Orada Olsaydım

Orada olsaydım uyuturdum seni
Diyorsun.
Birlikte yağmuru dinlerdik.
Ve bitmeyen konuşmasını akasyanın.
Burada olsaydın
Uyku olmazdı.

Saçlarım uzamış
Rüyada sarmaşıklar gibi
Senin duvarlarına uzanıyor.
Yan yana
Ve yokuz.

Bejan Matur
aşk/olmayan – Everest

ruyada-senin-duvarlarina-uzaniyorum Orada Olsaydım

Kar Yağıyor

Kar yağıyor
Şehir bilmediği
Bir kardeşliği uyuyor şimdi.
Ve sen
Kalpte genişleyen o haritada
İlerliyorsun.
Yağıyor mu üzerine
Senin de kar?

Şimdi boğazdan geçen yolcular
Sonsuzluğa taşınırken
Biliniyor seni özlediğim.

Bejan Matur

kar-yagiyor Kar Yağıyor

Bozkırda

Bozkırda
Tepelerin
küçük kız çocuğu
Büyümüş ağlarken
Rüzgâr son kez kesiyor yüzümü,
Kalp incinmiş
‘Hiç iyi değilim’
Dediğimde ben
Duysan keşke!

Bejan Matur

ask-olmayan-bejan-matur Bozkırda

Hangi Sözler

Kelimeler sonsuzluğun kanatlarıdır
Yaklaşır ve uzaklaşırlar kalbe.

Şimdi kim kapatacak açılan kalbi
Hangi sözler?
Harflerin yorganını
N’olur
Ört
Ört üstüme.

Bejan Matur

harflerin-yorgani Hangi Sözler

Geçmişin Yükü

İnsan hep başlangıca inanıyor
Annenin dokunuşu
Ve ilk soluk
Bir el saçlarda gezinirken
Şefkatli bir yürek
Öyle sanıyor dünyayı.
Rüzgâr esecek
Ve taşıyacak çocukluğu,
Senin bildiğin
Dokunduğun rüzgâr.
İnsan ilk olana inanıyor hep
Koşarak bulduğumuz kapılar
Kapanmadan daha
Bir ışığın aydınlattığı ev,
Geçmişin yükü
Omuzlarımıza çökmüş
Ve bırakmışsın beni çoktan.
Hiç tutmamış gibi
Bırakmışsın beni
Hiç tutmamış gibi.

Bejan Matur
aşk/olmayan

birakmissin_beni_sen_coktan Geçmişin Yükü

Mavi Yağmurluk

Yiğitliği, kahramanlığı, şânı
Bu kahpe dünyada unuturdum ben
Yanlı bir çerçevede ışıdı mı
Yüzün önümdeki masa üstünden.

Gün geldi ve sen gidiverdin.
Geceye attın aziz yüzüğünü.
Yazgını bir başkasına verdim,
Unuttum ben o güzel yüzünü.

Günler geçti, hep telaş içre,
Hayatımı yıktı şarap ve tutku…
Birden hatırladım ben seni ve
Gel dedim, gençliğime çağrıydı bu…

Çağırdım ama gelmedin nedense,
Çok gözyaşı döktüm, ilgisiz kaldın,
Mavi yağmurluğunu mahzun giyindin de
Yağışlı gecede benden ayrıldın.

Bilmem, gururun nereyi tuttu mesken.
Tatlımsın, sevgilimsin, her şeyimsin…
Mavi yağmurluğunla düşe daldım ben,
Yağışlı gecede giyip gittiğin…

Düş kurulmaz, yok artık şefkat ve ün.
Her şey bitti, geldi gençliğin sonu!
Yok artık yalın çerçevede yüzün,
Elimle masadan kaldırdım onu.

Aleksandr Blok
Çeviri: Ahmet Necdet – Kanşaubiy Miziev

gencligin-sonu Mavi Yağmurluk

İstanbul Şehrine

1.
Hediyelerini saklamadım,
Sana ne şiir ne de bir mektup yazdım.
Uzak bir istasyonundan gelen seslerin,
Neler hissettirdiğini biliyorum.
Andoni’nin kilisesi, asma köprü.
Boğazdan esen rüzgar, sislere saklanmış adalar.
Sanki okunmuş bir romanın sayfaları gibi.
Tepeler.. minareler… haçlar…

2.
Zamanın birinde yollarımız kesişecek
Karadeniz sahilinde, pavyonların birinde.
Sözler canlanacak
İkimizin ortak dilinde.

Çalan kemanın namelerinde duyacağız
Mazinin hıçkırıklarını..
Ve….
Uzaklardan geçen eski bir tramvayın gürültüsünü

Iki yıl gecti…
Sessiz ve usanmak bilmeyen dalgalar.
Ve…
Bizi yine buraya getiren kader.

Ağır ağır yudumlayacağız kadehlerimizi
Geçen asrı hatırlayarak..
Dışarıda boğazın inatçi sisi
Kar ve yağmur.. yağmur ve kar…

Elena İvanova
Çeviren: Ahmet Göze

elena_ivanova İstanbul Şehrine

Hicab u uzlet ü halvetle ol mestûr olan gönlüm

Hârab olmağa yüz dutmuşdur ol ma’mur olan gönlüm
Gamınla mübtelâdur şimdi ol mesrûr olan gönlüm

Hevâya uydı biz kalduk şeb-i tarîk-i fürkatde
Hemişe devletûn şem’i gibi pür-nûr olan gönlüm

Eline bir güzel girse girür meyhâneye çıkmaz
Cihanda ol salâh ve zûhd ile meşhur olan gönlüm

Eğer dünyayı virsen bir güzelsûz ihtiyar etmez
Benûm şol bi-vefâlar sevmede mecbûr olan gönlüm

Açıldı halk-ı âlem cümle bildi n’idûgîn İshâk
Hicab u uzlet ü halvetle ol mestûr olan gönlüm

Üsküplü İshâk Çelebi

ishak-celebi Hicab u uzlet ü halvetle ol mestûr olan gönlüm

Beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

sadakatin masalından silindiği gecelerde
şeyh galip bilmez
pazarlıksız sevmeye
kanla karışık yağmur yağıyordu
zeval altındaydı kalp
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

itten köpekten yapılmış meyhaneler deviriyordum
emektar garsonlarını incitmeden
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

seni uzayın karanlığından alıp
dünyaya getiren anneni
gözyaşlarımın gözleriyle gördüm
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

sana yıkımla çizilmiş kanserli babalarını
unutmamak için denizi seyreden
emsalsiz gece çocukları getirmek istedim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

biz gecenin bir vaktinde
birbirleriyle son kez ayrılmak için
ilk kez karşılaşan iki sistik
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

her gittiği yere yüreğiyle gidenin
aklı beladan kurtulmaz
unutma
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

eğer sana dokunmak hiç bitmeseydi
dinlerin ve devletlerin adlandıramayacağı kadar
delice uzasaydı
acaba o zaman aklımın adı ne olurdu?
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

konuşmuyorum, konuşamıyorum, neden?
çünkü kalbimden dilimin ucuna kadar
kan içinde içim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

umurumda değil kaşmir kazaklar ve repo
tuza boğulan hayvan leşleri gibi
ortada kalsın dünya malları
ben yan yana oturup
ayaklarımız denize uzatacağımız günü özledim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

olacakları ve ölecekleri önceden görüyor
dünyanın sonuyla konuşabiliyordum
dünyanın sonu gebeydi
karnında benim sevgilimi taşıyordu
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

çok yalnızdım
senden önce hiç kimse aşk rızası için gelip de
o meşhur uçuruma ittirmemişti yalnızlığımı
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

bu dünyaya ait olmadığım
öbür dünyaya ispat edilircesine terk edildim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

buraya kanı yere akan ruhumu basıyorum
vakitsiz ölmenin serseri oğludur aşk
eski mezarlarıma bakıyorum da
tekrar yaşayınca tıpatıp ona benziyor
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

istanbul vali konağının camlarını kırarcasına seviştik
sevdiğin her şeyi beni öldür diye öptüm
ihanet ormanındaki pars bakışlı sevgilim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

Jan Ender Can

kirik-gul Beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

Kırmızı

senden sonra
delirmiş bir acıyı ifade etme çabasına
buzlar yağıyor
mahsus intiharlar sızıyor
ve eli silahlı kara eşkıyalar doluyorsa
bunu bilme
bunu bilme ki şu an ölmedim

ama benden sonra
can sineması kapanıyor!
hoşçakal, adaletsiz büyük senaryo!
hoşçakal, sevgilim!
kutsal olan hiç kimse
çingene olmayı kendi seçmez

bu akşam tutar
kendimi bir yere asarım
eğer ölmeye gücüm yetmezse
söz!
yarın sabah yine erken kalkıp
seni özleyeceğim

Jan Ender Can

seni-yine-ozleyecegim Kırmızı