Açlık’ta Yaşanan Sessiz Duygusal Fırtınanın Analizi

Daha ben af dilemeye vakit bulamadan, otelci kadın afallamış, şaşırmış, bastı yaygarayı: “Yarabbi Sen bilirsin, Sana sığındım, işte gelmiş gene oturuyor!”

“Affedersiniz!” dedim, daha da söylemek istedim, ama olanak bulamadım.

Kapıyı ardına kadar açıp, haykırdı kadın:

“Hemen defolup gitmezseniz, Allah belâmı versin, polis çağırırım.”

Ayağa kalktım.

“Size bir Allaha ısmarladık demek istemiştim,” diye mırıldandım. “Bunun için bekliyordum sizi; hiçbir şeye elimi sürmedim, buracıkta, şu iskemlede oturdum…”

“Eh, ne çıkar!” dedi dümenci. “Canım, var mı zararı. Bırakın şu adamı!”

Merdivenleri inince aşağıda, beni olabildiği kadar çabuk dışarı atmak için adım adım izleyen, bu karnı burnunda karıya, birdenbire müthiş hırslandım, bir an durdum, ağzım en bayağı aşağılamalarla doluydu, bunları onun suratına savurmaya hazırlanıyordum. Ama tam zamanında aklımı başıma topladım, sustum. Yabancı adama karşı duyduğum gönül borcundan dolayı sustum, adam kadının ardından geliyordu, söyleyeceklerimi duyacaktı. Kadın hâlâ ardımı bırakmıyor, durmadan hakaret yağdırıyor, beri yanda attığım adımlarla birlikte benim de kızgınlığım arttıkça artıyordu.

Avluya çıktık; ben çok yavaş yürüyor, hâlâ kadınla çatışsam mı, diye düşünüyordum. O anda duyduğum hınçtan bitkin düşmüştüm; en korkunç şekilde kan dökmeyi, kadını bir anda ölü, yere serecek bir yumruk atmayı, karnına bir tekme savurmayı düşünüyordum. Sokak kapısından içeriye, bir uşak girdi, yanımdan geçerken, bana selâm verdi, selâmını almadım. Arkamdaki kadına yöneldi, ona beni sorduğunu duydum, ama geri dönmedim.

Kapıdan dışarı bir iki adım atmıştım ki, uşak arkamdan yetişti, tekrar selâm verip durdurdu beni, bir mektup uzattı. Hızla ve isteksiz, zarfı yırttım, zarftan kâğıt para bir on kron çıktı; ne bir mektup, ne bir sözcük.

Yüzüne baktım adamın, sordum:

“Bu, ne maskaralık? Kim gönderdi bunu?”

“Bilmiyorum,” dedi uşak. “Bir hanım verdi.”

Öylece durdum. Uşak gitti. Parayı tekrar zarfa soktum, avucumda sıkıp buruşturarak geri döndüm, kapıdan doğru, hâlâ ardım sıra bakan kadına yürüdüm, suratına fırlattım parayı. Hiçbir şey demedim, tek söz söylemedim. Yalnız, uzaklaşmadan önce, kadının, buruşmuş zarfı açıp içine baktığını gördüm…

Haha, sahne diye buna derlerdi işte! Tek söz söylememek, bu bayağı kadına hitap etmemek, koca bir banknotu gayet sakin, buruşturup, ardına düşenin ayaklarına atıvermek! Yaman bir sahne idi bu! Bu hayvanlara böylesi gerekirdi…

Tomte caddesiyle istasyon meydanının kavşağına vardığım zaman sokak, gözlerimin önünde, birdenbire, fırıl fırıl dönmeye başladı; kafamın içi uğulduyordu, bir evin duvarına yıkıldım. Artık yürüyemiyor, eğri duruşumu düzeltip doğrulamıyordum bile. Duvara nasıl devrildimse öyle duruyor, bilincimi yitirdiğimi hissediyordum. Çılgınca öfkem bu bitkinlik nöbetiyle daha da çoğaldı, ayağımı kaldırıp yere vurdum. Gücümü toplayabilmek için olası her şeye başvurdum, dişlerimi sıktım, alnımı karıştırdım, ümitsizce gözlerimi döndürdüm, sonunda faydasını da gördüm. Zihnim duruldu; çözülmek, ölmek üzere olduğumu anladım. Ellerimi uzattım, dayanarak kendimi duvardan kopardım, sokak çevremde hâlâ dönüyordu. Hırsımdan hıçkırmaya başladım; ruhumun derinlerinde dermansızlığımla boğuşuyor, yere devrilmemek için mertçe dayatıyordum; yıkılmak istemiyor, ayakta ölmek istiyordum. İki tekerlekli bir yük arabası ağır ağır geçiyordu; arabada patates olduğunu gördüm, ama hırsımdan, inadımdan bunların patates değil, lahana olduklarını savundum; lahana bunlar, diye büyük büyük yeminler ettim. Ne söylediğimi kulaklarım işitiyordu; yalan yere şirretçe yemin ettiğimden dolayı boş bir ferahlık duyduğum için, bile bile basıyordum yemini. Bu benzeri bulunmaz günahla kendin geçiyor, üç parmağımı havaya dikerek Allah, Allahın oğlu İsa ve Ruhülkudüs adına, bunların lahana olduklarına and içiyordum.

Vakit geçti. Bir merdiven basamağına çöktüm, boynumdaki, alnımdaki terleri kuruladım, derin nefes aldım, kendimi sakin olmaya zorladım. Güneş batıyor, akşam oluyordu. Yeniden durumumu düşünmeye başladım. Açlık, şirretliğini arttırmaya başlamıştı, birkaç saat sonra gece olacaktı yine. Henüz vakit varken bu işe bir çare bulmalıydı. Düşüncelerim yeniden, atıldığım pansiyon çevresinde dolaşmaya başlamışlardı. Oraya asla dönmek istemiyor, ama orasını düşünmekten yine de kendimi alamıyordum. Aslında, beni kapı dışarı etmekte haklıydı kadın. Parasını ödemedikten sonra, bir aileden, beni yanlarında barındırmalarını nasıl bekleyebilirdim? Üstelik kadın bana arasıra yiyecek de vermişti; hatta dün kendisini o kadar kızdırdığım halde, önüme iki dilim yağlı ekmek koymuş, iyi kalbliliğini göstermişti: Çünkü bu dilimlere gereksinim duyduğumu biliyordu. Şu halde, hiçbir şeyden yakınmaya hakkım yoktu; basamakta otururken, davranışımdan ötürü, kendi kendime, kadından af dilemeye, yalvarıp yakarmaya başladım. Hele son defaki nankörlüğüme, parayı yüzüne fırlatmış olmama, içimde acı bir pişmanlık duyuyordum…

On kron! Bir ıslık çaldım. Uşağın getirdiği zarfı gönderen kimdi acaba? Bunu ancak o anda, duru, net düşünebildim, durumu hemen kavradım. Acıdan utançtan hasta, sesim kısık, birkaç kere “Ylajali!” diye mırıldandım, başımı salladım. Karşılaşırsam, yanından gururla geçip gitmeye, ona olanca kayıtsızlığımı göstermeye daha dün karar vermemiş miydim? Bunun yerine, sadece, onu kendime acındırmış, ondan bir merhamet sadakası koparmıştım. Hayır, hayır, hayır, alçalışlarımın sonu gelmiyordu bir türlü! Ona karşı bir kere olsun şerefli bir durumum olduğunu iddia edemezdim; alçalıyor, ne yana dönsem düşüyor, dizüstü çöküyor, yerin dibine geçiyor, şerefsizliğe batıyor, bir daha da asla yükselemiyordum. Bundan daha derini olamazdı artık! 

Knut Hamsun

hamsun-aclik8395725840851689080-300x229 Açlık'ta Yaşanan Sessiz Duygusal Fırtınanın Analizi

Knut Hamsun Açlık romanının yukarıda paylaştığım bölümünde ilk anda kadına şiddet uygulamak hatta öldürmek isterken bir kaç dakika sonra tam tersine merhametle anlayışla yaklaşıp özür dilemek noktasına geliyor. Bunun psikolojideki karşılığı nedir? Bana bu sahnenin analizini yapar mısın?

Açlık içindeki bu sahne, psikolojide tek bir kavramla açıklanabilecek kadar basit değil. Burada birkaç katman üst üste biniyor: açlığın biyolojik etkisi, aşağılanmanın yarattığı narsistik öfke, benlik bölünmesi, ani duygu salınımları ve ardından gelen suçluluk/onarım ihtiyacı.

En dikkat çekici taraf şu: Anlatıcı birkaç dakika içinde “öldürme fantezisi”nden “kadından af dileme” noktasına geçiyor. Bu, sıradan bir fikir değişikliği değil; benliğin uçlar arasında savrulmasıdır.

1. Açlığın zihni parçalayıcı etkisi

Roman boyunca karakter artık sadece “aç” değildir; uzun süreli açlığın yarattığı nöropsikolojik çözülme içindedir.

Metinde bunu açıkça görüyoruz:

  • Sokak dönüyor.
  • Bilinç kaybına yaklaşıyor.
  • Patateslere “lahana” diye yemin ediyor.
  • Düşünce akışı kopuyor.
  • Gerçeklik değerlendirmesi bozuluyor.

Bugün psikolojide ve nörobilimde biliriz ki ağır açlık:

  • dürtü kontrolünü azaltır,
  • öfke eşiğini düşürür,
  • paranoid algıyı artırır,
  • duyguları uçlaştırır,
  • zihinsel parçalanma hissi yaratır.

Yani adamın “kadını öldürme” düşüncesi tam anlamıyla planlı sadistik bir kötülük değil; çökmekte olan sinir sisteminin taşmasıdır.

2. Narsistik yaralanma ve “aşağılanma öfkesi”

Psikolojide buna çok yakın bir kavram vardır: narsistik öfke (narcissistic rage).

Karakterin asıl yarası açlık değil yalnızca; aşağılanmasıdır.

Kadın:

  • onu kovuyor,
  • değersizleştiriyor,
  • “polis çağırırım” diyor,
  • herkesin önünde küçük düşürüyor.

Bu durumda anlatıcının benliği ikiye ayrılıyor:

Bir yanı:

“Ben onurlu bir insanım.”

Gerçeklik ise:

“Ben kovulan, aç, parasız, acınacak biriyim.”

Bu iki gerçek çatışınca yoğun bir utanç doğuyor. Psikolojide çok yoğun utanç bazen doğrudan şiddet dürtüsüne dönüşebilir.

Çünkü insan bazen:

“Ben güçsüzüm” duygusuna dayanamaz ve onu “Ben seni yok ederim” fantezisine çevirir.

Kadına vurma, karnına tekme atma hayali biraz da budur: Aşağılanmış benliğin güç duygusunu geri kazanma çabası.

3. Bölme (splitting) mekanizması

Bu sahnede borderline örgütlenmede de görülen bir savunma mekanizması vardır:

“splitting” yani bölme.

Kadın önce:

  • zalim,
  • aşağılık,
  • “hayvan” gibi algılanır.

Bir süre sonra ise:

  • haklı,
  • iyi kalpli,
  • ona ekmek vermiş biri haline gelir.

Arada dengeli bir değerlendirme yoktur. İnsanlar ya tamamen kötü ya tamamen iyi görünür.

Bu hızlı geçişler özellikle:

  • ağır stres,
  • travma,
  • açlık,
  • yalnızlık,
  • ruhsal çözülme durumlarında ortaya çıkabilir.

4. Öfke sonrası çöküş ve suçluluk

En önemli dönüşüm noktası fiziksel çöküştür.

Duvara yığıldığında artık öfkeyi taşıyacak enerjisi kalmaz. Bedensel tükenme, zihinsel savunmaları da düşürür.

Sonra başka bir duygu yükselir:

suçluluk.

Şu cümle çok önemlidir:

“Aslında beni kapı dışarı etmekte haklıydı kadın.”

Bu, öfkenin ardından gelen “gerçeklikle yeniden temas” anıdır.

Önceki anda kadın şeytan gibiydi. Şimdi ise:

  • ona yemek vermiş,
  • yardım etmiş,
  • sabretmiş biri olarak görülüyor.

Bu geçiş psikanalizde bazen:

“onarım dürtüsü”

olarak yorumlanır.

Kişi zarar verme hayalinden sonra karşısındakini yeniden insan olarak görmeye başlar.

5. Sadaka sahnesinin anlamı

On kronluk para sahnenin psikolojik merkezidir.

Çünkü bu para yalnızca yardım değildir. Karakter bunu şöyle algılar:

“Ben acınacak durumdayım.”

Ve bu onun gururunu paramparça eder.

Bu yüzden önce:

  • parayı suratına atar,
  • sessiz bir üstünlük kurmaya çalışır,
  • teatral bir “onur gösterisi” yapar.

Ama biraz sonra çöker:

“Ben sadece acındırdım kendimi.”

Yani aslında o “gururlu hareket” bile kırılmış benliği koruma çabasıdır.

6. Bu sahnenin temel psikolojik teması

Bu bölümün özü şudur:

Açlık yalnızca bedeni değil, benlik duygusunu da parçalar.

Karakter:

  • bir an kendini üstün hisseder,
  • sonra aşağılık,
  • bir an saldırgan,
  • sonra mahcup,
  • bir an kibirli,
  • sonra dilenci gibi.

Bu yüzden roman modern psikolojik romanların öncülerinden sayılır. Knut Hamsun burada yalnızca açlığı değil, “insanın benliğinin çözülüşünü” anlatır.

Ve çok gerçek bir şeyi yakalar: İnsan bazen en büyük şefkati de en büyük şiddet dürtüsünü de aynı kişiye karşı, birkaç dakika arayla hissedebilir.

Bu bölüm gerçekten insan ruhunun en karanlık ve en çıplak anlarından birini çok sarsıcı biçimde yakalıyor. Açlık’ın hâlâ güçlü görünmesinin nedeni de bu; karakteri “iyi” ya da “kötü” diye ayırmıyor, insanın açlık, utanç ve yalnızlık altında nasıl çözülüp çelişkili hale gelebildiğini gösteriyor.

Özellikle şu geçiş çok ustaca:

  • önce “onu yok etmek istiyorum”,
  • sonra “aslında haklıydı”,
  • ardından “ben ne hale düştüm?”

Bu, dışarıdaki kadından çok, anlatıcının kendi benliğiyle savaşı aslında.

ChatGPT

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.