kırık laleler kırık vazolarda çok yaşamaz

kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.
gecelerden bir gece seç kendine, uzan boylu boyunca
gece ol, gece kal, gece giyin; ve öyle karanlık örtün üzerine,
gecelerde saklıdır hem en mağrur, hem en mağdur.
kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

insan bir şehre küser, küser de gider ucuna dünyanın.
ucu dünyanın, benim içimdeymiş meğer.
meğer Şiraze…

rahlede başladı tedrisim, hayâl meyâl hatırladığım zamanlar.
ara sokaklarda zeytin ağaçları, defneler ve Asi
hayâl meyâl şimdi çam dalına oturup ezberden geçtiğim satırlar.
bir ninem vardı, bastonuyla bir de gülüşüyle durur hep öyle,
hep öyle ninem vardı benim, hâlâ da var; cennet kapısında yolumu gözler.
kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

insan bıraktıklarına küser, küser de dönmez geri.
dönmek için, nerede olduğumu bilmeliymişim meğer.
meğer Şiraze…

hayâl meyâl bir hayat, hayâl meyâl yaşanmışlar.
sen hayâl meyâl, ben hayâl üstü hayâl; yokmuşuz gibi
yoksunuz gibi…
sadağından eksilen ok bende saklı, birgün kıracağım orta yerinden
kıracağım ve yüreğine sıçrayacak şerâresi.
kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

insan kaçarken küser, küser de yanında sürükler hep kaçırdıklarını.
hiçbir yere sığamayışım, kaçılacak yer olmayışındanmış meğer.
meğer Şiraze…

ekilmemiş yüreğime tohumları rengin,
laleler de siyah, lalelere dokunan eller de…
ben güneş dağının ateşini yaktım; sağ yanımda hep sevdiklerim,
sol yanımda hep sildiklerim; hem siyah, dem siyah, -den siyah.
telâfisiz her ne varsa siyah.
kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz.

damıtmadan güneşten, ne varsa ışık ve ısı ve görsellik dışında; uzatmadan devâsa hükümlerimi, huşû içinde küresel yaklaşımlarımı tanımlıyorum.
ekmeltü ne varsa artık, fehimtü…
yaptım olmadı Şiraze; ben duvarı aşamadım, kendime ait bir alan kuramadım, “şu” kimliğimi alamadım, “şunun” yanında silik kaldım,“şundan” dolayı ziyandayım, şununla” bağlantısından bunaldım, “şunu” işaretlemesini ben de sonunda mıhladım, “şusuz”um, “şuursuz”luğumdandır utancım, “şuh” ne varsa siyahımla kapattım, “şûle” giyindim de davrandım, “şuâ”yım haddimi aşıp şîvesiz ve memleketsiz ve –siz…

bir ufak “şukka” bütün sahip olduğum; adın, adım; yani asılsız iki isim, bu “şulide” hâl sebep hiçbir şeysizliğime, çiziyorum manzarasını “şur”umun ne yazdıysam hep; kesik, kopuk… idamımı verecekler “şûra”da ben bunu an’da yüreğimin kaydına aldım, sen ol şahidim, sen ol hapsim; başka “şurut”um yoktur benim.

Şiraze,
kırık laleler, kırık vazolarda çok yaşamaz…

şiraze’den şiraze’ye

Şiraze

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.