Japon Şiirini Türkçeye Çevirirken


Yerli ve yabancı antolojilerde çeşitli şiir çevirme metotları yürütülüyor.

Şiir çevirenlerden bir kısmı, şiirin yazıldığı dile, şiirin iç ve dış yapısına çok titiz bir bağlılık gösteriyorlar. Bu davranış onları kendi dilleri ve şiir geleneklerine karşı kayıtsız bırakıyor. Ellerinden geldiği kadar cümle tiplerini, hatta cümlede kelime sayısını bile bozmamaya çabalıyorlar. Bu tutumla çevrilen şiirlerin şiir yönü çok yoksul kalıyor. Ayrıca tıpatıp çevirme merakı, dilde deyimlerle karşılaşıldıkça bu çeşit şiir çevirenleri şiirin anlamı dışına da çıkarıyor. Ama bunu belki de kontrol edemiyorlar.

İkinci bir grup, kendi dillerinde ve şiir geleneklerinde şiirin asıl yazıldığı dildeki özelliklerine benzer formu arayıp bulmaya çalışıyor. Burada başarı, çevirenin adapte yeteneğine bağlı kalıyor. Bu tutum da iki dil ve iki şiir geleneği arasındaki aykırılıkların çok büyük olduğu zamanlarda işlemeyen bir mekanizma durumun düşüyor ve çevirmenin yapıldığı dilde asıl şiirdeki kadro bulunamazsa, şiirin ana karakteristiğine yazık oluyor.

Üçüncü bir grup; şiir çevirmeyi biraz daha kolay yoldan yürütüyor. Şiirin aslı hangi formda olursa olsun, bunu serbest nazımla çevirme yolunu tutuyorlar. Şiirin yalnız anlamını, çok bağımsız bir söyleyişle aktaran bu metot, şiirin aslındaki iç ve dış özelliklerden sırasına göre hiçbir şey taşımasa da oluyor. Şiir yalnız anlamdan ibaret olmadığına göre de meydana getirilen çeviri, bir sözlük pehlivanlığını andırıyor.

Dördüncü bir grup, şiirde nazım yönünü hiçe sayarak şiirleri nesirle çeviriyor. Çevrilen şiir, nazım yönüyle ne kadar önemli olursa olsun, gene yalnız anlamıyla aktarılmış oluyor. Bu tutumla çevrilen şiirler mensur şiirleri andırıyorlar ve aslında ayrı ayrı olması gereken iki tür bu metotla bir tür durumuna düşüyor. Üstelik mensur şiiri şiir değil de artistik nesir sayarsak, bu son metotla çevrilenler—hele biraz da titizlikten uzak düzenlenmişlerse—ithal malı buzdolabı veya çamaşır makinesi tarifesine benziyorlar.

Günün birinde teknik, iki dil arasındaki çevirmeleri makineye yaptırabilir; ama iki dil arasındaki şiir çevirmelerini gene insanlar yapacaklar.

Japon şiirini Türkçeye çevirirken önce Türkçemize ve Türk şiir geleneğine bağlı kaldım. Matsuo Bashō, Japon değil de bir Türk şairi olsaydı bu şiiri acaba nasıl söylerdi diye düşündüm. Şiirleri çevirirken İngilizceden çok Türkçeden imtihan sorumluluğu duydum. Şiir çevirenin şiirden anlamasını, biraz da şairliği bulunmasını şart sayarım. Türk dili ve Türk şiiri için on beş–yirmi yıldan aşağı bir çıraklık ve kalfalık devrine aklım ermez.

Klasik Japon şiirini çevirirken şiirlerin nazım şekline bağlı kaldım. Çevirdiklerim tanka ise beş, haiku ise üç mısralı oldu. Beş–on haiku’yu, hece sayısı özelliğini de bir iki örnekle göstereyim diye asıl yapısı ile çevirmeye çalıştım. Bunun dışında bütün örneklerde Türkçemizin en rahat söyleniş yolunu aradım. Belki de aynı dil grubu içinde bulunmalarına rağmen, Japonca ile Türkçe arasındaki dil farkları, klasik Japon şiirinin hece sayısına uyarak dilimize çevrilemeyeceğini gösteriyor. Ama inat olsun diye kuşdilinde bir şeyler yapmak belki mümkün olurdu; onu da ben beğenmedim.

Japon şiirinde kafiye geleneği yok diye çevirdiklerimde hiç kafiye bulunmasın demedim. Her tanka ve haikuda birkaç kafiye bulundurmaya da özenmedim. Türk şiir geleneğinin öncülüğü ile kolayca gerçekleşiveren kafiyelerden de vazgeçmek istemedim doğrusu.

Alliterasyonlu oldukları çevirenlerin notlarından ve gösterdikleri asıl metinden belli olan şiirleri, güzel Türkçemizin bütün zenginliğinden faydalanarak tam özelliği ile çevirmeye çalıştım ve şunu bir daha anladım ki, Türkçemizle anlatılamayacak kavram, canlandırılamayacak durum yoktur. Yeter ki uğraşalım, didinelim.

Modern Japon şiirini çevirirken, şairin kullandığı formun belirli bir düzende olup olmadığına baktım. Serbest nazımla da olsa, birkaç şiirde şair mısraların uzunluk ve kısalığından, kelimelerin azlığından ve çokluğundan veya eşit sayıda bulunuşundan bir şeyler umuyor gibi geldi bana. Bunları olduğu gibi bırakmaya çalıştım. Tam serbest nazımla söylendikleri besbelli olanları da şairin veya çevirenin mısra sayısına göre değil, Türkçemizin huyuna suyuna göre çevirdim. Bunda dil müzikleri arasındaki farkı düşündüm ve serbest nazımda Türk kulağının yatkın olduğu düzeni kurmaya çabaladım. Gene serbest nazım gibi görünen birkaç şiirde, şair veya çevirenin cümleleri satırların orasında burasında kesip başlattıklarından doğan düzensizlik içinde bir düzen sezinledim. Çevirirken bu özelliklerden de vazgeçmek istemedim, tabii elimden geldiği kadar.

Kısaca şunu söylemeliyim ki, Japon şiirini bütün titizliğimle Türkçeye çevirirken başından sonuna kadar tam anlamda bağlı kaldığım tek bir metot olmadı. Her şiir için ayrı ayrı, beni özlediğim amaca hangi davranış daha sağlam yoldan götürecekse onu denedim. Ama kimbilir, belki bu da bir metot sayılır.

Lütfullah Sami Akalın

Japon Şiiri

japon-siiri5179212025625412928 Japon Şiirini Türkçeye Çevirirken

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.