Gümüş Kuğu

Tan ağarmasından bir saat önce,
İyice eğilmiş Ay doğuda,
Yakında Güneş’in yanından geçip gidecek.
Seher yıldızı asılı duruyor
Bir lamba gibi, hilalin yanında.
Grileşen ufuk çizgisi üstüne.
Hava ılık, mis kokulu,
Akıl almaz ılıklıkta
Yağmurlu bir güz, gene de
Yapraklar renk değiştiriyor, açıklı
Koyulu dağdan aşağı.
Seyrediyorum dalgalana
Kıvrıla büküle yükselen dumanını
Bir tapınak tütsü çubuğunun
Okuma lambamın ışığında.
Ay ışığı beliriyor duvarımda
Doğurtmuşum sanki
Efsunla. Çıkıyorum
Ağaçlık bahçeye
Ve yürüyorum çırılçıplak, sadece
Sandallarım var ayağımda, ışık ve karanlık içine,
Uyuyan kaplanlar gibi dilim dilim.
Rakunlar seyrediyor beni
Ceviz ağacından, tembel hayvanlar
Kayıp gözden kayboluyor altında
Odun yığınının. Köpeğim CH’ing uyuyor.
Kedi de uykuda. Tek başımayım
Dinginliğinden daha
Kuşların bile uyanmadığı saatin.
Gece yaratıkları yattı uykuya. Karanlık
Mekik dokuyor bahçenin sonunda,
İçine işlenmez bir kütle.
Seher Yıldızı’nın bir ışınını
Ay ışığı yüklü sisin bir dilimi deldi geçti;
Çıplak bir kız şekillendi
Ve geldi bana doğru – Saydam,
Sonsuzluktan yapılmış gövdesi,
Dönüp duran ışık noktalarından, her biri
Bir yıldız kümesiydi, bir buluttu
Ateş böceklerinde, sayısız.
Aralarında yıldız ve Ay
Işıldıyordu hâlâ soluk soluk. Geldi
Bana doğru görülür görülmez
Kayıp giden havada ve dokundu
Omzuma ipekten daha yumuşak
Bir elle. Dedi ki;
“Biliyor musun sevgilim,
Ele geçirdiğin yüreği?”
Yanıtlayıncaya kadar ben, gövdesi
Aktı benim gövdeme, her
Işık taneciği karıştı
Kanımın ve etimin her zerresine.
Biz tek beden olurken dünya
Yok oldu.
Yok oldum ben de
Sıyrıldım varlığımdan, sadece
Bir dipsiz kuyuydum sınırsız.
Sadece karanlık bir kişilik
Duyulardan sıyrılmış ve us
Sınır bilmez bir boşluk.
Sonsuz bir uzaklıkta yanıyordu
Minicik bir kırmızı nokta
Ya ben yaklaşıyorum ona ya da o geliyordu
Solup gitmiş zaman. Hareket
Hareket değildi. Uzay boşluğa dönüşmüştü
Yakut rengi bir ateş dolduruyordu bütün varlıkları.
Açılıyordu, bir kapı gibi değilde.
Açılan avuçlar gibi yukarılarda
Ve kapanıyordu etrafımda.
Sora hiç. Bütün duyular yitmiş.
Yoktu ayırdına varmak; hiçlik.
Sadece bir başka türlü bilmek
Her şeyi kapsayan
Bir aşk bütün varlığı tüketen.
Durmuştu zaman.
Uzay gitmişti.
Kavrama ve dizge
Hiç varolmamıştı.
Dökülmüştü sonsuzluk.
Birden duruyordum gene
Bahçemde, çıplak, yıkanarak
Kızgın aydınlığında yeni
Doğan güneşin -yıldız ve hilâl yitmişti ışıkta.

Kenneth Rexroth
Çeviren: Güven Turan
Fotoğraf: Aleksey Malyshev

siirin+fotograf%C4%B1+fotograf%C4%B1n+siiri Gümüş Kuğu

Dile Gelen Taş

Sözlerimde, tezgâh dokuyan kadının sanatı kadar bile bir hüner yok.

Onun el emeğinden, top top bezler çıkıp çıplakları giydirir.
Benim sözlerim ise, kimin işine yaramış, kimin derdini saracak bir arşın bez dokuyabilmiştir.

Ben çitlenbik ağacı olsam, sen, dallarımda gezinen bir çocuk…
Ben çocuk olsam, sen, zihnimde uçuşan bin bir sual…
Ben gece olsam, sen, karanlıklarımı yırtan bir güneş…
Ben pınar olsam, sen, su arayan bir yolcu…
Ben ağaç olsam, sen, ona dolanmış bir sarmaşık…
Ben kıyı olsam, sen, ona çarpan bir dalga…
Ben dalga olsam, sen, dudak sürdüğüm bir kıyı…
Ben kaval olsam, sen, onu üfleyen bir çoban…
Ben ay olsam, sen, onunla halleşen bir sevdalı…
Ben yol olsam, sen, gönlüm gibi, evi köyü kaybetmiş bir yolcu…
Ben gözyaşı olsam, sen, onu silen bir âşık…
Ben türkü olsam, sen, onu çağıran bir dudak…
Ben şarap olsam, sen, içtikçe içen bir sarhoş…
Ben sarhoş olsam, sen, haşrederek içtiğim bir şarap…
Ben rüyâ olsam, sen, onunla sabahlayan bir şeyda…
Ben ateş olsam, sen, onu yelpâzeleyen bir el…
Ben tılsım olsam sen, onu saklayan gizli hazine…
Ben göz olsam, sen de onun bebeği…
Ben kalp olsam, sen de onun hayâtı…
Ben nokta olsam, sen, onda gizlenmiş kâinât…
Ben kâinât olsam, sen, onun rûhu olan tek nokta…
Ben asırlardan asıra geçmiş bir mirâs olsam, sen, her devirde ona sâhip çıkan mal sâhibi…
Ya sen ne olsan, ey varı yoku, olmuşu olacağı, âlâ ve esfeli avuçlarında gördüğüm Rabbim? Bana sorarlarsa sen ağaçtan: ¨İnnî en’allah!¨ diyen ses…
Ben de, korku ve dehşete düşmüş bir Mûsâ…

Ey gönlüm bana nasîhat verme: Örtün gizlen! diye boş söz söyleme… Nasıl örtüneyim ki, gömleğim, ateşinden yanıp kavruldu. Onun için üryânım.
Eğer esvâbın genişse beni de içine al da bâri öylece saklanmış olayım.

Ben n’olayım, n’olayım? Kulun olayım… esîrin olayım…
Senden gayrı nem varsa benden taşındı gitti. Çıplak kaldım; giydir beni, varınla giydir, yokunla giydir… ört, kapa, kimseler görüp tanımasın, artık tanımasın Allâh’ım.

Sâmiha Ayverdi
Dile Gelen Taş / Kubbealtı Neşriyâtı
dile+gelen+tas Dile Gelen Taş

Bir sonbahar sabahı istasyonda

Ah bu sokak lambaları, nasıl da izliyor biribirini
ağaçların ardından miskin miskin,
yağmur damlatan dallar arasından
esneyip ışıklarını çamur üzerine yansıtarak.

Acı dolu, keskin, tiz düdüğünü öttürüyor
yakınlarda lokomotif. Kurşun renkli
gökyüzü, sonbahar sabahında
çepeçevre sarıyor bizi devasa bir hayalet gibi.

(…)

Sen de Lidia, dalgın dalgın uzatıyorsun bileti
kesmesi için biletçiye,
daralan zamana bırakıyorsun
güzel yılları, mutlu anları, anıları.

(…)

Çarpılıp kapanan kapılar
sanki hakaret dolu; alay eder gibi son
çağrı hızla kulaklarda çınlayan,
yağmur iri damlalarla dövüyor camları.

Madeni gövdesinden emin canavar
pufluyor, hırıldıyor, sarsılıyor, ateş saçan
gözlerini açıyor; karanlığı kat ediyor dev,
çevreye meydan okuyan bir çığlıkla.

Hareket ediyor acımasız canavar hızlı vagonlarıyla,
uçarcasına alıp götürüyor aşkımı da.
Ah, o güzel tüllü beyaz yüz,
el sallayıp kayboluyor karanlıkta.

Ah, o tatlı yüz pembe beyaz,
o, yıldızlar gibi parlak huzur dolu gözler,
o beyaz pürüzsüz alın,
gür, lüleli saçların çevrelediği.

Titreşiyordu yaşam ılık havada,
yaz yaklaşıyordu bana gülümsediğinde;
haziranda ilkbahar güneşi
pırıl pırıl, mutluydun ben öperken seni

ve kestane renkli ışıl ışıl saçlarının arasındaki
körpe yanağını; güneşten daha güzel
düşlerim, hale gibi,
sarıyordu seni, narin kadınım.

Ve ben yağmur altında, yoğun sis içinde
dönüyorum şimdi; karışmak isterdim yağmura, sise;
yalpa vuruyorum sarhoş gibi, yokluyorum vücudumu:
ben de mi hayaletim yoksa ?

Ah, bu düşen yapraklar, donduruyor içimi,
devamlı, suskun; yüreğimi parçalayarak…
Sanırım, tek ebedi bir kasım
var dünyanın her yerinde.

Ne iyi, yaşamın anlamını yitirenlere,
ne hoş bu gölge, bu sis:
ben isterim, isterim ben de kapılmak
ebediyete dek sürecek bu sise.

Giosue Carducci
Çeviri: Semra Alemdaroğlu

Bir+sonbahar+sabah%C4%B1+istasyonda Bir sonbahar sabahı istasyonda

Guido Piva ‘nın ölümü üzerine

Şimdi düşerken kar
kefenin, toprağın, kalplerin üstüne
ve yaşamın boğulmuş sesi
dağılırken soğuk havada,

sen, güzel çocuk, göçüp gidiyorsun;
belki de solgun bulut karşılayacak seni
şuracıkta yalnızlıklarında
akşamın ve dağılıverecek senin gibi narin.
Bizse ılık güneşlerde
yorgun bir arzu ruhları sardığında,
çiçekler açtığında ve
döndüğünde cam gözlü Proserpina,
Bizse, seni düşüneceğiz, delikanlı,
dönmeyecek olan seni. Gümüşsü ay ışığında
nisanda geçecek gözümüzün önünden
sevdiğimiz hayalin bizi selamlayarak.
Giosue Carducci

Çeviri: Semra Alemdaroğlu

Semra+Alemdaro%C4%9Flu Guido Piva 'nın ölümü üzerine

Eski Ağıt

O ağaç, küçücük elini
uzattığın,
güzel kırmızı çiçekli
yeşil nar ağacı,
ıssız sessiz bahçede
yine şimdi yemyeşil,
haziran onu okşarken
ışığı ve ısısıyla.
Sen, kurumuş çatırdayan
ağacımın çiçeği,
sen, ölümlü yaşamın
tek ve son çiçeği,
soğuk topraktasın
kara toprakta;
artık ne güneş seni neşelendirir
ne uyandırır aşk seni

Giosue Carducci

ahmet+koyut%C3%BCrk Eski Ağıt

1867 yılının Haziran ayında doğmuş olan, şairin oğlu Dante, üç yaşını doldurduğu tarihten kısa bir süre sonra Kasım 1870’de ölür. Şair, biricik oğlunun ölümünden yaklaşık yedi ay sonra yazdığı bu şiirinde oğluna  yönelerek tesellisi olmayan acısını dile getirir. “Küçücük” elleriyle dokunduğu “güzel, kırmızı çiçekli” nar ağacı yine yeşermiştir “ıssız ve sessiz bahçede”. Haziran ayı “ışığı ve ısısıyla” can vermektedir ağaca. Oysa yıldırım çarpmış ve kurumuş bir ağaca benzeyen şairin, bu boş yaşamdaki “tek ve son çiçeği soğuk” “kara toprakta”dır: ne yazık ki artık onu ne “güneş” neşelendirebilecek ne de “aşk” onu derin uykusundan uyandırabilecektir. Nar ağacının kırmızı ve yeşil renkleri ilkbaharı ve yaşamı simgelerken, toprağın soğuk ve kara rengi kışı ve ölümü anımsatmaktadır.

Kaynak: Carducci’nin Şiirlerindeki Özyaşamsal Unsurlar / Semra Alemdaroğlu
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 41, 1 (2001), 115-128

Güftesiz Beste

Sizi dün bekledim o yollarda
Ki gezindikti bir zaman karda,
Kararan gözlerimle rüzgarda
Sizi dün bekledim o yollarda!..

Sanıyordum unuttunuz adımı;
Dediniz hissedince maksadımı:
“Beni hala bu genç unutmadı mı
Ki bugün bekliyor bu yollarda?”

Nice sevdalılarla sevgililer
Aşkı yollarda böyle beklediler!
Nice sevdalılar da var ki diler
Akşam olsun bu kuytu yollarda!..

Yahya Kemal Beyatlı

aksam+musikileri Güftesiz Beste

Kar Kasidesi

-prenses zinia’ya…

uzun rüzgarlar karanlığın dalgın sansarları
atlayıp dağıtırlar telaşlarıyla ürperen karları
sihirli bir lambadır bardaktaki güller gecede

yıldızlar donmuş göllere düşen buz billurları
düşten geyikler kudurtur kızıl buğulu kurtları
bir ulumadır kanlı/açlıkları uzar gecede

duman dumana kaybolur kar ışığında kısrakları
nedir saklı bir özlem midir kızak çıngırakları
geçen yüzyıldan kalma bulutlu bir pencerede

köpekler mi sarmıştır kar uykusunda koruları
yankılanır saltanatlı bir geçmişten av boruları
yalan değildir yaşanmıştır kimbilir ne zaman nerede

dinmez boşluklarda karın soğuk ve sürekli ısrarı
yumuşak hantallığıyla kaplayışı uçurumları
kül mavisi bir pus ufka bir perde çeker de

kayıp kervanlar belirir uyandırıp korkunç hanları
duyulur batmış şehirlerin boğuk sabah ezanları
kılıç gibi bir mehtabın yarattığı o depremde

getirir akla çocukluktan bilinmez hangi soruları
kar gecesi uyandırır ölüme değgin korkuları
yalnızlık bir samanyoludur genişler düşüncede

Attila İlhan

kar+kasidesi Kar Kasidesi

Kar Mûsıkîleri

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,

Bir erganun âhengi yayılmakta derinden…
Duydumsa da zevk almadım İslâv kederinden.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle,
Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.

Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!

Yahya Kemal Beyatlı

kar+musikileri Kar Mûsıkîleri

Kar Yağıyordu Karanlığa

kar+siirleri Kar Yağıyordu Karanlığa
sana da yağdı mı kar
gözlerine usul usul
ince bileklerine kirpiklerine
son yapraklarına
kalbindeki umutsuz dalların
usul usul
sallandı mı senin

sana da yağdı mı kar

Mehmet Can Doğan

dışarda kar usulca söylenir
içimde gidilmemiş parklar

dedesi olmamış çocuklar üşür.

Birhan Keskin

Damdaki kar içeri akıyor:
Odamda ilkbahar.

Süreyya Berfe

Size bir olay anlatayım, çok kısa
Bir kış günüydü, kar yağıyordu
Gök sapından boşalmış papatya yaprakları gibi duruyordu

Edip Cansever

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Yahya Kemal Beyatlı

getirir akla çocukluktan bilinmez hangi soruları
kar gecesi uyandırır ölüme değgin korkuları
yalnızlık bir samanyoludur genişler düşüncede

Attila İlhan

Şimdi düşerken kar
kefenin, toprağın, kalplerin üstüne

Giosue Carducci

Birbirine ye’s ü havf lâhık
Geh kar yağar idi geh karanlık

Şeyh Galip

bu akşam hüznü zehirliyor artık beni
kar yağıyor, kocaman bir kan lekesi olarak

Tuğrul Keskin

kalbim acının altında
eksi iki derece
şehrin göğsüne kadar ulaştı
kar kalınlığı
sözcük mesafesi sıfır !

Nur Saka

kar da yandan çarklı yağsın:
bir muştu gibi dinleyelim
damlara, koyaklara inen sesini.

Ahmet Oktay

Hastaneye kar yağıyor
Bu bir şiir sayılabilir
Çünkü gözlerim terliyor
Camdan soğuk bir gündemle toplanan
Üşüyen serçelere bakarken

Mahmut Özkızıl

Gün doğuyor her yer çiçek ve kar
Bütün çocuklar kurtuldu demektir

Sezai Karakoç

O koca şehrin yerinde şimdi
Sadece bir kar kuyusu var.
Ve kurtlanır kar diyorlar
Kurtlanır kar.

Bejan Matur

o, hiçbir şey bulamasa sizin için yapacak,
kar olur yağar bir gün
kabrinizin üstüne.

Cahit Koytak

ah, şu kar altında uç veren
dağ zambakları yok mu
yalınlığı sevdim onlar yüzünden;

Ahmet Uysal

kışın soğuk dudaklarıyla öptüğü gece
örtsün üstümüzü. kar
gibi geçsin içimizden hayat

Çiğdem Sezer

Kar, örtemeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

Ülkü Tamer

Tenimde iz bırakmış kar kokusu
terli, muğlak adamların hevesleriyle
harman edilmiş tenim
sevinçler artırmışım çiçekli
ve çiçeksiz bütün dağlardan.

İsmet Özel

Sizi dün bekledim o yollarda
Ki gezindikti bir zaman karda,
Kararan gözlerimle rüzgarda
Sizi dün bekledim o yollarda!..

Yahya Kemal Beyatlı

kokusu şimdi şu an
şurasında burnumun
kokusu kar kıyamet
kıyısında ağustosun

Hamdi Özyurt

ve şubat ömrünü yarılamışken
kar kokusu eşliğinde işaret bekliyor
kervan

M. Aşır Karabacak

toprağın burnumda tüttüğü bir kış günü
bir cümle eklemişsin babamın mektubuna
sade ve kırık
karların eridiği zaman çözdüm düğümü

Mustafa İslamoğlu

Babam Kırlangıçların iki göç dönüşünün arkasında,
iki kar düşüşünün arkasında
Babam iki balkonda yatışın arkasında,
Babam zamanların arkasında ölüdür.

Sohrab Sepehri

söylenmemiş sessiz
bir şarkıydım, tozup
giden bir ilk kar
solgun begonya
kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım

Behçet Aysan

Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif yüreğiyle
Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.

Ataol Behramoğlu

Yok senin gibisi
Eriyen karından güvercinler su içer

Nizar Kabbani

ankara garına usulca
ikindi yağıyor
bir güvercin çırpınışı yüreğim

Müştehir Karakaya

Onların kaynakları karın yüreğindedirler
Kar da ebedi bir aşk
Ve hiç sonu gelmiyor!

Şerko Bekes

Güle gelince bu yıl
Çünkü yeteri kadar kar görmedi don tutmadı pek

Louis Aragon

Sızan ışığın alacaaydınlığında,
unutulmuş hücrelerin yosunlu duvarlarına
hem düşlerimin haziran güneşi yansıyor,
hem de dışarda savrulan kar.

Cevat Çapan

kar yüklü yağmur yüklü

kalbim gibi
keder yüklü
bir tren

durmaksızın geçer

Behçet Aysan

Yalnızca ölü
Sabaha doğru yağan karın altında
Kıvrılmış kalmış
Besbelli tutunmak istemiş boşluğa
Kolları havada
Sıkmış avuçlarıyla bir demet gülü
Yayılmış gövdesine bir gülümseme
Ve çevresine
Taş binalara, karanlık pencerelere
Kefeni kardan ve gülden.

Edip Cansever

Ben meyhanenin penceresindeyim
İçerde ve kar içindeydim
Bir demet gül içindeydim
Güle gömülüydüm
Kana.

Edip Cansever

Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu
Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım
Kar yağıyordu usul usul

Ahmet Erhan

İlk kar!
Evinde oturan var mıdır bugün?

Kikaku

Şendik çocuklar gibi,
yollar açılıp daldığımız gün enginlere.
Kar yağıyordu lapa lapa.
Biz iki ak görüntü.
Yollardaki izlerimizi siliyordu düşen kar
ve tüm sırlarımızı toprağa gömüyordu.

Fatva Tukan

Seni sevip çekildim dedim dünya bu kadar
Kar örttü ovaları ne gölge var ne de iz

Süleyman Çobanoğlu

Sen kapıdan dönmeyesin diye, evden çıkmam, merak etme
Kar olur, kış olur, üşürsün, neme lazım
Bir çay koyarım sobaya, radyoda incesaz…

Ali Kınık

Kar yağıyor, kar yağıyor…
Ve genç bir kız ıslak kaldırımda
Sessizce ağlayarak yürüyor.

Gevorg Emin

Hava puslu kar sesi var
Ne yana dönsem yoksulluk

Mustafa Özçelik

ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü

Turgut Uyar

kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık

Turgut Uyar

Yanımdaydın
ve gördüm seni, kar gibi,
görünüşler arasında uyuyan.

Octavio Paz

ellerinden yağardı
en güzel yalanından dünyanın
bedenimde titreyen kar taneleri

Ayten Mutlu

Şiir aniden gelir
Mayısta yağan kar gibi,
Güneş çarpması ya da aşk gibi.

Blaga Dimitrova

kar yağarken serçeleri seyrettim
çocuklarım geldi birden aklıma
sabırsızlanıyorlar büyümek için
gelmeyin,burası derin!

İbrahim Tenekeci

ve daha o geceden belliydi, aşkımızın
boyumuzu aşan yüzlerce ayak izinden
ve kar sıcağı sorulardan yapıldığı.

Devrim Murat Dirlikyapan

o gece anlamıştım: her yerinden yüreği
taşan bir kadındır bir şaire gereken;
bir karla gelendir, bir kardelen.

Devrim Murat Dirlikyapan

Hangi dağa sığınsam,
Kar düşer şahikasına…

Dündar Sansur

dağlarına yedi
çarşılarına bir kez kar yağan doğu

Seyyidhan Kömürcü

Zemheri vaktidir dışarıda ayaz var
dalar yüreğine zehir gibi
kara sevda ömre zarar

Babür Pınar

Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.

Ahmet Muhip Dıranas

herşey nasıl da bütündü bir zaman:
şimdi bahçe eksik, güllerse yarım;
kar yağar, hüzün bile yok… ve nerdesiniz,
ah, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım?

Hilmi Yavuz

Koca bir ömür girse de aramıza.
masal gibi sevdim ben seni
hayal gibi
ilmek ilmek hasretini ördüm kalbime
hep seni andım, seni yaşadım
usanmadı içimdeki düş martısı
kalbimdeki kar beyazı kirlenmedi
hep seni düşündüm

Nuri Can

Bu mevsimler, hepten yalancı, baba
Sonra hep kar yağıyor, sonra hep kızıl-kıyamet..
Senin saçlarına kar yağmaz mı hiç,
Senin bıyıkların donmaz mı tipilerde..
Sen üşümez misin baba,
Sen üşürsen ben ağlamaz mıyım?..
Ayaklarına kapanayım, bu karda-kışta yolu tutma..
Baba…Ne olur gitme..

Ali Kınık

bir başka ama bilemem
bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
kalbim, bu zulümlü sevda,
kar altındadır.

Ahmed Arif

sözlerin ne taş
sektirmeye benziyor sularda
ne de gözlerin
o kar fırtınasında
ışıkların yanmasına

Cevdet Karal

Kar var yaşadığımız günlerde.
Umutsuzluk çevremizi kuşattı,
Kıtlık kıran gündemde.
Yine de ele güne karşı,
Özenle saklıyorum yüreğimde
Sana duyduğum aşkı,
Dört yanım kar içinde.

Metin Altıok

Dünyanın en uzun hüznü yağıyor
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun

Erdem Bayazıt

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar
Geçmedi üşümem
Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum…

Şükrü Erbaş

“Neneciğim!” diye fırladı düşünden pencereye
“Sirkeciye kar yağarken pencereden
Senin sokaktan geçtiğini düşlemek güzeldi”

Murat Solgun

kar fırtınasıydın
üzerimi örtecek

Murat Kapkıner

Hayat, kar altında kalan bahar
Çiçekleri üzerinde ölüyor en bereketli ağaçlar
Üretkenlik dört duvar arasında
Kar yağıyor bahar dallarına

Turgay Fişekçi

Soğuklar başladığında
Atlılar gelmişti bizi almaya
Yaşlı ve tuhaf atlılardı
Korkutmuşlardı bizi
Kar yağmıştı bakışlarına.

Bejan Matur

Kar, ufkumuzu genişletiyor.

Ülkü Tamer

Genç adam camlardan kara baktı
Bu yerde sonsuza kadar
Kalmak istedi canı

Bukowski – Tom Waits

Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif yüreğiyle
Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.

Ataol Behramoğlu

içimdeki kırık dökük camdan kule
yıkıldı, sokak aralarında kar tozuttu,
geçtim bir daha bu yollardan
yüreğim kederle dolu

Ahmet Ada

kar yağıyor dışarda
mektubun yeni gelmiş
istanbul
kokuyor.
dışarda kar yağıyor
seni seviyorum.

Behçet Aysan


Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Ahmet Telli

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Sezai Karakoç

Gökler yıkılmış, can dağlarına kar yağmıştır
Güneş ansızın infilâk edip kararmıştır

Nurullah Genç

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!

Ahmet Muhip Dıranas

bense varacağım yere belki varmıştım
güneş yaktığı zaman yaprak sarardığında
kışları kar altında ve dağlarda her bahar
sana kalbin en gizli bilgisini ısmarlamıştım

Sıtkı Caney

kar kesti yolu
sen yoktun
oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı

Nazım Hikmet

Bir kırmızı fenersin bir hayli dokunaklı
Uzayan kar tipisi altında
Kalbim, dağların kaybolmuş senin
Kurtlar falan inmiştir bembeyaz ovalara
Bir ağlayışı sustuğun belli
Şarkılarını söylerken

Ergin Günçe

Sizin evin duvarına birkez olsun
“Seni seviyorum” diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu

İbrahim Sadri

Gönlünde yer verme bu nakarata:
Ama nerde bıldır yağan kar şimdi!

François Villon

Cesâret kalbim, cesâret!
Sustun bütün kış, ürktün kırılmaktan;
Çok gerilerde kaldı derken kar,

Hüsrev Hatemi

kar tutmuyor artık şehirleri nedense

İbrahim Tenekeci

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.

Cenap Şahabettin

Ayrılık sabahı ne kadar beyaz
Ölümün hüzünlü arkadaşı kar
Bana ütülü bir çarşaf hazırlar
Bir karanfil tam yüreğimin üstünde

Onat Kutlar

Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.
Ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.
Ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;

Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.

Cahit Sıtkı Tarancı

Laleler de çok kışkırtıcıdır, kıştır burada.
Bak nasıl da beyaz her şey, nasıl sakin, nasıl kar altında

Sylvia Plath

kar yağıyor oynak bir havayı kollayarak
ömrümüze tanık bütün zamanlarına dünyanın
sesimizin bembeyaz bir sayfasına/ sonsuzluğa
akan günlerimizin çocuksu yalnızlığına
gri bir gökyüzünden ışıltılar sağılıyor
ardımızdaki ağıdın kilitli kapılarına.

Ahmet Özer

İnsan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur
Kar, ölümün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar

Küçük İskender

hatıra değil içine düşen kar tanesi,
düş değil peşinde gördüğün kâbus
soluk soluğa çıkıyor yüzünün yeraltından
çocukluktan mahsur kalmış her ben

Yücel Kayıran

Bir bakıma berf içinde deycûr
Mânend-i sevâd-ı dîde mahsûr

Şeyh Galip

Ve ben gideceğim
Şehirlere kar yağmıyor diye

Bilal Tırnakçı

Hiç anlamasam da olur; gün benim neyimdi,
şimdi dallarımda kar;
içimde sakin bir hasret var.
O kadar..!

Şerif Erginbay

Neredeyse yağacak kar
Yeri yurdu olana ne mutlu!

Friedrich Nietzsche

Serpilirken pencereme avuç avuç kar…
İçerimde hicranlardan bir nehir akar…
Karların da lambam gibi rengi sarıdır…
Onlar yırtık bir mektubun parçalarıdır:
Rüzgâr, sana yazdığımı geri getirdi…
Pencereden dondurucu bir nefes girdi…

Sabahattin Ali

Dışarda fırtına, tipi… Yerler kar
İçerde başbaşa iki bahtiyar.
Onları ısıtan eski bir bahar
Dışarda yepyeni bir kış, bir ayaz.

Ahmet Kutsi Tecer


Bakışlar ayak uçlarında görmüyor başka yeri
Ki yol karanlık ve kaygan
Ve eğer biri sevgi ile uzatsa elini
Zoraki koynundan çıkartarak uzatır
Zira, havada yakıcı bir soğuk var.

Mehdi Ahavan Salis

Yokum ben, bıktım, gerçek bıktım
Kapan derdinle içerde
Acılar mı anılar mı kar kar.

Behçet Necatigil

karlı ve tipili 
bir gece yarısı 

bir eski dost 
çaldı kapımı 


Behçet Aysan
Karlı senelerin sık kuş başı karları altında,
mağmum meraksızlığın semeresi, melâl,
ebediyyet nisbetlerini aldığı vakit,
uzunlukta hiçbir şey, kısalan günlere muâdil olmaz.
Charles Baudelaire
Bir sabah
Uyandık ki
Her taraf kar kar
Uyuyorduk hepimiz
Ah
Nasıl yağar
Hiçbirimiz olmadan

Cahit Zarifoğlu

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”
               Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir

Zihin kekre meyvedir
kurtlar da yer onu insanlar da
kuyumcular nakış işler
bakmazlar kimin bileğine dar gelir
kimin kalbi dar gelir ona
Antikadır zihin
kimi zaman açık artırmalara çıkar
düşer kimi zaman
ihtiyar-kadınlar bileğinden
bit pazarlarına
Zihin gönülsüzdür
otuz dört yıl odun hamalı
eğri arar doğru arar söze bulaşır
on yıl dağda gezer geyikler ile
sonra geyikleri köye taşır şehre taşır
Uzaklaştırır zihin
mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur
ağırlık hesap eder urganda
derisini yüzer içlenmelerin
köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda
Zihin konuşmak ister
inci takar boynuna ayağına halhal
dolaşır çarşı pazar
ev içlerinde perde bilmek ister
deva nedir eski derde yeni derde
Şaşıdır zihin
iki testisi vardır hep su isteyene
soru sorar cevabı saklar
Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi?
“Birini testinin kır!” demeyi bekler

Mehmet Can Doğan
edali+zihin Edalı Zihin