Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim I

MAYIS 2026

Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi
Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın
*
Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın
Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun

*
Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti
Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi
*
Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince
acıların tuzağına takılmış kalmış
Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş
Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş
Ağacının ıssız dallarında silkindikçe
Aşka gelip ağlamaktan güler
Bürünüp abasına yüzü kapalı
İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla
Tüneyince sırtı kamburlaşır

*
çünkü okşayış kalıcıdır, 
çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler, 
örttüğünüz yer; çünkü altında o saf 
daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta kucaklayıştan.
*
Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir.
*
“Yoruldum, usandım hayatın zorluklarından, usanır elbet -Ey babasız kalasıca!- seksen yıl yaşayan.”
*
Ma’mer’deki tarlakuşu hayret sana, ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. Gaganla eşele dilediğin yeri, Sevin, avcı bırakıp gitti seni. Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele.
*
Halbuki aşkın yokuşunda mesafeler almıştık biz,
Tam kavuşunca ben tutundum, o ise kayıp gitti

Ve visal düğümünü atmıştık aramızda;
Tam uzlaşınca düğümü sıktım, o ise çözüp gitti
*
Aşıklar Kitabından Altı Çizili Satırlar
*
İbnül Kayyım el-Cevziyye’nin Aşıklar Kitabı’nda Geçen Şiirler
*
Size karşı olan hatam büyüktür. Bir müddet için hiddetime yenilmiş, bana yaptığınız o şakadan sonra geceleyin temiz kalple Allah’a dua ederek: ‘O da bana yaptığı gibi bir şeye uğrasın!..’ demiştim. Duamın bu kadar çabuk kabul edileceği ve size bu kadar ağır dokunacağı aklıma gelemezdi… Yaptığım bu kötülüğü bana bağışlayınız!
*
Sen kalbini uzaklaştırmayı seçtin
Sen çoraklığı
Başka kelimeleri…
Ben bir ağıtçı gibi bakıyorum rüzgâra
Bakışımı acıtan anların
Ağırlığına.
*
Bütün sözler
Penceremden uçup gitti.
Bana bakışın
Kollarında uyuttuğun sabahlar
Karışıp gitti rüzgâra.

*
Çünkü bitmez acı.
Vadileri geçiyoruz
Ölüm konuşuyor.
Ormanı geçiyoruz
Ölüm konuşuyor
Ve zirvesinde dağların
Bir keder
Gitmiyor bizden
O kalp ağrısı.
*
Çünkü aynıydık
Yola çıkarken
Yol oyaladı
Ve dağıttı bizi.
Ama aynıyız yine,
Aynı havayı soluyan
Ve aynı ölümle
Ölen.

Olmadı!
Duyulmadı sesimiz.
Varlığımız görülmedi.
Şimdi bu ıssızlıkta
Titriyoruz,
Korku içindeyiz,
Dünya bir heves.

*
Senin omzuna yaslanmak
Bir dağın tamamlanması.
Senin omzuna yaslanmak
Akmak bir vadiden.
*
Bir yabancıyım 
Kelimeler iki dağın arasında 
Gurbet gibi bakıyorlar bana. 
Öylesine gidip geliyorum 
Gölgem yok 
Ve güneş yaram benim 
Hiç kapanmamış.

*
(Yüreğini yeme!) sözü karanlık olmakla birlikte gerçektir. Biraz sert söylemek gerekirse, içini dökecek arkadaşı olmayan kişi, kendi yüreğini kemiren bir yamyamdır… dosta söylenen sevinç iki kat olur acı ise yarıya iner, çünkü bir sevinci paylaşmakla daha çok sevinç duymayacak, bir acıyı paylaşmakla acısı hafiflemeyecek kimse yoktur.
*
Oğluyla konuşma girişimleri, kırık dökük sözcükler: “Bak Can, babanla ayrı yaşarsak çok daha iyi olacak, kendimi daha iyi hissedeceğim. Senin için değişen bir şey olmayacak, inan bana…
*
Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş.
*
aşırı düşünme eylemini mayalanan ekmek hamuruna benzetmektedir; ekmek hamuru mayalanırken hacminin ikiye katlanması gibi aşırı düşünme sırasında da olumsuz düşünceler çoğalır ve zihnin tümünü kaplamaya başlar. 
*
yazmak geliyor içimden, mahya gibi:

Ben o kadını çok sevmiştim.
Olmadı, başaramadım,
Özür dilerim.
*
Yine gelir diye bekledim. Anlatacaktım,
Biliyorum, diyecektim, anlıyorum seni,
renk vermiyor, dik tutuyorsun kuyruğu.
Kandıramazsın ama beni,
yabancıyım ben de buralarda senin gibi.

*
Kaldırır kadehini, tokuşturacak bir kadeh arar.
Bir kavis çizer kalkan eli havada.
(Tokatlıyan’da o gece…)
Dudaklarında ince bir tebessüm
kalakalır öylece.
*
Yaşadığımız bir hadiseye atfedilmesi gereken tek ve zorunlu bir mana yoktur. Çünkü her hadise görelidir. Kalbimize hayırlı bir yorum yerleştirdiğimizde o, kabul edilmeyi bekleyen bir dua niteliğine bürünmüş olarak gerçeklik süreçlerine etki edecektir.
*
Aldı eline tir-i kaza vü keman ecel
Bolayki beni eyleye ya Rab nişan ecel

“Ecel eline kaza oku ve yayını aldı. 
Ya Rab ola ki beni hedef eyleye”

NİSAN 2026

Dayanamıyorsan, kaldıramıyorsan Ya sabır deyip Cenabı Allah’tan sabır isteriz. Ama dayanabiliyorsan, idare edebiliyorsan, şikayete dönüştürmeden konuyu götürebiliyorsak sabır duasına da çıkmaya gerek yoktur. Çünkü sabır istemek bir İmdat butonu gibidir, ben dayanamıyorum demektir ve dayanıyorsa eğer mevzu sabır yerine şükür mevzusu olmalıdır. 

Cehennem bir isyan memleketidir, bir şikayet memleketidir. Cehennemde halinden memnun hiç kimse bulunmaz. Şikayetler isyanın kodlarını barındırıyor ve bir şikayet yurdu olan cehennemin de bir yansımasını yüreğimizde hissettiriyor. Şükür de cennetin hallerinden birisi. Cennet bir şükür memleketi, dünyadaki şükürlerde cennetteki parçalarından birer yansımalar. Bu manada şükreden aslında cennetten bir kesit yaşıyor. Şikayet eden de ötelerde azap memleketinden bir sembolü kendi yüreğinde taşıyor.

*
Ateş gibi bir nehr akıyordu, 
Rûhumla o rûhun arasından
*
İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar. 

‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.

Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.

Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.

*
Divan Şiirinde Ölüm Karşısında Âşıkların İstekleri
*
müteahhit çağında yaşıyoruz sevgilim sana vaat edeceğim ev sıradan değil 
göle bakmıyor diye pencerelere küsme 
üzme beni tek katlı bir gülüş için 

*
ben ardından üzülecek değil 
unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin 
uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim 
içim, karla karışık
*
Āh ezelki demleri devrānı aŋdum aġladum
Gözlerümden yaş aķup yārānı aŋdum aġladum

*
Eger derdimüze olmazsa dermān
Ki Azrāile bāri eyle fermān
*
Gam meş’alidir bu sönmek olmaz
Cân vermek olur da dönmek olmaz

*
Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin 
Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ
Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ 
Ne özge çillesi var [hecr] semtine gidenin 
Gören şanır ki şafādan semā’-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim”
*
Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān
Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān

*
Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur 
Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur
*
Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah’ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim!”
*
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
*
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

*
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsemiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
*
nerde
yok mu ölümleriniz 
dininiz mezhebiniz aşkına 
ölememekten döndüm şaşkına 
rabbiniz taptığınız aşkına 
bir yudum ölüm 
bir yudum ölüm veriniz

*
Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,
    Biraz uzun…
Sararması bir güzel yüzün,
     Biraz katı…
Günlerin azaltması sevilenleri,
      Biraz hiç yok…
Ölümümüzle kavuşma ümidi,
       Biraz uzak…
*
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde…
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

*
hüzünden daha kötü bir yolaçıcı olabilir mi?
şimdiye kadar olmadı
ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı
*
kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin halvetinde bulmuşum bu gerçeği

*
Kendini Öldüren Adamın Şarkısı
Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti 
Fakat ben fırsat vermedim 
Dayadım hançeri boğazına.
*
toprak her an beni kendine çağırır
gömsünler beni diye yoldan gelirler
mezarıma bir dal çiçek bırakırlar
ah belki yarı gece o sevgililer

*
Ne kadar uzak, uzak
Yollardan gelir bize
Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz,
Keder durmadan çiçek açar içimizde.
Ne çıkar unuttuk hepsini!
*
İki kitap arasında seni çalmaya çalışıyorum. Hayatın yakınlarımızda geçiyor kızınla benim yakınımızda ama asla bizimle değil. Biliyorum, bir gün gideceksin. Gözlerinde uzak rüzgarlar esiyor. Ama bugün, bu günü bana ver sanki son günmüş gibi.
*
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
*
duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda
ya beni bırak,
ya sarıl bana.

*
bulaşık yıkayıp kötü çaylar yapacağıma belki biraz daha para kazansaydım sonumuz böyle olmazdı albayım…
*
Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini.
*
köñül badım emdi anıñ yolıña
sewip sözi tuttum bütüp kavlıña
*
Çünkü bazı şiirler cevap sunmaz; yalnızca, insan deneyiminin en kırılgan noktalarına dair sessiz ama kalıcı bir kayıt bırakır.
*
Cebrail Aleyhisselam:
Ey Ahmed! Yüce Allah seni özlüyor!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
Allah katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır!
Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir!
Ruhumu, canımı al!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanındaki su kabına iki elini batirıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:
Lâ ilahe illallah! Ölümün de, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!” buyurduktan sonra, elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:
Ey Allah’ım! Refik-i A’lâya!” diye diye mübarek ruhunu teslim etti. Eli yanına, yanındaki suyun içine düştü.
*
Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.  

Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim.

*

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK ŞUBAT 2022 NİSAN 2021

*

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 – MART 2022

MART 2026

Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz.

*

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

*

Bunlar ihtimal hiç okunmayacaktır,

Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi.

*

Bir defa ne yazık ki kimse birbirini okumuyor. Okuyanlar eski şiiri okumuyor. Şiir, eski yaygınlığını yitirmiştir. 

*

Yeni bir kente gideceğim burdan.

Ne uğurlayan olacak beni,

Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle.

*

Sadece bir fotoğraf bütün bunları görmemize izin verir. Uzun uzun bakmamıza. Düşünmemize. Kendimizi görmemize. Tanıdığımız insanları görmemize. Kendi çocuklarımızı görmemize. Başka bir yerde, başka birinin hayatını hayal etmemize.

*

ŞUBAT 2026

elbette seviyorum Seni, 

seviyor olmalıyım yani, 

ama yaşlandım, unutuyorum, 

karıştırıyorum sık sık 

Seninle ilgili duygularımı 

*

ve aramızda bu giden gelen 

şiirler ve ezgiler 

rüzgârın nefesiyle birer birer 

silinip gidiyor zihnimden 

*

Son günlerde, 

ortada aksayan bir şey, 

bir suç, bir yıkım 

olmadığı hallerde bile 

kendimi suçlu, değersiz 

ve çaresiz hissediyorum.

*

önce üç gün, sonra üç ay, 

sonra belki üç sene 

Tanrıdan başka 

kimseyle konuşmamayı dene,

*

ama bir şeyler vermek isteyen sensen birine,

kendin yola çık hemen, onu bekleme.

gençleştirir, güçlendirir 

bunun için teptiğin yollar seni.

*

yüreği hızlı çarpanları alıyoruz yanımıza, 

içi mezar gibi daralanları… 

ve çalmaya gidiyoruz Tanrı’nın kapısını.

*

OCAK 2026

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi 

Hepsi ardımızda kalır.

*

Uzaklaş ama yavaş, ne bu telâş 

Ayrılık kalbimde bir elmastıraş.

Sonu geldi… 

Sonu geldi günlerin ve güzeldi.

*

Çünkü er ya da geç alır

Aşk öcünü kendisinden

*

Hiraeth, işte o kapının önünde bekleme hâlidir. Açılmayacağını bile bile orada durmak, seslenmemek ama vazgeçmemek… Ve bazen, insanı derinleştiren şey tam olarak budur: Daha yanındayken bile vedasını sezdiğimiz bir şeye, dönülmeyeceğini bile bile kalpten yer açabilmek.

*

aramızda çok kötü bir konuşma geçti, bundan sonra onunla hiçbir zaman barışamayız artık. Mauve o kadar ileri gitti ki artık dediklerini geri alamaz, zaten almak istemez

*

Ben de artık öfkemi tutamayacak duruma gelmiştim. Bir dönüş yapamayacak denli ileri gittik. Sevgimizin bahçesini zorla bozuyor, alt üst ediyorduk. Arada bir durduğumuz ve sustuğumuz oluyordu. O anlarda ne istekle, ne de çok zevk duyarak birbirimizin boynuna sarılabilirdik. Ama kalplerimizden yükselen sevgi sesini, kötü onurumuz dinletmiyor, boğuyordu.

*

Açık konuşayım: Bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun içindeyiz.

*

Bana o zaman Adamas: «Yalnız kalacaksın sevgilim!» demişti. «Uzak ülkelerde baharı aramaya giden kardeşlerin, o soğuk iklimde bırakıverdikleri bir turna yavrusu gibi, gerilerde tekbaşına kalıvereceksin.»

*

Ah! Zavallı ben!

Güzel günlerdi. Ama ardından 

Hüzün dolu bir günbatımı geldi.

*

ARALIK 2025

Bir gün bu fotoğrafa

geri dönmek isteyeceksin.

*

Bu çalışmanın en çarpıcı yönü, yapay zeka modellerinde şimdiye kadar pek dikkat çekmeyen bir zayıf noktayı ortaya koyması. Üstelik bu zayıflık, görece basit yöntemlerle aşılabiliyor. 

*

Biten evlilikler ve yeniden başlayan evliliklerle hırpalanan bir psikoloji ve her seferinde kendine bir nizam arayan yeni bir ailenin kuruluşu… Bu hengâme Niyazi Bey’i yormuş olmalı. Hem maddi hem de manevi açıdan.

*

KASIM 2025

Çünkü hiç hazır olmadığım bir yaza girmek üzereyim ve çünkü geçen kışın soğuklarında, şimdi senin rüzgârlı bir tepesinde uyuduğun bu kentteki son sevdiklerim, beni, sevdiğim için öldürdüler!

*

EKİM 2025

Denizi üç günde geçen serçenin

Bir seher vaktinde soluk soluğa

Tünediği dalda şenlik gibisin

*

EYLÜL 2025

Üzüldüğüm tek bir şey var. Biraz daha yaşamak is­terdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum. Şu çocuğun beni hatırlaması için. 

*

EYLÜL 2023

Eğer bir gün, uzun yıllardan sonra

Karşılaşırsak ikimiz yine

Nasıl bakabilirim, nasıl sana?

Sessizce ve gözyaşları içinde

*

AĞUSTOS 2023

Taşı söze çevirmeye çalıştım ve katı

şöhretini hayatın birkaç sözle hafifletmeye:

N’olur bana taş atma, öyle ağır ki

benim taşıdıklarım, atamam bile sana!

*

Kaç defa dilemişimdir biilmiyorum, babamı çocukluğunda veya gençliğinde tanıyan birinden dinlemeyi….

*

iki insanın birbirlerine karışacak derecede yakınlaşması ve geri dönüşü olmayacak derecede uzaklaşmasın eşsiz bir örneği

*

Ben seni seyrediyorsam, sen de beni,

Kimdir ilk gülümseyecek olan?

Gülüyor şimdi ilk gülümseyen.

*

Böyle sürekli mutsuzluktan söz açıp durman, korkarım ki bir gün seni gerçekten mutsuzluğa uğratacak.

*

Bugün ister edebi alanda, ister sanatın diğer dallarında olsun insanın kalbindeki ağır yükleri hafifletecek eserlere ihtiyaç var. İnsana ümit vermeye, onu ayakta tutmaya çalışan eserler üretmek zorundayız. İnsanın en azından kitap okumakla dindirilebileceği kederleri de vardır ve bunlar bence pek çoktur.

*

Madem bir musibet dönemindesin, musibeti ikileştirecek, çözümü zorlaştıracak, seni daha da sıkıntılı hâllere sokacak işlerden ve tutumlardan kaçın. Bu tutumlardan birisi de etraftakileri kınamak ve suçlamaktır. Onların gönüllerini incitmektir. Hep kendini haklı, başkalarını haksız görmekle nefsine taraf çıkmaktır. Uğradığın haksızlığın bir hissesinin de sende olduğunu görememektir.

*

Kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince, ulaşamadım — bu ‘beceriksizlik” yalnızca benden mi kaynaklanıyordu; onu da, bilemiyorum.

Muhtemelen, öyledir.

Ne sen, ne de ilişkinin kendisi—

Yalnızca ben sorumluyum, bu başarısızlıktan…

*

Bozkırın orta yerinde

diz çöküp toprağa

tren geliyor mu diye

kulak dayamış gibiyim

*

(yaklaşırken yolun sonuna)

uzun yol dayanılmaz değilmiş,

yanlış düşünmüşüm onca zaman:

Hiç bitmemesi değil yolun,

bitmesiymiş korkutucu olan.

*

Çok denedim, çok istedim, beceremedim ben. 

Hep harf kaldı harfler elimde,

ne bir kelime oluşturabildim, ne de bir cümle.

*

Nasıl oldu?

Ne zaman oldu?

Anlayamadım.

Hiç beklemiyordum.

Yaşlandım birden.

*

Böylesi bir parçalanmışlık içinde, aramızdaki çatlak gitgide derinleşiyordu; bense kırık bir bardağı avuçlarımın arasında tutup, dağılıp gitmesine engel olmaktan başka bir şey yapamıyordum.

*

bak bu yaz oraya, senin istediğin zaman gelebilirim, seninle, gider, bir deniz kıyısına çadır kurarız, iyi. olabilir gelirim. seninle peynir ekmek yer yaşarız. (peynir, kavun, ve rakı, seninle içeriz de.) Ama bunların hiçbirisi olmıyacak.

*

nasıl unuturum ki gülüşü gül olanı

sevgilimdi, ya da ben öyle sanırdım

o gitti, elimde bir çiçek dağınıklığı

bütün yolların ucunda kalakaldım.

*

Cevap veren bir insanın olmasının 

Verdiği sıcaklık

*

Hazırım gelecek olan kargışa:

son leylekler gitti. Az kaldı kışa:

duydum: tıkır tıkır ölümün saati. 

*

Üzünçle bakarken kışa yürüyen bahçeye

Anladım; Ipıssız kaldım artık;

bir sözcük değil sadece

çürüyecek bir gövdesi var ölümün.

*

İnsan çekmecelerini de temizlemeli zaman zaman, Kalbini de! Çürüme içerdendir

*.

beni alıkoymak istersen eğer (bak gidiyorum) bana elini ver 

elinin sıcaklığı da alıkoyabilir beni 

mıknatıslı özelliği vardır bir gülüşün de, 

bir sözcüğün de 

beni alıkoymak istersen eğer, adımı söyle 

*

“Para kesildiğinde, bağlar da kopar” sözü esasında tersine yorumlanmalı. Para bitince kadınların terk edip gideceği sanılmamalı. Erkeğin parası bitince, hevesini kendiliğinden kaybeder, gülerken bile güçsüzleşir. Sonra tuhaf bir şekilde kıskançlaşır, dengesizleşir ve nihayet adam kadını terk eder. Yarı çıldırmış gibi uzaklaşıp terk eder anlamına geliyormuş Kanazava Yayınları’ndan çıkan Daicirin sözlüğüne göre. 

*

Çünkü Calum onu da umursamıyor… Bu umursamama durumu depresyonla beraber kendinden nefret etmesini de getiriyor. Bu yüzden Calum artık net bir şeylerin arayışında değil, bulanıklık onu giderek daha çok girdabına çekiyor.

*

İnsan görüşmediği ama kalbinde yer ayırdığı, kalben hemhâl olduğu, onun da kalbinde yerinin olduğundan şüphe etmediği kimseyi ne zaman görse sevinç duyar, onu uzun bir zaman sonra da görse ona soğukluk hissetmez ama kalp selâmı kesmişse onu her gün de görse artık bir önemi kalmaz.

*

Zincirlerle çekiyor işçiler

Güneşi, yatağımın başına.

Ben nasıl çıkarım bu kirli yüzle

Güneşin karşısına?

*

İçimdeki o korkunç boşluktan sesleniyorum

İşte o boşluktan-haydi beni anlayın biraz –

Yani bir adım daha atsam düşeceğim uçurumdan

*

kırkı doldu ömrümün

ve hâlâ 

yerini yadırgıyor kalbim

*

Sen, başka ufuklar bularak, yükseledurdun;

Ben, kendi harâbemde kalıp, çırpınadurdum!

*

hep gezecek, hemen her konuda hep kavga edecektik, bu konuda anlaşmış gibiydik.  Böyle biteceğini hiç hesaba katmamıştık. Onu şimdiden çok özledim.

*

Toplum bu partilere İslamcı oldukları için değil, ama Kemalist olmadıkları için oy verdi. Doksan yıldır sırtında taşıdığı Kemalist devlet yükünün biraz hafifleyeceğini umduğu için verdi.

*

Yahudiler her zaman Yahudi olduğunun farkındaydı ve mesela bizim evde her zaman hazır bir pasaport dururdu. Her an gitmeye hazır beklerlerdi.

*

Son yıllarda iyice ikna oldum: Ben doğduğumda, babam baba olmaya hazır değildi; sonraki yıllarda da baba olmaktan memnun değildi. Aile ve çocuk sahibi olmak değil, kendi hayatını yaşamak istiyordu. Ne var ki, başka bir hayattı yaşamak istediği, içine sıkışıp kaldığı hayat değil.

*

Allah rahmet etsin bu sevdaya ey gönlüm

Hayalden bir kuleydi, yerle bir oldu bugün

*

Kişinin yaşamının anlamı sürekli yalnızlığa yöneliktir: garip şey. Kişiler içinde kurduğu ilişkiler içinde oluşmasına karşın, duran bir yalnızlığa doğru yürür: ancak orada, o yalnızlık içinde tamamlayabileceğini, bütünleyebileceğini bilir, anlamını, yaşamının, kişi.

*

bu ayrılığı kim taşıdı buraya kadar

çok gitmişliğimden, az gelmişliğimden midir

*

Gençliğimizde, yaşamımız için önem taşıyan ve büyük sonuçlar doğuracak olayların ve kişilerin karşımıza davul zurnayla çıkacaklarını sanırız: Ama yaşlılığımızda geri dönüp baktığımız zaman, bunların hepsinin de sessizce, arka kapıdan ve adeta dikkati çekmeden içeri süzülmüş olduklarını görürüz.

*

bir babanın resmini büyüterek duvara 

asmak yere eğiyor şecerenin dalını 

o ki ağır bir gamdır günlerle didişmekten 

kendi bile unutmuş uçsuz topraklarını.

*

Kalp inanır, akıl inkar eder. Kalp sever, akıl ikaz eder.

*

TEMMUZ 2023

Seni çok özlüyoruz Rahmi. Neden bizi bıraktın?

– Ben çok yorulmuştum.

Sonra sarılıyoruz ve yavaşça uzaklaşıyor. Tıpkı denize açılır gibi.

*

Sevgi de insanda bir konuktur

*

Artık senden hoşlanmıyorum!

*

Sevgi dargınlıkta belli olur.

*

Bir şey yazıyorsan, altına imza atacaksın! Altına imzanı atamıyorsan; Yazmayacaksın!

*

Bir arkadaş şöyle anlatmıştı ve anlatırken de gayet ciddiydi; “Seccademi yere serip üzerine oturuyorum ve hüzünleniyorum, sonra da seccadeyi katlayıp rafa kaldırıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum.” Uzun süren üzüntüler, bazen yağmayan bulutlu bir hava gibidir. Bu yüzden yağıp rahatlamak için kendine bir sonda takman gerekir. 

*

Sevgili Rahmim bugün Rabbine kavuştu. Bir çocuk gibi, uykusu gelmiş yorgun bir çocuk gibi kollarını O’na uzattı ve “beni kucağına al” dedi. Uyudu, uyanmadı. Seslendiler, cevap vermedi. Omuzlarından sarstılar, inledi, uyanmadı. 

*

Ölüm orda, onu görüyorum.

*

Öleceğini bilsem seninle daha fazla vakit geçirirdim.

*

Ama hüzün içindeyimdir ben,

İmgelemimizdeki günbatımı gibi,

Hani karşı ovanın dibine bir serinlik iner de

Pencereden içeri giren bir kelebek gibi

Gecenin geldiğini hissedersin. 

*

Sonra anlıyorum ki hiçbir şeye kaldığı yerden devam edemiyormuş insan

Kaldığın yerde bitiyormuş her şey

*

Ve istersen, hatırla,

İstersen unut.

*

Her şeyin efendisi aşkın karşısında ben neyim ki?

*

Hatırlamak, bir buluşma biçimidir… 

*

Sonra unutma ki, ihtiyarlamanın bir de başka tarafı var: İhtiyarlamak kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek. 

*

HAZİRAN 2023

Birden bire şöyle bir soru soruyor doktoruna, “Sizde ölebilir miyim?” diyor.

*

Nedir böyle akıp giden,

Sessizce yorgun bir ırmak gibi,

Boşa geçen hayatım mı?

Umut dolu yıllarım mı?

*

Sanmayın ki hep yüceltiyorum şiiri. Zorlaştırmıyorum da. Sadece ne olduğunu ve bizim ne olduğumuzu bildirmeye çalışıyorum.

*

şimdi bu onbeş kuruşun peşindeyim. Bu kadar küçük ve net bir hedefe hayatın bütün amacıymış gibi yönelmem ben’i basit hatlarla şekillendiriyor. Bütün hatıralarım ve aşklarım kıymetten düştü.

*

Böyle söyledi. Sustu.

Tekrar bir gün tekrar konuşacağına dair elimde senet yok. 

Susuyordu konuştu.

Konuşuyordu yeniden sustu. 

*

Ölüm, beklenen sevimli bir oğuldur onun için.

*

Çocuğa olan bağlılık ölmez. İçerisine onarılmaz düşmanlıklar girmiş ailelerde bile, evlat bağlılığı, baba ve analarda, kalbe bağlı bir urgandır ve içinde kan deveran eder.

*

Çocuğun çizdiği dünya ise saf ve sevimli. Ama bu saf dünyanın üzerine o çocuk diliyle serilen gülücükler dolu örtü azıcık aralandığı zaman orada ateş dolu çukurlar, kaçılacak hiç bir yeri olmayan dar bir dünya, gördüğü ışıkları tutmak için beceriksizce çırpınan ve hiç bir şeyi yakalıyamıyan bir hayat görülür. 

*

Aşk su alan bir tekneymiş, inandım

Su alan teknenin içinde kaldım

*

Eğer bu mektubu okumanız gerekirse bu sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır. Beni zar zor hatırlayacaksınız en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.

*

Bu yazıyı değiştir. Adam kendine kıymasın. Bir derdi var ise kalbinde kalsın.

*

İçlerinde süren o konuşmada hayatlarının sonuna gelmiş olduklarına inanamayış ve şaşkınlık vardır. Orada oturduğunuzu farketmezler bile. Ölen için yaşayanın hiç önemi yoktur. 

*

Asla her şeyi göremeyeceğiz” dedi Serge, elini öne doğru uzatarak ve gülümseyerek. “Burada yükselen kokuların içinde oturmak çok hoş olur herhalde.”

*

Olgunlaşmış hepsi nasıl da

Canım yaz sıcağında,­

Geçen sabahlar,

Uçup giden güzel akşamlar;

*

Birbirinden ayrılmış olmak

Birbirine yakın olduktan sonra

Çok daha kötüdür kesinlikle

Hiç yanyana gelmiş olmamaktan. 

*

Binbir dilde konuşan şiir, ârif olana 

Sadece tek bir dildir, sade tek bir lisandır.

*

Ölümün hükmü geçmez kalpte olana

*

Dördüncü soruma geldik bu son soru:

Kardeşime iyi bakıyor musun?

*

Olur da sizin dostluğunuz gibisiyle bir daha sınanırsam

Onlardan ayrılmayı da kendime hak görürüm

*

Hayatımızdaki insan bizi bir noktaya kadar anlayabilir, gerisi hep yalnızlık. İstediğimiz kadar evlenelim, âşık olalım, biriyle aynı evi, hayatı paylaşalım; bu, günün sonunda yalnız olduğumuz ve yalnız öleceğimiz gerçeğini değiştirmiyor. Hepimiz yalnız ölmek zorundayız. 

*

çünkü yapraklar sevgilim

düştükten çok sonra inanırlarmış

artık ağaçta olmadıklarına

*

Ben de terkediyorum sizi son kez ayağa kalkan bir oyuncu

          gibi

Sitem etmeyin ona gözlerinde taşıdığı gölgeden bir şeyler

          yansırsa dışarıya

*

Çocuklarımın kaderiyle çok daha fazla ilgileniyorum. Umarım hayatları çok zor olmaz. Onların hayatını kolaylaştıramadım. 

*

Senin tüy gibi gövden havada nem içinde.

Kokunun yoğun ve sürekli yayılışı

yaşlı ve yıpranan yüzüme yükseliyor.

*

Hep aynı jaguarı öldürüyordu avcı,

O ölümsüz hayvanı. Çok da şaşırmayın

Bu yazgıya. Sizinki de aynı benimki de,

yalnızca bizim jaguarın çok değişik halleri var

kılık değiştiriyor hiç durmadan. Adı bir an

nefret oluyor, bir an sevda, bir an alın yazısı

*

Son günbatımını seyrediyorum şimdi.

Son kuşu dinliyorum.

Kimseye hiçbir şey bırakmıyorum.

*

Gökyüzü boşa değişir durur. Herkesin

Payına düşen yolculuk önceden belirlenmiştir.

*

Göçüp gitmiş ölüleri kıskanan da ben.

İşin daha garibi bir evin bir köşesinde

Bu sözcükleri ağ gibi ören o adam olmam.

*

bir kadın omuz silkerse aşkıma,

ezgiler yaratacağım hüznümden,

zamanın içinde yankılanan koca bir nehir.

Kendimi unutarak yaşayacağım.

*

Kulak da göz gibidir. Kalbe, olan şeyleri gösterir.

*

eğer kitle bir şeye kızarsa yapamayacağı yok. 

*

Düzeltemiyorum hayatımı. Neresinden çeksem, öteki yanı bozuluyor.

*

Zamanla değil, bir yerde

Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum

*

Dedim ya, ne gelirse yapıyorum elimden — unutmak için —ah şu böceğin vızıltısı

Bastırıyor durmadan. Bense yalnızlığa daha bir yalnızlık koyuyorum, hepsi bu

*

Ama sen kimsin işte? bunu hiç sormamalı

Bunu hiç sormamalı; bitmesin, sürsün diye

Böylece, azıcık vakit olmalı.

*

Bir tanrı duruyordu az ötelerde

Mutluydum, niye mi? çünkü ben yaratmıştım o tanrıyı, o şeyi

Ah yaşasam diyorum, o günü bir daha yaşasam

Ve hüzün… isterik bir kadın gibi üstüne çekse beni.

*

Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada

Anılar bulacaksam — anılar mı dediniz? ne sesli bir vuruşma

*

Acıdır bitiş yolunda adımlamak. Bitmesini kimse istemez hele daha en başta. Ama biter.

Sadece aradığın bulunamamıştır. Ya da bulduğunu zannettiğin aslında aradığınla pek ilgisi yoktur. Ya da aradıkların değişmiştir. Sadece bu kadardır. Bu kadarla da biter. Senin daha az değerli, sevilen, istenen biri olmanla ilgisi yoktur.

*

Ayrılışın hafif şokundan sonra bu konuda hiçbir üzüntü duymayacağınıza ve olur da bazen beni düşünürseniz bunun çocuklukta okunan bir romanın düşünülmesi gibi olmasına inanmayı tercih ederim, insanların kalbinde onlara hiçbir sıkıntı yaratmayacak şekilde bir yer edinmeyi isterim.

*

MAYIS 2023

hiçbir yol yok kaçmak için,

bir umut kırıntısı yok;

herşeyde bir suskunluk

her yer ıssız, ölüm kokusu var herşeyde

*

dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış

bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık!

dilemiştim ki yoktur aşk

bu mutlak hasar bu mükemmel hata

*

Kopan bağlar bizim gelecekle kurduğumuz ilişkiyi zedeler, tahrip eder. Ayrılıklar sonrasında kişinin bu kadar çaresiz ve umutsuz hissetmesinin en büyük nedenlerinden biri de budur işte. O gitmiş ve yaşanacak güzel günleri beraberinde götürmüştür. 

*

Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;

Alsın vallahi, benden geldiyse eğer

Sizleri böyle kötü yönetenler.

Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;

Temiz yürekli olun, bana yeter.

*

(Heybem boş.) Sizi tüm kalbimle sevip takdir ettiğimi, evet, bunu biliyorum. Fakat bunu herkes biliyor, siz de biliyorsunuz.

*

Beni yordun ve sen yorgun gittin.

Sefere çıkan, sen evime ne yaptın?  

*

eve gitmek istiyorum,

ama ev bir köpekbalığının ağzıdır

*

Yaklaşan tehlikeyi sezen ruh, hissikablelvuku ile oradan uzaklaşmak ister.

*

borcum yoktur kimseye diyemem fakat

alacağımın peşine düşmedim hiç Mikail!

*

kurumuş ot olmak istedim 

içi yok kurumuş otun

hafızadan yükü yok

yürümesi gereken bir sokak 

evi yok sonunda dönmesi gereken

ne var ise o var ondan ibaret kendi varlığında 

fakat kurumus ot biliyor tekerrürdeki sonsuzluğunu

benim tekrar edecek baharım yok

*

Kaderimsin sen ey yalnızlık…

Aldığı yere geri bırakacak kimseyi istemem.

*

Gidersek her şey çözülecek ve her şey daha kolay olacakmış gibi hissediyor insan o anlarda. Oysa kalmak gibi gitmenin de bir bedeli vardır, bazen size bazen de sizden sonrakilere ödetilen bir bedel. 

*

Evlilik iyi gitmiyorsa geçmiş yeniden ve en kötü biçimiyle yazılır.

*

soruları görmezden geldim. 

bunu bir cevap olarak 

kabul edebilirsiniz.

*

ama bilirim başkasının yarasıdır sende kanayan. 

ve yanakları al al bir anneyi doğuran 

gülüşünün güneşi, ardına saklanacak bir dağ arıyor gibi… 

oysa ömrünün öğlesi bile olmamıştır henüz.

*

ilerde lazım olur diye 

mutlu bir gün. 

yalvarıyorum. 

bir bahar daha Allah’ım.. 

bu son, bu son..

*

Şimdi biri çekip vursa beni

İnan kendini daha çok yaralar.

*

şimdi iki kişi biniyor otobüse

biri sen değilsin, biri ben değil.

*

Yapılması gereken şey yine de geriye dönmek ve annemize bir kez daha bakmak; onun hakkında yazdığımız sığ ve tek yönlü hikayeden çıkıp, onu kendi hayatının içinde mücadele eden bir kişi olarak, ayrı bir insan olarak var kılmaktır. 

*

Dünyaya bir kez çocukken bakarız.

Gerisi hatıradır.

*

Seninle ilk tanıştığımda seni bulduğum aşırı yalnızlığa ne kadar şaşırdığımı hatırlıyor musun?

*

Anılar olsaydı hiç değilse. Ama kimde anılar var ki? Çocukluk olsaydı, derinlere gömülmüş gibidir çocukluk. Bütün bunlara yaklaşabilmek için yaşlanmak gerek belki. İhtiyarlık bana güzel görünüyor.

*

Şimdi dünya boşlukta yavaş

Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın

*

Artık veda vaktinin geldiği içine doğmuştu.

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu.

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu.

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu.

*

şiddetli rüzgârlar görüyorum yolculuğumda,

fırtına görüyorum limanda ve artık yorgun

dümencim ve kopmuş direkler ve ipler 

ve sönmüş bir zamanlar baktığım güzel ışıklar.

*

Benim de danışan ve hastalarımla seanslarım anne ve babayla yapılan hesaplaşmalarla geçer. Ve sonuç olarak ruhsal bir yaramız varsa mutlaka bir yerlerden anneye ya da babaya dokunur bunun ucu. 

*

Neden anne babalarımız bize sarılmadılar? Neden bunu esirgediler? Bir çocuk kendisine sarılınmadan nasıl sağlıklı büyür? Sarılmadan anne baba olunur mu?

*

NİSAN 2023

Evet, bazen hatıran beni

Aniden yakalayacak

Bir kaplanın aç sıçramasıyla,

Rüzgârlarla ve uçan kapılarla,

Fırtınalı bir sevinçle,

Kırık kanatlı mutlulukla.

*

Bana sabit bir şekilde baktı: ‘Görüyorum ki hiç açlık çekmemiş gibisin’ dedi. Bu bizim ilişkimizin sonuydu. Beni ‘manevi hırslı küçük burjuva’ kategorisine koyduğunu fark ettim.”

*

Pekâlâ biliyorum onun beni sevmediğini. Nasıl sevebilir ki beni? Gene de en derinimde bir şey, benliğimin bir parçası, korkudan titreyerek, belki de her şeye rağmen onun beni sevdiğini düşünmekten kendini alamıyor.

*

Senden geriye kalır süzülen bir gözyaşı, 

Yüreğinin gözlerinde büyüyen bir tebessüm.

Senden geriye kalır ektiklerin

Saadet dilenenlerle üleştiğin.

*

Beş yaşındaydım. Karakol dönüşü amcam kahvede otururlarken beni gördü. Nerden geldiğimi sordu, ‘babam gili karakola şikayet ettim, ondan geliyorum‘ dedim.

*

Onbinlerce ailede “öpülecek el, sarılacak evladın kalmadığı bir bayram” yaşıyoruz. 

*

Sevginin karşıtı nefret değil kayıtsızlıktır.

*

Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf 199)

*

Ben ne kayıtsız ne de kaygısızdım. Fakat tüm taraflara ıraktım çünkü sarf edeceğim kelimeler o duvarı yıkamayacaksa, susardım. İçimde ne var ne yok kırsa bile!

*

Nihayet Sedat’la Suat’ımı bakımsızlıktan kaybettim. Bu yavruların bütün vebali babalarınındır. Yalnız Vedat’ımla kaldım:

Bahar içinde hayatım hazana dönmüştür,

Açılmadan heder oldu yazık ki gonçelerim…

*

Onu ortada, sonu ve başı olmayan bir yerde bulduğumu biliyorum. 

Ama artık onu aramıyorum,

sadece baştan başlamak için şiiri arıyorum.

*

İradesi zayıf insanlar bir şeye kendiliklerinden son veremezler, bunun onun dışında oluşmasını beklerler.

*

Geceleri Galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık ölüme

Diyeceğim şu İvan Milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken

Galata’da

*

Hatırlar mısın nasıl da dolaşırdık

Çayırlar ve vadilerde,

Ve kekikler arasında da öperdim seni

Kaç kere? Kaç kere?

*

Bazen herşey yorar insanı, dinlendirici olanlar bile. Yorucu olduğu için yoranlar; bir de dinlendirmesi gerekirken, sırf bunun için uğraşmayı düşünmek bile yorucu olduğu için yoranlar. 

*

Yürüyor ve düşünüyordum, güçlüyken, öfkeliyken ve mağrurken tanıyordu bizi insanlar ve hiç de iyi notlar almıyorduk.

*

– yaşam, gerçekten ne zaman yaşamımız oldu bizim?,

biz gerçekten ne zaman biz olduk?,

*

Kimse benim ardımda, 

Ağlayıp sızlamasın, 

Solmuş yaprakları. 

Rüzgâr geri versin,

*

Bundan böyle ne istersen yap, 

Bugün artık umurumda değil, 

Kadınların en tatlısı, 

Terk ediyor beni.

*

Nasılsa bundan böyle, 

Önceden olduğu gibi 

Severek beni hatırlarlar, 

Akıllarına gelince.

*

Bu acıyı unutmak için çok kent, çok ev, çok iş değiştirmişti kadın. Sonunda geçen yıl evlenerek buralara yerleşme kararı almıştı. 

*

Kendisinden epiyce genç, güzel bir hanımla evlenmişti. Sonradan bu eşini kendi eliyle başka bir yaşı uygun erkekle evlendirmiş olması çok konuşulmuştu. 

*

Gözde olmak ya da gözden düşmek,

korku içinde yaşamaktır demek

*

Halk açlıktan ölüyor.

Zenginler yiyip yutuyor vergileri, 

o yüzden ölüyor insanlar.

*

Büyük bir düşmanlık uzlaşmaya vardığında. 

biraz düşmanlık kalır gene de.

*

almak için çırpınan 

mutlaka vermişti eskiden.

*

Bilirsin ki öteden beri şifahi bir sıkılganlığım, dil tutukluğum vardır. Fakat seni özlemeye gelince, bunun ne yaman bir hasret olduğunu Paris’e geldikten sonra anladım. Meğer İstanbul’un en büyük cazibesi, istediğim zaman seni görebilmek imkanını bana bahşetmesiymiş.

AVvXsEjebS9h2WIORwf67uC9C8x49hvGThInKlk-sQeqXrOWpP2FfAmhYXfhYz3rgSl-W4TQSqzTr4fzMSUHDNe3_FKyRyQ_6Zy1fJtFHoRrlWHz6nXRuIwOGuAmXLu94U_xIsK2Exe8t0U0Gt8ncda_2N1uiQDkZys84nORJdCRoe0fIUDoc3yIeUtwqZx6LlI Güvercin Gerdanlığı'nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim I

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.