Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda

Sen mezarım olsaydın
mışıl mışıl uyurdum
içinde.

Oruç Aruoba

Sevmeliyiz mezartaşlarını biz,
Çünkü yalnız onlar bizi yâd eder.

Ahmet Kutsi Tecer

Bir mezar gibisin sen artık, bakmadan
Geçip gidiyoruz kibirlim, önünden.

Rufinus

Bir kuş yaşıyordu bende.
Bir çiçek dolanıyordu kanımda.
Yüreğim bir kemandı.

(Burada bir kuş yatıyor.
Bir çiçek.
Bir keman.)

Juan Gelman

Bütün hoşçakallar,
Mezar taşlarında saklıdır.
Kazınmıştır ince ince,
Ama derin derin yazılmıştır.

Mezar taşları gibidir hayatım,
Mahcup, boynu bükük, sakin.
Bir ırmak gibi sessizdir adımlarım,
Bir fatihaya muhtaç gibidir lakin.

Yağız Gönüler

Öldüğün vakit harikulâde bir hava vardı
Mezarlık o kadar güzeldi ki
Hiç kimse mahzun olamadı

Philippe Soupault

Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin
Hiç ama hiç
Bir sürü adam çiçekler getirdi
Nutuklar bile söylendi
Ben hiçbir şey söylemedim
Seni düşündüm.

Philippe Soupault

İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.
Ruhu rüzgârın ıslığında bir ney
kalbi ise soluk bir kan-taşı olur.
Balıklar uyanır kırmızıyla
çanların yorulduğu
dağdaki mezarında.

Dilek Değerli

Peki ya kaç aşk ölüdür gönüllerinizde
Kaç kalp mezarlık matemindedir gizlice
Rastladınız mı hiç kalbinizde ki gömülü sevdalara
Zamanla örülü ve artık imkansızlıkla örtülü o aşklara
İlk kimi gömdünüz ki oraya lise aşkınızı mı? yoksa çocukluk mu?
Hangisi daha derine gömülüdür ki hatıranızda
Şu Azrail’e kızmamalı valla emir kuludur nasılsa
Bunca aşkın çıkarıp canını, gömebiliyorsak gönül mezarlığımıza
Hiç aramamalı hatırlamak için ölümü mezarlıklarda
Sen farklı mı düşünüyorsun bu konuda, unutma ki;
Her kalp bir mezarlıktır sevip de bitiyorsa bir aşk orada…

Sertaç Öner

her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın

Xl
bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan

Nurullah Genç

ben de kanmaya hazırdım hayata
hayatı ısraf etmeye mezar başında bir çeşme tasında

Hasan Tan (Pejmurde Dilim)

Mezarlık

Dün akşam gün batmadan
Yaşlı ölülerin arasına
Bir küçük misafir geldi.
Çocuk bahçesinde kovası kalmış
Kumların üstünde küçük küreği.
Besbelli çok yorgun hemen uyudu.
Doğruldu yerinden yaşlı bir ölü
Örttü üstünü:
Madem ki annesi burada yok,
Bu küçük kız bize emanet,
İlerde yatan bir başka ölü
Yavaşça seslendi:
Başındaki kurdelayı çözüp katlayın
Ütüsü bozulmasın.

Baki Süha Ediboğlu

Mezarlıktan çıkarken tahtası yere düşüp kırılmış bir mezar gördüm. Alıp tahtayı kara kara şu yazıyı okudum üstünde: Muhlis – Burgaz Posta Müdürü. Bakın ben burada yalan söylüyorum işte. Burgaz Posta Müdürü Muhlis’i hatırlıyorum. Babamın arkadaşı idi. Zayıf, kibar, çelebi bir adamdı. Her zaman kahverenkliler giyerdi Uzun, mahzun, kibar bir yüzü vardı. Kınalı’ya bakan burundaki kanepeye oturur, güneşin batışını seyrederdi. Genç bir karısı vardı. Dinç adamdı. Daha yaşayabilirdi. Karısı yüzünden öldü, derler. Buraya gömülmüştü. Tahtası mahtası yoktur. Ama iyi biliyorum ki, buralardadır. Üzeri katırtırnakları, gelincikler, çalı süpürgeleri ile örtülmüştür. Kibar, iyi yürekli, mütevazi Muhlis Bey zaten istemezdi mezar taşı. Nedir mezar taşı sanki? Bilmem hangi büyük adamın mezarını ararlar. Kitaplar mezar bulunamadığı için üzülür. Şu kitaplara da ne oluyor? Alimler şurada olması melhuzdur, derler. Hatta bazen atmasyondan mezar bulurlar. Karagöz’ün mezarı derler, mesela. Ne lüzumsuz şeyler bunlar canım. Belki Karagöz mezar taşı istemezdi. O zamanın mezar taşları da mezar taşı idi ya! Belki de isterdi. Ben olsam ben de o mezar taşlarından isterdim. Muhlis Bey de isterdi öyle bir mezar taşı. Muhlis Gelincik 1880-1932 – Burgaz Posta Müdürü – El Fatiha. Belki Fatiha istemezdi. Sevdigi bir şarkısı vardı:

Akşam kapladı her yeri
Keder sardı dereleri

Bu şarkıyı da elbette mezar taşına kazdırmazdı. Ama belli olmuyor ki şu insanlar. Mezar taşında nasihat bile ediyorlar yaşayana.

Sait Faik Abasıyanık / Kameriyeli Mezar

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir aksam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kilindi, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazi siyle:
‘Ölüm Allahın emri,
‘Ayrılık olmasaydı.’

Orhan Veli Kanık

(Bu şiir benim mezar taşıma yazılması amacı ile yazılmıştır
beni tanıyan herkese vasiyetimdir…..)

Bir gün dünyaya edince veda
Peşimden istemem gözyaşı ,susun
Ağlayıp sızlamak yerine dostlar
Herkes bildiğince şiir okusun……………….

Captain Hook

Saçları incelip savruluyor tel tel
Rüzgar mı var mezar mı uğulduyor
Pek sesli bangır bangır selviler
Güneş öğle vakti sarı tunç kara demir

Cahit Zarifoğlu

Ey küçük kartallar,
Söyleyin bana bir!
Neresi olacak mezarımın yeri?
—Eteğimin dibinde. Diye söylendi Güneş.

F.G. Lorca

Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
Ben yalnız ikinize hayranım
Bilin ki gitmiyorum ‘başka evler’e artık
O günden bugüne hiç çağrılmadım
Kapandım kapandım kapandım
Kabuklu bir deniz hayvanı gibi demin
Yağmurluğumun içine
Fırladım caddelere çıktım
Günaydın, dedim.sütünü esirgemeyen
Eski bir mezar taşına
Günaydın!
Ne güzel bir duruşun var senin
Doğayı kımıldatmadan

Edip Cansever

Yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
Şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan

Edip Cansever

Bütün bunları merak etmiyorum
Ha bir gün önce olmuş ha bir gün sonra
Anacığım duyacak mı mezarında
İşte onu söyleyin bana

A. Kadir Paksoy

Bedenim ne mezar ister,
Ne de mum ışıkları,
Örün sarmaşıkları
Bir yatak yapın yeter.

Mihai Eminescu

Umut bekleme yelden.
Dağıtır düşüncelerini,
Dalgalar hissedilince mezardan,
Ardından yine dalgalar doğardı.

Mihai Eminescu

Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dâğdır sinem
Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezarım varsa sendendir

Şeyh Galip

Koşup gidiyor yıllarımız değişerek,
Değiştirerek herşeyi ve bizi.
Sen, çoktan giymişsin şairin için,
Mezarlıkların alacakaranlığını.

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda;
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.

Faruk Nafiz Çamlıbel

Şimdi bu kara toprak yastıktır                      
Edebiyat semasının yıldızı Pervin’e              
Gerçi hayatta acıdan başka bir şey görmedi  
Ama yine de sözleri ne de şirindir          
Bugüne kadar çok şey söyleyen

Pervîn-i İ’tisâmî

Her ufku tek başına bekleyen eski camlar
Bir sır gibi ömründen sızdırılmış akşamlar,
Ardıçla kestanenin her yıllık macerası
Harap mezarlıklarda ölülerin duası
Gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
Anlarsın ölüm yoktur geçen zamandan başka.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Ölen şehirlerdir Taha değil
Kuruyan nehirlerdir
Lambadır sönen kış dökülmüş içine
Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş
Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının
Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların
Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne
Geceye batışıdır taş bakışlarının
Tarihle öpüşme bitmiş demektir
Güneşten aya
Aydan geceye inmiş demektir masal

Sezai Karakoç

Yollarda yürüdüm,
bulutlarla uçtum
ve düştüm
gelinciklerin yanı başına
mezarlıkta.

Behruz Kia

Bir meyhane buldum,
mezarın karşısında.
Beni ararsan,
ya or’dayım,
ya tam karşında.

Seyhan Erözçelik

Ah!

Beni koydukları zaman toprağa,
Başında bembeyaz sarık, bir hoca,
Yabancılar gider gitmez uzağa,
Yaslansın çömelip orda ağaca.

Her mezar başında artan hevesle,
Ruhuma bir “Yasin” okusun, sesle,
Bu son benzeyişim olsun herkesle,
Bütün arzum budur olup olacağı.

Dinlendirmek için orda başımı,
Ne adımı yazsın ne de yaşımı,
Bir koyan olursa eğer taşımı,
Üzerine bir “Ah” çekin Arapça.

Ahmet Kutsi Tecer

Herkes başkasının adası ölümle ayrılık arasında
iki denizden sürgün gibi kimsesizler mezarlığında
gizlice buluşan gözyaşlarına bakar akar ağlardım
kimin acısına sızsam, gözlerimden önce maviyle uyanırdım

Haydar Ergülen

Annemin elini öper gibi öptüm seni dudaklarından
Annemin cenazesinde kılmadığım namaz kadar masum
Annemin mezartaşındaki imla hataları kadar sarhoş
Annemin vasiyetindeki,
‘Oğlumu benim yanıma gömmeyin sakın’ maddesi kadar sevecendin.

Küçük İskender

Hayatın rahatı başlangıcıyla sonundadır;
huzur bulunacak yer, ya ana kucağıdır, yahut mezardır.

Hâfız-ı Şîrâzî

Eylerim her yana ye’s ile nazar
Görünür feza bir karanlık mezar
Şu mihnet gecesi uzar mı uzar
Kıyamet günü mü gündüzüm benim?

Tâhirü’l-Mevlevî

Dostların ağlamaklı, pozlar verdi basına,
Birkaç kürek toprakla, katıldılar yasına
Lâkin Kur’an başlarken, duyunca Besmeleyi;
Mezarlığı terketti, hepsi koşarcasına..

Cengiz Numanoğlu

Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Ölmüşlerimin mezarları.

Orhan Veli Kanık

Geçen gün sokağın ortasında dokunduğum ölümden sonra birşey farkettim. Dokunduğum ölülerin yüzünü asla unutmuyorum. Kalp masajı yaptığım o kadının yüzü hala gözümün önünde. İntörnken başında beklediğim adamın kolundaki çapa şeklindeki dövme ve dudaklarındaki morluk dün gibi… Gecenin bir yarısı Lalelide ölüm raporu düzenlediğim yaşlı adam da hafızamdaki mezarlıkta yerli yerinde duruyor. Anladım ki, insan dokunduğu ölüleri hiç unutmuyor. Ya şu önümüzdeki bilmem kaç piksellik ölüm fotoğraflarına da dokunsaydık… Ya dokunanlar… Ya sevdiğimiz birinin ölüsüne dokunmak…

Zehra Betül

Ömrümüzün çoğu mezarlıkta geçecek
Diye şakalaşan eski Arkadaş
Ne yapıyorsun sen Bandırma’da
Ölsek de dinlensek biraz, bana kalırsa

Ergin Günçe

‘Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk ‘un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.’

Halil Cibran

Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun…
Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:
Kâh olur, kör gibi Çarpar sıvasız bir duvara;
Kâh olur, mürde şuâ’âtı düşer bir mezara;
Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;
Kâh bir ma’bed-i fersûdenin üstünden aşar;

Mehmet Akif Ersoy

bütün hatıralarımla
şansımın son deminde beklemekteyim
ve kulak veriyorum: ses yok
uzun uzun bakıyorum: yaprak kımıldamıyor
ve bütün safiyetin benliği olan adım
mezarların tozunu bile
kımıldatmıyor artık”

Furûğ Ferruhzâd

Sonra bir mezarlıkta
Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm
Ve sürer hayat.

Erdem Beyazit

“Müftü Mezarlığı”nda kalmamıştı bir tek taş,
Orayı dağıtana buğzetmişti vataş.
“Namazgah” halliceydi, diretmişti zamana,,,
“Seyit Gazi Hanesi”, gelmemişti amana.

Celal Yalvaç

Geçmiş ve geleceğim
Sevgili oğullarım ve kızlarım!
Ara sıra mezarımın kenarındaki gür otlağa uğrayıp
Burada yatıyor deyin
Kendi sıkıntısıyla gelip geçmiş bir yaşam.
Taze bir rüzgâr essin…

Chon Sang Beong

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Sezai Karakoç

Mezar tümseğinin yanında duruyorum ; lâkin yine, bana, dünyanın en uzak yerinden daha uzaksın.

Yeniden sevmek istiyorum, lâkin mezarda yatan kızı unutmadım… Dağın eteğinde çiçekler açılırken tepesinde henüz kışın karları bulunur.

Bu bir tek dostum şiirdir ; o her zaman benimle beraberdi. Bütün felaketlerim arasında, sahnede ve nöbet yerinde şiir yazdım.
   Şiirlerimin faydası olacak mı ? onlar babalarından çok yaşıyacaklar mı? mezarımın gecesi beni koynuna aldığı zaman, üstümde, ay gibi parlıyacaklar mı?

Bir gün şarap kadehi yanından ölüm beni kovalamıya gelirse bir yudum daha içeceğim ve ey mezar, buz kucağına gülerek atılacağım.

Petöfi Şandor

ki dotmam,
gelinciklerin sırt çevirdiği bu adam,
her gün mezar taşlarına
senin için ölülerden emanet şiirler biriktiriyor…

İbrahim Halil Baran


Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.

Czeslaw Milosz

Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.

Czeslaw Milosz

Makber onun hâli, onun resmi, onun hayâli, onun heykeli, onun mezarıdır; onun hiçbir beğenilecek yeri kalmayan hayatıdır. Yine tekrar edeyim: Makber odur. Bunun için severim.

Makber için bir fikr-i şer’i beyan etmek lâzımsa, işte bu kitâb bir merhumenin mezarıdır.

Abdülhak Hâmid Tarhan

Ey şa’şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;

Tevfik Fikret

mezar taşlarında bırakmış son türküsünü

Tan Doğan

yaşlandıkça alçalan, daralan,
git git mezara benzeyen evlerinize.

cahit koytak

Çocukluğum, çocukluğum…
Habersiz ölen kardeşim,
Mezarı bilinmez eşim,
Her bir şeyim çocukluğum.

Ziya Osman Saba

İşte böyle yeşil bulutlar misali senelerce,
Oradan oraya elinde kaderin.
Kimbilir kaç kere üstünden geçtim,
Şarkılar söyledim karşısında
Bir gün bana mezar olacak yerin..

Turgut Uyar

Kendi mezarını kazıyor insan.

Zeynep Didem

Ben unuttum her şeyi.
Geldiğim yeri
Annemi, babamı,
Mezarlığa gitmeyi.

Bejan Matur

bu kadar mezarın arasında ne büyür
ey ölüm gel otur şuraya ve düşün

İbrahim Tenekeci

Şu Azrail’e kızmamalı valla emir kuludur nasılsa
Bunca aşkın çıkarıp canını, gömebiliyorsak gönül mezarlığımıza
Hiç aramamalı hatırlamak için ölümü mezarlıklarda
Sen farklı mı düşünüyorsun bu konuda, unutma ki;
Her kalp bir mezarlıktır sevip de bitiyorsa bir aşk orada…

Sertaç Öner

yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın

Nurullah Genç

Mezar taşıma rastlayanlar okusun:
Dünyadayken şiir de yazmıştır.

Süreyya Berfe

Sonunda çıkıp gittin.
Gözlerim peşinden yeni bir mezar taşımı
Okumaya gidiyor.

Birileri soracak biliyorum
Bu saralı günün sonunda
Cesediniz hangi çiçek koksun-anı olmasını
bekleyeceğim-
Bir giz gibi tükenecek kehribar avucumda
Söylemeyeceğim.

Metin Fındıkçı

Dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
Yerde bulmuş yaşayanlar da, ölenler de huzûr.
Ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
Göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
Sarmaşıklar, yazılar, taşlar ağaçlar karışık.
Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor.

Yahya Kemal Beyatlı
senden sonra biz, mezarlıklara yüz sürdük
ve ölüm, büyükannenin çarşafının altında nefes alıp veriyordu
ve ölüm, öyle güçlü bir ağaçtı ki
başlangıcın bu tarafındaki diriler
kederli dallarına adak çaputu bağlıyorlardı onun
ve sonun öbür tarafındaki ölüler fosforlu köklerini kemiriyorlardı onun
ve ölüm o türbede oturmuştu ki
dört yanında ansızın dört mavi lale
beliriverdi

Furûğ Ferruhzâd
Günler geçer ıstırap içinde,
Ten mahvolur ah-u zar içinde,
Mes’ut görünen azap içinde,
Rahat nerede, mezar içinde…
Yaman Dede
Bazı ruhum kararır kefenlerden, mezardan;
Yok mu,Rabb’im, ölümün bir güzel şekli, derdim.
O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman
Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim.

Faruk Nafiz Çamlıbel

Mezarları hatırlatarak, küçük bir kızın yanağından öper ve
Hoşça kal der. Dön annene.

Bejan Matur

Körpecik renklerle çalkalansın tuvalin Güler
Mezar değil benimki ferahfeza seyranlık!

Ahmet Günbaş

Ertelenmiş bir acıyım belki bir ermeniyim
Ziyaretçisi olmayan bir mezartaşı gibi
Hep tenha oldum nasibimi bilirim

A. Hicri İzgören

Tâbût idi san o keştî-i mûm
Olmazdı mezârı liyk ma’lûm
Ol fülk u o nâr-ı pür felâket
Hep şem’-i mezârdan ibâret

Şeyh Galip

Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb
Ölüm tarihi olmuş Nedim’i şah’ı ceys’i enbiyâ yarâb.

Şair Ahmed Nedim (1881-1730), İstanbul Karacaahmet mezarlığındaki kitabesinden

Ey Cythere’in, çok güzel bir semanın çocuğu
Bütün bu acıları sessizce çekeceksin!
O hayasız tapınman sebebi işkencenin;
Mezardan mahrum eden, günahların soluğu.

Charles Baudelaire

Bir kaya mezarında ağlayan adam
Ölülerini suya ve göğe gömüp,
Gelir acısıyla avunmaya.

Bejan Matur

Yıllar geçtikçe, hayatım isimlerle doluyor
metruk mezarlıklar gibi

Yehuda Amihay

Burada düşmüş bir İsveçli yazar yatıyor.Onu sık sık unutun.

(Stig Dagerman’ın mezartaşı yazısı)

Ey şu mezarlar arasında oturan!
Yatanları toprak ve kurt olmuş çoktan!
Ey dostum şu ağladığın kimse var ya;
şüphe yok,
ya bir sırdaş, ya bir dost, ya bir kurt,
ya da de ki en iyi insan.

Lakin,
yarın onu unutacaksın.
Bana gelince;
toprak altındayım ömrümce,
söküyorum kokuşluğumun artıklarını,
nice değerli istekler önemsiz oluyor hemen,
fani yaşamımızın bir anında ve de aniden.

Mihail Nuayme

Bugün mezarını ziyaret ettim,
Ey zor günlerimin eski yareni!

Nikolay Alekseyeviç Neksarov

Kısa görev! bekleyen mezardır; doymaz mezar!
Ah! bırakın, başımı koyup dizlerinize,
Tadayım, özleyerek beyaz, sıcacık yazlar,
Vuran aydınlığını mevsim sonunun size!

Charles Baudelaire

bende kemikleşen babamın
mezarını bilmem
ama bir çocuğu kemiren
ya bir babadır hep
ya da yokluğu.

Özge Dirik

Çekiç sesleri
anlatıyor tabutun kasvetini;
küreğin sesi de
mezar yerini…
Gözlerim seni görmeyecek;
bekliyor seni yüreğim!

Antonio Machado

kurt değil, solucan değil,
mezarlık faresi değil, değil de,
boz renkli, aful toful
ve alt dudağı yarık mavi bir tavşancığa
dönüşmeyi hayal ediyor, filozofumuz.

Cahit Koytak

Denizin dibinde demirden mezar
Onu sor
Uykular buz mavi, buz ayna
Salınan kıyısız bir okyanus üstümüzde

Mahmut Temizyürek

Göğsünüzde nilüferler ürperir elimi sürsem
Elveda yuvasız anka, çiçeksiz bahçe, anısız şiir
– serin göğüslü mezar –
Hangi hırkayı bürünsek ısınmaz gözlerimiz
Gündüzler mi kısaldı, evimize gidelim,

Hüseyin Cahit Kerse

Ben zamanı gördüm,
İçimde ve dışımda sessiz çalışıyordu,
Bir mezar böyle kazılırdı ancak,

Ahmet Hamdi Tanpınar

Başka bir göz yaşını dudaklarınla silsen
Ürpererek:Bu,derim,mezardan bir nefestir!
Buna kıskançlık deme,bence değil yalnız sen,
Seni gören göz bile ne kadar mukaddestir!

Faruk Nafiz Çamlıbel

Orada dağlar birer mezarlık

Şükrü Erbaş

Yaşamak diye gittim kaç kez unuttum zamanı
Önümde bir tabut ardımda bir mezarlık.

Şükrü Erbaş

Ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım
Beni oraya gömecekler
Ruhi Bey cenazeme gelecek

Edip Cansever

Ağaçların arasında, kilise avlusunda
Mezbaha memuru gibi durmuştu ölüm
Ve bakmıştı solgun donuk yüzüme
Ölçmek için mezarım, büyüklüğüm.

Boris Pasternak

Toz haline gelmiş mezar tadı bu

Aragon

Yalnız bırakıp da
İkinci kez öldürmeyin beni
Mezarıma sadece menekşe dikin
O toprağa alışkın
Bense acemi.

Sezer Özşen

Örtmeyin mezarımı
Yıldızları seyretmeye
Doyamadım ömrümce

Ertan Adalı

Kaderin elinde boynum kıldan ince
Tüysüz kuşa dönerim ecel gelince
Yine de toprağımdan desti yapın siz
Dirilirim içine şarap dökülünce

Ömer Hayyam

Ölünce yaşamalıyım
Defne yapraklarında
Sakın ola ki silahlarda değil.

Aziz Nesin

Vasiyetlerden, mezarlardan iğrenirim;
Ummam tek göz yaşı bile bu dünyadan ben,

Baudelaire

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
Gelmesin reddeylerim billahi öz kardaşımı
Gözlerini ebna-yi ademden ol rütbe yıldı kim,
İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı!

Şair Eşref

seni her gördüğümde ellerinde çiçek demetleri
avuçlarının içi yosunlu imge yuvası
ama koparılmış çiçekler mezarlıktır
toprak cesetlerin içine gömülür
aşkın ve kavganın yasası yoktur çünkü
bir de dili

Bayram Balcı

Seni bilmeden önce de, sende bir kadife misâli
Çözülüp silinen sesleri duyup sevdim:
Karanlıkta mezarlar dikilirdi karşıma
Ve ötede, bir boşluktaki ellerin beyazlık hali …

İnnokenti Annenski

VAR-YOK

“Var”ın altında yokluk, yokun altında varlık;
Başını kaldırda bak, boşluk bile mezarlık..

Necip Fazıl

GEÇER AKÇA

Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!
Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir!

Necip Fazıl

Orada, arzuyla tükenmiş Gençler,
Ve solgun Meryem, kardan kefeniyle,
Doğrulup mezardan, can atıyorlar
Gitmek istediğin yere gitmeye.

William Blake

ölüm bir ustadır Almanya’dan gelen gözleri mavi
bir kurşunla geliyor sana tam göğsünden vurarak
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
köpeklerini salıyor üstümüze havada bir mezar
armağan ediyor

Paul Celan

Yalnızlık dediğin hayatta başlar;
Kabir boyunca devam etmek için.

Cahit Sıtkı Tarancı

Kurtların böceklerin kabirde
Son kırıntıları sindirip son
Vıdı vıdıları deşifre
Etmesinden -Ve yaşanmış, paylaşılmış
Ya da gizlenmiş her şeyin
Ama her şeyin bilinmesinden
Sonra bile
Kemiklerimizde,
Kemiklerimizin ununda
Duymaya devam edeceğimiz sesler…

Cahit Koytak

Hayat yeni başlıyor, diye düşündü birden;
ne senden eser kaldı ne yattığın kabirden.

Cengiz Numanoğlu

içindeki ölüden çok
dışındaki taş örtüsüne önem verilen kabir sefaleti

Sezai Karakoç

yaşlandıkça neden yalvaran kabirler
gibi bakardı babalar.
neden! diye düşünürken
medet oldum ona.

Kemal Varol

ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.

Tevfik Fikret

Kısa tuttuğumuz tek ziyaret kabir ziyareti.

Kabirdekileri de ölmüşler sanırdım. Ta ki Babamın; ‘esselamü aleyke ya ehl-i kabir’ diye hasbihâl ettiğini görene kadar. Ölmezlermiş.

Gündüzler burada kabir karanlığına eş,

Fethullah Gülen

Ay kesik ve ben yiğit bir kabir eriticisi
Geceleri dolan üstün ve tembel bardak
Cami dolaylarında sur kapılarında
Toprak kaçkını ölülerin toplayan ölülerini

Sezai Karakoç

Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm Seni arıyorum.
Seni, Seni, Seni

Cahit Sıtkı Tarancı

bir kuşun mezarının üstünde, otların hızıyla
biterler.

Paul Celan

bir mezara gömülsün kahramanların hepsi,
senin uğrunda can verenlerin hepsi,
ey özgürlük, ey dünyanın özgürlüğü!

Sándor Petofi

Anlat durmadan anlat oğlum
Gençliğin
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın

Cahit Zarifoğlu

Sylvia Plath’ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken
Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor

Ahmet Erhan

cenaze şiirimi bir şair kılmalı
ve mezar taşıma:
“bunca bedene hafız hayat,
demek beni de unuttun”
yazılmalı

Yako Asdeso

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa

Adnan Yücel

-cır cır cırlayan
cırcırlar arasından,
cırlar, cırcırlar.

-Hizada hepsi—
Düzgün sıralarda şehit
kabirleri.

-Akşam mezarda—
Ayak izleri,basılmış
Toprak üstünde.

-Dolunay,
gelir
parlak sonuna.

Ogiwara Seisensui

Yeşilli mavili bir cami,
Altı yassılmış bir minare,
İki ya da üç mezar,
Ermiş bir şairin anıları,
Timurla soyunun adları.

 Octavio Paz

İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbulda parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla
birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü

Sezai Karakoç

Suskun ve gururlu bir acı içinde ayrıldılar,
Bazen ve ancak düşte gördüler yitik sevgiliyi.
Öldüler sonunda, mezar ötesinde buluştular…
Fakat orada da tanımadılar birbirlerini.

Mihail Lermontov 

hatırlıyorum bir ikindi toplanıp aile mezarlığında
susuyorduk ki

İbrahim Halil Baran

* nedir mutluluk?
dilin kıyısındaki bir mezarlıkta
mezar taşı.

Adonis

«İhtiyarım, hazan yaprağı gibi kuru;
Karım yok, yalnızım, bir ayağım çukurda;
Belim bükülmüş, Tanrım, mezarıma doğru,
Nasıl eğilirse suya, susuz bir boğa.»

Victor Hugo

Dağlar arasındaki bu kokmuş çukurda
Solgun ayışığında, otlar türkü yakıyor
Çökmüş mezarlar üzre, kilise avlusunda
Bomboş bir kilise, yelin cirit attığı,
Cam çerçeve yok, kapı gıcırdar durur,
Kuru kemikler incitmez ki kimseyi.

T.S.Eliot

Ve tanrı beni duyuyorsa
Daracık bir mezar istiyorum ondan
Konakların büyüklüğünü

Uğultusunu unutturan.

Bejan Matur

sarılayım diye sana geldim
oysa gördüm yapraksız bir dalsın
umudumun gözünde sen
ölümün gülümsemesisin

ah ne denli tatlıdır
mezarının başında senin, ey gereksinimli aşk
dans etmek
ah ne tatlıdır
ey yakan ölümcül öpüş,
senden vazgeçmek

Furuğ Ferruhzad

Bir ömür oturulabilirdi
Öne düşmüş bir başla
Soğuk bir mezarın ayakucunda
Meçhul bir Tanrı görülebilirdi

Furuğ Ferruhzad

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere.
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan
Orhan Veli’den
Yunus’tan, Yunus’tan…

Sait Faik Abasıyanık

Hiç anıt yok Babi Yar’da.
Tek mezar taşı o dik yamaç.
Korkuyorum.
Yahudiler kadar yaşlıyım şimdi.

Yevgeni Yevtuşenko

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.s.), Medine ehlinin mezarlarına uğramıştı. Mezarlara yüzünü çevirerek:”Esselâmu aleyküm (selâm üzerinize olsun) ey kabir halkı! Allah sizi de bizi de mağfiret buyursun. Sizler bizim seleflerimizsiziniz. Biz de arkadan geleceğiz.” buyurdular.”

Hz. Muhammed S.A.V.

Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç

Hâlâ koynumda resmin

Ahmet Telli

Neden konar başına
Talih kuşu değil de martı kuşları
Neden aklında hep
Mezarlıkların mermer taşları

Necati Ünsal

Böyle dedi kaya mezarını temizleyen Rüstem Usta.

Taş da çürür.

Ali Cengizkan

baş başa vermiş iki mezar

Şeref Bilsel

Gözlerinden ısıtan bakışlar saçmasa da
yüzünde gülümseyen bir yaprak açmasa da
“güzel değil” denemez o yapraksız bahçeye.
O bize şöylesine bir öykü anlatıyor:

Üstten bakan meyveler, bir zamanlar her şeye
şimdi toprak altında, mezarlarda yatıyor.
.
Mehdi Akhavan Sales

Yahudi mezarlığına gömmek ile tehdit ederdi annem bizi
taşırsak eve sokak küfürlerini.

Özge Dirik

Götüreceğim mutluluk gibi ta mezara
Balahan mayısını, dalgalarını Hazar’ın.

Sergey Yesenin

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

Necip Fazıl

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

Sezai Karakoç

Toprağın seviyesine ineceğim
Anlamalı beni mezarım da
Bir uyağa takıldım, düşmeye razıyım
Artık beni anla.

Didem Madak

VI.

bilmeni istedim
istedim ki beni bilmeni
aklımı sustuğum o günden beri
avucumda gezdirdiğim bir mezarla
sözü eksik bir kalemden kendimi dilemekteyim
bu benim kaderim değil kabulümdür
kendini bana süren merheme çareyim

Veysi Erdoğan

Ve nasıl güvenebilir şimdi bu yürek
-Bu asıl sözleri değiştirilmiş,
-Bu bozulmuş mezar yazıtı
-Bu tasa kesmiş saygınlığına
Kendisinin?

Furuğ Ferruhzad

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadır patlar
an gelir
Attila ölür

Attila İlhan

Öğrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar

Önce besmele
En güzel kelime

Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra

Cahit Zarifoğlu

Bir değişime gibidir azrail –
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
                  alın kımıldasın
                  kâlb kıvransın
Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi
Azrail devinimle çevirir bir gölü
Bir insan kası – kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak karşı komaz  aralanır
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak
– Ey süleyman oğlu nalbant izzet – nice rençberlik ettin
Güneşin alnında bakır gibi göverdin
Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak

Cahit Zarifoğlu

Baki o enisi dilden eyvah
Beyrutta bir mezar kaldı

Abdülhak Hamit Tarhan

Yaşıyor sade maişetlerin en sâfında;
Rûh esen kuytu mezarlıkların etrafında.

Yahya Kemal Beyatlı

Böyle miydi o vakitler burası
Mezarların, fidanların önünde
Beşiktaş’ın fakir fukarası
Hava alır, eğlenir dinlenirdi.
Gece yarısına doğru
Barbaros meydanı halkı,
Evlerine dağılırdı
Erkekli kadınlı.

Behçet Necatigil

Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havada gömülmeyi

Cahit Zarifoğlu

Boğaziçi,daha sağken gömülmek
için dönüşmüş beton mezarlara;
Bir hippi kız,bir deccal,şimdi Bebek
koylarında ilham,arsız,farfara.

Ahmet Muhip Dranas

Hatırla, soğuk toprak altında
Kırık kalbim sonsuza dek uyurken;
Hatırla, yalnız çiçek mezarımda
Böyle usul usul açıyorken,
Seni bir daha görmeyeceğim, ama ölümsüz ruhum
Sadık kızkardeş gibi dönüp gelecek sana.

Alfred De Musset

Öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.

Pablo Neruda

Vardım düşüncelerin güzüne demek,
Suyun yer yer mezarlar gibi oyduğu
Sele gitmiş toprakta düzlemem gerek
Kürekler, tırmıklarla her bir oyuğu.

Charles Baudelaire

Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
‘Yaşamak’ bir perde gibi kalkıyor aramızdan

 Cahit Zarifoğlu

Toprakları çıkarttırdın
Boşalttın bir şehrin mezarlığını
Rutubet/
Kemik/
Ten/
Birleşti kiralık mezarlığında
Üstüne geldi altı şehrin
Göç etti insanlar
“Lizi olmasın! Lizi olmasın!” feryatlarıyla
Görev diye bana
Boş duran mezarlara
Bebekleri defnetmek kaldı

M. Hanifi İspirli

Büyük bir acıdan sonra, vakur bir sessizlik gelir
Sinirler mezar taşları gibi törensel bir hal alır,
Katı yüreğin sorar, acı çeken o mu diye,
Dünden beri mi yüzyıllardan beri mi yoksa?

Emily Dickinson

Zâhire bakanlar belki yanılır;
Kisbinden sorulup kişi tanılır.
Feylesof Rıza’yım adım anılır,
Dünyada malım yok..Mezar taşım var!

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Mezardan çıkacağı yerde
İçine giriyor Lazar
Elveda elveda şarkılı türkülü oyun
Ey benim yıllarım ey genç kızlar

Guillaume Apollinaire

sana büyük şehirlerden bahsedeceğim.
en büyük camiler orada kurulur,
en küçük mezarlar orada kazılır
en kara yazılar orda dizilir.

yüksek minarelerde sela verilir,
civar hanelerde zina edilir.
büyük şehirlerde yalan söylenir,
halbuki küçük köylerin mezarlığı bile yoktur.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bin yıl daha kalacakmıyız
Bu dağınık yatakta?
Bazen giyinip
Bazen soyunarak
Cinselliğin ebedi zindanında uyuyakalmak
Hoşumuza mı gitmeye başladı ne?
Babilli bir kralın mezarındaki
Nakışlara mı dönüştük yoksa
Alışmaya mı başladık
Bu her yere yayılmış kokuya
Ben ona alıştım
Onun bana alıştığı gibi

Nizar Kabbani

her kent kendine mezar
her insan kendine gömülen bir diri

Zeki Bulduk

Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda

Erdem Beyazit

Sanatkâr, gaibi açan çilingir,
Ölüm panzehiri, esrarlı gömeç.
Mezar başlarında Münkir ve Nekir,
Dipsizlikten inci devşiren yüzgeç.

Necip Fazıl

bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları
çok miktarda acı gömdüm içime
yıllanmış kalıntılar
bir yığın ölü dokunuş
aldanış, vazgeçiş

Dilek Akın

Ölüler önleyiniz
Elleri yok
Mezarlar söyleyiniz
Dilleri yok.

Behçet Necatigil

Kimse anlamıyor mezarım hazır yıllardır

Önder Yılmaz

nasıl duruyorum mezar mezar hatıralarımla yüklü

Alper Gencer

Hatırla ki, sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın.
Bir adın kalacak geriye.
Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni.
Belki o da unutacak.

Mevlânâ Celâleddîn

yerime yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka

İsmet Özel

Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.

Czeslaw Milosz

Ömrüm tükeniyor hızla ;
Her geçen saat , daha da yaklaştırıyor
Beni mezarıma.

Christian Fürchtegott Gellert

bir caminin odacıklarında çürüyebilir
mezar duaları okuyan bir ihtiyar gibi
bir sıfır gibi, eksilmede, arttırmada, çarpımda yahut
hep aynı sonuca varabilir

Furuğ Ferruhzad

Neresi olacak mezarımın yeri?
—Eteğimin dibinde. Diye söylendi Güneş.

Lorca

Bir mezar kazıyoruz gökyüzüne rahatça yatmak için

A. Frederique

En derinlerimizde yatanların mezar taşları yoktur
bunu yaz ve unutma

Akide Ufuk Türkelli

Ey kalp!

gece olsun,
vehmi ve cinneti emziren -Avcundadır
çocuğun ve delinin,
Allahın eli-
layemut gece -Gezginin saatidir ki
titreyen kandilin nurunda
arar kendi yazısız taşını
her mezarlıkta

Ahmet Oktay

Her kapı eşiğinde
çocuk mezarı diye takıldığınız
45 numara ayakkabılarımla
içinde etleri çürüyen
bir çocuk cesedi taşıdığımı
nasıl da bildiniz

Sunay Akın

ki görenler
mezarı sansınlar
bir çocuğun

Sunay Akın

bizim olmayan bir toprakta ölmek,
bizim olmayanların ağladıklarını işitmek,
ve bizimkinden başka bir bayrağı görmek,
bizim olmayan bir tahtayı kaplamak,
bizim olmayan bir tabutla örtmek,
ve bizim olmayan çiçeklerle ve haçlarla,
bizim olmayan bir mezarda uyumak,
bizim olmayan kemiklere karışmak,
sonunda vatansız bir adam olmak,
isimsiz bir adam, insansız bir adam…

Miguel Angel Asturias

vursalardı beni de, senin gibi, Hrant Dink,
bu yaşlı şakağımdan,
benim de, o güvey uykusunun tadından,
o gençlik, güzellik uykusunun tadından
adını, kimliğini unutan cesedimi
bir ‘karambol’ eseri
Balıklı Mezarlığı’na defnetsinler isterdim;
üstümü de, meselâ, lavtacı Nazaret’in,
Hamparsum’un, Nikolaki Ağa’nın
iyi cins bir vatan toprağı gibi demli
ve bir rast semai gibi ağır, kederli
‘Ermeni’ toprağıyla örtsünler!
evet, evet örtsünler, ne fark eder?

Cahit Koytak

ben okumuştum on beşinde donmuş bir mezar taşında
“Dünya bir gölgelik her gelen baktı geçti”
cânım efendim düşümde yüzün yüzüme aktı geçti

Mehmet Can Doğan

Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin

Erdem Beyazit

sabahın seherinde puslu bir dağ başında
bir dostun mezarı hazırlanırken!

Hıdır Toraman

O taş senin bu taş benim
Mezarlık topraklarına yüz sürecek feryat
atacaktım
Aşkını işte böyle algılıyorum

Cahit Zarifoğlu

insanlar evlerine
evlerden mezarlara çekildi
-tekmelenen bir iskemle

Hayriye Ünal

Mezarlıklarda ölebilirim
Ki onlar akarlar külden nehirler gibi
Sular ve gömütlerle
Geceleri suya batmış çanlar arasında
Nehirler kışlalar gibi doludur
Hasta askerlerle ölüme doğru akan nehirler
Mermer sayılar, çürük taçlar ve cenaze yağlarıyla

Pablo Neruda

Bir güzel düş gibi bir hayal gibi
sen de git can kuşum, de var sen de git
dost mezarı içim bulunmaz dibi
düşersem aklına el aç niyaz et
belki bir su yürür…içim çöl gibi…

Mustafa İslamoğlu

Bir solukluk üfleyiş yeter deli olmama,
üfleme öyle üst üste beni,
ziyan olurum.
Ağlamaktan buz tutmuş gözlerime bakma sakın gözlerini kapatıp.
Senin gözlerin ölüm ah,
senin gözlerin diriliş,
senin gözlerin bir devriliş mezarlığı be neyzen!

Nail Varal

yaşlandıkça alçalan, daralan,
git git mezara benzeyen evlerinize.

Cahit Koytak

mezar yüzüm gövdeme sızı taşıymış

Seyyidhan Kömürcü

Sonunda götürse götürse, çiçek götürür kendi mezarına
Gibi deli, gibi meczup, gibi seyda

Ahmet Erhan

Beni yanlış ağacın altına gömdüler
bir hayvan mezarlığında çürüyorum

Ayşe Sevim

Şehirlerin uğultusuna kulak verin!
Şehirlerin, ormanların, mezarların uğultusuna…

Cahit Koytak

Mezarımdan çıkmak için
yer kabuğunu soymaya niyetleniyorum tırnaklarımla,
gök gürlüyor aniden,
bir hassiktir çekiyorum sessizce,derinden
çaktırmıyorum,korkuyorum!
Ne kadar da cahilim!
Şimdi anlıyorum vitamini kabuğundaymış oysa dünyanın.

Oğuz Bal

Vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı…
Bunca sözü nereden buluyorsunuz?
Ne kadar çok şey istiyorsunuz,
Ne kadar çok şey biliyorsunuz,
Mezar taşlarından çok, efendiler,
Kitabelerden çok.

Cahit Koytak

hüznü kuşlara dağıttı unutmasınlar diye onu
acıyı gömdü toprağa gayrı açar mezarlık çiçekleri

Arkadaş Z. Özger

Bana yoktur lüzumu gülşeninin,
Şeb-i tarîk ü rûz-ı rûşeninin
Ne gulâmının ne de zenninin
Hepsinin tâ mezarını sikeyim !

Neyzen Tevfik

alacahöyük a mezarında yatan seslen bana

Kaan İnce

Mezar gibidir avlulu evler.

Bejan Matur

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

Nazım Hikmet

Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,

Ceyhun Atuf Kansu

Dönmüştü bir mezara evin gerçek her yeri,

Tevfik Fikret

Mezarı oradadır şimdi

Edgar Allan Poe

Birini sevdiğinde önce mezarını sonra kalbini açacaksın.
Hem mezarcı ol, hem aşık!
Hem toprak atmayı bileceksin, hem de gömüyü kaldırmayı!

Esra Elönü

Dünya mezar taşın olacak;

Atilla Jozsef

ölüler de yoksulluğun payandasıymış gibi
eğik yatar mezarda yokuş aşağı

Nilay Özer

Mezarımda uyuyorum
avuç avuç ihanet atıyorsun üzerime
bekliyorum o an gelsin
ve herşey değişsin diye
kolların beni sarsın
ve herşey bir oyun işte
Bağışla sevgilim bağışla

Neşe Yaşın

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.

Necip Fazıl Kısakürek

Kimi alnından yaralı
Kimi göğsünden
Dönüyorlar
Mezarlarına Bakû’den

Sergey Yesenin

(Konaksa yandı çoktan
Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu
İyi biliyorum tertemiz bir asfalt
Ezip geçti onu
Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)

Edip Cansever

Ölürsün… Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayâle işaret diye
Toprağında bir taş olur, beklerim…

Necip Fazıl

bir mezara gömülen hatıralar treni
saklıyor seni beni bir mahşer toprağında
güneş gibi kendime katamayınca seni

Sıtkı Caney

Şimdi birileri;
ellerinde kazmalar, kürekler,
son doğumumdan önceki mezarımı kazıyor.
İçinden çıkmıyorum.

Serkan Sanç

Ben unuttum her şeyi.
Geldiğim yeri
Annemi, babamı,
Mezarlığa gitmeyi.
Orada yapayalnız kaldı meşe
Ölülerin arasında ölümü en iyi anlatan meşe.

Bejan Matur

Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.
Aslında hiç olmadım ben bu oyunda.
Ömrüm beni yok saysın…

Yılmaz Odabaşı

Güzelim can çıkıp gidince bedenimizde
Birkaç kerpiç olacak mezarımızı örten;
Gün gelecek, mezar yapmak için başkasına
Kerpiç dökecekler kalacak toprakla bizden.

Ömer Hayyam

Ay yırttı kara giysilerini;
Kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kaseni.
Keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca,
Mezarda upuzun yatar görecek seni.

Ömer Hayyam

Mezarlarımıza
Eğiliyor parça parça alnı gecenin,
Pelitlerin altında sallanıyoruz gümüş bir kayıkta.

Georg Trakl

Yalnız mezarın hiçbir şeyi olmayacak
bana öğretecek

Bertolt Brecht

Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün

Karacoğlan

Anacığım!
Yılları senin yaşamının
benziyor birbirine
mezar taşları gibi

Agostinho Neto

Bir çift acılı gölgeyiz;
O eski güzelliğin uyuduğu
Tanrısal mezarın mermeri üstünde

Vyaçeşlav Ivanov

Bilgisiz, görgüsüz, duygusuz kuldan,
Ölülerin mezar taşı makbuldür

Aşık Hüdai

Senin gibi bir aşk çiçeği ne yapar
Seher vakti yağdığında yağmurlar?

Victor Hugo

Çıkıp gidemedim bütün yaşam boyu,
yayıldım tüm dünyaya ama sığdım üç karışlık yere

Kostas Varnalis

Yarın erkenden kırlar ağardığı zaman
Gideceğim…biliyorum beni bekliyorsun bak.
Geçip gideceğim dağlardan ormanlardan,
Daha fazla kalmayacağım senden uzak.

Bir çiçekli funda koyacağım mezarına.

Victor Hugo

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir ağızdan: gül!
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumuş gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin
Ağarmış dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek.

Edip Cansever

Kim bilir belki günün birinde,
Tüm sayfaları hızla geçerken,
Takılıp kalacaksınız bu dizelere,
Mırıldanarak: haklıymış, gerçekten;
Belki o sevinçsiz şiir uzun süre
Durduracak üstünde bakışlarınızı,
Bir mezar taşının yol üstünde
Durdurması gibi bir yabancıyı! …

Lermontov

Cemaat yürüyordu kaplumbağa gibi,
Mezarlığa doğru yüzyıldan,
Sarısabırların yanından, acelesiz.
Ayrık otu yolmaya gidiyor sanırsın,
Davul vurmaya, ay tutulmuş,
Tarladaki yarılmış toprağı görmeye,
Susuzluğun kirli rengini, ayıbını,
Dağa taşa vurmuş açlığı.
Dayanan dayanır, yağsız bulgular ve ahlat,
Gençleri alır ölüm ilk ağızda,
Sabah yıldızının uğrağı.
Böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda,
Bir melek lale sümbül dikiyordu,
Lalelerden birini aldı adam,
Girdi kızının mezarına,
Sarıldı, öptü, bıraktı laleyi sonra,
Kefenin üstüne, uykusuz.
Yedi çocuğu gömülüymüş, söylediler,

Melih Cevdet Anday

Sevgilim, eğer bir gün
Durur bakarsan mezarıma,
Ve taşın etrafında taptaze
Çiçekler dalgalanırsa,
Bil ki, çiçeklerin her zaman yaptığı gibi
Dalgalanmıyor çiçekler,
Ya da ilkbahar onlara emir verdi de
Taşa boyun eğiyorlar sanma!
Onlar yüreğimdeki
Söylenmemiş şarkılardır;
Ölümün susmaya zorladığı
Aşk sözcüklerimdir.

Hovhannes Toumanjan

Yaşadığını kimse bilmedi,öldüğünü de bilmeyecek
Yitip gitti Lucy’cik işte
Yalnız mı yalnız şimdi mezarında
Bir de yalnızlığı bir bana sorun!

William Wordsworth

mezartaşı yontan bir adamın gözleri
miras pay edilirken uykusu gelen
bir çocuk gibi
bomboş bakar dünyaya.

İbrahim Tenekeci

Ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girer de
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa

Sunay Akın

Ölümle randevumu hatırlayıp yeniden
Mezarıma yürürken
Unutuyorum sensizliğe alıştığımı
İçimin kan rengi okyanusunda
Zıpkın yemiş balık gibi yüreğim.

Nurullah Genç

sahi, siz niye gelmiştiniz
sil baştan başlamaya ne hacet, belli ki gücünüz yok
söylenmemiş bütün sözler bilir son yollarını
siz yolcu edemezsiniz
bırakın bir sözü öldürmeyi, bir cümlenin altını dahi çizemezsiniz
siz bakamazsınız da ölülere hem, küçücük gözleriniz
o yüzden diyeceğim, dönün şimdi, sizi hiç görmedim farz edin
bu sus çıkmazı’nın başından
az ileride, sağdaki ilk köşeye
bir ayna koydum vazgeçenler için
sonra dilerseniz sizinle bu sözler mezarından uzakta
en iyisinden bir şarkı içeriz

İrem Nas

Gel gör ki mezar taşları gibi yalnız

Ali Haydar Timisi

O bazen
Vücudunun kederli bağlantısını
Durgun sularda
Boş mezarlarla, unutuyor
Ve aptalca zannediyor ki
Yaşama hakkı var,
Onu bağışlayın
Bir resmin sıradan öfkesini
Kışkırtmanın uzak arzusu
Kâğıdının gözlerinde eriyor
Onu bağışlayın
Baştan başa tabutunda
Ayın kırmızı hâlesi geziniyor

Furuğ Ferruhzad

Bir sonsuz yalnızlık içinde
Üşür ölülerimiz mezarlarında
Sevgiyle anılmamaktan.

Şükrü Erbaş

Gitmek..Kendi suçunun bekçiliğini yapmaktır
mezar taşlarında.

Ali İhsan Atiş

Bir mezarlıktan geçerken sordum ölülere:
-Affedersiniz. Boş zamanlarınızı nasıl
değerlendirirsiniz?
-“Gelecek”leri düşünerek.

Süreyya Berfe

Kendi mezarında bir banyo yapmak gerek
arada, ve o kapanmış topraktan,
aşağıdan bakmak şu gurura.

Pablo Neruda

Üzerimde mezar ürpertisi kıpırdıyor,
Yeni bir okşayış gibi benimsiyorum.

Sergey Yesenin

ben kin tutmayı aşktan daha yüce bilirim..
aşk acısı silinir , kin mezara kadar !

Küçük İskender

Canım benim. Mezardan fırlamam için sesini duymam kafi. Ölüm, yaşamak istememek.

Cemil Meriç

Bir yerde ( “ Bir süre için” diyerek ) dinelen kişi için en büyük tehlike o yere yakınlık duyması; o yeri, bütün yollarının sonu, bütün yönlerinin ereği sanması; yerleşebileceği bir yer saymasıdır – en büyük tehlike huzurlu yerlerdir – mezardır orası.

 Oruç Aruoba

nereden geliyorum ben?
ben nereden geliyorum?
kokusuna bulanmış olarak gecenin
henüz çok taze mezar toprağı
o iki taze elin mezar toprağı

Furuğ Ferruhzad

Sıcak bir mezar gerek benim için uyumaya.

Furuğ Ferruhzad

O yüzden mezarlar hep tek kişiliktir…

Kadir Bal

sen öldün biliyorum
seni ankara`da bir mezarlığa gömdüler
ben
son üç yıldır bunu biliyorum
türkiye cumhuriyeti ölüm tutanakları
son üç yıldır bunu biliyor
ama kalbim öldüğünü bilmiyor, elan
kalbim seni simsiyah özlüyor…

Jan Ender Can


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.