Hadi hoşgakal diyerek yuvama
Çekip gidince buralardan ben
Ve evimi öyle boş bırakınca
Ne olur ey çatıma komşu erik ağacı
Her bahar çiçek açmayı unutma.
Sugawara MİCHİZANE
(X. Yüzyıl)

Haz 13
Hadi hoşgakal diyerek yuvama
Çekip gidince buralardan ben
Ve evimi öyle boş bırakınca
Ne olur ey çatıma komşu erik ağacı
Her bahar çiçek açmayı unutma.
Sugawara MİCHİZANE
(X. Yüzyıl)

Haz 13
Ah öyle bahtiyardım ki
Onu tanımadığım günlerde
Ama geceli gündüzlü şimdi
Bir üzüntüdür çullanmış gönlüme
Yaşayıp gidiyorum işte…
ATSUTAKA
(IX. Yüzyıl)

Haz 13
Kötü haber tez ulaşır derler ya
Sözümona gizliydi âşıkdaşlığım
Sakız oldu şimdi onun-bunun ağzında
Benim artık gözden düştüğüm
Ah ümitler..,, ağlamalı kana kana.
Mibu no TADAMİ
(IX. Yüzyıl)

Haz 13
Ne kadar zorlasam kendimi
Sevdamı gizlemek için
O yüzümde okutuyor kendini
Ve sorduruyor ona-buna:
“Bir rahatsızlığınız mı var acaba?..”
Taira no KANEMORÎ
(X. Yüzyıl)

Haz 13
Onunla ne zaman karşılaştığımı
Şimdi çok merak ediyorum doğrusu
Demek ne var ne yok hatırımdan, çıktı
Izumi ırmağı kıyısında, içimde ayni duygu
Özlüyorum gene onunla karşılaşmayı.
KANESUKE
(IX. Yüzyıl)

Haz 13
Bilseydin seni nasıl sevdiğimi
Hiç bana gelmez olur muydun
Gizli gizli gelip görmeye beni
Dualarım bir kerecik olsun
Acaba kımıldatmıyacak mı seni?..
SADAKATA
(IX. Yüzyıl)

Haz 13
Kasuga’da Mikasa tepesinden
— Yiyip içip eğlenirken biz —
Ay kayığının yükseldiğini
Kadehlerdeki
Akisinden görmekteyiz.
Gizli gizli çekiyorsan
Eziyet değil de ne sevda
Sanki neden açığa vurmayasın
Ayın çıkıverişi gibi
Dağın arkasından.
Şu koskoca dünya bile
Tükenebilir kazıla kazıla
Bu dünyada
Sonuna erişemediğimiz
Yalnız sevda.
Bambu pancurlar arasından
Gel sevdiğim, gel bana
Annem sorarsa, ne o, diye
Hiiiç, derim; rüzgâr esiyordu da…
Bu sabah
Taramayacağım saçlarımı
Senin âşık kolun
Ey yastığım
Onların altında uzanmıştı.
Gökyüzünde
Bulutlara yakın çakan
Şimşek gibisin
Korkuyorum seni görünce
Görmeyince de üzülüyorum.
Yazıldın bu yıl asker ocağına
Oldun bir sınır bekçisi
Geçirdin keten urbayı sırtına
Eskiyince omuzların, erkekçiğim,
Sana onları kim yamar, kim diker ki…
Ama ne zaman
Elime alsam sazımı
Bir hıçkırıktır sökün ediyor
Acaba sazın içine
Bizimki mi saklanmış ne…
Yolcuların geceliyecekleri
Kırlara çiğler düşerse
Ey gökteki turna sürüsü
Ne olur kanatlarınızla
Yavrumu sarıp-sarmalayın.
Bırakalım benden hoşlanmadığını
Eh iyi ya, n’apalım…, ama
Görmeye de gelmeyecek misin yani
O çiçek açmış baştanbaşa
Bahçemdeki portakal ağacını?..
Feryat-figan
Ağustos böceğinde
Sevdadan yanıp-tutuşmalar
Kavrulur da aşktan pervane
Ne sesi, ne soluğu çıkar.
Bekledim bekledim
Erkeğim gelmedi
Neye yarar ötmesi bülbülün
Çiçekli dal
Kırıksa sanki…
Uçuyor yabanî kazlar kanat kanada
Silüetleri yüksek
Ve beyaz bulutlara karşı,
Öyle net ki sayabiliyorum onları
Sonbahar gecesinde ayın altında.
Anonim (VIII-IX. Yüzyıl)

Haz 13
Nafiledir, inceciktir
Sevdiğimin urbası
Ey Sao’da esen rüzgâr
Öyle soğuk soğuk esme bari
O eve erişinceye kadar.
Geleceğim dersin
Gelmezsin
Gelmeyeceğim diyorsun şimdi de
Öyleyse bekleyeceğim seni
Anlıyor muyum artık seni, ne dersin…
Sevdanın saklısı
Yazın kırlarda
Çalılar arasında açan
Bâkire zambağı kadar
Yürekler acısı değil de ne…
Seni benden, beni senden
Ayıranlar eller oldu
Gel efendim, gel beyim, gel
Elin dedikodusunu
Dinleme, düşünme hiç sen.
Ey dost
Seninle içtikten sonra
Erik çiçekleri yüzen kadehlerden
Ağaçta kalanlar da dökülse
Uğurlar ola…
Bn. Otomo no SAKANOYE
(Vm. Yüzyıl)

Haz 13
Şu yatağa yatıp da hani
Bütün gece düşünmesi vardır ya
Ah öyle sıkar, öyle sıkar ki beni
Gece öyle uzun gelir ki insana
Yabanî sülünün kuyruğu sanki.
Gökyüzü okyanusunda
Buluttan dalgalar yükseliyor
Ve ay gemisi
Yol almada tek başına sanki
Bir yıldız ormanı ortasında.
Bir türlü kocamayan gökte
Sürünüp duruyor akşam sisleri
Kagu Dağı’nın tepelerine
Hım…, demek ki artık
Baharın eli kulağında…
Benden sonra
Dünyaya gelenler
Sevdamın bu biçim
Yolunu-yordamını belki
Akıllarından bile geçiremeyecekler.
Sevgilimle gezeyim de el ele
İsterse onun-bunun dedikodusu
Yazın kırları kaplayan
Çimenler gibi yaygın olsun
Hıh…, umurumdaydı sanki…
Kapının önünden kös kös
Öyle bir geçişi var ki
“Sevdadan ölüyormuşsun ha,
Ölürsen öl, bana ne;
N’apalım yani…” der gibi.
Ey kuş avlayan efendim
Bak yaklaşmış uçuruma
Ünle de dönsün köpeğin
Salıver şu yeşil dağın
Bol yapraklı yamacında
Atın da biraz dinlensin.
Kakinomoto no Asomi HlTOMARO
( ? – 1734)

Haz 13
İyice biliyordum ki günün birinde
Bu yoldan aşağı inmem gerekecek
Ama o günün birinin
Bugün olacağını
Hiç düşünmemiştim nedense.
NARİHÎRA
(825-880)
