Karanlıkta Geçen Gemiler

Bir deniz gecesinde unuttuğun şarkıyı
Kıyı kıyı topluyor hafızan
Masmavi göğün altında
Yıldız mahşeri
Dalga dalga açılan
Bulut bulut toplanan

Davut peygamberin olmalı
Şu duyduğun mezamir
Şu beyaz çıplak
Ölümü unutturan kadın
Aşkı bölüştüğümüz sofrada
Zeliha olmalı

Ben sevdiğim kitapları bitirdim
Her satırda seni görerek
Her yıldız bir şarkı söyledi
Her şarkıdan bir kalp ağrısı kaldı
Karanlıkta geçen gemiler gibi

Baki Süha Edipoğlu

olumu+unutturan+kadin Karanlıkta Geçen Gemiler

Seni Anmakla Artıyorum

korkak değilim umutsuz değilim bundan böyle
değiştirdim sana yaraşmayan günlerimi verdiklerinle

sana yaraşmayan ne varsa bir bir çıkarıp attım
yeller esiyor şimdi o büyük karanlığımın yerinde

geldin kutsal bildiklerimi yeniden tanımladın
ülkemi bir bakışta bağladın güzelliğine

en varılmaz yerlere vardırdın ellerimi
en gizli denizleri açtın gemilerime

sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılan şiire

Kemal Özer
seni+anmakla+artiyorum Seni Anmakla Artıyorum

Yan Yana İki Ülke Gibiyiz Seninle

Yan yana iki ülke gibiyiz seninle,
ayın önünden geçen bulut
önce seni karanlıkta bırakır sonra beni
senden bana eser, yerine göre,
yerine göre benden sana
şakaklarımızı serinleten rüzgâr.

İki kıyı gibiyiz karşılıklı,
hem ayırır bizi hem bağlar birbirimize
aramızda akan ırmak.
İki tarih sayfası gibiyiz art arda
birinde başlayan cümlenin sonu
ötekinde düğümlenir ancak.

Geldiği vakit hasat günleri
iki ayrı ağızda aynı anda
beliren bir gülümseme gibiyiz seninle
ve iki ter damlası gibiyiz alnında
elbirliği ile üretilip
kardeşçe bölüşülen bir dünyanın.

Kemal Özer
Yan+yana+iki+%C3%BClke+gibiyiz+seninle Yan Yana İki Ülke Gibiyiz Seninle

Bana Bulaşmasın

Yağmur çiseliyor ya
bana bulaşmasın der gibi
çekinerek bakıyor penceredeki saksı

kente uzak, kırlara yabancı

Kemal Özer
penceredeki+saksi Bana Bulaşmasın

Birikime İnanmak

Dalgayı haber veren yakamoz
kimin gözüne çarpar kıyıda?
Çiçeğe durduğunu kim ayırt eder
tepeden tırnağa giyinmeden ağaç?
Kimin dikkatini çeker küçücük bir bulut
güneşi kapatmadan önce?

Kemal Özer

kemal+ozer Birikime İnanmak

Ne Çok Enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
galiba bodrum’daydı geçen yaz
t-shirt’leriniz vardı türkuvaz
pabuçlar ‘all star american’
ne tutucuydunuz ne de bağnaz
sabah kahvaltısında beethoven chopin
akşamları hacı ârif incesaz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
sanırım bodrum’daydı geçen yaz
güngörmüş saçlarınız vardı beyaz
bakışlarınız alaycı ve delişmen
mavi yolculuklarda yıldız-poyraz
balık yemekten ve çok sevişmekten
gut’a yakalanmıştınız biraz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
her halde bodrum’daydı geçen yaz
daracık sokaklarınız vardı çıkmaz
viskiyi çok sever az içerdiniz
gün boyu meyhane café-bar caz
‘yine de en büyük rakı’ derdiniz
iki cami arasında beynamaz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
elbette bodrum’daydı geçen yaz
sözcükleriniz vardı ince mecaz
aşklarınızı şiirle yıkardınız
bir yığın kadın huysuz utanmaz
her biriyle ayrı yatardınız
bin türlü işve bin türlü naz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
mutlaka bodrum’daydı geçen yaz
dostlarınız vardı köylü ve kurnaz
bireysel konularda acımasız
ülke sorunlarında vurdumduymaz
batı’lı düşünür doğu’lu yaşardınız
azıcık hicazkâr her dem şehnaz
n e ç o k e n k a z 

Ahmet Necdet
ne+cok+enkaz+ahmet+necdet Ne Çok Enkaz

Yalnızsın

Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü
Görürsün, hasretiyle sabah ezgilerinin
Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin
Kuşlar öter, uçuşur, yeşil dallara konar
Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar
Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan
İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan
Rüzgar okşamaktayken annen gibi tenini
Gecenin kolları sessizce yakalar seni
Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını
Anlarsın yalnızlığını ve yalnız kaldığını

Nurullah Genç

yaln%C4%B1zs%C4%B1n+nurullah+genc Yalnızsın

Yabancılaşma

Ağaçlar yitirmişler artık ağaçlıklarını gözümde.
Dallara rüzgarda yelken açtıran yapraklar da tükenmekte.
Yemişler tatlı, ama sevgi yoksulu.
Bir susuzluğu bile gideremiyorlar.
Ne olacak şimdi?
Gözlerimin önünde kaçmakta orman,
kulaklarımdaki kuşlar sessizliğe gömülmüş,
kalmamış bana döşeklik edebilecek bir çayır.
Bıkmışım artık zamandan,
ve zamanın açlığı içimde.
Ne olacak şimdi?

Ateşler yanacak gece bastırdığında dağlarda.
Yoksa davranıp yine koşmalı mı oralara?

Yollar yitirmişler artık yolluklarını gözümde.

İngeborg Bachmann

Yabanc%25C4%25B1lasma Yabancılaşma

Beşinci Mevsim

Aşk ülkesinde
Bir adam gerek, tüm boyutlarıyla demirden
Geçirmiş olmalı dört mevsimi
Ve yaşamalı beşinci mevsimde
Baharı görmüş olmalı
Ve yakıcı yaz güneşini
Tecrübe etmiş olmalı
Hazan vurmuş yaparaklara rüzgarın hücumunu
Ve kemik sızlatan kış soğuğunu
Yükseklerin karını süpürmüş olmalı
Ve tecrübe ve dert birikintisiyle
Beşinci mevsimde oturmalı
İmkansız ve mümkün bir mevsim
Bu mevsimde aşk
Bürünür bir başka renge
Aşk ülkesinde
Bir adam gerek, uyanık
Sabırlı
Fedai
Ki durmalı doruklarda
Ve aşk haykırışı sağır etmeli dünyanın kulağını
Ve aşk ülkesinde
Çadır kurmalı

Ferhad Abidini

Çeviren: Mehmet Kanar
besinci+mevsim Beşinci Mevsim

Cythere’ye Yolculuk

Kalbim bir kuş gibi, hür ve şen şatır
Uçuyordu kanatlar gergin; halatlar gergin
Ve gemi kayıyordu, ışık saçan güneşin
Sarhoş ettiği melek, sularda ağır ağır.

Bu kara, bu mahzun ada hangisi?
Bu Cythere, şarkıda yaşayan diyar;
İhtiyar çocuklara Eldorado ninnisi;
Halbuki zavallı bir toprak, dostlar!…

Tatlı sırlar adası ve kalp bayramlarının.
Tutmuş meşhur Venüs’ün güzel, mağrur hayali
Bir koku gibi, deniz ve göğünü, anlarsın.
Aşk, bahtsızlık doldurur ruhlara onun eli.

Yeşillikler, açılmış çiçeklerin ülkesi,
Yok sana kapılmamış tek millet, tek bir kimse.
Havanda öyle uçar dindar kalplerin sesi
Gül bahçesi üstünde koku nasıl yüzerse.

Veya bitmez ötüşü vahşi bir güvercinin…
-Cythere artık pek zayıf insanların toprağı;
Artık bir çakıl çölü, çığlıklar acı, derin.
Buna rağmen var bence bir tuhaf başkalığı.

Bu bir tapınak değil, bir orman gölgesinde,
Ki bir genç rahibenin, -çiçeklerle sevişmiş-,
Gittiği yer, vücudu sır alevinde pişmiş,
Rüzgarların varlığı eteğinin sesinde…

Fakat işte sahili tâ kökünden uçuran
Kuşlarla yelkenleri birbirine katan su!
Gördük ki üç ayaklı bir darağacıydı bu,
Siyah bir selvi gibi gökten apayrı duran.

Biraz önce asılmış genç avları üstüne
Çullanmış yiyorlardı çılgın yırtıcı kuşlar.
Kâfir gagalarını can evine sokmuşlar
Her kanlı noktasından, gözleri döne döne..

Gözleri iki delik, karın kısmı boşalmış,
Kalçaları üstüne akıyor barsakları.
Cellâtlar ağza kadar iğrenç zevklere dalmış.
İğrenç zevklere batmış gaga ve kursakları.

Ayakları altında, bin ağızlı bir sürü,
Burun havaya kalkık, fır fır dönüyorlardı.
En büyüğü ortada, çığrışıyorlar: “Yürü.”
-Bir cellat yanında binbir yardımcı vardı.

Ey Cythere’in, çok güzel bir semanın çocuğu
Bütün bu acıları sesszice çekeceksin!
O hayasız tapınman sebebi işkencenin;
Mezardan mahrum eden, günahların soluğu.

Senin acın yazılı en duygulu yerime!
Görünce seni yavrum, o sarkık kol ve ellleri.
Yükseliyor bir kusma gibi tâ düşlerime
Eski acılarımın kabarık, uzun nehri.

Ey aziz hâtıralar şahı biçare şeytan!
Senin önünde duydum, panter ve kargaların
Kuvvet ve şiddetini, çene ve gagaların,
Didik didik edecek kadar bana can atan.

-Sema câzibedardı, deniz bir su, yekpare;
Fakat her şey kapkara ve kanlı benim için.
Bir hüzün sisi sarmış ne yazık ki çepçevre,
Kalın bir kefen gibi, etrafını kalbimin.

Senin adanda Venüs! buldum bir tek şey gerçek;
Gölgemin asıldığı hayalî bir sehpa, ah!
Tiksinmeden vücut ve kalbimi seyrederek
Kuvvet ve cesareti ver bana Rahim Allah!

Charles Baudelaire
Çeviren: Sezai Karakoç
cythereye+yolculuk Cythere'ye Yolculuk