Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim II

Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı,
Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı.”

William Blake 

MART 2023

Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz.

*

Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir.

*

Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya’ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski’ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim.

-Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek…

*

İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye’de yağma ve talan kaynağıdır.

*

Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz

“Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz

*

göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de 

kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste

kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir 

hastalık, bütün istemelerinden vazgeçirir insanı

*

ŞUBAT 2023

Hiç kızı olmayıp dört oğlu da enkaz altında kalan, ama hiç birisine ulaşmadığımızda babanın gözümüzün içine bakıp ağlayarak “en azından bir oğlumu kurtarın” diye yalvardığını ama bizim de aciz olduğumuz anları gördüm.

*

Bugün gözlerimin içine bakıp hadi baba, kar topu oynamaya çıkalım diyen oğluma elbette biraz hava alalım, eğlenilecek zaman değil, insanlar çok zor durumda diyeceğim. Depremi, yıkımı, zorluğu anlatacağım. Yüzümdeki mutsuzluğu görecek, ben ne yapabilirim diyecek, haline şükredecek.

Şu fotoğraftaki baba, vefat eden kızının elini bırakamıyor hani, hepimiz onun elinin üstüne elimizi koyduk. Böyle gördük çünkü çocukken de

*

İnsan ne olmak ister?

Hiç kepçe olmak ister mi?

Şu an olsam keşke.

Tek tek enkazların üzerini açsam.

*

Bereket versin ki menekşeler açtığında, 

Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında 

Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine 

Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne?

*

Bir kadın izliyor beni, gölgem benim, kaderim 

Ve bu akşam güvercinlerin son uçuşları

*

Çekip giden sonbaharı hatırla 

Bir daha görmeyeceğiz birbirimizi

Havanın kokusu ve çalı demeti 

Ve seni beklediğimi unutma

*

Az önce denize düşen bir 

Yağmur damlasını arıyorum. 

*

Git, küçüğüm, bırak beni,

Git de bir an önce kurtar kendini ! 

Yoksa buluşmalarımızın bitmesini 

İstemezdim hiçbir zaman. 

*

Ve bir gün hep aynı sözcükleri 

Kendi kendine sayıklamaya 

Başladıysan, Tanrı’m ! Anla ki, 

Çoktan boyun eğmişsin Aşka.

*

İki söğüt, yalağın üstünde 

Salınır beşik gibi. Susmuşuz

Hiçbir şey söylemesen de 

Biliyorum, bu son gecemiz.

*

Oyun oynadığım bir yerin yakınına gömülmek istiyorum ama mezarlığa değil. 

*

Konuşmadan önce düşün;

Gereği var mı?

Şefkat barındırıyor mu?

Kimseyi incitebilir mi?

*

Ne bir laf edecek ne düşüneceğim, 

Ve sonsuz bir aşk dolduracak içimi; 

Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, 

Mutlu, bir kadınla birlikteymiş gibi.

*

Ah, adın kalbimden hiç çıkmayacak, 

Bir mezar taşına kazınmışçasına.

*

Yalnızlık şu derin gölün 

En tatlı, en sadık misafiri : 

Ne o güzel söğüdü ne kendisini

Bir an olsun terk etmiyor hüzün.

*

Şöyle yazın mezar taşıma 

“Burda, bahtsızların piri yatıyor, 

Şu kara yerde ne güzel uyuyor 

Şimdi, oysa ne acılar çekmişti, 

Hayattayken ölmekti tek isteği; 

*

Her daim biraz daha Musiki ! 

Kanatlanan bir şey olmalı mısran, 

*

Ah, yaşamak mı! Güzelim, ne çare,

Düştü canıma soğuk ölüm…

Söyle bari kalbinde miyim?

*

Bir dolap, rengi benzi solmuş, 

Büyük halalarımın sesini duymuş, 

Büyük babama kulak kesilmiş, 

Babamın konuşmasını dinlemiş, 

*

Sana bakmaya cesaret edemiyorum

Ah, seni görünce, inan yolumu değiştiriyorum !

*

Ve sonra, serip altımıza yosunları, 

Öldük bir başımıza, çok uzakta, o mırıltılı 

Dost ormanın serin gölgesinde.

*

Ey dar günde yanımda olanlarım, 

Ey biricik coşku ve sevinçlerim, 

Düşmüş ardınıza, ah güzel yaşlarım, 

Akıp geliyor işte, bütün mazim.

*

Endişe duyunca hayatın buruk mutluluğundan,

Cennet kapısında şaşakalan Âdem ile Havva’yı,

Boynu bükük ve hüzünlü görünce, dergâhından

Kovmadan önce onları, hüzünlendi birazcık Tanrı.

*

Ve o hüzün kokulu saçların, artık 

Gölge yapmayacak hayallerime 

*

Ölümü belki de bu şekilde

Yeneceğiz, bir tek öpücükle!

*

Gideceğim! Ey vapur, hadi, salla direklerini 

Ve demir al, gayrı uzak diyarlara gitme vakti !

Acımasız umutların perişan ettiği bir Keder,

Elveda mendillerinin sallanacağı anı bekler 

*

Şu mine çiçeğinin solduğu vazo

Bir yelpaze darbesiyle çatladı; 

Ne de hafif bir çarpmaymış o 

Ne tıkırtısı geldi ne ses çıkardı.

*

Ve alınca ikimizi de kanadının altına; 

Uyuyacak mıyız seninle aynı mezarda ! 

*

Ey Ölüm, koca kaptan, demir alma zamanı şimdi !

Huzur yok bu diyarda, ey Ölüm! Başlasın seferimiz 

*

Bir kuleye benziyor benim ruhum, 

Yorulmaz ağır koçbaşıların yere serdiği.

*

çünki yokdur aşık-ı bi-zerle bāzāruŋ senin 

oluban bizār senden väz geldüm sevmezin

*

İyi kalpte yer yok şüpheye, yokluğa, 

Tertemiz mazisidir tüm sermayes!! 

Güneş, donan kanında boğulup gitti… 

Ve hatıran yüreğimde tütüyor hâlâ !

*

Ah yürek saflığı, nasıl da uçup gitti! 

Mutluluk ve aşk hayalleri, tatlı düşler, 

Hayatın baharına dair bin bir beklenti, 

Akşamı görmeden nasıl sönüp gider?

*

Gidiyor güneşim, batmak üzere, 

Birazdan ufukta kaybolacak, 

Ve şu iç karartıcı tepede 

Gördüğüm, ebedi evim olacak.

*

Söyleyin, ışıl ışıl nazlı güzeller, 

Benim mavi yolculuğum ne zaman?

*

Tanrı, şu hayat Çölünde dinlenmeniz için, 

Size uçsuz bucaksız mezarlıklar hazırladı:

Yorgun yolcular, hadi girin ve uyuyun.

*

Dünya Fundalıklarında şair de öyledir işte;

Yara almadığı sürece hazinesini saklar 

Derin bir yara olmalı kalbinde, 

Dökmek için mısralarını, ilahi altın yaşlar !

*

Şu hayattan, düşünce belası ve insan olma

Külfetinden kurtulup huzur dolu mezarında

Yatmanı nasıl kıskanıyorum, ah bir bilsen!

*

Rüyalar her zaman boş çıkmaz.

*

OCAK 2023

Ama işler zamanla duruldu. Görece normal bir hayata başladık. Bir çeşit..

Sevgisizlik. O şekilde yaşayamıyorsun.

-Şu an bile, onu görünce ya da hayatımı düşününce korkunç bir hata yaptım gibi geliyor. Onu suçluyorum, kendimi suçluyorum. Sadece mutlu olmak istiyorum.

*

Ve kar hüzünlüdür, hüznün bir parçasıdır. Zamanın geçtiğini, ömrün yavaş yavaş tükendiğini ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını, insanın geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini hatırlatır

*

Bir de şu var Halil. Bir müddet sonra saadetiniz manasız bir sebeple gölgelenebilir, sen onun kalbini kırabilirsin. O sana ‘bu kapıdan çıkarsam bir daha dönmeyecem Halil’ diyebilir. Sen de ona ne halin varsa gör diyebilirsin… O lafı etme Halil.

*

Eskiden çocuklar suçlu bir vicdana sahip olarak yetiştirilirdi. Ben de öyle yetiştirildim. Ne var ki bir gün bu yükü daha fazla taşıyamayacağıma karar verdim ve suçluluk duymaktan vazgeçtim.

*

İşgal devrinde Eskişehir’deyken, Hiç’i yazmıştım. Bunu üstat Ahmet Halit Bey basmak lütufkârlığında bulundu. Müteşekkirim. Kaç nüsha basıldı? Bunu sormak cüretini kabul edemem. 

İşte bu ilk perişannamenin kârından Ahmet Halit Yaşaroğlu, Sirkeci’de Manto denilmekle maruf olan meyhaneciye beş lira olan borcumu verdi. Bana da zannedersem bir miktar kitap vermişti. 

*

Dervişler, bir sonra tekkelerini başlarına yıkacak olan adamın ordusunu karşılamaya gidiyorlar. 

*

Öyle bir durum ki, o anda ne istersem kesinlikle yapılacaktır. Bir salkım üzüm istiyorum. Babam çardağa uzanıyor, asmadan koca bir salkım koparıp veriyor. 

*

Dünyada tek bağışladığı ben,

Tek bağışladığım odur.

Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma,

Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden,

Çocuklar ortada kalacak,

Ölemez kahrımdan benim,

Yaşamak zorunda benim yüzümden.

*

Değerli şiir dostları, sevinçleri kadar çileleri de yere göğe sığmayan ozanların gönlünden katre katre akıp gelen şiirleri başka bir dile çevirmenin ne denli ağır bir yük, belki de vebal olduğunu takdir edersiniz! Şayet bu hoş avazlıların gülistanından derdiğimiz güller solmuş, o mest eden kokuları kalmamışsa acemi bülbül oluşumuzdandır… affola !

*

Dokunamıyorum onun eline,

Ne de ağlayabiliyorum dizlerinde, işitemiyorum

Tatlı sesini ve okçu yayını, ne de görebiliyorum gözlerini 

Ve neşesini, işitemiyorum adımlarını ki

Kalbim yerinden çıkar, duyduğumda o tatlı sesi! 

*

Bizim edebiyat ve şiir alemimiz de Kirkor ile Sıtkı’nın muhaverelerine benziyor: “Senin şiirin güzel, ama bir de benimkini dinle, benimki nasıl?” 

*

Bilinmez, bir beklediği var mıydı

o uzun yolculuğun kimsesiz bir durağında.

Yolda kalmış hurda bir kamyonun sönük

farları gibiydi gözleri.

*

Sen son kokladığım gül: adın zambak

(Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin)

Sen incelikler antolojisi, uyut beni

(Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin)

*

Şimdi sen gideceksin, ben kalacağım

Her defasında yeniden kaybeder gibi

Ya bir iskele kahvesinde

Ya bir tramvay durağında

Uzaklaşan adımlarına bakacağım.

*

Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana

Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte.

*

Attar’ın öldüğü yaşa geldim

yorgun, öfkeli; içimde belli belirsiz

bir hızla sönen mum: Fitil bitti

bitecek, yağ sürüyorum boşuna:

Belki de yarın olmayacak, diyorum.

*

Bundan başka bir şey değildi aşkımız;

gider, dönerdi gene ve bize

gözleri kapalı, uzak, çok uzak

mermerleşmiş bir gülümseme getirirdi

*

Başkasının aynasında görüp sevsem de kendimi, yine girdim

dikenlerden ibaret terkedilmiş bahçeme.

Kim varsa kapımı kapattığım rüyamdan sızdı içeri gece.

*

Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım

*

Geleceğe güvenilmez. Gerçek olan an şimdidir. Ve bu gerçeği gitgide daha yoğun bir şekilde soğuran şey düzyazıdan çok şiir olacaktır. Düzyazı şiirden daha çok güven verir, ama şiir kanayan yaraya seslenir

*

Kendisini gereksiz, güçsüz, şaşkın, istenmeyen,

Herkesin yoluna dikilen biri olarak hissetmiş miydi?

*

Ve düşün sevgilim,

mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün 

Ne kadar acı bunlar 

Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar 

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak 

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir 

Birazdan akşam olacak sevgilim 

Bütün heybetiyle akşam olacak 

Sevgilim, diyorum,

oysa kimsecikler yok yanımda 

*

babamdan bir tokat yemeden büyüdüm ben

*

okunmuş kitapların acısı anımsansın yeniden 

her harften bir yara doğuran gece bilinsin

*

“öyle mutluyum ki seninle bi yağmurumuz eksik

sustuğumuzda şöyle inceden çiseleyen”

*

Ey Hatâyî ondan özge kimseye yohdır ümid

Nâle-i zarım menem ol yâre göndermek gerek

*

İster idim kurtulam geldikçe bir bir gussadan

Gün-be-gün derdüm müsennâ kılduğun ya’ni ki ne

*

Çok kabristan gezdim ama böyle minyatür bir hobi bahçesi gibi dizayn edilmişine ilk defa şahit oldum. Ahşap parmaklıklarla çevrilmiş, iki yanına oturulacak mini banklar yapılmış, bir köşesine rüzgâr gülü konulmuş ve zemin çakıllarla kaplanmış. 

*

ARALIK 2022

Yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar, ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. Hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecekmiş gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. Bütün bir hayatın özeti buydu. 

*

En son nerde karşılaştık seninle?

Kırık aşk öyküsünde, bir kitap kapağında 

Ok terk etmiş yayını, dile düşmüşüz artık 

Sana Leylâ diyorlar, Abdülkadir Budak bana

*

Güzel şeyler oluyor anlatsam anlatamam

Diyelim su doluyor çöldeyken matarama

*

Ey evlerini gemi sananlar!

Fırtınalar atlayıp bir limanda batanlar!

*

İlk kim anar adımı yas günlerinden

Çıktıktan hemen sonra ve de lanetle

Üçten fazla düşmanım olmadı benim

Uğraştım, indiremedim sayıyı bire

*

Benim için şiir bir evdir, “Eve gitmek istiyorum” 

*

Her yıl aynı şeyi yazacağım

Yazacağım ve yayınlayacağım

Okuduğum her şey den aynı şeyi anlıyorum

*

bunları affettirmem -senden özür dilemem- de, artık, anlamlı değil.

bunların ne kadarı benim özel -öznel- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi genel -nesnel- niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.

tek bildiğim başarısız olduğum-

*

Bir insanı sevdiğinizde, onu hayal etmek için her zaman gitmesini istersiniz.

*

Kim bilirse zamanın kalleşliğini ve değişkenliğini

Belâlara sabreder, açığa vurmaz şikayetini.

*

Onun hâlâ yaklaştığını sanıyorum

Onu bulduğumdaysa, eriyor

Sönüyor ve yok oluyor

*

Sık sık geri dön ve alıp götür beni.

*

bilirim yollanımı gözetleyedururda 

otururken köşesinde yalnızlığın iğreti 

yüreğin ezik ezik olmasın anne.

*

Şarkılar vardır unutulan 

Birden hatırlarsınız

Sesi, kulaklarımda böyle bir şarkı.

*

Ah göz bebeğim… Oradaki hayatı nasıl buldun?

Bizi biraz da olsa düşünecek misin?

Seni görebilelim diye yazın sonunda geri dönecek misin?

Tevfik’im…

Senin üzüntün karşısında korkak birisiyim,

Babana merhamet et.

*

İki sevgili arasındaki nefret -eğer oluşursa- husumet sırasında oluşabilen bir çok nefretten daha şiddetlidir. Çünkü bu, iki ruhun, karışmış olan parçalarını ayrıştırmak için yaptığı bir savaştır. Ruhlar dünyasındaki en şiddetli düşmanlar, birbirlerinden nefret etmeye başlayan sevgililerdir.

*

Evet büyüktü, çok büyüktü günahlarım 

Fakat rabbim onları affınla kıyasladım

Affın daha büyüktü

Sen affedensin tüm günahları

Cömertsin, lütfeder, bağışlarsın.

*

Al bu sözcüğü – benim gözlerim seninkilere

anlatmakta! 

Al ve tekrar et arkamdan, ağır ağır tekrar et,

geciktir geciktirebildiğin kadar söylemeyi,

gözlerini ise – açık tut, tutabildiğince!

*

Burada-kiraz çiçeğinin oradakinden daha koyu

      olmak istediği yerde. 

Burada – o çiçeklere öyle olabilmeleri için yardım 

     eden el.

*

Duyguların kakmasını taşıyan güzel bir sandal bu tabut.

Daha gençken senin gözlerinden, onunla bırakmıştım

       kendimi kanın akıntılarına.

*

İnsanlar bir gülü bir senetle

Değiştirmeye alıştılar

*

ben kendi kendime kendi kendime

hasretinle söyleşmeyi öğrendim

*

Hüznümle vedalaşmayı

bana öğretmediler

*

Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

*

Aşk benim için ne idi? Kelebekleri kovalıyan, bir hendeğe yuvarlanıncıya kadar soluk soluğa koşan akılsız, budala bir küçük çocuk.

*

Birkaç kısa gün.. Ve ben ne kadar çok yaşadım! Aynaya bakmağa pek cesaretim yok; saçlarımın ağarmış olmasından korkuyorum…. Ve bu kalb, ah, bu o kadar ihtiyar ki.

*

Ve ölüm, sonbahardaki tabiat üzerine nasıl yavaş yavaş, hissedilmeden inerse, bana da öyle gelsin. Ancak yanıma oturduğu zaman farkına varayım.

*

Aşkın esaret olduğunu söyliyen, hiçbir zaman sevmemiş olandır. O kanat verir, kelepçe değil...

*

Şimdi de aynıyım, ev de aynı, şehir de aynı,

Bana “Neden mutluluk yasa dönüştü” demezsin?

*

Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım.

*

Ancak, yaşamın veremeyeceğini anladığı birtakım şeyleri beklememeyi öğrenmiş oluyor kişi, üstelik her geçen gün daha iyi kavrıyor ki yaşam yalnızca bir ekme dönemidir, hasat mevsimi yoktur burada.

*

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,

Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,

Güldü mü o, görünce eserini?

Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?

*

KASIM 2022

İster sevgili, ister dost olsun,

Ayrılmak saati gelip çattı mı, sakın gizleme;

Sen omuzdan kesilmiş bir çaresiz kolsun.

Eskiye de boş ver onu da eşeleme;

Ne iyiydik’ler, yine görüşürüz’ler

Dikenli tel gibi takılmasın boğazına.

*

Yerleşik Yabancı adını ‘Meteque’ sözcüğünden alır, bu kelimenin manası bir kente yerleşip orada ticaret yapan yabancı kişidir. Altıok dünya denen bir yere yabancı olarak yerleşmiş ve hayatla alışverişini devam ettirmiştir.

*

Allah’ım…

gönlümü, davranışlarımı, sözlerimi

sıraya koymama yardım et

günahkarım, başım önümde, mahcubum

cennetinden

ayakta duracak kadar bir yer istiyorum.

*

Gitti ama bilseniz kimse görmedi gidişini

Koca bir günah gibi yürürdü, öyle durdu

Öldü bir suç olarak bir itiraz olarak öldü

Çıktığı bütün yollara yüreği dağıldı

*

EKİM 2022

Üstüne çıktığın sandalyeden inmen, ipi kirişe doğru geri atman için tek bir seslenme, kapını çalan tek bir el yetecekti; kendini başka bir sefer asacaktın, zira bu söz sürekli dilindeydi, ölüme kendi seçtiğin tarihi kabul ettirmeye kararlıydın hep. Ölümün önüne geçmeye.

*

dünya ve dünyaya ait bildiği ne varsa,

artık duyularından koptuğundan bu yana,

hepsi de umursamaz bir zamanda yitirilmiş.

*

Ölüm uykusu için

Kimse yaşlı sayılmaz!

*

Yoldum tüm gelinciklerini bahçenin

Tıpkı öyle, bir gün, bir kurak

Yaz günü, kıyısında bir tarlanın

Koparıp alacak başımı ölüm

Kayıtsız ve dalgın

*

İşte bir hanımeli,

İşte avuç avuçmuş,

İşte dökülmüş gitmiş.

*

Koparırlar hayattan

Çekerler hayata gene

Ellerinde oyuncağız.

*

Hasretim uykuya ruhum sana hasret kalalı;

Gözlerim görmüyor artık seni rüyada bile.

*

ne mutlu bize

koynunda olacağız senin

*

biz neden

aynı kalmadık sevgilim

el olduk birbirimize

*

Cehennem evimiz oğul

*

EYLÜL 2022

Sevdim, sevildim, güneş yüzümü okşadı. Yaşam, bana hiçbir şey borçlu değilsin! Yaşam, küs değiliz!

*

Eve Döner İnsan Hep 

*

AĞUSTOS 2022

Bu devran böyle kalmaz

İmam kayığı yanaştı mı iskeleye

Gözünün yaşına bakan olmaz

*

HAZİRAN 2022

Memnuniyetsizlik bir huy olarak tezahür ettiği zaman, dünyayı ayaklarına serseniz dahi memnun edemezsiniz. Lakin bazı kimseler küçücük şeylerden bile memnun olabiliyor, çevresine zahmet vermiyor. Zahmet vermeyen, iki dünyada berhudar olsun.

*

Gördüm ki, ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.

*

Geçmiyor gülmekle hüznüm, belki ağlarsam geçer.

*

İstanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. Bu hâl aramızdan şu veya bu âdetin, geleneğin kaybolmasına benzemez. Gelenekler arkasından başkaları geldiği için veya kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler. Fakat asırlık bir ağacın gitmesi başka şeydir.

*

Bu yazıyı yazmak için biraz bekledim. İstedim ki içimde çağlayan duygularım yerli yerine otursun.  Ruhumda silinmez izleri olan o güzel insanla azar azar vedalaşayım. Gözlerimiz nemli ama ağlayan bir yazı yazmak istemedim.

*

Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli gördüğünü hatırlıyorum. 

*

Oturaksız bir kayık gibi bulutlu gecede, karanlık denizde 

Son girdaba doğru yol alıyorum 

Selam umudu yok

Okşama umudu yok.

*

Yalnız bir adam

Kendi cenazesine ağlıyor.

*

bu tünelden çıkmaya sanki nefesim yetmeyecek

*

seher vakti, annemin Kur’an okuma vakti 

Kur’an okumak, kendini temize çekmek demekti, Allah’ın içimizdeki sesiyle

Kur’an okumak, ilk-bahçeye gitmek demekti seher vakti 

sabahın gözyaşıdır ağaçların yapraklarındaki çiğ tanesi 

*

Şairler mutsuz insanlardır. Mutlu insanlar şiir yazamaz.

*

İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak

Ne kadar yakınım sana

Ve ne kadar uzak

*

Her ölüm dünyada bir çatlak açar – bir boşluk bırakıp 

öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı 

kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş 

    hissederler kendilerini.

*

Daha zor günler geliyor.

*

MAYIS 2022

yaşarken

dans ettiğimi bilmeyen ahali

dualarla uğurlarken beni 

bir sevinç anını paylaşacağım seninle 

*

oğlumun büyüyüşünü izliyorum hâlâ

zihnimin gizli odalarında

her birinin içinde bir başka an,

özenle saklanmış zaman

bana bakıyor oradan

*

Mektubumu yanıtlarsanız sevinirim, çünkü şu sıralar çok acı ve zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım, bir sürü acı ve azap veren düşünce ve hiç bitmeyecek olan bir hüzünle. Şimdilik sizi memnun edemiyorum, belki bir gün gelir siz de bana hak verirsiniz ve bana küsmezsiniz, benimle de diğer çocuklarla olduğunuz gibi sevecen olursunuz. Uzaktan sizi öpüyorum.

*

Sâni’-i Kerîm, Fâtır-ı Rahîm, her bir taifenin resmigeçit nöbeti bittikten ve o resmigeçitten maksud olan neticeler alındıktan sonra, ekseriyet itibarıyla dünyadan merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor. İstirahate bir meyil ve başka bir âleme göçmeye bir şevk ihsan ediyor. 

*

Bu âhirzaman fitnesinde açlık, ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalâlet, biçâre aç ehl-i imanı, derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak.

*

Yordu bütün yıl bizi işler

ve ilişkiler: Buraya ondan geldik.

Korkmuştuk korkularımızdan,

coşkularımızdan bıkmıştık,

ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu

çarklar, kimseye rastlamıyorduk,

kendimize bile: Buraya ondan

gelmiştik.

*

Bir kötülük edince, bir günah işleyince, ondan kork; çünkü kötülük ekilen bir tohumdur. Allâh onu yeşertir, meydana çıkarır.

*

Gelemez kâfile-i şevk-ü ferâh semtimize

Şâh-ı gam mülk-i dili leşker-i hasretle korur

“Bir iş, kendisini üzdüğünde, Rasûlullah namaz kılmaya sığınırdı.”

*

Seni seviyorum da diyemem 

Sonunda gurur beni hasta edecek 

Çünkü şu gerçeği biliyorum 

Artık beni sevmiyorsun… 

*

Elbiselerim paramparça oldu, peki ayın sonu nerede? 

Yeni ve güzel elbiseler nerede?” 

Utanarak ve yavaşça dedim: 

Sabret çocuğum, gelecek aya kadar.”

*

Bunlardan önce yer gök yeşildi 

Şimdi karanlıktan başka bir şey yok, onun gökyüzünü kim götürdü? 

*

gidiyor, ama nereye? Bir dostun semtine mi? 

Bir misafirhaneye mi? Ya da akrabalarının yanına mı? 

*

Ekmek hasretiyle  uyudum 

Hasır üstünde cami avlusunda! … 

*

Gözlerinde ışıltıyla bize bakmakta olan kişinin bu sevgisini ne kadar alıyoruz içeri? Onun bizi sevmesine izin verebiliyor muyuz? Bu dünyada insanın uğrayacağı en büyük kötülüklerden biri, kayıtsız kalınmaktır. 

*

Çiçek açamama korkusuyla erguvan, 

Yiten ümitlerinden yorgun düşer 

*

Ve eğer beni ihtiyar köylü bir kadın 

İnsanların kaçtığı bir dev gibi görüyorsa, 

Cihanın ıstırabının oğluyumdur da ondan

*

Ben seni, ey memleket, olduğun gibi seviyorum. 

*

Yağmurun altında yolunu kaybetmiş bir kuş gibi, 

*

Selamını alan yok, 

Başlar yakaların içinde, 

Selam alıp dostları görmek için başını kaldıran yok. 

*

Hırsızlık ve haramdandır; varlıklı ile yoksulun ayrımı, 

İhtişamlı saraylar helal para ile hâsıl olmaz.

*

Ve tepenin üzerinden,

Çırpınır birden

Acılı ve yanık seslenmek ister yüreğinin derinliğinden,

Gelip geçen kuşların, anlamını bilmediği.

*

Kalmak

    -evet!-

Ve kendi hüznünü

      akşamları

Terkedilmiş kuyulara bırakmak,

*

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.

*

Çocuklarınızı korumanın en iyi yolu, çocuklarınızla kaliteli vakit geçirmektir.

*

Şairler Allah’la neden samimi mısralarda 

neye göre yaşanıyor sabır 

hangi yıkımdan sonra hatırlanır 

okumadan büyüdüğün anlaşma

*

Ne sen varsın, ne ben 

Sarıldığımızda, 

Ilık bir soluk eser ufka.

*

Gülümsüyor çocuk yıkıntılar içinde.

*

Nasıl tutsam incinir

bir kuşun kırık kanadıdır sevmek 

*

NİSAN 2022

İşte yastığı kara toprak olan

Edebiyat âleminin yıldızı Pervîn’dir

Gerçi felekten acıdan başka bir şey görmedi

*

Yan âteşe pervâne-veş itme yine efgân  

Ey ‛âşık-ı miskîn budur âdâb-ı mahabbet 

*

Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla

Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi

Onu da tatmak gibi

Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek

Ama gitmenin saati geldi

*

yarısında izin alıp gideceğiniz bir hikayedir burası

burası

dünya bizi nasıl kırdıysa öyle de gönlümüzü almamayı bildiği

yerdir.

*

İşte ben bütün bu gereksiz

sebeplerden sıkılırken yaşamaktan

sabah kalkınca intihar etmeyi

unutacak kadar dalgın,

kötü yola düşen; şiire düştüğü için

Ne cesaret eden, ne giden

*

Yaram var diye konuşmaya başlarsanız bir kısmı yaranıza bakmaya gelir, bir kısmı yaranızı taşlamaya. Ama yara aynı yerde kalır.

*

Çocukluğumdan beri İsrail çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri biz İsrail’i kınamaya devam ediyoruz.

*

Has şiir bize hissedip de adını koyamadığımız şeyi anlamlandırabilmekte yardımcı olur. Bizi sarsar, kendimizle karşılaştırır. Bu açıdan şiiri iç dökmekten ya da kendiyle hasbıhalden ziyade terapi odasının sözlü süreçlerine daha yakın buluyorum. 

*

Beni anlayanlar bana yabancı

beni anlamayanlar benden davacı

ne yapmalıyım o zaman

*

geceyi vuran kurşun değil sessizlik

bir gün alçak sesle söyler

duymak zorundasınız

*

Anlamadığın bir dille beni yalanladılar!

Şiir yazdım… O da yazdı… Okumadık birbirimizi.

*

Orada bir erkek usulca bir kadından ayrılır

Orada kendi gövdesine sığınır bir çocuk

*

mesele dostum

yenilirken yenmiş gibi durabilmekte

yenerken de yenilmiş gibi olabilmekte

*

Size bir şey söyleyeyim mi, bu itirafım ilk olacak ve de size olacak. O kitabı okuduktan sonra babama haksızlık ettiğim kanısına da vardım. Fazlaca yüklenmişim, öyle tuhaf bir duygu yaşadım.

*

Erken öleceğim göreceksiniz 

İçimden uzaklaştı bir atın kişnemesi

Gül soldurdum, dışlandım bir bahçeden 

Duvar sandım bileğime çaktım çiviyi 

*

Bilmiyorum ne kadar sürecek kırgınlığım

Yama tutar mı bilemem yüreğimdeki yırtık

Arada bir giderdim çocukluğumu bulmaya

Gitmek gelmiyor içimden büyüdüm artık

*

Babam limandı belki, yanaşmayan gemi ben

Aynı suların açığı, kıyısıydık ikimiz

Susmak ona özgüydü eşlik etmekse bana

*

kuşun yeni karılmış zifte konması gibidir

kefeni yeğlemesi bir kışın kar yerine

*

O eski huyudur, bırakamadı 

Hep yaralı imgelere rastlar da 

Tutar ellerinden eve getirir 

*

Yazdıklarımın özeti: kuğuda boğulan havuz 

Avcıların yanında poz verdiği ölü ceylan 

Bu anlamda sözümde duramadım, hemen döndüm şiire. Hızla kirlendiğimi fark etmiştim, intihar ediyordum sanki yazmadığım zamanlarda.

*

Değmez demiyorum değer

Bir gül gelip içimizde açsa iyidir

Sonra yok olmak fark edilmektir biraz

*

Ben didişmekden usandım savlet-i ağyar ile

Cây edindim külbe-i ahzânı kalb-i zâr ile

*

Dil-i ser-pençe-i çeşminde göstersün muşavvirler

Ol ahu beçceye her dem şikarı şir yazsunlar

*

Tutkuyla bağlandığın herkes gider.

Hiçbir yara iyileşmez aslında.

Bir gün bir köşe başında yorulursun.

*

Ve ben seviyorum o uzak şeyleri

buğulu gözlerindeki.

Uzak manzaralardaki

buğulu gölleri sevdiğim gibi.

*

Artık aşk

İçimizdeki soğukluğa

alev coşkusu değil

yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem

*

Erkekler yaşlanırken

Umutsuz ve yorgun.

*

Karanlık’ta savaşmaya

gidiyorum

yorgunluk beşikleri bırakmış

gelip gitmelerin keşmekeşini

*

Göğsümde hançer yarası

süsen gibi açsa da.

akasyaların rüyasında ölmek istiyorum

*

Nazlı menekşeydi

Çiçek açtı, kışın bittiğini müjdeledi ve

gitti …

*

Elindeki kalın bastona dayanarak yokuşaşağı ağır ağır iniyordu. Renginin uçukluğu, harekâ­tının bataeti, halsizliği, mecalsizliği ile beraber simasının keder-âlûdeliği, siyahlara müstağrak kıyafetinin perişanlığı kendisinin hastalığından ziyade musibet-zedeliğini hatıra getiriyordu.

*

Ey yerlerin, göklerin ışığı işit iniltilerimi!

Gör nasıl çırpınıyorum

Kötü rüzgârda kalmış bir deniz gibi.

Yardımıma gel, uzaklaştır benden

kötülüğümü isteyenleri.

*

MART 2022

Sabâhın sinlere vardum gördüm cümle ölmiş yatur

Her biri bî-çâre olup ‘ömrin yavı kılmış yatur

*

Düşen onunla gömülmekti bir zamânda bana,

Yazık şu acze ki yârây-ı intihârım yok!

*

Rihletinden anladım ki hâtırın gafil değil 

Cismin âfil olsa da rûhun senin âfil değil 

*

Yine pür cûş-û hurûş oldu derûnum bu gece

Döndü bir fırtınaya sabr-ü sükûnum bu gece

*

Bir gün zayıflamadı kederimiz

Bir gün unutmadık kendimizi

Sen en bahtsızı şehirlerin

*

Hoşa gidecek seslerin peşinden koşar oldun 

Ama bulduklarını da birer ağıda çevirdin hünerle

*

İnanıp inanmadığımı bilemiyorum. Müslümanım, Müslüman bir çevrede doğdum. Ancak ne kadar inanıp inanmadığımın cevabını mahşer günü bilebileceğim.

*

Yorgunum; yaşamaktan yoruldum, diyorum. Hakkın var, diye başımı okşayacağın yerde, koşup, bu durmak vakti yaklaşan hayat zembereğini kendi elinle yeniden kuruyorsun.

*

Ölüler bir zamanlar seni seven kalplerdi:

Uçup giden meleğin, baban, yahut da annen!

Gönülleri kırılır bu acı sözlerinden,

Rüya içinden gibi duyarlar sesimizi.

*

Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,

ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,

işte öyle allahım bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.

Bizim köydeki gibi.

*

Aylarca sustun. Aylarca yüzün açılmadı. Gülmedin, gülümsemedin. Yemedin, içmedin. “Ben artık yaşamıyorum,” diye yazdın mektubunu. Ben de eridim seninle. Ben de öldüm. Ama inancımı hiç mi hiç yitirmedim.

*

Bir yarım umuttur elimizde kalan,

Göğüslemek için karanlık yarınları.

*

Çaresiz bir adamım

Adını bile kekeleyen.

Bilmemem gereken

Şeyler öğrendim.

Sorular sordum

Sormamam gereken.

*

Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!

Saflık sayılıyor dürüst söz. Kırışıksız bir alın

Duygusuzluğa yoruluyor. 

*

Erik ağacı olduğuna inanmak zor

Hiç erik vermez çünkü

Ama yine de erik ağacı işte

Yapraklarından belli.

*

Kalp bu ekmek gibi kırdığımız

Sığırcık kuşları onu gagalayan

Gitmeliydim kalmak oldu hatamız

*

Ve içim sevdanla pır pır etse de

Dilediğin istediğin sürece

Bir yastıkta olacağız seninle

*

Biliyor musun

Her nefes faciaya dönüştüğü zaman

Günün renkleri bir gülüşün sonucu olduğu zaman

*

Ne anlamı var yarının ve dünün anlamı ne

Diken değiştiriyor işte yüreği

Her şey anlamsız ve acımasız değil mi

*

Hiçbir şey değil sanıldığı kadar öyle değerli

Başkaları gelir Onların kalbi benimkisi gibidir

Hepsi de ota dokunmasını ve seni seviyorum demesini bilir

*

Ya da ayrıldıkları vakit sonunda sevgililer

Geçirmek için yüzüğü başkalarının parmağına

Bir an bile durmasın gerçekleşmeyecek düşler

*

Bağıracağım bağıracağım toplardan daha yüksek bir sesle

Yaralılardan ve sarhoşlardan yüksek hem de

*

Elleriyse soğuktan bembeyaz olmuş

Damların üstündeki karlar gibi

*

Kıskanırım bir şarkıyı bir sitemi

Bir nefesi ve bir sızlanmayı

*

Bir Ekim ezgisi hüzün veren bir ezgi

Mayıs ayından çok daha tatlı

*

Hatırlarım bir zindanı

Hiçbir şeye benzemeyen

Bir mezarlık hatırlarım

Farkı yoktur memleketten

*

İnsan boş yere galip sayar kendini

Burası Elsa’nın kenti

Ve o kırık köprünün altından

Rhone nehri ile yüreğim geçer

*

Kalbimin şekli kentin şekline benzer

Orda yönü belirsiz bir rüzgâr eser

*

Ayrılıklar varsa çekip giden hep sensin

Hep bizim aşkımız var ağlayan her bir gözde

Hep bizim aşkımızdır yolu şaşırılmış sokak

*

Çocuk akıllı uslu dursun diye

Nasıl yığarlarsa önüne değersiz eşyaları

*

Ey aşkım ey sevgilim var olan bir tek sensin

Bu hüzünlü saatinde batan güneşin

Orda yitirmekteyim şiirimin ipini

Yaşamımın ipini ve sevinci ve sesi

Çünkü sana tekrarlamak istiyordum Seni sevdiğimi

Ama bu söz acı veriyor bana sensiz söylendi mi

*

Muhtemelen hayatını kaybedecek. Hastayla konuşup durumu anlatıyorsunuz, biraz dinlenmesi gerektiğini yoksa kalbinin duracağını. Kendisi de çok yorulduğu için size yardım isteyen gözlerle bakıyor. Çok zor da olsa o hastaya gülümseyip, hadi bakalım, güzelce dinlen, iyileş de seni çıkaralım yoğun bakımdan teyzecim, amcacım diyorsunuz. 

*

Yaşlandıkça daha güzelleşiyorum 

Çünkü atlıyorum, sekiyorum en 

korkunç darbelerin üzerinden 

Yarısını sana, yarısını kendime 

teslim ediyorum onurumun 

Senin hep yanımda olacağını 

bilseydim 

Çıkış yok ki, onurumuzun hepsini kendimize alalım 

*

Bir tek sen bir şeyler vadediyorsun gibi 

Bir beklenti birdenbire gerçekten 

             gerçekleşebilir mi? 

*

Bana masum bir yüz ver Tanrım masum bir yürek 

*

Elleriyle kalbini kapatıyor birden 

Her şeyi yakalayan kalbiyle yakalıyor 

         kalplerini 

*

Ama ancak O, henüz tanımadığım 

gömebilir bu kendimi.

*

Hiç kimsenin biriyim ben, hiç 

kimsesizin teki 

*

Her şey buz gibi bir mermerin 

   üstünde pelteleşip kalmayacak mı? 

*

Biliyorum hiç kimseyi çok sevmiyorsun

Hatta kendinle biraz oynuyorsun

Ama aşk çok uzaktadır bundan

*

Sen ve ben bir şey diyemiyoruz 

Ne zaman ne zaman

Bu uzaklık oluştu? 

*

Senin için ne düşüneceğimi şaşırıyorum

*

biri kaba davranınca

camlar bile sarsılıyor

*

Çırpınan bir ruhum artık

Bin hasretle delik deşik

Uzak hayret burçlarında

Nevânın, ferahfezânın.

*

Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.

Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan

Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.

*

Düşümdün, gülüşümdün, gökyüzünü öpüşüm 

*

Artık gözyaşımız kalmadığında, gözyaşları duygusal hayatımızın arka planı olmayı kestiğinde, sevdiğimiz kişinin içimizde açtığı yalnızlığı, kaybı ve yokluğu gözyaşlarına akıtamadığımızda, acı daha da keskinleşir ve geleceğe ilişkin umut ufuklarımız kararır.

*

O sırada gördüm ki, içlerinden biri yalan söylemiyordu,

çaresizliğime alıştım, diyerek.

Tıpkı senin yalnızlık fırtınan gibi,

o da başardı enginlere yayılan

bir sessizliği.

*

Zehrin çiçek açtığını görüyorum.

Her sözcükte ve her kalıpta.

*

Hafiften ürküyor yüzün,

birdenbire lamba gibi aydınlandığında

iç dünyamda, tam da

en acıtıcı aslanın söylendiği noktada.

ŞUBAT 2022

AVvXsEjgxpnh7Eo05vmWYqk-VIDDzlvj_9Ol3E8NzqIAdoIFwsCM-8ZAiF0EH8rT0c2Moll3nU-7TT8jJYYoXyIWH0Fc7Yr5q7VwS5g5QD3_5MeWueHHiWx8Rj5QYLJQFJaMqzNk0uTTiXCnxG3A0-HjTJKxjmQX94qyXwed461WXKc_eVE5vC7zZOcYy0VDaJo Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim II

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.