Uzun ömürlü, “muammerûn” şairlerden kabul edilen Züheyr’in Hz. Peygamber (s.a.s.) ile görüştüğü ve O’nun (s.a.s), şair için “Allah’ım! Beni onun şeytanından muhafaza et! ” diye dua ettiği, şairin de bu dua üzerine vefat edinceye dek artık hiç şiir söyleyemediği rivayet edilmiştir.
Aşkın türleri, hükümleri, ona ilintili şeyler, doğrusu ve yanlışı, afetleri ve felaketleri, sebepleri ve engelleri gibi konular; münasip âyet-i kerîmeler, nebevî hadisler, fıkhî meseleler, selefin sözleri, şiirlerden örnekler ve gerçek hikâyelerle süslenerek, okuyucuyu doyuracak, değerlendireni rahatlatacak bir tarzda kitapta yer almaktadır.
Gül ve dünya seninle birlikte gülsün; Ağla ve yalnız başına ağlarsın. Çünkü hüzünlü yaşlı dünya neşeyi ödünç almak zorunda, Ama kendi başına yeterince dert var. Şarkı söyle, tepeler cevap verecek; Ah, havada kaybolur. Yankılar sevinçli bir sese bağlanır, Ama özenli olmaktan kaçınır.
Sevinin, insanlar sizi arayacak; Yas tut ve dönüp gidiyorlar. Tüm zevkinizin tam ölçüsünü istiyorlar, Ama kederinize ihtiyaçları yok. Sevin ve arkadaşların çoktur; Üzülürsen hepsini kaybedersin. Nektar şarabınızı reddedecek hiçbir şey yok, Ama tek başına hayatın saflığını içmelisiniz.
Bayram ve salonlarınız kalabalık; Hızlı ve dünya akıp gidiyor. Başarılı olun ve verin, bu yaşamanıza yardım eder, Ama hiç kimse ölmenize yardım edemez. Zevk salonlarında yer var Uzun ve yüce bir tren için, Ama teker teker hepimiz acının dar koridorlarından geçmeliyiz.
Evet ölüme, ama hayır ölümün saldırısına uğramaya! En iyi yolculuk olduğuna inanarak ölmek böyle bir yolculuğun. Ve son anda her biri bir yüzyılmış gibi gelen bir istasyon saatinin dakikalarını sayar gibi neşeli olmak. Mademki ölüm aldatan sevgilinin yerine geçen bir gelindir kocasına bağlı almak istemeyiz içeri onu çağırılmamış bir konuk gibi ne de kaçmaz birlikte. İzinsiz çok kez çıktık yola. Zamanın tek bir anda eşiğini aşmak üzereyken, anısı bile bizlerin uçup gidecekken, bırak bizi ey Ölüm, elveda diyelim dünyaya, bırak, gecikelim biraz daha! Olmasın birdenbire büyük adım. Buz kesiyor kanun düşününce apansız ölümü. Ölüm, yakalama birdenbire beni, haber et uzaktan, alışkanlıklarımın en sonuncusuymuş gibi dostça alırsın beni.
Çok fazla hisseder yazan bir kadınbu kendinden geçişleri ve kehanetleri! Bisikletler ve çocuklar ve adalar yeterli değildiler sanki; yas tutanlar ve dedikoducular ve sebzeler asla yeterli olmadılar sanki. Yıldızları uyarabileceğini düşünür. Bir yazar özellikle bir casustur. Sevgili aşk, ben o kızım.
Çok fazla bilir yazan bir adam, büyüleri ve fetişleri! Ereksiyonlar ve kongreler ve üretimler Yeterli olmadılar sanki; makineler ve kalyonlar ve savaşlar hiçbir zaman yeterli olmadılar sanki. Kullanılmış mobilyadan ağaç yapar. Bir yazar özellikle düzenbazdır. Sevgili aşk, sen o adamsın.
Kendi kendimizi hiçbir zaman sevmeden, ayakkabı ve şapkalarımızdan bile nefret ederek, birbirimizi severiz, yapmacıklı, yapmacıklı. Ellerimiz açık mavi ve nazik. Gözlerimiz berbat itiraflarla dolu. Ama biz evlenince, çocuklar nefret içinde terk ederler. Çok fazla yiyecek var ve hiç kimse tamamen bırakmadı tüm tuhaf bolluğu yiyip bitirmeyi.
Belki ben diz çökerek doğdum, uzun kışta öksürerek doğdum, merhamet öpücüğünü bekleyerek doğdum, hız için bir tutkuyla doğdum ve hala ilerleyen şeyler gibi, şarampolü ya da lavmanın gazını çıkarmayı erkenden öğrendim. İki ya da üç kezden sonra öğrendim diz çökmemeyi, umut etmemeyi, ateşlerimi yeraltına yerleştirmeyi mükemmel ve korkunç olan bebeklerin dışında hiçbir şeyin olmadığı yere. ölmeleri fısıldanmış ya da ölmeye bırakılmış olan.
Şimdi birçok sözcük yazdım, ve birçok aşkın kaçmasına izin verdim, fazlasıyla ve her zaman ne isem hepsiydim- ben aşırılığın, isteğin ve açgözlülüğün kadını, çabayı yararsız bulurum. Aynaya bakmaz mıyım bu günlerde, ve gözlerinin önünden geçen sarhoş fareyi görmez miyim? Ölümün yüzüne bakmaktansa ölmeyi seçmeye ileri derecede özlem duymaz mıyım?
Bir kez daha diz çökerim, merhamet gelirse diye tam zamanında.
Açılmamış bir şarap şişesiydim Ki öyle kaldım Acımı köpürtmedim İçime sağdım Gözyaşlarımı göstermedim Ki sildim Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü Başaramadım
İçimde kara kara bulutlar sallandı Ki sallandılar Dışarı yağamadım
Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası.
Rüzgâr sert, zaman kötü, kazanç şüpheli, tehlike şüphesiz. Ah, geç geç geç, geçtir zaman, geç çok geç, ve çürümüştür yıl; Kemdir rüzgâr, ve şiddetlidir deniz, ve gridir gök, gri gri gri. Ey Başpiskopos Thomas, geri dön; geri gön, geri dön Fransa’ya. Geri dön. Çabucak. Sessizce. Bırak huzur içinde ölelim burada. Alkışlarla gelirsin, neşeyle gelirsin, fakat kendinle birlikte Cantenbury’ye ölüm getirirsin: Memlekete hüküm, kendine hüküm, dünyaya hüküm.
Bir şey olsun istemeyiz. Yedi yıl yaşadık sessizce, Memnunduk fark edilmeden Yaşamaktan ve kısmen yaşamaktan. Zulüm ve gösteriş vardı burada, Yoksulluk ve kargaşa vardı burada, Küçük haksızlıklar vardı burada, Gene de devam ettik yaşamaya, Yaşayarak ve kısmen yaşayarak. Bazen tahıl yüzüstü bıraktı bizi, Bazen iyi oldu hasat, Bir yıl yağmur yılıdır, Başka bir yıl ise kuraklığın, Bir yıl elmalar bereketlidir, Öbür yıl eksik olur erikler. Gene de devam ettik yaşamaya, Yaşayarak ve kısmen yaşayarak. Yortuları kutladık, katıldık ayinlere, Bira ve elma şarabı yaptık, Kış için odun topladık, Ateşin başında konuştuk, Sokakların köşelerinde konuştuk, Her zaman fısıltıyla konuşmadık, Yaşayarak ve kısmen yaşayarak.
T.S. Eliot (1888-1965)(Katedral’de Cinayet’ten) Çeviren: İsmail Haydar Aksoy
“Baba! Baba! nereye gidiyorsun? Ah yürüme bu kadar hızlı. Konuş baba, konuş küçük oğlunla, Kaybolacağım yoksa.”
Gece karanlıktı, yoktu orada hiçbir baba; Çocuk çiğle ıslanmıştı; Batak derindi, ve çocuk ağlıyordu, Ve pus uçuyordu uzaklara.
BULUNAN KÜÇÜK OĞLAN
Issız bataklıklarda kaybolan gezgin ışığı Takip eden küçük oğlan Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı, Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı.
Öptü çocuğu ve tuttu elinden, Ve getirdi onu, ıssız vadi boyunca, Acıdan bezmiş halde ağlayarak Küçük oğlunu arayan annesinin yanına.
Karakışta bahar kendine özgü mevsimdir Günbatımında donuklaşsa da sonsuzdur, Zamanda asılı, kutupla dönence arasında. Kısa gün ışıl ışıl olunca, ayaz ve ateşle, İvecen güneş buzu tutuşturur gölcük ve hendeklerde, Sıcaklığın yüreği olan rüzgihsız ayazda, Yansıtarak suyumsu bir aynada Bir ışıltıyı, körlüktür bu öğle saatinde. Ve parıltı, daha yoğun çalı ve maltız alevinden, Uyandırır suskun ruhu: yel değil yortu ateşi Yılın karanlık zamanında. Erimeyle donma arasında Ruhun öz suyu titrer. Ne toprak kokusu vardır Ne de yaşayan şeylerin kokusu. Bahar zamanıdır bu Ama zamanın sözerdiği değil. Şimdi çit Bir saatliğine ağarır geçici çiçekleriyle Karın, daha beklenmedik bir çiçek Yaz çiçeğinden, ne tomurarak ne de solarak, Yani kuşak düzeninde değil. Nerededir yaz, düşlenemeyen Sıfır derece yaz?
…………………Buradan gelseydin, Sapman beklenen yola saparak, Gelmen beklenen yerden gelerek, Buradan gelseydin Mayısta, görürdün çitleri Gene bembeyaz, Mayısta, kösnül tatlılığıyla. Gene aynı olacaktı yolculuğun sonunda, Umarsız bir kral gibi gece gelseydin, Neden geldiğini bilmeyerek gündüz gelseydin, Gene aynı olacaktı, bozuk yoldan ayrılıp da Domuz ahırı ardından sapınca iç sıkıcı yapıya Ve mezar taşına. Niye geldim diye ne düşündüysen Yalnız kabuğudur, kapçığıdır anlamın Ki amaç yalnız o amaca ulaşılınca anlaşılır, O da ulaşılırsa. İsterse hiç amacın olmasın Ya da tasarladığın son’un ötesindedir amaç, Ulaşılınca değiştirilir. Öyle yerler vardır ki Dünyanın da ucudur, bazıları deniz mağaralarında, Ya da karanlık bir gölde, bir çöl ya da bir kentte¬ Ama en yakını budur, yer ve zaman bakımından, Şimdi ve İngiltere’de.
…………………Buradan gelseydin, Saparak istediğin yola, başlayarak istediğin yerden, İstediğin zamanda ya da istediğin mevsimde, Hep aynı olacaktı: Savmak zorunda kalacaktın Duygu ve düşünceyi. Burada gerekmez doğrulaman, Eğitmen kendini, ya da merak gidermen Ya da haber yayman. Diz çökmen gerekir burada, Yakarışın geçerli olduğu yerde. Ve yakarış başkadır Bir sözcükler dizisinden, bilinçli uğraşıdır Yakaran kafanın, ya da mırıltısı yakaran sesin. Ve ölüler neyi söylemediyse hiç, yaşarken, Anlatabilirler sana, ölüyken: Haberleşir Ölüler ateş diliyle, değil yaşayanların diliyle. Burada, zamansız an’ın kesişme yeri İngiltere’dir, başka yer değil. Hiç ve hep.
II Yaşlı bir adamın yenindeki kül Yanan güllerden kalan külün tümüdür. Havada asılı kalan tozlar Öykünün bittiği yeri gösterir. Tozun solunmadığı yer bir evdi- Bir duvar, bir lambri ve fare. Umut ve umarsızlığın ölümü, ………Bu, ölümüdür havanın.
Taşkın ve kuraklık vardır Gözlerde ve ağızlarda, Ölü su ve ölü kum Birbiriyle aşık atmada. Kavrulup yarılmış toprak Şaşkın bakar hiçliğine cakanın, Güler ama neşesiz. …………Bu, ölümüdür toprağın.
Suyla ateş yerini aldı Kentin, otlağın ve yoz otların. Su ile ateş alaya alır Kurbanı ki yadsımıştık. Su ile ateş çürütecektir Bozuk temelini, unuttuğumuz Mihrap ile koro yerinin. ………Bu, ölümüdür suyla ateşin.
O belirsiz saatte sabah olmadan ………Upuzun gecenin sonuna doğru ………Sonsuzun tekrarlanan sonunda Bir kara güvercin, dili titreyerek ………Dalınca yuvaya dönüş ufkunun altına
………Ölü yapraklar teneke gibi takırdarken Asfalt üzerinde, başka ses yokken hiç, ………Dumanlar yükselen üç bölge arasında ………Birine rastladım, yürüyordu, aylak ve ivecen, Sanki sürükleniyordu metal yapraklar gibi ………Kentin tanyeli önünde, karşı koymadan. ………Ve ben yeğlemişken başım önde yürümeyi, Bu, irdelemeyi gösterir ki onunla meydan okuruz ………Alaca karanlıkta ilk rastlanan yabancıya, ………Birden gözüme ilişti birkaç ölü öğretmen, Onları tanırdım, unutmuşum, şöyle böyle hatırladım, ………Tek tek hepsini; derin yüz çizgileriyle ………Tanıdık ve bileşik bir hayaletin gözleri, Hem içten, hem de kimliği belirsiz. ………Onun’çin ikili bir rol üstlenip seslendim ………Ve duydum birisinin sesini: ‘Ne! Sen burada ha?’ Olmadığımız halde. Ben gene aynıydım, ………Ama kendimin bir başkası olduğunu bilerek¬ ………Ve o, yeni oluşan bir yüz; ancak sözler yetti Öncelik verdikleri tanınmayı zorunlu kılmaya. ………Ve böylece, her günkü yelin önünde, ………Çekişmeyecek kadar birbirine yabancı, Uyum içinde bu kesişme zamanında ………Bir yerde buluşamamanın, ne önce, ne sonra, ………Adımladık kaldırımları bir ölü yürüyüş koluyla. Dedim: ‘Duyduğum şaşkınlığa düşmek kolaydır, ………Ama kolaylık nedenidir şaşkınlığın. Onun’çin konuş: ………Kavramayabilir, hatırlamayabilirim.’ Dedi: İstekli değilim tekrarlamaya ………Düşüncelerimle kuramlarımı, unuttuğun. ………Bir işe yaradı onlar: Bırak yarasınlar. Seninkiler de öyle, ve yakar, bağışlansınlar ………Başkalarınca, nasıl yakarıyorsam sana bağışla diye ………Kötüyü ve iyiyi. Son mevsimin meyvesi yendi Ve tam doyan hayvan tekmeleyecektir boş helkeyi ………Çünkü bıldırın sözleri bıldırın dilindedir ………Ve gel-yılın sözleri bir başka ses bekler. Ama yolculuk şimdi hiç engel çıkarmadığından ………Ruhlara, yatıştırılmamış ve yabancı, ………İki dünya arasında, birbirine çok benzer, Ve sözler bulurum, söylemeyi hiç düşünmediğim, ………Caddelerde, bir daha gezinmeyi hiç düşünmediğim, ………Uzak bir kıyıda bıraktığım zaman gövdemi. İlgimizi çeken konuşmadır ve konuşma bizi ………Oymakların ağzını arıtmaya zorladığından ………Ve aklı uzgörüye yönelttiğinden, Bırak açıklayayım yaşlılığa saklanan yetenekleri ………Taçlandırmak için hayat boyu süren çabaları. ………Önce, ölen duyuların soğukça sürtünmesi Kendinden geçmeksizin, hiçbir şey sözermeden ………Gölge meyvenin acımsı tatsızlığından başka, ………Gövde ve ruh başlarken birbirinden ayrılmaya. Sonra, bilinçli hadımlığı öfkenin ………İnsanın aptallığına, ve yırtılışı ………Kahkahanın, eğlenmeyi durduran şeye. Ve en son, tekrarlamanın burucu acısı ………Ne yapmış ve ne olmuşsan; utancı ………Sonradan açıklanan güdülerin, ve kavramak Ne varsa kötü yapılan, hem de başkalarının zararına, ………Ki erdemlerin deneyimi sanırdın eskiden. ………Evet, soytarının onaması yaralar ve onur lekelenir. Sabrı tükenen ruh günahtan günaha ………İlerler, bağışlanmadıkça o arıtan ateşce, ………Orada ölçülü davranmalısın, bir dansör gibi. Gün ağarıyordu. Çirkinleşen caddede ………Ayrıldı benden, bir tür vedalaşmayla, ………Ve gözden yitti borular öterken.
III Üç durum vardır ki çok kez benzer görünürler Ama bambaşkadırlar, aynı çitte gelişseler de: Bağlılık kendine, şeylere ve kişilere; kopukluk Kendinden, şeylerden, kişilerden ve aralarında büyüyerek, kayıtsızlık, Ölüm nasıl benzerse hayata benzer öbürlerine, İki hayat arasında olarak – çiçeklenmeden, arasında Canlı ve ölü ısırganların. Anıların kullanımıdır bu: Kurtuluş için – aşkın azlığı değil de aşkın İstekten öte gelişmesi ve böylece kurtuluş Geçmişten de gelecekten de. Böylece bir vatan aşkı Kendi eylem ortamımıza bağlılık halinde başlar Ve sonunda o eylemi pek önemsiz bulur, Hiç de önemsiz değilken. Tarih kölelik olabilir, Tarih özgürlük olabilir. Şimdi yok oluyorlar, bak, Yüzler ve yerler, onları elbette seven benlikleriyle, Üne kavuşmak, yücelmek için, bir başka düzende. Günah gereklidir, ama Hepsi iyi olacak, ve Her türlü şey iyi olacak. Gene düşünürsem bu yeri, Ve insanları, çoğu övgüye değmez, Değil yakın hısımları ya da iyiliği, Ama kendine özgü bazı dâhileri, Hepsi etkilenmiş sıradan bir dâhiden, Bölündükleri bir çekişmede birleşmişler; Düşünürsem bir kralı gün batarken, Üç adamla nicelerini, darağacında, Ve bazılarını ki ölüp unutuldular Başka yerlerde, burada, ülke dışında, Ve birisini ki ölürken kör ve sessizdi, Ne diye övüp onurlandırmalıyız Bu ölü insanları ölenlerden daha çok? Çanları geçmişe doğru çalmak değildir bu, Ne de bir büyüdür Hayalini çağırmak için bir Gülün. Eski hizipleşmeleri canlandıramayız Eski politikaları yenileyemeyiz Ya da antik bir davulu izleyemeyiz. Bu insanlar, ve onlara karşı çıkanlar Ve onların karşı çıktıkları Onaylarlar sessizlik anayasasını Ve toplanırlar tek bir partide. Talihlilerden ne kaldıysa bizlere Biz almışızdır yenilenlerden Bırakmak zorunda olduklarını – bir simge: Bir simge, ölümde yetkinleştirilen. Ve hepsi iyi olacak, ve Her türlü şey iyi olacak Arıtılmasıyla güdülerin Bizim yakarma yerimizde.
IV Dalışa geçen kumru havayı yarar Akkor halindeki dehşetin aleviyle, Ve o alevin dilleridir ilân eden Tek kurtuluşu günah ve yanlılıktan. Tek umut, yoksa, tek umutsuzluk
………Ceset için odun seçmededir, seçmede- ………Kurtarılmak için ateşten ateşle.
Kim buldu öyleyse üzgüyü? Aşk. Aşk pek tanınmamış bir Ad’dır O ellerin ardında, hep örüp durur Dayanılmaz alevden gömleği, Onu da insan gücü çıkaramaz. Biz yalnız yaşarız, ah ederiz işte Tüketilerek ya ateşle ya da ateşle.
V Başlangıç dediğimiz çoğunlukla son’dur Ve sona erdirmek başlangıç yapmaktır. Son, yola çıktığımız yerdir. Ve her cümlecik Ve cümle ki doğrudur (yani her sözcük yerindedir, Ötekileri tamamlamak için yerini alır, Sözcük, ne çekingen, ne de gösterişçi, Eskilerle yeniler arasında kolay bir ilişki, Halkın sözcüğü doğru, kabalaşmaksızın, Resmi sözcük kesin, fakat bilgiççe değil, Çiftlerin hepsi birlikte dans ederek) Her cümlecik ve her cümle bir son ve başlangıçtır, Her şiir bir yazıt. Ve herhangi bir eylem Bir adımdır idam kütüğüne, ateşe, denizin gırtlağına Ya da okunamayan bir taşa: ve bu, çıkış yerimizdir. Biz ölürüz ölenlerle: Bak, ayrılıyorlar, ve biz onlarla gidiyoruz. Biz doğarız ölülerle: Bak, dönüyorlar, ve bizi de getiriyorlar. Gülün zamanıyla porsukağacının zamanı Eşit sürelerdir. Tarihi olmayan halk Kurtarılamaz zamandan, çünkü tarih bir düzenidir Zamansız anların. Öyleyse, ışıklar zayıflarken Bir öğleden sonra kışın, sessiz bir tapınakta Tarih şimdidir ve İngiltere’dir.
……Resmiyle bu Aşkın ve sesiyle bu Çağrının
……Geri kalmayacağız araştırmaktan Ve bütün araştırmalarımızın sonu Yola çıktığımız yere varmak Ve orayı ilk kez tanımak olacaktır. Bilinmeyenler içinde, hatırlanan kapı
Ki toprağın sonu bıraktı bulunsun diye, Bir yerdir ki başlangıç idi; En uzun nehrin kaynağında, Sesi, gizlenmiş çavlanların Ve elma ağacındaki çocukların Bilinmez, çünkü aranmamıştır Ama duyulmuştur, yarı duyulmuş, denizin Durağanlığında iki dalga arası. Hemen şimdi, buraya, şimdi, hep Bütünüyle bir yalınlık hali (Her şeyden ucuza patlamayan) Ve hepsi iyi olacak ve Her türlü şey iyi olacak Alevin dilleri bükülünce Taçlanmış ateş yığınının içine Ve tek varlık olunca ateşle gül.
T.S. Eliot Çeviri: Suphi Aytimur Çorak Ülke-Dört Kuartet / Adam Yayınları