Hepsi O Kadar

Gidilir gelinir.
Belki sağsalim dönülür, hepsi o kadar.
Günler geceler çabuk geçer.
Çabuk geçmez şaşkın bir çocuğun hüznü
Vapurlar, arabalar, karlar çabuk geçer.
Ayrılık da özlem de herşey…
Herşey çabuk geçer
Ve birden gün ağarır.
Hepsi o kadar.
Gidilir herhalde gelinir.
Bütün gün denize bakmak kadar.
Belki ayvalar çürür.
Birşeyler kurur, atılır.
Nedir ki uzakta olmak
Ardahan´da boş duran bir ev
Hiçbir zaman suyu olmayacak bir kuyu
Unutulur, kalır. Hepsi o kadar.
O kadar anlayabilmek
O kadar acemi
O kadar toy
O kadar ilk
O kadar yeni
Ey uğursuz yolculuklar
Ey yıldızsız samanyolu
Bir daha hiç olmayacaksınız.
Çünkü yarım ve yaralı kalan
Bir akşam, yemin etmiyorum ama
En az günlerce, günlerce kanar.
Gidilir, gelinse de gidildiği gibi değildir.
Hepsi o kadar.

Süreyya Berfe

gitmek+ve+donmek Hepsi O Kadar

Aykırı Sevda Sözleri

1.
Sevdiğim, tabutum, ak kefenim;
Derin ve dar mezar çukurum benim.

2.
Yeni bir kalıba dök, beni arıt bir potada.
Geçmişim saklı ama geleceğim ortada.

3.
Kabahatinden daha büyüktür özümü;
Yüreğimin aşık olmaktan ötürü.

4.
Sen vazgeçilmez kötü bir alışkanlıksın,
Cinnete ve ölüme karsı bir esrarsın.

5.
En büyük yanlış bir kadına bağlanmaktır;
Gerçek aşk bir kadından kadınlara akmaktır.

6.
Seni kuşanıp çıkarım sokaklara.
Tuhaftır, hep ben olurum hazır patlamaya.

7.
Yüreğime benzin döküp kibrit çakan;
Ey usta kundakçım iz bırakmayan!

8.
Söylentiler çıksın, elimi kana bula;
Yeter ki günlerim olsun çırılçıplak koynunda.

9.
Kumar borcum, yani namusumsun;
Masum değil, iflah etmez tutkumsun.

10.
Bütün pislikleri ortaya çıkardığından,
Aşıksam nefret ediyorum yaşamaktan.

11.
Aşk bütün kötülüklerin anasıdır.
Her aşk sonunda bir bozgun anısıdır.

12.
Seninle içimde bir yakın ölüm sevinci;
Sen vaktini şaşmazsın salgınlar gecikmeli.

13.
Aşkın fincanından kayıp gitmiş bir pul sırça
Ve güve yeniği umudun havli kumasında.

14.
Benim soluğum barut kokar ve de kan.
Seninki bir ağıttır kendini yerden yere vuran.

15.
Bu ham dünyada zoraki bir söz gibi sevgim.
Sevsem sana yazık, sevmesem incinirsin.

16.
Sevgimiz bir tastır yarısı gömük toprağa;
Kaldırsan böcekler görürsün altında.

17.
Temiz kalmış ne bulunur bir çöplükte
Aşk da kirlenir elbet insanla birlikte.

18.
Gözlerine derinden ne zaman baksam;
Hep uzaklaşıp giden yalnız bir adam.

Metin Altıok

aykiri+sevda+sozleri Aykırı Sevda Sözleri

Sevmiyorum Seni

Şimdi benim buzdan bir döşekte
Üç büklüm olmuş zavallı sevdam,
Üşüyorsa ölesiye yalnızlıktan;
Bil ki senin hep böyle güvensiz,
Yaşamdan korkar oluşundan

İşte bunun için sevmiyorum seni.

Şimdi benim bir han avlusunda
Hiç bitmeyecek umutsuz kavgam,
Soluyorsa başı önde yorgunluktan;
Bil ki senin hep böyle umarsız,
Yarını göze alamayışından.

İşte bunun için sevmiycem seni.

Metin Altıok

sevmiycem+seni Sevmiyorum Seni

Senden Hala Haber Yok

Bir nesnenin neresinde akşam olur
Sivri bacaklı delikanlılar gülüşerek bara inerler
Yazın bittiği rivayet edilir kasabada
Yani artık tamamen bitmiştir yaz
Tüketilmiştir ya da yok sayılmıştır
Çığlık çığlığa koşarak bir iki at yürür denize
Rakının yayları kopar bir iki adam ağlar
Bir iki kadın güzel kokular içinde geçer uzaydan
Senden hâlâ haber yoktur
Bir nesnenin neresinde akşam olur.

Sessizlik ne berbat bir yolculuktur.
Yağmur, kopan bir inci kolye gibi yağar
Sivri bıçaklı delikanlılar dövüşerek bardan çıkarlar
Kışın başladığı rivayet edilir kasabada
Yani artık tamamen her şeyi kaplamıştır kış
Önemsenmiş ya da kabul görmüştür.
Çığlık çığlığa koşarak bir iki hatıra yürür akıllara
Rakının kadehi kırılır bir iki kadın ağlar
Bir iki adamın tenha cenazesi geçer uzaktan
Senden hâlâ bir haber yoktur
Sessizlik çok berbat bir yolculuktur.

İnsan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur
Kar, ölümün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar
Sivri bacaklı delikanlılar birbirine dargın ayrılmışlardır buralardan
Mevsimlerin aşka göre değiştiği rivayet edilir kasabada
Yani artık tamamen sevdayı ele geçirmiştir mevsimler
Özlemek, unutulmak ile hatırlanılmak arasında bir ara istasyondur
Çığlık çığlığa koşarak bir iki teselli yürür ömürlere
Rakının tadı küflenir çürür bir iki âşık ağlar
Bir iki yalnızın ismi okunur topraktan
Senden hâlâ bir haber yoktur
İnsan üzülmeye görsün ona hayat hep suçluluktur

Küçük İskender

senden+hala+haber+yok Senden Hala Haber Yok

Gerçekten Ne Oluyor

Seni seviyorum
yabancı bir ülkeyi sever gibi
kayalıkları ve köprüyü sever gibi
ıssız bir akşam gibi kitapların kokusu sinmiş
bu dünyada sana yürüyorum
gökkubbenin altında
arasında iki ışığın
düşüncem, seni giyinmiş.

bu macera savaştan iki yıl önce başladı
bir köyde savaştan sonra sovyetlere ait olan
savaştan hatırladığım sadece yangın, muhteşemdi
artık öylesi görülmüyor
itfaiyenin sesine, pencereye koşardım
çocukluğum boyunca hep yoldaydım
kominist oldum
mezarlığa gittim ve melekleri öğrendim
artık öylesi görülmüyor
sella in curuli strumana Nonius sedet
İskenderiye’de kitapları yaktım
bir taş ile çiçek rolü oynadım ve kilise inşa ettim
kendi kendime şirler yazdım sandalyede
sallandı aşağı yukarı
arkası yüksek olan bugünlerde öylesi bulunmuyor
yüksek bir şiirdir benim para bekleyişim
ne biçim hata, yanlış yol ve doğru yol değil
artı eksi 2’dir
geleceği yaşıyorum
okuyorum yarının gazetelerini
Kruşçev’i destekliyorum baykuşu
odadan odaya taşıyorum
ona uygun bir yer arıyorum, bu macera başladı…

Pentti Saarikoski

pentti+saarikoski Gerçekten Ne Oluyor

Bir Acıya Kiracı

Sen ey kendiyle yetinen!
Fosforun yeri gece,
Ne yapar gecesiz ateşböceği?
Belki anlamsız ve delice
Kumrunun inanılmaz yuvası
Bir direğin tepesinde.
Ama boşluktur biraz da
bir kuşu biçimleyen,
Bence böyle, seni bilemem.

Sen ey kendiyle yetinen!
Ne derlerse desinler
Su eğimine gidecek.
Sen şaraba banılmış ekmek!
Deltasıyız bütün sözlerin
ve söz sonunda bak nasıl
senle bana gelecek.

Sen yarım kalmış bir aşkın
Kaçınılmaz sürgünü,
Katlanan göğsündeki kayaya,
Sen orda şimdi bir hüznü köpürt,
Ben bir çocuğa su vereyim burada,
Ben ki kiracıyım bir acıya.

Sen imzalarsın sabah akşam
Defterini bensizliğin,
Bense kanla öderim
Kirasını kaldığım evin.
Bir takvimi tersten açardık,
Eğer isteseydin.

Sen ey kendiyle yetinen!
Artık suyumuz bulanık,
bir güneş bile olsa sonunda,
yolumuz kırık, önümüz karanlık
ve ağır tuğrası alnımızda
padişah yalnızlığın,
ama yine de umudumuz kalabalık…

Metin Altıok

bir+aciya+kiraci Bir Acıya Kiracı

sesimde anıların sessizliği

yarın gece gideceğim bu kentten
bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni
yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok
sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri

sözüm yok işte yüzüm işte akşam
sesimde anıların sessizliği

içimde acıyla yürüyorum yolları
çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
yorulsam da bir daha binmem o trenlere
kimse karşılamasın istasyonlarda beni

kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda
aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi
ardımda usulca akan küçücük sular
bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa

sözüm yok işte yüzüm işte akşam
sesimde anıların sessizliği

sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle
kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim
söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı
sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı

Haydar Ergülen

iste+yuzum+iste+aksam sesimde anıların sessizliği

Farklıdır sevmesi insanların

Seversiniz bazen…
Bir kuşu beslemek misali,
karşınızdaki insanı sevginizle beslersiniz.

Farklıdır sevmesi insanların…
Kimi kafese tıkar kuşunu öyle besler,
alır özgürlüğünü elinden, seviyorum sanır.
Öyle sandıkça sıkar karşısındakini, bunaltır.
Ufacık bir fırsat bulsa kaçmak,
kurtulmak ister artık kuş.

Aslında korkularından yapar insan bunu,
karşısındaki insana anlatamaz, anlatmasını bilmez.
Bir başka insana gitmesini istemez.

Her koca devin koca korkuları vardır, kimse bilmez.
Kimi de serbest bırakır kuşunu.
Salıverir gökyüzüne,
döner gelir elbet der, döner gelir seviyorsa.

Alır riski çekinse de birşeylerden.
Bilir ki; koysa kafese bir gün kesin kaçıp gidecek,
bir gün kesin terkedecek.
Serbest bırakır!
Döner gelir o da karnı acıktıkça,
yüreği sevgiye acıktıkça.

Ne kadar çekinse de bilir geri döneceğini adam.
Bilir başka yerlere, başka kişilere gitse de
bir gün, bir şekilde geri döneceğini…

Kuş ta bilir daha iyisinin olmadığını
ama bazen nankörlüğü tutar.
Unutur onun için yapılanları,
uğramaz olur bir zaman…

Başka kapılarda, başka pencerelerde aynını arar.
Ama bilmez başkalarda hiç aynılık bulunmaz.
Pişman olur, geri döner bir zaman sonra.

Öyle yenik, öyle mağlup döner ki hem de…
Artık kafese girmeye bile razı olmuştur.

Şanslıdır…
Eğer geri döndüğünde açık bir pencere
veya aynı evde, aynı kişileri bulabilirse…
Eğer terkettikleri taşınmamış,
Aynı yerde kalabilmişse…

W. Generous Blackstone

farklidir+sevmesi+insanlarin Farklıdır sevmesi insanların

olmayana övgü

Sen bulamadığım,
tahta çıtırtılarında,
kapı aralıklarında,
eski sandıklarda aradığım,
…bulamadığım,
zümrüt yeşili bir tülbent gibi doladığım,
kilitli çekmecelerde sakladığım,
göğsümde fırtınasını dindirdiğim,
gurbetinde kaybolduğum,
sen,
bulamadığım,
hiçbir yere sığdıramadığım,
hiçbir boşluğa dolduramadığım,
havaya karıştırdığım,
toprağa düşürdüğüm,
ateşten kaçırdığım,
rüzgârda dolaştırdığım,
yağmura karıştırdığım,
zerrelerime bölüştürdüğüm,
buldukça kaybettiğim,
aradıkça bulamadığım,
ne olduğunu bilemediğim,
hayra da şerre de yoramadığım,
boynumdan çıkaramadığım,
avuçlarıma alamadığım,
yakamı kurtaramadığım,
suretini çıkaramadığım,
sen,
bilemediğim,
cevabını bulamadığım,
sırrını çözemediğim,
kabuğunu kıramadığım,
karanlığını ağartamadığım,
tane tane söyleyemediğim,
dilimi anlamına döndüremediğim,
tercüme edemediğim,
sen,
hiç bilmediğim,
bilemediğim,
meçhulüm,
kayıp hazinem,
gizli düşüm,
kanayan yaram,
gömüldüğüm çalılanmış kabrim,
ağıtım,
şenliğim,
düşündükçe kaybettiğim,
kaybettikçe düşündüğüm,
sen,
bilemediğim,
söylediğini duyamadığım,
dudaklarını okuyamadığım,
şifresini çözemediğim,
parolasını hatırlayamadığım,
aklımdan çıkaramadığım,
hafızamda tutamadığım,
yankısında yankılanamadığım,
tozuna bulanamadığım,
kala-balığına karışamadığım,
saçlarıyla yarışamadığım,
sen,
duyamadığım,
dünya gözüyle göremediğim,
hücrelerine kadar tanıyamadığım,
teninde konaklayamadığım,
terinde üşüyemediğim,
maniler döşeyemediğim,
yandığım,
yakamadığım,
söndüğüm,
söndüremediğim,
oklarımla vurup öldüremediğim,
zehrinde ölemediğim,
bahçesinde yaşayamadığım,
ücrasında tutunamadığım,
yabanım,
uzağım,
gidemediğim ve gelemediğim,
yolunu bulamadığım,
sen,
göremediğim,
yakınına varamadığım,
yürüdükçe ıraklaştığım,
hasretini kıramadığım,
vuslatına eremediğim,
sofrasına oturamadığım,
tadına bakamadığım,
doyamadığım,
ezeli açlığım,
açılmaz çıkınım,
etim,
kemiğim,
çekilmiş ruhum,
yitirilmiş soluğum,
geçmiş zamanım,
harcanmış geleceğim,
zamansızlığım,
aynadaki yokluğum,
uzandıkça kaçırdığım,
sen,
varamadığım,
kimselere soramadığım,
öfkesine kapıldığım,
merhametine sığındığım,
gizlice fısıldadığım,
açıktan anamadığım,
kendimden başkasıyla paylaşamadığım,
gölgesinden bile kıskandığım,
bilmecem,
muammam,
dalından düşen yaprağım,
yerine çürüdüğüm,
ucundan tutamadığım,
kapısına varamadığım,
sen,
içlenip de diyemediğim,
ruhumdan çıkaramadığım,
korkudan söyleyemediğim,
cümlesini kuramadığım,
yüklemini yüklenemediğim,
uç uca getiremediğim,
yan yana koyamadığım,
biriktiremediğim,
harcayamadığım,
hesabını kesemediğim,
başlayamadığım ve bitiremediğim,
seferine çıkamadığım,
haritasını çizemediğim,
limanına ulaşamadığım,
lisanını bilmediğim,
sen,
dilimin ucuna gelip de söyleyemediğim,
tek satırını okuyamadığım,
selamını alamadığım,
kelimelerinde dolaşamadığım,
zarfını açamadığım,
postaya veremediğim,
yolunu gözleyemediğim,
müjdesini alamadığım,
sedef kutuların içinde sakla-yamadığım,
kokusunu içime çekemediğim,
unutamadığım ve hatırlayamadığım,
sayfalarını çeviremediğim,
resimlerine bakamadığım,
sen,
okuyamadığım,
bakmaya kıyamadığım,
kem gözlerden sakındığım,
nazarından korktuğum,
ışığım, ışıksızlığım,
dünyadan habersizliğim,
divaneliğim,
biçare pervaneliğim,
rengim ve renksizliğim,
parmak izlerimde gezdirdiğim,
eksikliğinde eskidiğim,
örsünde örselendiğim,
sen,
dokunmaya kıyamadığım,
çitlerle çeviremediğim,
mevsimlerinde dolanamadığım,
dağlarında avazım çıktığı kadar bağıramadığım,
ürktüğüm,
çekindiğim,
bir türlü açılamadığım,
bir türlü kapanamadığım,
bir türlü istediğim kadar sevemediğim,
bir türlü aşkından kurtulamadığım,
sen,
çaresi olamadığım,
çaresini bulamadığım,
oya oya işlediğim,
ilmik ilmik söktüğüm,
işlemekle bitiremediğim,
sökmekle tüketemediğim,
bakınca göremediğim,
arayınca bulamadığım,
dokunmaya kıyamadığım,
sen,
olmayanım,
olamayanım!..

Gökhan Özcan

olmayana+ovgu olmayana övgü

Düşte gibiyim, ölmüşüm sanki

İkiye yarılmışlık. Nedir bilir misin? Bir yanda aklın…. bir yanda kalbin…

Geçmişin ve geleceğin ortasında kalan zavallı bir şimdicik.

Mabedden içeri attığında ne hisseder insan, söyle, hiç bilir misin? Secdeye başını koyduğunda?..

Derken büyük bir alışveriş mağazasına girdiğinde? Koca bir cipin içindeyken meselâ, müziğin sesini açarken?..

Hiç gördün mü onu, hani şu bir yandan sesi arş-ı a’laya çıkanı, öte yandan kalbi büzüştükçe büzüşeni… içine, daha da içine çekileni?..

Bir elinde Kur’an, bir elinde ben, tam da ortasından yarılanı?..

Gövdesi bir yanda, başı bir yanda, çarşının orta yerinde ayaklar altında sürüneni?..

* * *

İnsanı.

Hiç gördün mü?

Ne yapacağını bilmez hâlde, kurban diye kendini sunarken.

Gözyaşlarıyla kendini iyileştireni. Hüzünle. Çaresizlik içindeyken. Ağlaya ağlaya kendi yaralarını kendisi saranı.

Değil meydanlarda, mescidde bile kıyam edemeyeni. Ayağı kalkmak nedir bilmeyeni.

Secdeden başını kaldıramayan o zavallıyı.

Okuyanı. Hep okuyanı. İnsanı. Kendini.

Gördün mü hiç?

Kalabalıkların arasında yine kendisiyle konuşurken…

Otururken, yürürken, koşarken… her daim… bile isteye kendini unuturken?..

Sordun mu ona, kimsin sen dedin mi? Tuttun mu elinden, sildin mi gözyaşlarını? Başını okşayıp teselli ettin mi?

Taşradayım gelemiyorum yanına diye özür diledin mi?

* * *

Bağışlanmak.

Bilir misin nedir?

VE dahî bağışlamak.

Affetmek, görmemek değil, görmezlikten gelmek… ihmal etmek… bile isteye… kül gibi savurmak günahları havaya, nedir hiç düşündün mü?

* * *

— “el-Emnu min’allahi teâlâ küfrun.”

Ömer Nesefî’nin Metn-i Akaid’inden muktebes bir kaide bu. Bir inanç ilkesi.

Asırlarca inanma tarzımızı belirleyen ilkelerden biri.

Neymiş anlamı?

— “Tanrı’dan emin olmak küfürdür!”

Zıddı ye’stir. Ümitsizlik de haramdır inanana, emin olmak da.

İnanıyor musun, o hâlde Tanrı’ya güvenmeyeceksin!

O senden emin olacak, ama sen aslâ ondan emin olmayacaksın!

Hiç de adilce değil denilebilir. Zalimce bile görünebilir. Fakat sakın öyle deme, sakın öyle görme! Aşıkların ahlâkına ihanet etme ey talib!

Aşık sevgilinin nazından hiç emin olur mu? Onun için “elde var bir” diyebilir mi? Sevgilinin tebessümünü garanti etmeyi başarabilir mi?

Aşıkın gaye-i kusvası kurbiyyettir. O kurban olup canını canına vermek ister… sevgilinin ellerinde ölmek…. kendinden geçmek ister.

Aşık elde var birdir. Garantidir. Aldatılmayı göze alandır; kandırılmayı… reddedilmeyi… hatta terkedilmeyi… bir kenara öylece atılmayı…

Birileri onu onunla, onun adıyla kandırabilirler; şikayet etmez. Kendisi için değil, adı için bile kurban olmaktan çekinmez.

Mertebe mertebe… derece derece… safha safha…

Yaşamak gerek. Almak için değil, bir de vermek için sevmek gerek. Vermek için, vermek suretiyle, vere vere… karşılıksız… hep kendini borçlu hissederek…

* * *

İnkâr edemediğim için inanıyorum. Cazibesinden kaçamadığım için. Çaresizim.

Bir ömür boyu kendini borçlu hissetmenin adıdır inanmak, biliyorum.

Varlığa… yaşama… başkasına… öteye… ötelere borçlu hissetmek…

Aşık, defterinde alacak hanesi olmayanın vasfı. Hep verenin… aldatılsa bile güvenmek, emin olmak zorunda olanın… başkalarının koynunda olsa bile yâri sevmekten vazgeçmemenin…

Aşık, ele geçiren değil, bilâkis ele geçirilen, elde tutulan… “elde var bir” olan…

Güven veren ama güven duyması yasak olan.

* * *

Ümit kesme ama emîn de olma diyen sevgili!

Beni arada tutuyor ve usulca, korkuyla ümidin kucağına bırakıveriyor.

Güven verenler var oysa. Teminat verenler. Peşin peşin elini uzatanlar. Gönlümce aldatacaklarım var sırada. Bana yapılanları yapacaklarım. Sevmekten çok sevilmenin hazzını yaşayacaklarım. Naz edeceklerim. Dünya. Koca dünya.

Ama ben hiçbirini görmüyorum. Hiçbirini umursamıyorum. Hiçbirini hatırlamıyorum. Düşte gibiyim.

Ölmüşüm sanki.

Not: Yılın ilk iki yazısı da niçin böyle buram buram ölüm kokuyor deme de ey talib, anla! Ölmedikçe doğmak yasak bize! Bir kere düşer insan yeryüzüne, bir kere! O hâlde şimdi ölmek sırası! Derken, bir bakarsın gelmiş, dirilmek… ve nazlanmak sırası!

Dücane Cündioğlu
duste+gibiyim Düşte gibiyim, ölmüşüm sanki