Bir güvercin gibi ak
Yorgo Seferis
Şub 23
Bir güvercin gibi ak
Yorgo Seferis
Şub 23
Yıldızlara bakmak uzun uzun
Yıldızlara bakmak uzun uzun
Bir ölüm hükmünü imzalamaktan
Çok daha hoş gelir bana
Ve çok daha hoş gelir
Çiçeklerin sesini dinlemek
Bahçede dolaşırken
Çok daha hoş gelir evet
Beni öldürmek isteyenleri öldüren
Tüfekleri görmekten
Niçin hiçbir zaman
Yönetici olamayacağımı
Anladınız mı simdi!
Velemir Hlebnikov
Çeviri: Atilla Tokatlı
Şub 23
Ah, güller arasındaki kız, güvercinlerin baskısı,
ah, balıkların ve gül çalılıkların iç daraltan sıklığı,
susamış tuzla dolu bir şişedir senin gönlün
ve bir çıngıraktır teninin üzümlerinden.
Ne mutlu ki sana verecek bir şeyim yok
tırnaklarının ve kirpiklerinin bana sunduğundan
başka,
ya da gönle akmış piyanolar, yüreğimden sellere
dökülen düşler;
kara biniciler gibi koşturan tozlarla kaplı düşler;
hızla ve bahtsızlıkla dolu düşlerden başka.
Yalnız seni sevebilirim, öpüşler, karanfiller
ve yağmurdan ıslak çelenklerle,
bakarken kızıl kordan atlar ve san köpeklerle.
Yalnız seni sevebilirim omuzda dalgalarla;
phirincin gizemli vuruşları ve düşüncede yitmiş
sular arasında,
yüzerken mezarlıklara karşı koşan büyük ırmaklarda
üzgün kireç lahitte yetişen ıslak çimenlerle,
yüzerken karşıdan karşıya batmış yüreklerle
ve gömülmemiş çocukların çizilmiş mezar
plancıklarıyla
Her an ölüm, ne çok bitmemiş ölüm törenleri
güçsüz tutkularımda ve ıssız öpüşlerde,
bir su var başıma dökülen,
saçlarımın uzayışıyla,
zaman gibi bir su, zincirlenemeyen kara bir su,
geceleyin bir ses, bir çığlığıyla
yağmurda kuşların, kemiklerimi saklayan
sonsuz bir gölgenin kânadıyla:
kendimi giyerken
ve görürken sonsuzlaştığımı camlarda ve aynalarda
duyarım birinin beni izleyip çağırdığını, ağlamaklı
zamanla çürümüş üzgün bir sesle.
Ayaktasın üstünde toprağın, dolu
dişlerden ve yıldırımlardan.
öldürürsün karıncaları öpüşlerinin propagandasıyla.
Ağlarsın sağlıkla, soğandan, arıdan,
alfabenin yanışından.
Bir kılıç gibisin mavi ve yeşil,
dalgalanırsın dokunuşlarla, bir nehir gibi
Gir gönlüme beyazlar giyinip, kanayan
güllerden bir dal ve dişbudaktan kadehlerle,
bir elma ve bir atla gel,
çünkü karanlık bir ada var orada ve kırılmış bir şamdan,
yamulmuş bir kaç iskemle kışı beklemekten,
ve ölü bir güvercin, bir sayıyla.
Pablo Neruda
Çeviren: Adnan Özer
Şub 23
Anna Ahmatova
Çeviri: Argos Ahıska
Şub 23
Güneyin insanı olgunlaşmıyor. Zorlanıyor çocukluktan çıkmaya. Çocuk olmadığı anda birden yaşlanıyor.
Erken gelen yaşlılık utangaç kılıyor bizi. Kararları enine boyuna düşünmeye zorluyor. Tek tük soru soruyoruz çevremize; maksat, adet yerini bulsun. Yanıtları zaten biliyoruz. Bilgelik bacaklarımızı, ayaklarımızı bağlıyor, izin verdiği tek lüks birkaç küçük yanlış.
Gövdesi yaşlı, ruhları genç insanların ürkünçlüğü.
Güzel mevsim yaşamanın yararsızlığını daha ağrılı duyuruyor. Birikiyor doğa, güzelim bölgelerine çekiliyor ve yüzümüze sürgülüyor kapısını. Gökler, tüyler üzerinde sürüklenerek son ışık taneleriyle birlikte uzaklaşıyor.
Ancak hayatı reddettiğimizde tarihsiz zamanın, sonsuzluk akışının tadına varabiliriz belki. Çocukluğumda, kapalı evimin önünden geçer, onca uzak sevdiklerimin seslerini dinlemek üzere kapının arkasına sokulurdum.
Doğayı aşırı seven kişi dünyanın geri kalanını yitirme riskini taşır. Evrenin iltifatlarını elinin tersiyle itmelidir Şair. Masumlar, acizler, belki de budalalar için imâl edilmiştir doğa. Çocuk ama, yarattığı an zaten aşağılamıştır doğayı. Tıpkı şair gibi çocuk da açıklığın, görünenin düşmanıdır.
Meuse, Nil ya da Tiber’in kıyısında bir sıra eski ağaç bulup eskil duvarlara dirseklerimi dayayabileceğim bir yer çıktığında önüme, şiirsel iç çağrının yazgısallığı, gelip geçiciliği üzerine düşünürüm. Neden yazar şairler? Bu konuda bir şeyler anlayabilmek için çocukluklarının geçtiği koşulları kurcalamak gerekir. Kuşkusuz kaynakta, kendi öyküsünü biricik kılma, öyle tanımlama hülyası yatar genç şairin yüreğinde. Gizli bir törene katılmak üzere tarikata kabul edilen genç çırağın içgüdüsel kibirini andırır. Doğaldır, bu iman, tansığa açılmışlık, bu fiziksel gerilim yapma, yapıştırma unsurlarla beslenemez, hele kurala asla dönüşemez. Birkaç mevsim yaşar ve ölür Şair; ve yaşamını, alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalır. Tarihçi ya da hatip olabilir, kendi zavallılığından gevezelik hatta fayda üretebilir. Hakikat zararlıdır şiire. Şair için yegâne süt şiirdir. Şen zehirden, köpüklü şaraptan daha düz, daha opak, daha taşkın süttür. Şairlerin memelerine tutunur şair, şiirin iri, yapılı analarına.
Her geçen yıl bilincimizle birlikte kendimizi anlatma güçlüğümüz de büyüyor. Bunun nedeni, bizim için doğanın, hayatın ya da tarihin ritminin hiçbir sürpriz barındırmıyor olması sanıyorum. Her müdahalemiz bir sorun olup çıkıyor, yalnız cesaretten değil, keremden de yoksunuz. Bu yoksunluk içinde bilimin, hem de en derin bilimin içgüdüsel olduğunu düşünüyoruz. Neden gençler öğrenmeye bunca yetenekli de biz, yitik sesimizin ritmini bulmaktan bile aciziz?
Leonardo Sinisgalli
1908 – 1981
Çeviri: Işıl Saatçıoğlu
(Dünya Şiiri Antojisi s.678-9
X Yay. Hazırlayan Necmi Naz)
Şub 23
Şub 23
Sen kalbi kırıkların Rabbisin
Şub 23
| İnsan sessizlikte ve asansörlerde yaşlanmıyor Bizim için cennetten yer ayırtacak diye uğurluyorsun ölüleri İnsan haksızlığı ve atların titreyişini sevmiyor Çünkü tatlı tatlı yaşlanmanın da keyfi yok Kimsenin kimseye aşkı Ortadoğu’da planları altüst etmiyor Mermisini evde unutmuş avcının şaşkınlığı Sen şiir seversen uçaklar hakikate düşer Annen çaya tek şeker atardı Sus ve en kırgın ismini sakla herkeslerden Yer yatağındaki tarağı erkeğin akrep sanılır |
Mustafa Akar
Şub 23
Şub 23
Küçük bir sarmaşığın yıllar içinde bir ağacı sarıp sarmalaması misali her geçen gün birbirini sessizce benimserler. Bir zaman sonra sarmaşığı ağaçtan ayıramazsın, söküp atmaya çalışırsan ağaçta izleri kalır, kuruyana kadar geçmez, sarmaşığınsa yeni bir ağaca tutunması zordur. Zamanları, anıları, zevkleri farklıdır. İkisi birbirine hiç benzemez; görünüşleri, yaprakları, mevsimlere dirençleri, hazan mevsimleri… Çoğu zaman bu ikiliden biri hayata erken veda eder; görüntünün şeklinden başka değişen bir şey olmaz. Ağaç kurumuşsa sarmaşık cansız gövdeye sarılmaya, önce kuruyan sarmaşıksa, ağaç onu taşımaya devam eder.