Gümüş Kuğu

Tan ağarmasından bir saat önce,
İyice eğilmiş Ay doğuda,
Yakında Güneş’in yanından geçip gidecek.
Seher yıldızı asılı duruyor
Bir lamba gibi, hilalin yanında.
Grileşen ufuk çizgisi üstüne.
Hava ılık, mis kokulu,
Akıl almaz ılıklıkta
Yağmurlu bir güz, gene de
Yapraklar renk değiştiriyor, açıklı
Koyulu dağdan aşağı.
Seyrediyorum dalgalana
Kıvrıla büküle yükselen dumanını
Bir tapınak tütsü çubuğunun
Okuma lambamın ışığında.
Ay ışığı beliriyor duvarımda
Doğurtmuşum sanki
Efsunla. Çıkıyorum
Ağaçlık bahçeye
Ve yürüyorum çırılçıplak, sadece
Sandallarım var ayağımda, ışık ve karanlık içine,
Uyuyan kaplanlar gibi dilim dilim.
Rakunlar seyrediyor beni
Ceviz ağacından, tembel hayvanlar
Kayıp gözden kayboluyor altında
Odun yığınının. Köpeğim CH’ing uyuyor.
Kedi de uykuda. Tek başımayım
Dinginliğinden daha
Kuşların bile uyanmadığı saatin.
Gece yaratıkları yattı uykuya. Karanlık
Mekik dokuyor bahçenin sonunda,
İçine işlenmez bir kütle.
Seher Yıldızı’nın bir ışınını
Ay ışığı yüklü sisin bir dilimi deldi geçti;
Çıplak bir kız şekillendi
Ve geldi bana doğru – Saydam,
Sonsuzluktan yapılmış gövdesi,
Dönüp duran ışık noktalarından, her biri
Bir yıldız kümesiydi, bir buluttu
Ateş böceklerinde, sayısız.
Aralarında yıldız ve Ay
Işıldıyordu hâlâ soluk soluk. Geldi
Bana doğru görülür görülmez
Kayıp giden havada ve dokundu
Omzuma ipekten daha yumuşak
Bir elle. Dedi ki;
“Biliyor musun sevgilim,
Ele geçirdiğin yüreği?”
Yanıtlayıncaya kadar ben, gövdesi
Aktı benim gövdeme, her
Işık taneciği karıştı
Kanımın ve etimin her zerresine.
Biz tek beden olurken dünya
Yok oldu.
Yok oldum ben de
Sıyrıldım varlığımdan, sadece
Bir dipsiz kuyuydum sınırsız.
Sadece karanlık bir kişilik
Duyulardan sıyrılmış ve us
Sınır bilmez bir boşluk.
Sonsuz bir uzaklıkta yanıyordu
Minicik bir kırmızı nokta
Ya ben yaklaşıyorum ona ya da o geliyordu
Solup gitmiş zaman. Hareket
Hareket değildi. Uzay boşluğa dönüşmüştü
Yakut rengi bir ateş dolduruyordu bütün varlıkları.
Açılıyordu, bir kapı gibi değilde.
Açılan avuçlar gibi yukarılarda
Ve kapanıyordu etrafımda.
Sora hiç. Bütün duyular yitmiş.
Yoktu ayırdına varmak; hiçlik.
Sadece bir başka türlü bilmek
Her şeyi kapsayan
Bir aşk bütün varlığı tüketen.
Durmuştu zaman.
Uzay gitmişti.
Kavrama ve dizge
Hiç varolmamıştı.
Dökülmüştü sonsuzluk.
Birden duruyordum gene
Bahçemde, çıplak, yıkanarak
Kızgın aydınlığında yeni
Doğan güneşin -yıldız ve hilâl yitmişti ışıkta.

Kenneth Rexroth
Çeviren: Güven Turan
Fotoğraf: Aleksey Malyshev

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.