Edebiyat tarihinde dostlukların, kırgınlıkların ve geç gelen barışların hikâyeleri çoktur. Fakat çok azı, Ivan Turgenyev ile Lev Tolstoy arasındaki ilişki kadar çarpıcıdır. Çünkü burada yalnızca iki büyük romancı değil, aynı zamanda birbirine hayranlık duyan iki güçlü karakter karşı karşıyadır. Bu mektupların arkasında, Rus edebiyat tarihinin en ünlü dostluk kırılmalarından biri vardır.
1861 yılının Mayıs ayında Turgenyev, yeni romanı Babalar ve Oğullar üzerinde çalışmaktadır. Henüz yayımlanmamış olan eserin taslağını görmek isteyen Tolstoy, 25 Mayıs’ta Spasskoye’deki malikanede onu ziyaret eder. Turgenyev, eserine büyük önem vermekte ve Tolstoy’un görüşlerini merak etmektedir. Taslağı dostuna verir. Ancak Tolstoy birkaç sayfa okuduktan sonra uyuyakalır.
Bu olay, dışarıdan bakıldığında önemsiz gibi görünse de Turgenyev için ağır bir hayal kırıklığıdır. Çünkü yalnızca bir roman taslağı değil, aylarını verdiği bir çalışmayı, üstelik görüşlerine değer verdiği bir yazara emanet etmiştir. Tolstoy’un okurken uykuya dalması, Turgenyev tarafından ilgisizlik ve küçümseme olarak algılanır. Zaten uzun zamandır farklı dünya görüşleri ve mizaçları nedeniyle gerilim yaşayan iki yazar arasındaki ilişki böylece daha da gerginleşir.
Ertesi gün ikisi de şair ve eleştirmen Afanasi Fet’in Stepanovka’daki malikanesine giderler. Edebiyat tarihine geçecek kavga burada yaşanır. Görünürdeki sebep, Turgenyev’in gayrimeşru kızı Paulinette’in eğitimi hakkında yapılan bir konuşmadır. Tolstoy, her zamanki açık sözlülüğüyle Turgenyev’in yöntemlerini eleştirir. Turgenyev ise bunu yalnızca bir eğitim tartışması olarak değil, babalığına ve kişiliğine yöneltilmiş bir saldırı olarak algılar.
Tartışma kısa sürede kontrolden çıkar. Öfkesine hâkim olamayan Turgenyev, Tolstoy’u burnuna yumruk atmakla tehdit eder. Bunun üzerine ikisi de Fet’in evini terk ederler. Olay artık basit bir münakaşanın ötesine geçmiştir.
Tolstoy, L. P. Borisov’un Novosyolki’deki malikanesine giderek Turgenyev’e bir mektup yollar ve kendisinden özür dilemesini ister. Turgenyev’in yukarıdaki ilk mektubu bu talebe verilmiş cevaptır. Ancak talihsiz bir yanlışlık yaşanır; mektup Tolstoy’a ulaşmaz. Uşağın hatası yüzünden yanlış yere götürülür. Bu gecikme, zaten gergin olan havayı daha da ağırlaştırır.
Tolstoy bunun üzerine ikinci bir mektup yazar ve Turgenyev’i düelloya davet eder. Fakat öfkesi yatışmaya başladığında bu kararından pişman olur. Daha sonra Fet’e yazdığı mektupta, düello çağrısını aceleyle yaptığını itiraf edecektir. Ne var ki iş işten geçmiştir. Karşılıklı kırgınlık büyür ve iki büyük yazar tam on yedi yıl boyunca birbirleriyle görüşmezler.
Bu nedenle aşağıdaki mektuplar yalnızca bir özürleşmenin belgeleri değildir. Aynı zamanda, gururun dostluğu nasıl yaralayabildiğinin ve zamanın insanlara bazı hakikatleri çok geç öğrettiğinin de tanıklarıdır. Nitekim aradan geçen on yedi yılın ardından ölüm döşeğinde kalemi yeniden Tolstoy’a yönelen kişi Turgenyev olacaktır.
Birinci Mektup
L.N. Tolstoy’a
Spasskoye, 28 Mayıs 1861
Sevgili Lev Nikolayeviç,
Mektubunuza karşılık verebileceğim tek cevap, Fet’in evinde size söylemeyi bir görev bildiğim şeyleri tekrarlamak olacaktır: Burada söz konusu etmek istemediğim bir sebepten dolayı elimde olmadan düşmanca bir duyguya kapılarak, hiç hak etmediğiniz halde size hakaret ettim ve özür diledim. Şimdi bunu mektupla tekrar etmeye ve bir kez daha özür dilemeye hazırım. Bu olanlar, sizin ve benim gibi böyle birbirine uymayan karakterde iki insanın dost olmaya kalkışmasının bir işe yaramayacağını açıkça göstermiştir; bu mektup, büyük bir ihtimalle, aramızdaki herhangi bir ilişkinin son belirtisi olacağından size karşı görevimi seve seve yerine getireceğim. Bunun sizi tatmin edeceğini içtenlikle umuyorum ve ne isterseniz yapabileceğinizi kabul ediyorum.
Saygılarımı sunarım efendim, kulunuz,
Iv. Turgenyev
Ivan Petroviç [Borisov] şimdi mektubumu bana geri getirdi. Uşağım onu Bogoslov’a götüreceği yerde aptal gibi Novosyolki’ye götürmüş. Yalvarırım istenmeyerek yapılan bu aptalca hatayı affediniz.
Bu satırlarda insanı en çok etkileyen şey, Turgenyev’in haklılık arayışına girmemesidir. Tartışmanın nedenlerini açıklamaya çalışmaz; yalnızca özür diler. Ancak bu özrün içinde aynı zamanda bir vedanın hüznü vardır. Dostluğun artık mümkün olmadığını düşünmektedir.
Ne var ki Tolstoy bununla yetinmedi. İkinci bir açıklama istedi ve düello ihtimali gündeme geldi.
İkinci Mektup
L.N. Tolstoy’a
Spasskoye, 28 Mayıs 1861
Uşağınız bana bir cevap beklediğinizi söylüyor ama yazdıklarıma ilave edecek bir şey olduğunu sanmıyorum.
Benimle düelloda hesaplaşmak istemeye hakkkınız olduğunu kabul ediyorum, ama bir özürle tatmin olacağınızı bildirmek sizin ayrıcalığınızdı ve ben bunu yerine getirdim. Gerçekten çılgınca olan sözlerimi affettirmek için tabancanızın karşısında seve seve duracağımı dürüstlükle söyleyebilirim. Hayatımda böyle bir alışkanlığım olmamasına rağmen, bu sözleri ağzıma almamın tek sebebinin, aramızdaki aşırı derecedeki ve sürekli husumetin kışkırttığı asabiyet olduğunu söyleyebilirim. Bu bir özür değil, kendini haklı çıkarmak da değil, sadece bir açıklama. Bu yüzden, sizden sonsuz dek ayrılırken -bu gibi olaylar silinmez ve değiştirilemez- bütün bu olayda sizin haklı olduğunuzu ve benim haksız olduğumu bir kez daha tekrarlamayı görev bilirim. Burada cesaretin -kanıtlamak istesem de istemesem de- söz konusu olmadığını da eklemeliyim, beni ya kabul edilebilir şekilde (tanıklarla) düelloya davet etmeye ya da davranışımı affetmeye hakkınız olduğunu kabul ediyorum. Siz uygun gördüğünüz şekilde kararınızı verdiniz, bana düşen kararınıza uymaktır.
Size duyduğum derin saygımdan kuşku duymamanızı dilerim.
Iv Turgenev
Bu mektup, edebiyat tarihinin en sıra dışı özür metinlerinden biridir. Turgenyev, gerekirse düelloya çıkacağını söylerken bile Tolstoy’a duyduğu saygıyı korumaktadır. Kendisini savunmak yerine karşı tarafın kararını kabul etmektedir.
Yine de bu satırlar barış getirmedi.
Aralarındaki kırgınlık tam on yedi yıl sürdü.
Bu süre boyunca birbirlerinden uzak yaşadılar. Aynı çağın iki büyük yazarı olmalarına rağmen, dostluklarının yerini sessizlik aldı. İnsan bazen en çok değer verdiği kişilerle en derin uçurumları yaşar. Belki de büyük karakterlerin trajedisi budur.
Fakat hikâye burada bitmez.
Yıllar geçti. Hastalık Turgenyev’in bedenini tüketmeye başladı. Ölüm artık uzakta değildi. İşte o zaman, insanın bütün kırgınlıkları küçülten son gerçekle karşılaştığı yerde, kalemi yeniden Tolstoy’a yöneldi.
Ölüm Döşeğinden Gelen Son Çağrı
L.N. Tolstoy’a
Bougival, 11 Temmuz 1883
Sevgili Lev Tolstoy,
Size uzun zamandır yazmadım çünkü ölümün eşiğindeydim, hâlâ da oradayım. İyileşmem imkânsız ve bunu düşünmenin hiçbir yararı yok. Çağdaşınız olmaktan ne kadar memnun olduğumu söylemek ve son ricamı içtenlikle bildirmek için size özel olarak yazıyorum. Dostum, edebiyata dönünüz! Bu yetenek size her şeyin bahşedildiği yerden verilmiş. Bu ricamın sizi biraz etkileyebileceğini düşünmek bilseniz beni ne kadar mutlu ederdi!! Ben bittim; doktorlar bile hastalığıma ne ad vereceklerini bilmiyorlar – mideye ait gut nevraljisi. Yürüyemiyorum, yemek yiyemiyorum, uyuyamıyorum – hiçbir şey yapamıyorum! Bütün bunları tekrarlamak bile can sıkıcı! Dostum, Rus ülkesinin büyük yazarı, ricama kulak veriniz! Bu notun elinize geçip geçmediğini bana bildiriniz ve izin veriniz sizi, eşinizi ve bütün ailenizi sımsıkı kucaklayayım, son bir kez sımsıkı. Daha fazla yazamayacağım. Yoruldum.
Bu mektubu büyük yapan şey yalnızca bir ölüm döşeğinden yazılmış olması değildir.
Turgenyev burada ne eski kırgınlıklardan söz eder ne de geçmiş hesaplardan. Ölümün kıyısında duran bir insan olarak yalnızca gerçeği söyler: Tolstoy’un büyük bir yazar olduğunu ve yeniden edebiyata dönmesi gerektiğini.
“Dostum, Rus ülkesinin büyük yazarı…” diye başlayan cümle, on yedi yıllık sessizliğin ardından gelen bir barış elidir.
Belki de bu hikâyenin asıl öğretici yanı budur.
Gençlik ve gurur bize haklı olmayı öğretir; zaman ise kimin haklı olduğunun çoğu zaman önemsiz olduğunu.
1861’de bir düello ihtimalinin gölgesinde duran iki adamdan biri, 1883’te ölüm döşeğinden diğerine “Dostum” diye sesleniyordu.
Edebiyat tarihi büyük eserlerle doludur. Fakat bazen bir insanı anlamak için romanlarına değil, bir özür mektubuna ve ölümden önce yazdığı son satırlara bakmak gerekir.












