Cesedi Nereye Gömelim

Cesedi nereye gömelim

Bir bebeğin
Yeni çıkan dişine derim
O dişin o görünüşüne derim
Ona mor ona mavi, ona gül rengi süt versin
Ona ilk o ağızdan çıkacak kelimeler öğretsin

Ama sarıp sarmalar mı ki
Bir ceset bir bebeği

Güvenli bir yer dedim, aklımdan öyle geçti
Eşeleyen çok son günlerde gömütlükleri
Ve düşündüm
Bir yüzük bir mezar taşıdır parmakta belki

Dinle bak ne diyeceğim
Rüyamda bir deli gördüm geçenlerde
Tanıdığım bir deli
Ama görmesem hatırlamazdım bile
Geçiyordum, yol kenarında, pencereden az içerde
Bir kadının kolyesini çözüyor mu, takıyor mu?
Yüzündeki ışık değil kadının, ışığın ruhu
Duruyorum: Bu boyun onun boynu?
Soruyorum: Bu niye böyle?

Birdenbire bir koridorun sonuna çıkıyor yolum
Eski bir arkadaşın karısı bekliyor orda beni
Çok olmuş görmeyeli, böyle güzel miydi
Ve ilk kez gergin değil, bildim bileli

– Sonra bize bir haber indi
Yılların gagasındaki her şey ahenkli
Şimdi aranız nasıl diyecektim ki
Bu sözle bitiverdi üniversitenin
Cıvıl cıvıl bahçesinde rüya

Unutmak iyi geliyor kimileyin
Unutmak iyi ve belki
Neşeli cevaplar bulabilirim
Cesedi nereye gömelim sorusuna

Telesekreter mesajına örneğin
Evde yoğuz, gerçi hiç olmadık ya
Bilmiyoruz, belki biz de konuğuz burada
Not bırakın, döneriz merhaba deriz bekleriz bir ara
Sandığınız gibi değil, sesimizi duyurmadık konu komşuya

Cesedi nereye gömelim
Bir arkadaşı uğurlarken
Arkasından uzattığımız bakışa
İple çektiğimizi düşünmesin
Kalkacağı anı, merdivenlerin başında
Kovulmuş gibi olmasın kapının hemen kapanmasıyla
Evet, oraya gömeriz cesedi, üst üste binmiş
Akreple yelkovanın birbirinden ayrılmasına sonra
Sana ömrüm vefa etmesin dediğimiz aşka
Nereye gömelim cesedi başka neresi olabilir ki
Bir bardak limonataya
Bir parça buz gibi yaz sıcağında
Ve doğum günleri için meleklerin
Hazırlanmış armağan kutularına

Cesedi nereye gömelim
Vahiy almaya çıkmış bir peygamberin
Kapandığı mağaraya onu andıran bir oda varsa
Sansür meleği kılığına girebilen masa lambasına
Gebe bir kadının karnına, bir mücrim doğuracaksa
Ay ışığında parlayan o kemik tozlarına
Baba ocağına ait anıların
Sindiği kiremit aralarına
Ki onlar bakarlar oradan
Ağarken küçük birer uçurtma gibi
Kiraz ve erik dallarına takılan umutlara
Şimdi ev birden bir çocuk ağlamasıyla uyansa

Cesedi nereye gömelim
Yan yana durmuş iki teknenin
Salınışına küçük bir rüzgârla
Ve ürperişine iki kişinin
O iki tekneye baktıkça

Hatırla, su birdi
İki liman, birbirine mezar yeri
Bir gemi bekliyor uzakta
Suya indirmiş tayfalar cesetleri

Konuşuyorduk
Bir kıyıda: Acaba, hâlâ?
Mesafeleri çürüten bir koku ortalıkta
Bana sorma diyordun, sakın bana sorma
Durup dinlenen bir ırmağa benzeyen akşamda
Konuşuyorduk. Acaba, hâlâ?
Anlamını büyük bir suya bırakılışından alacak olan
Bir taş hakkında

Bir taş
İçinde uykudan uyanma sesleri olan
Bir taş
Yarıda kalmış cümlelerle bir daha katılaşan
Büyüyen gözbebeklerini gece derine daldıran
Bir taş
Bir çatlağından durmadan bir ışık sızan
En çok ölü bir güvercini andıran bir taş
Bir insanın yüzü gibi bu taşın da yüzeyi
Başkalarına yaklaşan ama hep uzaklaşan
Unutulmuş yeminlerin alınmamış öçlerin mağarası olmuş sonra
Git sırrını bir kuyuya söyle bir ağaç kovuğuna bir taşa

Bir taşa
Büyük kentlerde birden
Güneşin batışını görmek gibi bir sevinç ağırlığında
Hiç kanatmayan
Hep kanayan
Bir taş

Bir taş
İçten dışa dalgalanan
Göğe bakarken bir suç olan
Bir öğleden sonra bir koruda
Bir kadınla bir erkeğin yoluna atkestaneleri olarak çıkan
İnciten bir inci olan
Onun içine gömelim cesedi
Sorulduğunda uzaklaşan
Bir daha bulunamayan

Yüzündeki ışığa bakıyorum
Yüzünden yansıyan ışığın yansımasına sonra
Kirpiklerinin ucunda ne var, onlar
Gece ava çıkmış bir krala meşale mi yoksa
Yanıp sönüyorlar ben bir uykudan su çıkardıkça
Ayaklarını birden suya değdiren
Bir serçe gibi geçiyor üstümüzden zaman
Uzatırsan dolar kadehin kaldırırsan döner gök seninle
Sarhoş olma arzusudur seni sarhoş eden
Bir boşluğu bir boşluğa koydukça uzayıp giden
Bir aşkın boşluğunu bir başkası doldurmaz diyen
Bir kez olmuştur o olacaktır bundan böyle
Bir mezar yeri, bir başka mezar yeri arar kendine

Buna benziyor bu sessizliğimiz
Aramızdaki şeyin kendisi değil
Yanılsamayla o dediğimiz

Aradım, koyacak yer bulamadım
Her dumanı üstüne bir örtü gibi alanı
Yosunun suya inancıyla inandım
Yer açtım başka yanılsamalara
Bir ölü için yer yok mu
Gözyaşlarıyla yıpranmış
Dudaklar arasında

Bir kıştı
Su köpük köpük ve köpek gibi yaklaşıyordu ayaklarıma
Korkunç dişlerdi dalgalar ve korkunç bir havlama
– Dalga sesine sen havlama diyorsun
Hele düşün bakalım
Sudan başlıyor bozulma
Ben parmaklarımı kırdım o kış
Bahçede öteberiyle yaktım
Ve soruya tekrar döndüm işte
Adı sanı bilinmedik kişiler girdi şiirime

Cesedi nereye gömelim
Cesedi nereye gömelim, söyleyin bana
Bir kez bir tin sözcüğü görmüştüm ona
Bir kez bir kâhin sözcüğü görmüştüm ona
Bir kez bir cenin sözcüğü görmüştüm ona
Bir kez bir yasemin sözcüğü ama ona asla
Bir kez bir geyik sözcüğü, belki zamanla
Bir kez bir gece sözcüğü, uzamıştı kuşkuyla
Bir kez bir kan sözcüğü, sakın inanma
Bir kez bir yalan sözcüğü her yanda
Çıkar da koy şimdi hepsinin yanına
Bir kez bir yüz sözcüğü görmüştüm yolda
Seninle ben ikimiz eğer Allah yoksa
Bir kez çoktan sözcüğü görmüştüm bir ofis katında
Ona o sonsuz umutsuzlukla
Bir kez bir ten sözcüğü görmüştüm
Kumaşı yeni indirilmiş gök katlarından
Bir kez bir anlamak sözcüğü görmüştüm
Baktım renk gibiydi her şey sabah çayımda
Bir kez bir yaprak sözcüğü görmüştüm çırılçıplak
Hayat başladı başlayalı ta oradan buraya
Bir kez bir taş sözcüğü görmüştüm
Hedefine varmadıysa kıvrana kıvrana
Tanıdık bildik sözcüklerin
Dur gitme diyen anlamlarına
Yan yana ölüydün sen kendinle yatağında

Cesedi nereye gömelim

Yakınlardaki koruyu sevdiğini söylemiştin
Anılarını kır sepetine koyar yürürdü orda
Oraya gömelim, bir ağacın en uzak yaprağına
Ölüm, ruhunu kelebeklerle kaldırır dansa

Ama unut bunu şimdi
Bir ağacın kökleri emer gözyaşlarını belki

Ulur mu içimizde bir kurt gibi
Bahçeye gömsek dolunay gecesi
Tanrı hangi safta alır yerini
Su ve köpük dalga ve deniz
Savaşa çağırsa birbirini

Cesedi nereye gömelim
Olmaz bir sigaranın dumanına saklasak
Bir gece lambasının ışığına saklasak olmaz
Ekşi bir eriğin çekirdeği tehlikeli
Hiç olacak yer değil bir adres defteri
Hiç olacak yer değil tırnak dipleri
Hiç olacak yer değil bir el feneri
Hiç olacak yer değil
Yeni doğan güneş sesleri
Hiç olacak yer değil
Kaldırılıp katlanmış gömlek cepleri
Hiç olacak yer değil bir kadının kirpikleri
Bir yerde unutmuş gibi yapsak
Kendiliğinden olup bitse töreni
Bu gece ay tutulması var der gibi

Kafam öyle karışık ki bazen düşünüyorum
Neden anlamı olmasın
Yerini yadırgamış bir kelimenin
Bazen düşünüyorum
Ortasındaki boşluk diyorum
Compact disc’lerin
Bazen düşünüyorum
Kesilmiş bir serçe parmağın
Havada bıraktığı boşluk
Diyorum

Kafam öyle karışık ki bazen düşünüyorum
Bir sara nöbetindeki köpükler diyorum
Kafam öyle karışık ki bazen düşünüyorum
Savaş artığı bir tank namlusu diyorum
Kafam öyle karışık ki
Bir Pazar poligonda
Bize tebrikler yağdıran atışın
Hayatımızda kapattığı boşluk diyorum
Kafam öyle karışık ki
Bazen düşünüyorum
Ama olacak şey mi bu düşündüğüm
Hava yastığı otomobilin, Tanrım
Bugün seninle çarpışma günüm

Cesedi nereye gömelim
Bir ilaç kapsülü gibi altına dilimizin
Bıçağın ucuna değmiş yerine kalbimizin
Patlayan ağzına
Yazı bir dinamit gibi havaya uçuran incirlerin
Cesedi nereye gömelim

Cevdet Karal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.