Bir sonbahar sabahı istasyonda

Ah bu sokak lambaları, nasıl da izliyor biribirini
ağaçların ardından miskin miskin,
yağmur damlatan dallar arasından
esneyip ışıklarını çamur üzerine yansıtarak.

Acı dolu, keskin, tiz düdüğünü öttürüyor
yakınlarda lokomotif. Kurşun renkli
gökyüzü, sonbahar sabahında
çepeçevre sarıyor bizi devasa bir hayalet gibi.

(…)

Sen de Lidia, dalgın dalgın uzatıyorsun bileti
kesmesi için biletçiye,
daralan zamana bırakıyorsun
güzel yılları, mutlu anları, anıları.

(…)

Çarpılıp kapanan kapılar
sanki hakaret dolu; alay eder gibi son
çağrı hızla kulaklarda çınlayan,
yağmur iri damlalarla dövüyor camları.

Madeni gövdesinden emin canavar
pufluyor, hırıldıyor, sarsılıyor, ateş saçan
gözlerini açıyor; karanlığı kat ediyor dev,
çevreye meydan okuyan bir çığlıkla.

Hareket ediyor acımasız canavar hızlı vagonlarıyla,
uçarcasına alıp götürüyor aşkımı da.
Ah, o güzel tüllü beyaz yüz,
el sallayıp kayboluyor karanlıkta.

Ah, o tatlı yüz pembe beyaz,
o, yıldızlar gibi parlak huzur dolu gözler,
o beyaz pürüzsüz alın,
gür, lüleli saçların çevrelediği.

Titreşiyordu yaşam ılık havada,
yaz yaklaşıyordu bana gülümsediğinde;
haziranda ilkbahar güneşi
pırıl pırıl, mutluydun ben öperken seni

ve kestane renkli ışıl ışıl saçlarının arasındaki
körpe yanağını; güneşten daha güzel
düşlerim, hale gibi,
sarıyordu seni, narin kadınım.

Ve ben yağmur altında, yoğun sis içinde
dönüyorum şimdi; karışmak isterdim yağmura, sise;
yalpa vuruyorum sarhoş gibi, yokluyorum vücudumu:
ben de mi hayaletim yoksa ?

Ah, bu düşen yapraklar, donduruyor içimi,
devamlı, suskun; yüreğimi parçalayarak…
Sanırım, tek ebedi bir kasım
var dünyanın her yerinde.

Ne iyi, yaşamın anlamını yitirenlere,
ne hoş bu gölge, bu sis:
ben isterim, isterim ben de kapılmak
ebediyete dek sürecek bu sise.

Giosue Carducci
Çeviri: Semra Alemdaroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.