Yalnızlık

Gül ve dünya seninle birlikte gülsün;
Ağla ve yalnız başına ağlarsın.
Çünkü hüzünlü yaşlı dünya neşeyi ödünç almak zorunda,
Ama kendi başına yeterince dert var.
Şarkı söyle, tepeler cevap verecek;
Ah, havada kaybolur.
Yankılar sevinçli bir sese bağlanır,
Ama özenli olmaktan kaçınır.

Sevinin, insanlar sizi arayacak;
Yas tut ve dönüp gidiyorlar.
Tüm zevkinizin tam ölçüsünü istiyorlar,
Ama kederinize ihtiyaçları yok.
Sevin ve arkadaşların çoktur;
Üzülürsen hepsini kaybedersin.
Nektar şarabınızı reddedecek hiçbir şey yok,
Ama tek başına hayatın saflığını içmelisiniz.

Bayram ve salonlarınız kalabalık;
Hızlı ve dünya akıp gidiyor.
Başarılı olun ve verin, bu yaşamanıza yardım eder,
Ama hiç kimse ölmenize yardım edemez.
Zevk salonlarında yer var
Uzun ve yüce bir tren için,
Ama teker teker hepimiz
acının dar koridorlarından geçmeliyiz.

Ella Wheeler Wilcox

ella-wheeler-wilcox Yalnızlık

Ölüme

Evet ölüme, ama hayır ölümün saldırısına uğramaya!
En iyi yolculuk olduğuna inanarak
ölmek
böyle bir yolculuğun.
Ve son anda
her biri bir yüzyılmış gibi gelen
bir istasyon saatinin dakikalarını
sayar gibi
neşeli olmak.
Mademki ölüm
aldatan sevgilinin yerine geçen
bir gelindir kocasına bağlı
almak istemeyiz içeri onu
çağırılmamış bir konuk gibi
ne de kaçmaz birlikte.
İzinsiz
çok kez çıktık yola.
Zamanın tek bir anda
eşiğini aşmak üzereyken,
anısı bile bizlerin
uçup gidecekken,
bırak bizi ey Ölüm, elveda diyelim dünyaya,
bırak, gecikelim biraz daha!
Olmasın birdenbire
büyük adım.
Buz kesiyor kanun
düşününce apansız ölümü.
Ölüm, yakalama birdenbire beni,
haber et uzaktan,
alışkanlıklarımın en sonuncusuymuş gibi
dostça alırsın beni.

Vincenzo Cardarelli
Çeviri: Bedrettin Cömert

olum-siirleri Ölüme

Büyü

Çok fazla hisseder yazan bir kadınbu kendinden geçişleri ve kehanetleri!
Bisikletler ve çocuklar ve adalar
yeterli değildiler sanki; yas tutanlar ve dedikoducular
ve sebzeler asla yeterli olmadılar sanki.
Yıldızları uyarabileceğini düşünür.
Bir yazar özellikle bir casustur.
Sevgili aşk, ben o kızım.

Çok fazla bilir yazan bir adam,
büyüleri ve fetişleri!
Ereksiyonlar ve kongreler ve üretimler
Yeterli olmadılar sanki; makineler ve kalyonlar
ve savaşlar hiçbir zaman yeterli olmadılar sanki.
Kullanılmış mobilyadan ağaç yapar.
Bir yazar özellikle düzenbazdır.
Sevgili aşk, sen o adamsın.

Kendi kendimizi hiçbir zaman sevmeden,
ayakkabı ve şapkalarımızdan bile nefret ederek,
birbirimizi severiz, yapmacıklı, yapmacıklı.
Ellerimiz açık mavi ve nazik.
Gözlerimiz berbat itiraflarla dolu.
Ama biz evlenince,
çocuklar nefret içinde terk ederler.
Çok fazla yiyecek var ve hiç kimse tamamen bırakmadı
tüm tuhaf bolluğu yiyip bitirmeyi.

Anne Sexton
Çeviri: Dilek Değerli

sexton Büyü

Sigaralar ve Viski ve Vahşi, Vahşi Kadınlar

Belki ben diz çökerek doğdum,
uzun kışta öksürerek doğdum,
merhamet öpücüğünü bekleyerek doğdum,
hız için bir tutkuyla doğdum
ve hala ilerleyen şeyler gibi,
şarampolü ya da lavmanın gazını çıkarmayı
erkenden öğrendim.
İki ya da üç kezden sonra öğrendim diz çökmemeyi,
umut etmemeyi, ateşlerimi yeraltına yerleştirmeyi
mükemmel ve korkunç olan bebeklerin dışında hiçbir şeyin olmadığı yere.
ölmeleri fısıldanmış ya da ölmeye bırakılmış olan.

Şimdi birçok sözcük yazdım,
ve birçok aşkın kaçmasına izin verdim, fazlasıyla
ve her zaman ne isem hepsiydim-
ben aşırılığın, isteğin ve açgözlülüğün kadını,
çabayı yararsız bulurum.
Aynaya bakmaz mıyım bu günlerde,
ve gözlerinin önünden geçen sarhoş fareyi görmez miyim?
Ölümün yüzüne bakmaktansa
ölmeyi seçmeye
ileri derecede özlem duymaz mıyım?

Bir kez daha diz çökerim,
merhamet gelirse diye
tam zamanında.

Anne Sexton
Çeviri: Dilek Değerli

anne-sexton Sigaralar ve Viski ve Vahşi, Vahşi Kadınlar

Sıcak Nal

I
Art çocuk, Muhyiddin Çelebi,
Molla Fenari’nin kısık fitili;
Okuduğu her beyitten sonra
Gülsuyuyla yıkardı ağzını;

Kirlidir şiir; ve söz atılmazsa zehirdir;
Bunu bilirdi;
Acı bir gölge geçerdi bakışından,
Mesir macununun içindeki çivit gibi.

Karısı yanındaydı hep,
Çocukluktan kalma
Ve artık değişmezlik kazanmış
Yanlış bilgi;

Odalarda ışıksız iki aslan
Derinliğine iki atla sevişirdi.

Kerbela yası hemen her zaman
Görünmez kılardı Mevlit sevincini;

Ölümü düşünen,
Daha doğrusu anımsayan yüzü
İlençler denizinde yüzerdi.

II

Dikenli tele takılmış çiçek,
Yüzyılımız çiçek diye seni getirdi.

Gökyüzüne çarpıp düşen kelebek,
Kumaşları mı diyeceksin şimdi?

III

Pencere silen kadınların
Uzaklarda bir yeri aynatmasından belli;

Giysilerden, bayraklardan, cenaze törenlerinden;
Ayakları dolaşan sandalyelerden;

Ağzı ağzına dolu telefonlardan
Gözleri bozuk paralardan

Saplantılı duvar saatlerinden
İçkilerin giderek küçülmesinden

Belli, iyi şeyler olmayacak.

IV

Meyvelerin turuncu aktığı oynak oluk,
Ayrımlar eşiği

Merhaba tahıl,
Yolun bilgisi işte bitti!

Evreşe,
Tek türküsüyle varolan ela gözlü kasaba,
Bir çocuğum olsun isterdim senden.

Adını değiştirmişler senin de mi?

V

Bir şey var şu bizim durumumuz ona benziyor

Umarsızlığı yüceltmek mi desem?
Renkleri beklemek belki…

Makbule geçmeyen armağan
Ya da
Zindanda gökbilim öğrenimi.

Ya da
Satın alınmak
Ezgiler tarafından.

VI

Yakup Cemil’in
Kurşuna dizilmeden hemen önce
Üst üste içtiği
Ömründeki ilk üç sigara.

VII

Ölü duvağı,
Ak altın
Boz altın.

VIII

Kafes de, diyorlar, kuşu neden istesin ki!

Gözlerine mendil bağlamış hocalar.

Nerden mi öğrendim, gazeteden mi?

Karaköy altgeçidinde bekliyor
Şemsiyesini tüfek gibi asmış omzuna
Ölüm meleği.

IX

Yazı arık günbatımında
Yazı bize geldi.

X

Bir şey var
Balkonlar kollarını açmışlar
Ona sarılacaklar.

Cemal Süreya

idam-oncesi-son-sigara Sıcak Nal

Yeniliş

Açılmamış bir şarap şişesiydim
Ki öyle kaldım
Acımı köpürtmedim
İçime sağdım
Gözyaşlarımı göstermedim
Ki sildim
Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
Başaramadım

İçimde kara kara bulutlar sallandı
Ki sallandılar
Dışarı yağamadım

Ve yenildim ve sustum.

Edip Cansever

turk-siiri-antolojisi-1 Yeniliş

Şevk Gemisi

Kimse bilmez o rananın beni nasıl değiştirdiğini
O rana ki anbean suya ve ateşe atmaktadır beni

Sevgilinin kimyasının ümidi daim var toprağımda
Eğer yüz kere eritse de beni yine dönüşmem altına

Aşk hikayemle her dem gönüllerde yenilenmekteyim
Her ne kadar son bulsam da yine baştan başlamaktayım

Dolu bir kadehim eğer sevgili dudağımdan öperse beni
Güzel sesli bir sazım eğer sevgili elleriyle çalarsa beni

Şevk gemisinin yelkeniyim eğer deniz gönüllü biri
Tufanlı gecede korkusuz ve pervasızca açtırırsa beni

Ne zorluklarla götürmüştü aşk oyununa beni
Ne gariptir ki çok kolaylıkla oyundan çıkardı beni

Sevgili aynada kendini beğenmekte, Saye de kimdir
Öyle bir şekildeyim ki o beni şekilsiz yapmaktadır

Huşeng İbtihac

Huseng-Ibtihac-2 Şevk Gemisi

Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası

Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası.

Rüzgâr sert, zaman kötü, kazanç şüpheli, tehlike şüphesiz.
Ah, geç geç geç, geçtir zaman, geç çok geç, ve çürümüştür yıl;
Kemdir rüzgâr, ve şiddetlidir deniz, ve gridir gök, gri gri gri.
Ey Başpiskopos Thomas, geri dön; geri gön, geri dön Fransa’ya.
Geri dön. Çabucak. Sessizce. Bırak huzur içinde ölelim burada.
Alkışlarla gelirsin, neşeyle gelirsin, fakat kendinle birlikte
Cantenbury’ye ölüm getirirsin:
Memlekete hüküm, kendine hüküm, dünyaya hüküm.

Bir şey olsun istemeyiz.
Yedi yıl yaşadık sessizce,
Memnunduk fark edilmeden
Yaşamaktan ve kısmen yaşamaktan.
Zulüm ve gösteriş vardı burada,
Yoksulluk ve kargaşa vardı burada,
Küçük haksızlıklar vardı burada,
Gene de devam ettik yaşamaya,
Yaşayarak ve kısmen yaşayarak.
Bazen tahıl yüzüstü bıraktı bizi,
Bazen iyi oldu hasat,
Bir yıl yağmur yılıdır,
Başka bir yıl ise kuraklığın,
Bir yıl elmalar bereketlidir,
Öbür yıl eksik olur erikler.
Gene de devam ettik yaşamaya,
Yaşayarak ve kısmen yaşayarak.
Yortuları kutladık, katıldık ayinlere,
Bira ve elma şarabı yaptık,
Kış için odun topladık,
Ateşin başında konuştuk,
Sokakların köşelerinde konuştuk,
Her zaman fısıltıyla konuşmadık,
Yaşayarak ve kısmen yaşayarak.

T.S. Eliot (1888-1965)(Katedral’de Cinayet’ten)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

istanbul-siirleri Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası

KAYIP KÜÇÜK OĞLAN

KAYIP KÜÇÜK OĞLAN

“Baba! Baba! nereye gidiyorsun?
Ah yürüme bu kadar hızlı.
Konuş baba, konuş küçük oğlunla,
Kaybolacağım yoksa.”

Gece karanlıktı, yoktu orada hiçbir baba;
Çocuk çiğle ıslanmıştı;
Batak derindi, ve çocuk ağlıyordu,
Ve pus uçuyordu uzaklara.

william-blake-the_little_boy_lost KAYIP KÜÇÜK OĞLAN

BULUNAN KÜÇÜK OĞLAN

Issız bataklıklarda kaybolan gezgin ışığı
Takip eden küçük oğlan
Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı,
Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı.

Öptü çocuğu ve tuttu elinden,
Ve getirdi onu, ıssız vadi boyunca,
Acıdan bezmiş halde ağlayarak
Küçük oğlunu arayan annesinin yanına.

William Blake

Little Gidding

Karakışta bahar kendine özgü mevsimdir
Günbatımında donuklaşsa da sonsuzdur,
Zamanda asılı, kutupla dönence arasında.
Kısa gün ışıl ışıl olunca, ayaz ve ateşle,
İvecen güneş buzu tutuşturur gölcük ve hendeklerde,
Sıcaklığın yüreği olan rüzgihsız ayazda,
Yansıtarak suyumsu bir aynada
Bir ışıltıyı, körlüktür bu öğle saatinde.
Ve parıltı, daha yoğun çalı ve maltız alevinden,
Uyandırır suskun ruhu: yel değil yortu ateşi
Yılın karanlık zamanında.
Erimeyle donma arasında
Ruhun öz suyu titrer. Ne toprak kokusu vardır
Ne de yaşayan şeylerin kokusu. Bahar zamanıdır bu
Ama zamanın sözerdiği değil. Şimdi çit
Bir saatliğine ağarır geçici çiçekleriyle
Karın, daha beklenmedik bir çiçek
Yaz çiçeğinden, ne tomurarak ne de solarak,
Yani kuşak düzeninde değil.
Nerededir yaz, düşlenemeyen
Sıfır derece yaz?

…………………Buradan gelseydin,
Sapman beklenen yola saparak,
Gelmen beklenen yerden gelerek,
Buradan gelseydin Mayısta, görürdün çitleri
Gene bembeyaz, Mayısta, kösnül tatlılığıyla.
Gene aynı olacaktı yolculuğun sonunda,
Umarsız bir kral gibi gece gelseydin,
Neden geldiğini bilmeyerek gündüz gelseydin,
Gene aynı olacaktı, bozuk yoldan ayrılıp da
Domuz ahırı ardından sapınca iç sıkıcı yapıya
Ve mezar taşına. Niye geldim diye ne düşündüysen
Yalnız kabuğudur, kapçığıdır anlamın
Ki amaç yalnız o amaca ulaşılınca anlaşılır,
O da ulaşılırsa. İsterse hiç amacın olmasın
Ya da tasarladığın son’un ötesindedir amaç,
Ulaşılınca değiştirilir. Öyle yerler vardır ki
Dünyanın da ucudur, bazıları deniz mağaralarında,
Ya da karanlık bir gölde, bir çöl ya da bir kentte¬
Ama en yakını budur, yer ve zaman bakımından,
Şimdi ve İngiltere’de.

…………………Buradan gelseydin,
Saparak istediğin yola, başlayarak istediğin yerden,
İstediğin zamanda ya da istediğin mevsimde,
Hep aynı olacaktı: Savmak zorunda kalacaktın
Duygu ve düşünceyi. Burada gerekmez doğrulaman,
Eğitmen kendini, ya da merak gidermen
Ya da haber yayman. Diz çökmen gerekir burada,
Yakarışın geçerli olduğu yerde. Ve yakarış başkadır
Bir sözcükler dizisinden, bilinçli uğraşıdır
Yakaran kafanın, ya da mırıltısı yakaran sesin.
Ve ölüler neyi söylemediyse hiç, yaşarken,
Anlatabilirler sana, ölüyken: Haberleşir
Ölüler ateş diliyle, değil yaşayanların diliyle.
Burada, zamansız an’ın kesişme yeri
İngiltere’dir, başka yer değil. Hiç ve hep.

II
Yaşlı bir adamın yenindeki kül
Yanan güllerden kalan külün tümüdür.
Havada asılı kalan tozlar
Öykünün bittiği yeri gösterir.
Tozun solunmadığı yer bir evdi-
Bir duvar, bir lambri ve fare.
Umut ve umarsızlığın ölümü,
………Bu, ölümüdür havanın.

Taşkın ve kuraklık vardır
Gözlerde ve ağızlarda,
Ölü su ve ölü kum
Birbiriyle aşık atmada.
Kavrulup yarılmış toprak
Şaşkın bakar hiçliğine cakanın,
Güler ama neşesiz.
…………Bu, ölümüdür toprağın.

Suyla ateş yerini aldı
Kentin, otlağın ve yoz otların.
Su ile ateş alaya alır
Kurbanı ki yadsımıştık.
Su ile ateş çürütecektir
Bozuk temelini, unuttuğumuz
Mihrap ile koro yerinin.
………Bu, ölümüdür suyla ateşin.

O belirsiz saatte sabah olmadan
………Upuzun gecenin sonuna doğru
………Sonsuzun tekrarlanan sonunda
Bir kara güvercin, dili titreyerek
………Dalınca yuvaya dönüş ufkunun altına

………Ölü yapraklar teneke gibi takırdarken
Asfalt üzerinde, başka ses yokken hiç,
………Dumanlar yükselen üç bölge arasında
………Birine rastladım, yürüyordu, aylak ve ivecen,
Sanki sürükleniyordu metal yapraklar gibi
………Kentin tanyeli önünde, karşı koymadan.
………Ve ben yeğlemişken başım önde yürümeyi,
Bu, irdelemeyi gösterir ki onunla meydan okuruz
………Alaca karanlıkta ilk rastlanan yabancıya,
………Birden gözüme ilişti birkaç ölü öğretmen,
Onları tanırdım, unutmuşum, şöyle böyle hatırladım,
………Tek tek hepsini; derin yüz çizgileriyle
………Tanıdık ve bileşik bir hayaletin gözleri,
Hem içten, hem de kimliği belirsiz.
………Onun’çin ikili bir rol üstlenip seslendim
………Ve duydum birisinin sesini: ‘Ne! Sen burada ha?’
Olmadığımız halde. Ben gene aynıydım,
………Ama kendimin bir başkası olduğunu bilerek¬
………Ve o, yeni oluşan bir yüz; ancak sözler yetti
Öncelik verdikleri tanınmayı zorunlu kılmaya.
………Ve böylece, her günkü yelin önünde,
………Çekişmeyecek kadar birbirine yabancı,
Uyum içinde bu kesişme zamanında
………Bir yerde buluşamamanın, ne önce, ne sonra,
………Adımladık kaldırımları bir ölü yürüyüş koluyla.
Dedim: ‘Duyduğum şaşkınlığa düşmek kolaydır,
………Ama kolaylık nedenidir şaşkınlığın. Onun’çin konuş:
………Kavramayabilir, hatırlamayabilirim.’
Dedi: İstekli değilim tekrarlamaya
………Düşüncelerimle kuramlarımı, unuttuğun.
………Bir işe yaradı onlar: Bırak yarasınlar.
Seninkiler de öyle, ve yakar, bağışlansınlar
………Başkalarınca, nasıl yakarıyorsam sana bağışla diye
………Kötüyü ve iyiyi. Son mevsimin meyvesi yendi
Ve tam doyan hayvan tekmeleyecektir boş helkeyi
………Çünkü bıldırın sözleri bıldırın dilindedir
………Ve gel-yılın sözleri bir başka ses bekler.
Ama yolculuk şimdi hiç engel çıkarmadığından
………Ruhlara, yatıştırılmamış ve yabancı,
………İki dünya arasında, birbirine çok benzer,
Ve sözler bulurum, söylemeyi hiç düşünmediğim,
………Caddelerde, bir daha gezinmeyi hiç düşünmediğim,
………Uzak bir kıyıda bıraktığım zaman gövdemi.
İlgimizi çeken konuşmadır ve konuşma bizi
………Oymakların ağzını arıtmaya zorladığından
………Ve aklı uzgörüye yönelttiğinden,
Bırak açıklayayım yaşlılığa saklanan yetenekleri
………Taçlandırmak için hayat boyu süren çabaları.
………Önce, ölen duyuların soğukça sürtünmesi
Kendinden geçmeksizin, hiçbir şey sözermeden
………Gölge meyvenin acımsı tatsızlığından başka,
………Gövde ve ruh başlarken birbirinden ayrılmaya.
Sonra, bilinçli hadımlığı öfkenin
………İnsanın aptallığına, ve yırtılışı
………Kahkahanın, eğlenmeyi durduran şeye.
Ve en son, tekrarlamanın burucu acısı
………Ne yapmış ve ne olmuşsan; utancı
………Sonradan açıklanan güdülerin, ve kavramak
Ne varsa kötü yapılan, hem de başkalarının zararına,
………Ki erdemlerin deneyimi sanırdın eskiden.
………Evet, soytarının onaması yaralar ve onur lekelenir.
Sabrı tükenen ruh günahtan günaha
………İlerler, bağışlanmadıkça o arıtan ateşce,
………Orada ölçülü davranmalısın, bir dansör gibi.
Gün ağarıyordu. Çirkinleşen caddede
………Ayrıldı benden, bir tür vedalaşmayla,
………Ve gözden yitti borular öterken.

III
Üç durum vardır ki çok kez benzer görünürler
Ama bambaşkadırlar, aynı çitte gelişseler de:
Bağlılık kendine, şeylere ve kişilere; kopukluk
Kendinden, şeylerden, kişilerden ve aralarında büyüyerek, kayıtsızlık,
Ölüm nasıl benzerse hayata benzer öbürlerine,
İki hayat arasında olarak – çiçeklenmeden, arasında
Canlı ve ölü ısırganların. Anıların kullanımıdır bu:
Kurtuluş için – aşkın azlığı değil de aşkın
İstekten öte gelişmesi ve böylece kurtuluş
Geçmişten de gelecekten de. Böylece bir vatan aşkı
Kendi eylem ortamımıza bağlılık halinde başlar
Ve sonunda o eylemi pek önemsiz bulur,
Hiç de önemsiz değilken. Tarih kölelik olabilir,
Tarih özgürlük olabilir. Şimdi yok oluyorlar, bak,
Yüzler ve yerler, onları elbette seven benlikleriyle,
Üne kavuşmak, yücelmek için, bir başka düzende.
Günah gereklidir, ama
Hepsi iyi olacak, ve
Her türlü şey iyi olacak. Gene düşünürsem bu yeri,
Ve insanları, çoğu övgüye değmez,
Değil yakın hısımları ya da iyiliği,
Ama kendine özgü bazı dâhileri,
Hepsi etkilenmiş sıradan bir dâhiden,
Bölündükleri bir çekişmede birleşmişler;
Düşünürsem bir kralı gün batarken,
Üç adamla nicelerini, darağacında,
Ve bazılarını ki ölüp unutuldular
Başka yerlerde, burada, ülke dışında,
Ve birisini ki ölürken kör ve sessizdi,
Ne diye övüp onurlandırmalıyız
Bu ölü insanları ölenlerden daha çok?
Çanları geçmişe doğru çalmak değildir bu,
Ne de bir büyüdür
Hayalini çağırmak için bir Gülün.
Eski hizipleşmeleri canlandıramayız
Eski politikaları yenileyemeyiz
Ya da antik bir davulu izleyemeyiz.
Bu insanlar, ve onlara karşı çıkanlar
Ve onların karşı çıktıkları
Onaylarlar sessizlik anayasasını
Ve toplanırlar tek bir partide.
Talihlilerden ne kaldıysa bizlere
Biz almışızdır yenilenlerden
Bırakmak zorunda olduklarını – bir simge:
Bir simge, ölümde yetkinleştirilen.
Ve hepsi iyi olacak, ve
Her türlü şey iyi olacak
Arıtılmasıyla güdülerin
Bizim yakarma yerimizde.

IV
Dalışa geçen kumru havayı yarar
Akkor halindeki dehşetin aleviyle,
Ve o alevin dilleridir ilân eden
Tek kurtuluşu günah ve yanlılıktan.
Tek umut, yoksa, tek umutsuzluk

………Ceset için odun seçmededir, seçmede-
………Kurtarılmak için ateşten ateşle.

Kim buldu öyleyse üzgüyü? Aşk.
Aşk pek tanınmamış bir Ad’dır
O ellerin ardında, hep örüp durur
Dayanılmaz alevden gömleği,
Onu da insan gücü çıkaramaz.
Biz yalnız yaşarız, ah ederiz işte
Tüketilerek ya ateşle ya da ateşle.

V
Başlangıç dediğimiz çoğunlukla son’dur
Ve sona erdirmek başlangıç yapmaktır.
Son, yola çıktığımız yerdir. Ve her cümlecik
Ve cümle ki doğrudur (yani her sözcük yerindedir,
Ötekileri tamamlamak için yerini alır,
Sözcük, ne çekingen, ne de gösterişçi,
Eskilerle yeniler arasında kolay bir ilişki,
Halkın sözcüğü doğru, kabalaşmaksızın,
Resmi sözcük kesin, fakat bilgiççe değil,
Çiftlerin hepsi birlikte dans ederek)
Her cümlecik ve her cümle bir son ve başlangıçtır,
Her şiir bir yazıt. Ve herhangi bir eylem
Bir adımdır idam kütüğüne, ateşe, denizin gırtlağına
Ya da okunamayan bir taşa: ve bu, çıkış yerimizdir.
Biz ölürüz ölenlerle:
Bak, ayrılıyorlar, ve biz onlarla gidiyoruz.
Biz doğarız ölülerle:
Bak, dönüyorlar, ve bizi de getiriyorlar.
Gülün zamanıyla porsukağacının zamanı
Eşit sürelerdir. Tarihi olmayan halk
Kurtarılamaz zamandan, çünkü tarih bir düzenidir
Zamansız anların. Öyleyse, ışıklar zayıflarken
Bir öğleden sonra kışın, sessiz bir tapınakta
Tarih şimdidir ve İngiltere’dir.

……Resmiyle bu Aşkın ve sesiyle bu Çağrının

……Geri kalmayacağız araştırmaktan
Ve bütün araştırmalarımızın sonu
Yola çıktığımız yere varmak
Ve orayı ilk kez tanımak olacaktır.
Bilinmeyenler içinde, hatırlanan kapı

Ki toprağın sonu bıraktı bulunsun diye,
Bir yerdir ki başlangıç idi;
En uzun nehrin kaynağında,
Sesi, gizlenmiş çavlanların
Ve elma ağacındaki çocukların
Bilinmez, çünkü aranmamıştır
Ama duyulmuştur, yarı duyulmuş, denizin
Durağanlığında iki dalga arası.
Hemen şimdi, buraya, şimdi, hep
Bütünüyle bir yalınlık hali
(Her şeyden ucuza patlamayan)
Ve hepsi iyi olacak ve
Her türlü şey iyi olacak
Alevin dilleri bükülünce
Taçlanmış ateş yığınının içine
Ve tek varlık olunca ateşle gül.

T.S. Eliot
Çeviri: Suphi Aytimur Çorak Ülke-Dört Kuartet / Adam Yayınları

fcl3fpyxiamptuj Little Gidding