yeniden merhaba diyeceğiz

yeniden merhaba diyeceğiz
kırılgan bulutlar yer yeryüzüne küserdi
yeni bir ayrılık işaretiydi yağmur
eskiden kaçarcasına yağarken hüzne

kaybolan hayatlardan ürperiyorum
yüreğim buruk sevdam yaralı
hesapsız zamanın
dipsiz kuyusuna atılmış sevmeler
yüzünde kırılgan hayaller
amaçsızca taşınan sinenin kafesinde

şehrin sokaklarında bir eskici dolaşır
yitik bir kuşağın anılarını toplar
boş hayatlar hurdalığını doldurur sessizce
yüzlerinde mutluluk maskesi
hayalsiz yaşamların nihayetinde
gelip geçen bir rüzgar gibi
bir yerlerde umut saklı belki

tomur tomur yeni yaşamlar
ütopyanın gücünde
aşkın şehrinde
sevginin sıcaklığıyla harmanlanarak canlanır

yitmek yok ey sevgili
gitmek yok böyle umarsızca
yine gelecek bahar
o zaman haykıracağız
kelepçesiz türküleri
inancın ışığı çıkaracak bu kör kuyulardan
çok uzak diyarlardan duyulacak
haykırışlarımız
kol kola
yürek yüreğe
yeniden merhaba diyeceğiz aşka
hayatta güzel olan her şeye

Ergin Doğru

blogger-image-398486180 yeniden merhaba diyeceğiz

Ama gene de üzülüyorum

geçmiş dönmez, mümkün değil, yas tutulacak bir şey yok bunda.
her devrin kendine ait bir güzelliği var.
ama gene de üzülüyorum işte. artık yemek yiyemeyeceğiz
aleksandr sergeyeviç’le, yar meyhanesi’ne gidemeyeceğiz iki kadehliğine.

artık el yordamıyla dolaşmamız gerekmiyor sokaklarda.
otomobiller hazır, roketler hazır uçurmak için bizi uzaklara.
ama gene de üzülüyorum işte, bir tek troyka bile kalmadı moskova’da
ve hiç olmayacak bundan sonra da. ne yazık ki işte böyle.

peki, yerlere kadar eğiliyorum aklın kıyısız denizi huzurunda,
akılcı, tecrübeli asrımızı seviyorum.
ama gene de üzülüyorum işte. putlar hâlâ put,
bizler köleyiz yine.

itinalıydık zaferimizi dökerken,
tamam, her şeyi keşfettik: limanlar güvenli artık, ışık da var…
ama gene de üzülüyorum işte zaferlerimizin
kaideleri zaferlerimizden daha yüksek.

geçmiş dönmez. mümkün değil. sokağa çıkıyorum,
aniden karşımda nikitskiye vorota.
bir troyka duruyor, aleksandr sergeyeviç gezmeye gidiyor.

Bulat Şalvoviç Okucava

                                                     blogger-image--1358085472 Ama gene de üzülüyorum

Somut Şiiri

Şiir bir emekçidir
Hep güzel şeyler üretir
Bir yerde rastlarsan ona
Gir koluna bize getir

Halim Şefik Güzelson

563092_4511847475963_501219198_n Somut Şiiri

Urla

Nasıl ki
Kalkar, doğup büyüdüğün şehre
Gidersin bir gece
Ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden o şehir
Ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları
Onları yeniden bulmanın umudu içinde

Yorgo Seferis
 (1 temmuz 1950  İzmir günlükleri)

blogger-image-897693161 Urla

Otopsi

Orhan Veli’ye ağıt

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

Halim Şefik


Tek şiir kitabı olan Otopsi’yi 1978’de kendi imkanları ile yayınlatır.Kitaba ismini veren otopsi bilindiği gibi Orhan Veli’nin otopsisidir. 

“Orhan ölmüştü. Bütün arkadaşları yazılar çıkarmaya başladı. Ben dört-beş ay yazamadım. Altıncı ayda bir utanç üzüntüsü içine girdim. Ve hayatta ilk defa, şiir yazmak için masaya oturdum. Akşam dokuzda yola çıkan kalemim ancak sabahın dört buçuğunda bir yerlere varabildi. O heyecanla kanepede uyuyan karımı uyandırdım. Şiiri okuduktan sonra ‘çok kötü’ deyip uykuya döndü. Ben de dışarı çıkıp, deniz kenarında kahvelerin birinde oturup şiirin güzel olduğuna inanarak bir çay içtim.” 

 

Sunay Akın’ın Yeni Yaprak dergisi için şairle yaptığı söyleşiden.


blogger-image-1922013826 Otopsi

Ömrüm Seni

bir kadınla bir adam arasında tutuşuyor deniz
mumlar büyülü sözler camdan toplar yetmiyor

ve bir kadınla bir adam arasında sıkışıyor hayat
ölü canlar kurumuş dallar ve vurulmuş atlar

yenileniyor,kan ve yürek de yenileniyor
bazilakası durgun sular akşamına gömülüyor

ne bir adam bir kadını gözlerinden yaralıyor
ne bir kadının dudakları kana rengini veriyor

insan döndüğü yollardan topluyor yaralarını
döndüğüm yollar ne çok acı veriyor
anılarımı sokak çocuklarına ve karda kalmış
kuşlara dağıtıyorum,köpek ulumaları korkutmuyor
ve ben artık çardakta donup kalmıyorum
elim boş dönmüyor gökten en çokta sihrin
doluşuyor gözlerime en çok nasırlı ellerin
hadi desem mahallenin bütün çocukları
yağmur suyu gibi akacaklar kırk odalı konaklardan
hadi desem ihtiyarlar haminneler
kendi tabutlarını taşıyacaklar öldükten sonra
el yazması bir kitap gibi dokunaklı kalaçağım
naftalin kokusuyla ahşap bir sandukada
sen seslendikçe ben akaçağım

ömrüm uzayacak
ve serpilecek çengilerin bin telaşlı etekleri
tek taş yüzük bağlamayacak sözlerimizi
bütün hesaplarımız yarım kalacak
bütün aşklarımız yarım

dört koldan da aksak karşılaşmayaçağız
başkasının ağzıyla konuştukça karşılaşmayaçağız
hadi yürü,üzerinden dökülen ölü bakışlara aldırma
savaşmak kadar zarifdir yaşamak
sevişmek kadar arzulu
seni yeniden tohumun çatlaması gibi yeniden
teyellenmiş bir elbise gibi yeniden
mushaf gibi yeniden

seni kalbimin ağrısı gözümün karası
bileğimin gücü seni

Kenan Çağan

kenan-cagan Ömrüm Seni

Lehlik

Lehime değil hiç bir şey sen olmasan
İçimde dışımda büyüyor tuhaf bir lehlik
İnsem rumda kışlarım
Çıksam her yer Allahın nefesi

Aldığın nefese selam olsun
Sen olmasan her sabah pazartesi
Yürüdüğün yola selam olsun
Sen olmasan her yer pazartesi

‘Sen olmasan her sabah
Pazardan sonra işe gitmek gibi’

Hüseyin Atlansoy

blogger-image--1736226627 Lehlik

Uyandırmaya Gücüm Yetmedi

Hayallerim,
Benden uzak düştün.
Sensiz özledim,
Aradım, aradım
Bir kızın göğsünde
Mayışıp uyurken
gördüm.
Kıyamadım uyandırmaya –
gücüm yetmedi.
Af ettim
Seni.

Qalib Bagirov

blogger-image-766479104 Uyandırmaya Gücüm Yetmedi

Sana Saklayacağım Yer

Sen yoksun,
hiç olmayacaksın,
görüntünse hala
gözlerimde.
Başka hiçbir şeyin…
Seni görmek için
Her gün
Yollarını bekliyorum
Bir umut
bulmak için.
Üzerini toz kaplamış
resim misali,
hergün gözlerimi
siliyorum,
gözlerimdeki görüntünü
sana saklayacağım,
sen yoksun diye.

Qalib Bagirov

blogger-image--1085592320 Sana Saklayacağım Yer

Sunu

Sunu-I-II

I
güneşi hiç görmedim penceremde
ne ay doğdu geceme ne bir yıldız
hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız
beş yıldır bir şeyler soluyor içimde

II
dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu
omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı
yanılıp da bir kez bile konmadı
inip üç adımda bitirdim yolumu

evet üç adımda bir tokat
gibi çarptı yüzüme duvar
dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat
hangisine sapsam ne çok yol var

el eli çoğaltmayınca bir yerde
uçurumlaşıyor avuç çizgisi de
tek başıma yürüsem şimdi
barbaros bulvarından beşiktaşa
bir vapura binsem ya da motora
-kaptan dümen kır üsküdara-
düşteki gibi ansısam birden
koyun gibi yatırılıp kazınmış saçımla
ayakkabısızlığım pantolonsuz bacaklarımla
içinizde aykırı bir yaşamın ben
ihbar polis filan. güvertede tutuklanmadan
balığın üstüne martının altına
yarı yolda kaldırıp gövdemi atsam
bulurdum kendimi ayaklarımın dibinde
beş yıldır bir şeyler sürükleniyor içimde

yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım
bir elimle yazdıklarımı
okudum diğer elimde
beş yıldır beş koca yıldır
bir şeyler kopuyor içimde

Sunu-III-IV

III
şortum ve şıpıdık tokyolarımla gördünüz
beni haydarpaşa hastanesi girişinde beklerken
güneş yanığı teninize renk renk giysilerinize bakarken
uzun zincirlerle bağlı kollarımı süzdünüz

imgeleminiz hemen de devindi
-deli bu deli-
yüzdeki buruşmadan
duymasa da anlıyor insan
biraz kötücül biraz acımaklı baktınız
yüreğimi şaşırdım
dürterek birbirinizi
gizliden fısıldaştınız

sıkıca kavranıp kollarımdan
özenle geçirildim aranızdan
-sizi mi koruyorlardı beni mi bilmem-
çocuklarınızı kaparak
çamurmuşum
gibi sıçradınız iki yanıma
ama soru sorandır çocuk-baba
anne kim neden bu amca…
bir çift dikenli tel yumağıydı gözlerim
ağlayamadığımca ağladım yanıtınıza

IV
gün batınca çocuklar koşuyor erkenden
masallarını dinlemeden derin bir uykuya
bir yunus dalıp çıkıyormuş gibi suya
kalkıyorlar gözlerinde yıldız gülerken

bendim öpen bendim silen
anne diye üşüyen korkularını
ellerimle şafak yangını yıldızları
bendim gözlerine koyup giden

sabah mahmurluğunda bir parça da
anneler beni öpüyorsunuz
bilmeden tadımı taşıyorsunuz
günboyu sıcacık dudaklarınızda

yaslandığınız ağaçta benim sırtım
çiğniyorsunuz sokakta ayak izlerimi
kokladıkça açan güzelim çiçeği
ansıyın bir zaman yakama taktım

geçerken kulaklarınıza uğultular geliyordur
evet siz de vardınız taksim alanında
hepten unuttuğunuza inanmıyorum mutlaka
omzunuzda omzumun sıcaklığı duruyordur

Sunu V-VI

V
duysanız anlasanız bir kez beni
böyle tek başıma geceleri
çığlık çığlığa kalkmazdım
ellerimin arasında kanayan anlımla
çatlak bir duvar gibi bakmazdım

bir elime ateş ötekine barut
çizgi çizgi ben mi kazıdım
değmesin diye bağlasa mıydım
açlık ve ölümle yağarken bulut

gençliğimi kakıp durmayın başıma
bugünden yarına akardım
bir bilseniz neler yaşadım
yüzyıl bebek kalır yanımda

VI
asıldım yüreğinizin kapısına
acıyı sevince bölerim
su gibi yaprak gibi gülerim
çıkmayın dokunmadan bana

bir orman gibi yürüyüp elbet
varacaksınız ortasına yolun
ben yatarım bin müebbet
siz çiçeklene-dallana durun.

Nevzat Çelik

NEVZAT-CELIK Sunu