Nasıl kavuşursa martılar denizle
Öyle kavuşur buluşuruz biz de.
Nasıl dalgalarla uzaklaşırsa deniz
Biz de öyle ayrılırız..
Rabindranath Tagore
Şub 23
Şub 23
İnanma sakın doğruluğuna
Aşk ne biter
Ne tükenir..
**
Ey güzellik
Aşkta gör kendini
Aynanın övgüsünü bırak !
**
***
Boşuna gözyaşların
Gün ırak olsun bizden
Sen yıldızları kaçırma
***
Aç kapını aç- bırak yakamı gideyim
Geri ver beni- her şey senin olsun
Senin olsun – özgür kıl yüreğimi..
***
Kadehini yap beni
Senin için dolayım..
***
Yol kıyısında biten ot
Yıldızları sev
Çiçekli düşler görürsün!
***
Yüreğimde karanlığın şavkını yak
Gece aşkını söylesin..
***
Aşkının fenerini tuttuğunda yüreğime
Vuran şavkı var ya
O şavk senindir
Gölgesi benim.
***
Ey aşk
Acının lambası elinde
Ansızın geliverirsin
Bir baktım mı yüzüne
Anlarım- mutlulluk
Asıl sensin.
***
Şub 23
Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz..!
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yarada sen açma..!
Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum..
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum..
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum..
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına..
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki..!
Vazgeçemezsin tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında;
Hala minik bir çocuğum.
Büyütemezsen ; Kaybolurum…!
Rabindranath Tagore
Şub 23
sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm!
sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm!
bir Allah’a bir anneme sonsuz itimadım var
herkes beni yarı yolda bırakıyor ya Ali
herkes beni yarı yolda bırakıyor bu çok zor!
sana bu mektubu pişirilmiş çamurun içerisinden yazıyorum
ağaçların otların ortasında yaşıyorum
cayır cayır yanan bir orman ne kadar uzun yaşar?
Allah’ım benim yanmayan yerlerimden yangın çıkar
yanan öd ağacının külü olmak istiyorum
yanan bir öd ağacı gibi yanmak istiyorum
çakmağın varsa çak tutuştur kalbimi
kılıcın varsa çek yatıştır nefsimi
sebebin varsa çık karıştır derdimi
bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali
yürüdün kınında kılıç yüreğinde aşk
dünya atlıların hışmına uğramış gibi toz ve duman
ortalık putlarla dolu İbrahim yorgun düşmüş olmalı
ve bu açıdan bakınca Yakup
kör olmakta son derece haklı
Yusuf doğuran bir kuyum yok
Davudi bir sesim yok Zebur söylemek için
İsa’nın yakışıklı alnından
kilise duvarlarına çakılan
grotesk bir çarmıh kaldı geriye
ve onca hikmetinden Musa’nın
kekemelik, israil’e…
Musa kekelerken oysa
söze şarkılar bahşeden bir sesi vardı
bunlar kekelerken havada
kurşun sesleri ve çocuk çığlıkları…
demem o ki Zülfikar’a davranan elin
eksikliği hissediliyor şu an dünyada
seni sırtından hançerlediler çünkü başka şansları yoktu!
risk almayı gerektirir seninle göz göze gelmek
seni sevmek bir insanı sevmenin iskelesidir
bugün ne dünden bir sonraki gündür ne yarından bir önceki…
bugün hem dünkü gündür hem yarın ve sonraki
yani mütemadiyen seninle yaşıyor olabilmek gibi bir bahtım var
mesela bir akşam Resul’ün evine giderken beni de uykumdan al
insan önce annesini sever, sen önce O’nu sevdin
O’nu sen kırıp çıkardın insanın kendini seyrettiği aksinden
şimdi bazıları mübalağalı buluyor beni
bazıları gülüp geçiyor ki senin
vurduğunu cehenneme postalayan bir kılıcın vardı
ama onları görsen ağlardın merhametten
sen onlar için kendini ve evladını feda ettin onlar
kendileri için senin evladının her gün başını vuruyorlar
ben senden öğrendim ki oysa inanmak
mesela dost için ölüme yatıp orda
teslimiyet doğuran bir uykuya dalmaktır
dünyaya senin gözlerinle bakmak isterdim ya Ali
şurasında biraz vicdan olan herkesin seni sevmek borcu var
bir puta dahi inanmanın varsa inanmakla bir alakası ki var
insan senin Resul’e teslim oluşunla inanmayı tamamlar
sen bana dil oldun Rahman o dile ağız
sen bana göz oldun Mustafa göze yürek
sen bana söz oldun Kuran o söze ayet
bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali
seninle en sevdiğim müştereğimiz
ikimiz de en çok hep, hep O’nu seveceğiz
zannımca sonumuz tam da şöyle olacak
sen Hüseyn’in başını koyacaksın ortaya
paramparça olacak gönül zembereğimiz
sen Hasan’ın ağusundan taslarla sunacaksın
musallat olmayacak nefis en-gereğimiz
sen Fatma’nın gözlerini bizle paylaşacaksın
hakikat söyleyecek aşk ile yüreğimiz
senin kalbin bir abanın altında korunmuştur
benim kalbime de yer var mı orda ya Ali?
sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm
sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm
işte gözyuvarlarımı boşalttım Zülfikar’ınla
bunca okudum senin gözlerinle bakmak için dünyaya
hep senin gözlerinle bakmak için ya Ali
Resul’e
ve Allah’a!
Alper Gencer
Şub 23
otuzuncu kattan düştü gülümseme halkın ortasına
otuzuncu kattan bakıyorum burası çok fazla ankara
ağır havalardan ağdalanan ağır ağır dağlanan
otuzuncu kattan manzara çok fena çok can aldı
canımı sıktım mesela masada oturan vıdıvıdılara
canımı sıktım bıraktım üzüntülü kırlara
kıyamadım sesindeki sessiz sevince
kıyamadım ve dedim ki hadi şimdi adalara
gidelim gitmek birikirse bir adamın içinde
iki de bir homurdanıyor deniz dalgaların göğsünde
açılmış yaraya kimse bakmıyor sevgili arkadaşım
azalarını azaltıp gitti bak güneş
hatırası hayale dar gelse de
geçici bir mutluluğu onaylıyor leylekler burada
otuzuncu kattan düştü güzellik kalbimin ortasına
ipinci bir su değiyor aradaki sızıya
Cafer Keklikçi
Şub 23
Tam öğle vaktiydi gittin
Güneş ortalığı yakıp kavuruyordu
Balkonda bir başımaydım gittin
Ilık rüzgârlar esti ardından
Güvercinler uçuştu gökyüzüne
Baktım. Bir arı odamda oraya buraya uçtu
Köy öğle sıcağıyla uyuyordu baktım
Adını yazdım gökyüzünün maviliğine
Saçlarımı örmeyi unutmuştum
Irmak usulcana aktı gölgeli kıyıdan
Tembel beyaz bulutlar bana mısın demedi
Saçlarımı örmeyi unutmuştum
Şub 23
Senin gözlerin mavi, yeşil, kara.
Şub 23
ben hiç türkü bilmezdim yol öğretirmiş
ben bilmem ayrıyam dememiştim hiç
ayrılmamıştım yoldan ve hiç yârdan
öyle sanmışım, bu yol anlatır
gözümü kırpmadan günümü görmüşüm
görmüşüm her gecenin sonunu, türlü oyunu
bir gecelik yolda kendi rüzgârımla esmişim
şimdi uykular bir başka, türküler
eskiden bi uyurdum aynı ağrı uyanırdı göğsümde
şimdi ur gibi kurşun gibi
kazımadan kapanmıyor gözlerim
bazen bu sessizliğin gürültüsü dayanılmaz
anneler ağlar ve hiçbir şey yapılamaz
böylece alışırsın hem ateşe hem küle
bir güzel gitmek olur her gece
her gece konuşunca güvercinlerle sadece
insan anlıyor neydi o uyar’da taklit edilemez olan
insan anlıyor nedir bize sarılmayı öğreten
her kuşlukta kendimi duraklarda bulurum
tıkır tıkır makina on beş dakika
dağların on beş yıl ardına
bozkırın ucuna bucağına
her bakışı satır sayıp şiir kurarım
günüm çocuklara aklım kurduğuma helal
ederim hepsini de bir cep için cepkene
bir sap için samana
bir uzak için yakına
hiç mihnet olmaz bunu bilirim
kırgınlıkla dağılmadım, dargınlıkla çözülmedim
inandım mı tam inandım kana bulandıysam hele
şimdi kazananla kaybedenin eşitliği gözümde
burada beni çeken çekiştiren
yok etimden koparan kovuşturan
aşk kötülüktür diye yüzünü buruşturan
burada kıyamadığım bir aşk
burada yok kıyamadığım
burada antidiazem
burası süper egosuyla anadolu
yoksunluğun adı, yoksulluğun kokusu
insan buradaysa
gündüz gece gündüz gece
engel yok bir güzel üzülmeye
insan burada olsa da
oralar affedilmez
Zeynep Elif Arkan
Şub 23
Koca adam..
Kocaman adam..
Nasıl da güçlü.. Dağ gibi.. Vursan devrilmez..
Saçlarını okşuyorum..
Küçük bir oğlan çocuğuna dönüşüyor gözleri..
Kaldırıp başını , bakıyor yüzüme usul..
Ellerimde anne kokusunu kokluyor biliyorum..
Koca adam..
Kocaman adam…
Kollarımı açıyorum.. Sarılmak istersin biliyorum..
Biliyorum, başını saklayıp koltuğumun altına ağlamak istersin..
Yüzüme bakıyorsun.. Ağlamasın diye kocaman açtığın gözlerle..
Omuzlarını çekip “ıı ııhh” diyorsun..
Dönüp arkanı çekip gidiyorsun..
Koca adam..
Kocaman adam…
Biliyor musun ki, gelip hissettirmeden saçlarını öpüyorum..
Ve yine sana hissettirmeden yaşlarını siliyorum..
Şub 23
Evimin karşısındaki çelimsiz bir erik ağacıydı O.
Kış ortalarıydı.. Haylaz güneş, bildik oyunlarından birini oynuyordu yine.. En sevimli yüzüyle göz kırpmıştı yine..
Çelimsiz erik ağacım benim… Aldandı.. Sandı ki güneş ona gülümsüyor.. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı vakitsiz.. Çiçek açtı.. Deli gibi, ilk yaz gibi çiçekler açtı.. Komşu ağaçlar güldü haline, bilen bilmeyen ayıpladı.. Sadece “sanmıştı” oysa ki.. Bu kadar masum bir çiçeklenişti bu.. Kimseye anlatamadı..
Kimsenin farketmediği birşey vardı halbuki.. Geçen bir sürü baharı ıskalamıştı çelimsiz erik ağacım.. Gelip geçen onca baharda herkes çiçek açarken, O kuru dallarıyla beklemişti… Neyi beklemişti, niye beklemişti kimse bilmemişti.. Kimseler hissetmemişti bile.. Herkes kendi çiçeğinin güzelliği ile o kadar meşguldu ki , onun çiçeksizliğini görmemişti bile.. Erken çiçek açtı diye gülünen erik ağacım, aslında çok geç kalmıştı..Vakit o kadar geçti ki erken sanılmıştı..
İşe gitmek için yolun karşısına geçtim.. Yaklaştım ona, çelimsiz gövdesine dokundum… Ağlıyordu..
“Ağlama” dedim.. “Ağlama sakın.. Çiçek açabileceğinden umudu kestiğim bir anda açtığın çiçeklerle o kadar güzelsin ki”. Sustu.. İç çekti belli belirsiz.. İç çekişi.. yapraklarının hışırtısı ve erik ağacının çaresizliği…
Aradan günler geçti.. Öylece direniyordu.. Tebessümünü bir kez gösterip geri çekilen güneş, yerini olağan soğuklara ve rüzgara bırakmıştı..
Mevsime yaraşır bir fırtına.. Yağmur ve rüzgar.. Zalim ikili.. Nasıl acımasızca hırpalıyorlar erik ağacımı.. Gece.. Pencerenin önünde durmuş Onu görmeye çalışıyorum.. Yoldan geçen arabaların farlarından medet umuyorum.. Allah kahretsin olmuyor.. Yanına gidip Onu avuçlarıma sığdırmak istiyorum deliler gibi.. Yağmur hızlanıyor, rüzgar çıldırmış.. Ağlıyorum.. Erik ağacımın halini düşünüyorum ve ağlyorum..
Bütün gece ondan başka birşey düşünmedim.. Mevsimsiz çiçek açan erik ağacım.. Benim kader arkadaşım.. Anladığım.. Anlayanım.. Gün ilk ışıklarını bir nimet gibi sunarken fırladım sokağa.. Koşarcasına geçtim yolun karşısına.. (ohh çok şükür!) Erik ağacım , çiçekleriyle ayakta.. Yorgun ama çiçeklerini vermemiş rüzgara..
Koşup sarılıyorum ona.. Dile geliyor kendi lisanınca ” o çiçekleri o kadar beklemiştim ki, veremezdim”
Erik ağacım..
Sırdaşım..
Dilek Kartal