Kelimeler Maskelerini Çıkarırken

Kelimeler, kapılara kanallara açılan görkemli konaklarda verilen eski Venedik balolarına
gözalıcı giysileriyle uçuşarak katılan yüzleri maskeleri aristokrat genç hanımlar gibi varlıklarını
gördüğümüz,ama kimliklerini bilemediğimiz sesler olarak gezinir hayatımızın içinde; yaşamak,
sanırım, o kelimelerin taşıdıkları anlamları öğrenmek, en acıklısının bile söylenişinde bir hoppalık
bulunan dizilerinin ardında saklanan gerçek duyguları tanımaktır.
Ölüm kelimesi siyah bir maskeyle, acı kelimesi kızıl bir maskeyle, neşe sözcüğü leylaki bir
maskeyle bir sözcükler balosunun içinde, o balonun neşesini kaçırmadan, hatta o baloya bir çeşni
katarak yerini alır cümlelerimizde.
O kelimeleri kullanırken handiyse onların ardında bir duygu yığını olduğunu, bir gerçeğin
saklandığını unuturuz. Sonra o kelimelerden biri maskesini çıkartıverir.
Çok sevdiğimiz bir küçük kızın kötü bir hastalığa yakalandığını duyduğumuzda, ‘acı’ kelimesi-
nin yüzündeki maske iniverir birden; artık o bir kelime değildir, o bir duygudur, sözcükler balosunu
terkedip maskesinden ve giysilerinden soyunmuş, çırılçıplak bize görünmüstür.
Bir dahaki sefere ona bir cümlede, cümleye renk katan kızıl maskesiyle rastladığımızda artık
onun o çırılçıplak halini hatırlarız.
Yaşamak budur.
Kelimelerin arkasına dokunmak, o dokunuşları biriktirmektir.
Her kelimenin bir gün maskesini indireceğini, ardında saklı olanın bize dokunacağını tedirginlikle
ve ümitle beklemektedir.
Mutluluk kelimesiyle defalarca dans eder, yazılardan, cümlelerden oluşmuş binlerce baloda onunla karşılaşır, maskenin ardındakinin ne olduğunu merak ederiz. Maskesini en az indirenlerden biridir o.
Başarı kelimesiyle birlikte balonun en kendini beğenmişi, en kaprislisi ,en nazlısı, en saklısıdır.
Birçok insanın hayatı o kelimelerin maskesiz, soyunmuş halini görmediğinden eksik kalmış, tamamlanmamış, bir bilmece gibi tükenmiştir.
Kızgınlık maskesini çabuk indirir, çabuk gösterir kendini,onu tanımayan, onu görmeyen, ona dokunmayan yok gibidir.
Özlem ise maskesini o kadar yavaş indirirki, soyunuşunun bütün safhalarını anbean yaşar, üstünden
çıkardığı her parçayla birlikte ona biraz daha fazla bağlanırız.
Beklenmedik anlarda maskesini indiren kelimelerden biri sevinçtir, birden bir yerden çıkıverir karşımıza, ona çabuk tutulur, ama genellikle çabuk kaybederiz.
Hayat budur bence, kelimelerin soyunması ve kendilerini bize tanıtmasıdır.
Tecrübe,her maskenin ardında duranı,daha o maske inmeden tanımaktır.
Bazılarının ise gerçek yüzünü görmeyi kimse istemez, onları görenler genellikle lanetlilerdir.
Cinnet ve cinayet, yüzlerini kime gösterirlerse onu mahvederler.
Aşk, maskesi insin diye en çok beklenendir, indirecekmiş gibi yapar, onu gördüğünü, onu bildiğini sananlar çoktur, ama o kendisini çok az insana çırılçıplak gösterir ve onun maskesinin indiğini görmek aynı anda bir çok maskenin de indiğini görmektir.
Kıskançlık, hiddet, erk ediliş, vahşet, neşe, sevinç, keder,bunların hepsi aşk kelimesinin yanından
ayrılmayan sadık nedimeleri gibi onunla birlikte maskelerini bazen teker teker, bazen hep birlikte
açıverirler.
Şehvet ise bizi çoğunlukla yalnız yakalar; onun maskesinin rengi hiçbirine benzemez, ona dokunduğunuz anda siz de değişirsiniz; o maskesinin arkasında bir büyücü saklar, soyunduğunda siz de soyunursunuz; birçok kelimenin ardında saklı olan gerçek dokunduğu ateşi küle çevirirken o bir külü ateşe çevirebilir.
Bazen bir kelimenin peşine düşer, bize bir kez yüzünü göstersin, sakladığını bizimle paylaşsın diye onu günlerce, aylarca, yıllarca takip ederiz; derler ki, yeteri kadar kararlı ve uzun takip edersen onların yüzünü görebilirsin, ama hayatını,maskesini indiremediği kelimelerin peşinde kederli bir sürgüne çevirenler olduğu da söylenir.
Oysa en çok istenen, kelimeler balosundan yalnızca bizim seçtiklerimizin maskesini indirmesi, yalnızca bizim istediklerimizin dokunuşunu bize hissettirmesidir;ancak hayat, kelimelerin manası kadar, maskelerin indirilme sırasının yalnızca bizim irademizle belirlenemeyeceği de öğrenmektir.
Dans edip durur kelimeler çevremizde.
Neredeyse hovardaca katarız onları cümlelerimize, belki de en rahat, en özgür kullandıklarımız henüz maskesinin ardında olanı görmediklerimizdir, bazılarını tanıdıkça telaffuz etmek zorlaşır çünkü.
Kimi zaman, durup düşünürüz, kaç kelimeyi gerçekten tanıdık, kaç tanesini çırılçıplak gördük diye; bazılarını hiç tanımamış olmaktan sevinir, bazılarını tanımış olmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu hatırlarız.
Yaşamak, kelimelerin soyunmasıdır.
Her biri kendince bir biçim, kendince bir renk taşıyan o maskelerin her inişinde hayatımıza bir şeyler katılır; bazılarının katılması bir şeyler eksiltir bizden, bazılarının katılması bir şeyler ekler.
Elbette en dikkatle ve en çok ürkerek izlediğimiz, o kara maskesinin arkasındaki ölümdür. Bazen, maskesini biraz indirir, bir sevdiğimizi, bir tanığımızı kaybettiğimizde onun yüzünü görürüz; çırılçıplak soyunmaz ama gördüğümüz bile yeter bizi altüst etmeye, o maskesini biraz indirdiğinde bile keder, ıstırap, özlem, ayrılık, yalnızlık çırılçıplak soyunurlar.
Sonra gün gelir, vakit tamam olur; bilmediğimiz,beklemediğimiz, tahmin etmediğimiz bir yerde,
bütün maske iner, o kara kelime çırılçıplak soyunup bize sarılır.
Onu görürüz.
Öğreniriz.
Balonun kraliçesi soyunmuş, bütün kelimeler onunla birlikte maskelerini indirip susmuştur.
Artık her kelimeyi biliyoruzdur, öğrenilecek bir kelime kalmamış, balo bizim için bitmiştir.
Biz çekiliriz.
Kelimeler danslarına devam ederler.

Ahmet Altan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.