Ali Şeriati’den Mirzazade Bey’e Mektup

Mahcubum dostuma karşı ayrılık gecesinde

Ki o yakamı ilikliyor, bense canımı paralıyorum.

Mayıs 1962 başları

Ne yazık ki mektubunun, şiirinin ve kitabının bende uyandırdığı halet-i ruhiyeyi anlatmam mümkün değil. Her yerde yerli yersiz ve yalan yanlış tekrarlanan o eski iltifatları kullanmak istemiyorum. Çaresiz sadece şunu söyleyebilirim ki gurbette, sevdiklerimden habersiz geçirdiğim uzun zamanlardan sonra arkadaşlarımdan, dostlarımdan, o tanıdık sevimli dünyadan esen hafif, tatlı bir esintiydi bu mektup. Bana hayat verdi. Yıllardır unuttuğum canlılığı getirdi bana. Muhabbet, şeref ve insaniyet dolu dost çehrelerinin ve arkadaş toplantılarının tatlı hatıralarını canlandırdı zihnimde. Dünyada onlardan başka ümidim ve sermayem yok. Bu mektup beni uzun bir süre meşgul etti; bu şehirli vahşilerin bulunduğu dünyada yaşama ıstırabımı unutturdu.

Yıllardır güzelliklerden zevk almadığım, edebî ve şairane dertleri hissetmediğim için artık şiir ve sairler hakkında fikir beyan edemeyeceğim. Hassas bir insandan kuru bir mütefekkire dönüşebilmek için antrenman yapıyorum. (Burada mütefekkiri basit sözlük anlamıyla sınırlı çerçevede kullanıyorum.) Zira ben artık kendime ait değilim. Burada yıllardır başkalarının ekmeğini yiyorum. Dolayısıyla kendi sorunlarımla uğraşamam. Şiir hakkında düşünüyorum. İran’a döndüğümde “nereden başlayacağımı düşünüyorum.

Aslında nasihat etmek beyhude bir iştir. Özellikle de bir şaire “şöyle de böyle de” diyerek öğüt vermek aptalcadır. Bir şairin düşündüğü şeyden farklı bir şey yazması mümkün değildir. Ancak şairin duygularını terbiye etmesi, değiştirmesi ve yönlendirmesi mümkündür. İnsan çaba göstererek kendisini yetiştirebilir, geliştirebilir. Bir şair diğer şairlerle ilişki kuracağına, edebiyat ve şiir toplantılarına gidip geleceğine, Menüçehri ve Nima arasında mekik dokuyacağına, kendi halkı ile içi içe olsa, kahvehanelere, tekkelere, dini meclislere, fabrikalara, meydanlara, şehir merkezlerine gitse, halk yığınlarının içine karışsa, onların duygu ve dertleriyle hemhal olsa kendini geliştirir, düzeltir ve yeni duygular kazanır. Bundan sonra yazdıkları beyhudelikten azade olur. Sosyal ve manevi olarak müspet bir güç ve etken haline dönüşür. Böyle bir şiir de kendine has latif ve derin güzellikleri bünyesinde taşır.

Desnos, Cezayirli mücahitlere hitap ettiği şiirinde:

Ey demir parmaklıkları kesip atanlar, ey ateş açanlar; seher vakti o meşakkatli işinizden dönerken sizlere selam olsun!

Veya Poirot’un şu şiiri:

Toza toprağa bulanmış caddenin kenarında hırpani (perme perişan) Müslüman bir çocuk toprağa karışmış oynuyor. Babasını öldürmüşler. Okuması yazması olmadığı için elindeki çubukla toprağa resim çiziyor. Bir tüfek resmi…

Veya Ümid’in (Mehdi Ehevan-i Salis) şu cesur ve mertçe şiiri:

Nehir olup akmak, gölet olmaktan daha yeğdir.

Kayanın derinliklerinden suyun fışkırması, ardından başını büküp kayanın üzerinden akması ne güzel.

Eğer ovada fışkırsa, ovayla beraber aheste aheste akar gider; yok eğer vadide olsa, tepeden aşağıya doğru kıvrılır gider.

Oysa gölet her zaman aynı yerde sabit ve durgundur.

Hareket, devrim, özgürlük, adalet, halk, iman, insan sevgisi, insaniyet, cihat, fedakârlık temaları en az aşk, yeis, cilve, hicran, rekabet, sevgilinin keman kaşı ya da diğer azalarının tasvirinin içeriği kadar güzellik ve canlılığa sahiptir.

Şair toplumsal konuları işlerse duygusuz ve kuru kalır korkusu taşıyanlar; beyhude bir endişe içerisindedirler. Bu kişiler bu şairlerin sadece siyası, sıradan grup çatışmalarını içeren, gazete yazılarını anımsatan siirler yazdıklarını ya da nasihat ve öğüt verdiklerini düşündükleri için bu yargıya varırlar. Oysa halka yeni fikirler sunan, onu farklı mekânlara taşıyan şair; insanı kendi dar çercevesinden kurtararak, duygu, düşünce ve ruh gelişimine ve tekamülüne ulaştırmayı hedefler. Mevlana, Senaî, Nasır Hüsrev, Attar, Eşref ve inkılabın yetenekli şairlerinden (kuzey rüzgârlarının esinti kaynağı) Bahar ve Pervin örnek verilebilir. Sizin kendinizden, kendi sıkınılarınızdan, aşklarınızdan, hayallerinizden bahsetmeniz insafsızlık ve namertliktir. Halkın imanı bir tümenlik din tellallarının ve devlet vaizlerinin elinde; medeniyet algıları da Şehrazad ve Siyah ve Beyaz Sinemaları ve Tahran Radyosu’nun elinde ise eğer, size ağır bir sorumluluk düşmektedir. Bu biçare neslin kurtuluşu için elinizden geleni yapmazsanız en büyuk ihaneti etmiş olursunuz. İran’da her şey ve herkes halkı uyutmak için ninni söylerken, siz neden hâlâ mırıldanır, homurdanır ve inlersiniz? Milleti uyandırmak için feryat etsenize!

Tüm dostlara benden selamlar…

Ali Şeriati

ali-seriati470059832587555736-1024x863 Ali Şeriati'den Mirzazade Bey'e Mektup

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.