıyor olmalı
Ne tuhaf, herkes bir yerlere bakıyor
Hiç kımıldamadan

Edip Cansever

Can Yücel vapuru
alaycı bir düdük çalar
savaş gemilerine
ki rakı şişeleri asılıdır
can simitlerinin
yerine

Sunay Akın

suyu rakı gibi içen
pardesüsünü rahat
ve telaşesiz giyen bir genç gördümü
hayıflanır
‘ben gençliğimde de
pardesümü giyerken
bu kadar ve gibi rahat değildim
suyu rakı gibi içemezdim’
derdi

Murat Kapkıner

Oysa
rakı içebilirdik delirene kadar hep birlikte
sen,
ben,
kız kulesi.

Gözlerin marmaradan daha derindi sevgilim
ve ben sarhoş bir şamandıra sallantısıydım

Mustafa Aksoy

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
rakı makamına göre kadehe doluyor
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
an geliyor,
kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

Pelin Onay


gece 10’a doğru aradın. birkaç gün
sonra dolunay olacağını, rakı içeceğini
ve denize deniz kızları için
biraz rakı dökeceğini söyledin.
kıskandırmanın daha zarif bir
yöntemi olamazdı ama beni daha

fazla kıskandırma olur mu?

Lale Müldür

rak%25C4%25B1-siirleri-bercestem Anason Kokulu Şiirler