1.
Sevgili Puran’ım,
Canım, nasılsın? Allah sırtındaki iki ağır yükü taşıyabilmek için sana güç versin.
Birincisi: Ben…
İkincisi: Benimle yaşamak…
Ben şimdilik serbest olarak Eğitim Bakanlığı’nda araştırmacılık yapıyorum. Ayrıca Modern Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde araştırmalara başlayacağım. Tabii ki serbest olarak çalışacağım, “program dışı” yani!
Kalmak için henüz uygun bir yer bulamadım. Bazen doktorun yanında bazen de o apartmanda kalıyorum. Yalnız kalmamı istemiyorlar. Ben de zaten yer aramaya pek hevesli sayılmam.
Sen de eğer … ile yaşama konusunda bir mektup yazar ve onlarla bu konuda konuşursan daha iyi olur. Kitaplar ve çalışma masamdaki eşyalara gelince … Bey’in bilgisi dâhilinde hizmetlilerin yardımıyla orayı boşaltabilirsin. Her ikisi de muhterem ve değerli arkadaşlar olan Prof. … Bey ve Prof. … Hanım da sana bu konuda yardımcı olurlar.
Fakültenin kitaplarını geri verdim. Odamda olan ve geri vermediğim birkaç kitabın kütüphane fişlerinin Prof. … Bey ve Prof. … Hanım adına değiştirilmeleri gerekiyor. Evde olan birkaç taneyi de … Beye verirsin. Benim adıma başka hangi kitapların kaldığını … Beye sorarsın, ben de bulup geri veririm.
Şimdilik burada eski mektup, yazı ve konferanslarımın derlenmesi, yayımlanması ve basılmasıyla meşgulüm. Umarım her zaman istediğin üzere yarım kalmış yazılarımı yayımlayabilirim.
… Bender Lenge iline gitti. Bir dahaki hafta yola çıkacak. Ramazan ayında daha çok doktorun evinde olacağım.
Umudum, biricik İhsan’ımı öpüyorum. Onun nasıl bir durumda olduğumuzu, nasıl bir zamanda yaşadığımızı, kendisinin ne yapması gerektiğini anlayacak olgunluğa eriştiğini düşünüyorum. O birçok sınıf arkadaşından ve yaşıtından farklı olduğunu biliyor. Onlardan üstün ve ayrıcalıklıdır demek istemiyorum. Bencil ve mütekebbir olmasını istemiyorum. Sadece istisnaî olduğunu hissetmesini istiyorum. Dolayısıyla istisnaî işler yapmak, istisnaî düşünmek ve istisnaî yaşamak durumundadır.
İki gözüm Susen’ciğim ve Sara’cığımı öpüyorum. Her gün yalnızlıklar içinde feryat ediyorum: Bu gece!
Ama sesim yankı bulmuyor.
İnşallah bu zorluklar geçecek ve gelecek daha güzel olacak. Tabii güçlü olursak, kötülüklere ve mahrumiyetlere göğüs gerersek.
Canım Mehrave’mi öpüyorum. Şimdi kucağımda olmasını ne kadar isterdim.
Tüm yakınlara ve akrabalara selamlar.
… Beye ve ailelerine çok çok selam söyle ve en derin hürmetlerimi ilet. Maalesef onlara veda etme şansı bulamadım.
Aziz ninemi öpüyorum. Söyle, tertemiz kalbi ile dua etsin de kâfirlerin ve şerlilerin şerleri kendilerine dönsün. Tüm bu sıkıntılar içinde en ağır sorumluluk senin omuzlarındadır. Senin bu yükü taşıma salahiyetin benim ve diğerlerinin tasavvur ettiğinden çok daha fazladır. Bunun için Allah’a şükrediyorum.
Allah’a ısmarladık.
2
Sevgili Puran’ım
Ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Seni özledim, diyorsun! Sen evinde, yuvanda, çocuklarla birliktesin ve bir tek kişiden ayrısın. Buna rağmen özlem duyuyorsun. Bense onca baskı, rahatsızlık, keşmekeş, çirkinlik ve pislik ortasındayım. En alçak halk sınıfıyla, en aşağılık toplumsal grupla ve en rezil entelektüellerle çatışmadayım… Diğer taraftan harabe bir köşede yapayalnız yaşıyorum, hepinizden uzağım, ben ne yapayım? Ben neler çekiyorum?
Ama sana vermek istediğim güzel bir haber var: Hüseyniye-i İrşad tamamlandı. Dün gece ilk kez rahat uyudum. Bugün öğlen uyandım. İki seneden sonra ilk kez bu geceyi vesvesesiz ve tasasız geçirdim.
Yarın sabahtan itibaren, yani bugün -çünkü şu an saat sabah 6:30- oturacağım ve bakanlığın makalesini yazacağım. İki üç güne tamamlarım. Artık benimle ilgili bir karar verirler. Yapmam yasaklanan her işin, önüme çıkan engellerin ve bu geçici durumun böyle sürüp gideceğini sanmıyorum. Bunlar değişecek. Toplumsal açıdan olmasa bile en azından ailevî açıdan her şey daha iyi olacak! Dua et de Allah bu konuda da bir lütuf ihsan etsin. Zaten ondan başka dayanılacak merci yok!
Ramazanda, hilkat garibesi bu din adamlarının neler yaptığını kesinlikle duymuş olmalısın! Kitaplar, bildiriler, küfürler, minberler, savaş meydanları, fetvalar… Hepsi bir yerden, aynı proje için, aynı tonda. Bunların hepsinin emperyalizmin köpekleri olduğu malum oldu artık. Emperyalizmin bu kesimin içlerinde nereye kadar nüfuz ettiği ortaya çıktı. Öyle ki “Bugün gelip tek fetvayla işini bitiririz!” diyorlar. Bir de bakmışsın ki öbür gün gidip fetvayı alıp getirmişler!
Velhasıl bir ay aleyhte propaganda ve ardından kapatılma!
Fakat bu bir iki yıllık emek semeresiz değildi. Yapılan çalışmalar toplumda tahmin edemeyeceğimiz kadar iz bıraktı. Sadece güçlü bir dalga değil, kuvvetli bir hareket ortaya çıkardı. Bunu ancak köklü bir devrimci örgüt yıllarca sürecek faaliyetleri sonucunda elde edebilirdi; desteksiz bir dinî müessese ve kimsesiz, işsiz bir kişi değil. Allah’a şükür tam arzu ettiğimiz noktaya ulaştık. Başarı, onur ve kudretle işimizi sonlandırdık. Öyle bir noktada susuyorum ki ne yanlış bir söz söyledim ne yanlış bir şey yazdım ne zaaf gösterdim ne de bir cümle dahi olsa hakikati maslahata ve menfaate kurban ettim.
Somut haberlere gelirsek; hep küfür işitmedim. Zehir varsa panzehir de vardı. Ramazan bayramında esnaf takımından bir grup aydın bir kutlama yaptı. Seçkin şahsiyetlerden oluşan bir grup bana olan takdirlerini sunmak arzusunda idiler. İlginç bir şey oldu, sana bir hediye vermek istiyorduk dediler. Ne kadar düşündükse de uygun bir hediye bulamadık. Sonra aklımıza Hz. Yusuf’a hediye takdim etmek isteyen grup geldi. Onlar da tüm çabalarına rağmen Hz. Yusuf’un güzelliğine ve değerine uygun bir hediye bulamamışlardı. En sonunda birinin aklına ona bir ayna hediye etmek geldi! Böylece bu aynada kendisini görebilirdi! Bu meyanda biz de sana “Fatıma Fatıma’dır” kitabını hediye etmeye karar verdik, dediler. Aynı zamanda bir “Peykan” marka otomobil de hediye ettiler. Neftî (koyu yeşil) renkli güzel bir otomobil. Bunu yeni kurduğumuz İrşad’ın Çocuk Eğitim Merkezi’ne takdim edelim, dedim. Otomobilin ruhsatını ve anahtarını onlara verdim. Ama bugün İrşad kapandı ve durumunun ne olacağı belli değil. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün el koyma ihtimaline karşı otomobili Eğitim Merkezi’ne verme noktasında tereddütlerim var. Sence ne yapmalıyım?
Senin cevabının ne olacağını tahmin ediyorum. Şimdilik anahtarı ve tapuyu geri aldım. Cevabını beklemekteyim.
Arazi konusunda ne yaptığını bilmiyorum. Nasıl uygun görürsen öyle yap. Benim ne kesin bir fikrim var ne de acelem. Her şey senin isteğine ve onayına bağlı. İhsan’cığım, Susen’ciğim ve Sara’cığım… Artık cumaları boş olduğum için hanımefendinin ve doktorun yanına gidiyorum. Hepsi iyiler. Benim de genel olarak sağlık durumum iyi sayılır. Ama artık böyle yaşamaktan çok sıkıldım. Özellikle İrşad kapandıktan sonra. Puran’cığım, umarım bu ayrılık en kısa zamanda sona erer.
Kurbanın Ali
3
Sevgili Puran’ım
Nasılsın? Nasıl gidiyor? Bilahare olması gereken şey oldu. Bu kadar geç ve bu kadar güzel olacağını düşünemezdim! Allah’ı görüyorum. Hissediyorum. Kendi varlığımı, güneşin ışığını ve sıcaklığını, karanlık bir gecede ansızın çakan bir şimşeğin aydınlığını, gecenin sonsuzluğunu, ateşin alevini, gülün kokusunu, aşkı gördüğüm ve hissettiğim gibi açık ve net bir şekilde… Allah’ı… Allah’ın kendisini görebiliyorum… O’nun ellerini omuzlarımda hissedebiliyorum. Omuzlarıma lütuf ve merhametle dokunuyor… Şeyhin ve …’nın tüm bu düşmanlıkları, tehlikeleri, çirkinlikleri, hıyanetleri, yalanları, alçaklıkları, merhametsizlikleri, utanmazlıkları karşısında… Sermaye, silah ve tespihin karşısında… Baskının ve eşekleştirmenin her zamanki ortaklığı ve işbirliği karşısında… Riyakârlıkları, dalkavukları ve aldatmaları için eşeklik, cahillik ve taassubu kullanan bu şerlilere karşı… Arkalarında siyonizmin büyük paraları, emperyalizmin dehaları, CIA ve uluslararası casus şebekeleri olan minberler, mihraplar, binlerce meddah ve vaiz karşısında… Bütün bunlara karşı sadece O, yapayalnız olan beni savunuyor… Gel gör ki nasıl bir himayedir bu! Nasıl bir savunmadır…
Puran, ne yaptığını bilmiyor musun? Ne yaptığını görmüyor musun? Ne yapıyor? O’nun rahmet yağmurunun altında yalnız duruyorum ve şiddetinden nefes alamıyorum. İlginç! Allah ne kadar da merhametli, anlayışlı! Planlar kuruyor. Benim hakperestliğimi ve iman gücümü en güçlü, en tehlikeli cephelerin karşısında konumlandırdı. Hepsiyle çatıştım. Elimde hiçbir silahım, hiçbir sermayem, sığınağım, taraftarım ve gücüm olmamasına rağmen. Tüm bu eşitsizlik karşısında mutlak zafer benimdi!
Tabii ki Allah bir mucizeyi dahi sebep ve vesilelerle yaratıyor. Peki, bu güçlü ve beraber hareket eden düşmanı ezmek için neyi vesile kıldı? Tek kelimeyle bizzat bu güçlü ve birlik olan düşmanların kendileri ve onların bu birlikteliğinin oluşturduğu gurur ve kibir. Evet, onların bu ansızın, acımasız, hep birlikte ve akıllıca saldırıları karşısında; kendi eşi ve çocuklarına bile bakmaktan aciz, kimsesiz, hiçbir şeysiz, dikkatsiz ve tembel olan bana Rabbimin lütfettiği tek imkân ve araç; kendi kibir ve gururlarıydı. Rabbimin bu lütfu sayesinde yenilgiye uğradılar ve rezil rüsva oldular. Gel gör ki daha düne kadar, özellikle bu yıl ramazan ayı boyunca camilerde, tekkelerde, mevlitlerde, meclislerde ve kadın toplantılarında ellerinde Ayetullah Seyyid Murteza Milanî’nin fetvası “Vurun, öldürün, yıkın, yok edin.” diye feryadı figan eden uzun sakallıların bugün iki yakası bir araya gelmiyor; kaçacak delik arıyorlar. Halk onların dinlerinin ve velayetlerinin ne mal olduğunu; kendilerinin de Firavun’un sihirbazları olduklarını çok çabuk fark etti.
Neyse ki her şeyin ve herkesin ne olduğu açıklığa kavuştu! Hem aydın hem esnaf hem devlet hem ruhaniyet! Tek bir soru, tek bir müphem nokta kalmadı.
Diğer taraftan yol da açıldı. Çukurda kalan ve yer altında biriken, bir havuzda, bir kaynakta sıkışan su akmaya başladı. İş tamamlandı. Benim işim sona erdi.
Artık vicdanım beni oturup yazmak, yaşamak, “eşim ve çocuklarımla ilgilenmek” konusunda rahatsız etmiyor. Artık bir düzen kurmak ve hayatın tadını çıkarmak günah olmayacak. Söylemek istediğim makam, düzen, para ve gösteriş değil! Bunlar bedbahtlıktır. Belki nohut ve et yemeği sofrasında Puran’ın yanına oturmak, İhsan’la kitaplar ve insanlar üzerine konuşmak, Sara ile okumak ve Susen ile derslerden bahsetmek, Mona’nın berrak dudaklarına buseler kondurmak, nine ile baş başa vermek, ansızın üzerime gelen kültürel hücumlardan sonsuza dek kurtulmak ve Ali Şiası ile Safevî Şia’sını tanıtmak için uğraş vermek!
Artık her şeyden el etek çekmeye karar verdim. Sadece ben, siz ve yazmak! O da sadece bu konuda ve başka hiçbir şey!
Bir tuzak vardı; ama hayırla sonuçlandı. Buhranlar devam ediyor; ancak bunun benimle bir ilgisi yok.
Şu an gündemde olan konu müessesenin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi meselesidir. Bu müessesenin yönetimi, düzene uygun dinî programlar icra etmesi için yeniden yapılandırılacak. Söz konusu programlar hem emniyet güçlerinin hem de taklit mercilerinin istediği yönde cereyan edecek. Burada hem velayete hem emniyete riayet edilecek. Ruhaniyet ve devlet bu müesseseyi himaye edecektir. Oysa bugüne kadar ilmî ve İslamî çalışmalar ruhaniyetin gözetimi altında değildi. Öte yandan emniyet güçlerinin soruşturmaları sonucu ortaya çıkmıştır ki müessesenin idarî işleri kontrol altında tutamaması neticesinde bazı aşırı gruplar, İslamî ilkeler ve dinî temellere dayanarak burayı kendi devrimci amaçları için kullanmışlardır. İşte bu nedenle müessesenin vakıflara bağlanmasına karar verilmiştir. Ancak her ne olursa olsun bunun benimle ve yaptığım işle hiçbir bağlantısı yok. Zira benim işim ders, eğitim ve düşünce üzerinedir.
Ali Şeriati
Mektuplar
Fecr Yayınları












