Bir saat, ta uzaklarda ikiyi çaldı…Şehir artık kâbuslu bir uykuya daldı…Sarınarak ben de eski bir pardesüye,Sağa, sola yıkılarak indim köprüye… Ne dizimde kuvvet, ne cepimde para…Bilmiyorum niçin geldim buralara!Hava berbat… Deniz ulur, gökyüzü ulurBu soğukta iliğime işledi yağmur…Bakmayarak fırtınanın boğuk sesineÇöküverdim köprünün bir kanepesine… Deniz bazan susup bazan homurdanıyor;Üsküdar’da birkaç ışık sönüp yanıyor:Eşelenen kıvılcımlı bir …
Kategori: Türk Şiiri
Şub 23
Köprünün Çocukları
Güneş karşı dağlardan çıkarken yavaş yavaşKöprüde görülüyor hararetli bir telaşKemerlerden geçerken zerzevat kayıklarıSislere gömülüyor Marmara açıkları. Yeni gelen bir vapur çalıyor tiz bir düdükYanaşarak köprüye alıyor bir öpücükKöprü yangınlığıyla bu hoyratça buseninİnliyor tatlı tatlı… İnliyor derin derin… Ufacık bir istimbot ötüyor canavarca,Bu sesle sarsılıyor köprü dakikalarca…Artık o da uykunun zincirini kırıyor… Bu ihtiyar haliyle köprü …
Şub 23
Yel Değirmenleri
Yaşamak azaptır çok zaman,Dualara açıldı ağız.Tükendi dizlerde dermanAkşamı bulamayacağız. Sürülerini götürdü BeniisrailGitmek düştü adamlara.İmdada yetişti Ebabil,Kuşlar vurdu camlara. Geceye, göklere minnettarım,Mütarekenin verdiği haz.……………………………………..Gün doğarken bozuldu tılsım,Sokakların çağrısı sabah olur olmaz. Beni kurtaracak biri yok hazırda,Ölümün takibi henüz çok geriden.Mihneti esvap gibi geçirip sırta,Yel değirmenlerine hücum yeniden. Behçet Necatigil Sonraki yıllarda, ilk şiirindeki “azap” için şunları …
Şub 23
Kahverengi
Ahşabı gıcırdıyorEfendimizNazik basabilir misiniz kalbimeSesiniz Gulliver kalıyorTahtakuruları inciniyorEfendimizSaat kulesinden atar mısınız sesiniziOysa nice şarlatandan ıskartaya ayırmıştım kalbimiKutsanmış sokaklarda ayak dirediRoma’dan kalan eski bir kitabe içindeYandı Neron’un emriyleÖksürdüm efendimizAmbara buğday doldurur gibi öksürdümAh bir bilsenizÇürük ceviz ayıklar gibi baktılar kalbimin içineŞişşSessiz olunTahtakuruları inciniyorOturma izinleri bitiyor ayın dönümündeTerkedilmiş sessiz bir mezarlık olacakKalbim ‘tahtalı köy’ kalacak Bu yazılanlaraEn …
Şub 23
Muhatap
bunda merak edecek ne varbir mısra, hayat kurtaran bir mısraa’yı ne kadar uzatacağını bilmeyenlerden şairintikam alacaktırtercüme kokan yerli kahpeliklerdentelif olsa da fark etmeyecekotuzuna gelmiş ama yirmisine gelememiş kızlardan şairkırkına gelmiş ve adına para bastıramamış erkeklerdenhiç asabı bozulmayan, başka her yeri bozulanaptallar için tekrar etmek gerekirseşair intikam alacaktırküçücük elleriyle büyük davranmaktadırbunda haklıdır telefonlar şarzda, her şey …
Şub 23
Beyefendi
beyefendiöyle zannediyorum ki siztam dişimizin kovuğuna göresiniz ki madem ki sizefendisisiniz bazı kelimelerin bir öğleden sonra aydınlık bir salondabirer fincan kahve içerkenbasit mevzulardan uzun uzuntek kelime etmeksizin konuşmak isteriz tekrarın güzelliği vardırdonar kalırsınız beyefendibakarsınızmahsur kalmışsınız kelimelerin karşısında anlamını kelimelerin oynak yerlerinibilmeniz ve kaydırmanız dilinizdenbir söz dizisinine mükemmel beyefendisizi ve kelimelerinizitorunlarınıza kadar seveceğizgalatımeşhur olsa da biz …
Şub 23
Ölü Çizgi
Bir zehirBirikir odalarda,Almaz ki veresin rüzgâraRüzgâr deli değil. Birden yayılır kandaKararır dört yan.Bir çöküntü başlar yaşamandaHer şeyin değersizleştiği an. Deniz mi bu, geçilmezAşılmaz dağ mı?Tam bana göre, uyuşukMiskinlik gibi var mı? Nedir seni saran bu sisYok dünyalarda tad.KuvvetsizBöyle daha rahat. Yaşamışım kaç paraMezar taşları neci?Deli gibi sarılsam da hayataKalacak nesi var ki? Kitaplar seslenir, yüksekten, …
Şub 23
Kolları Bağlı Odysseus – Melih Cevdet Anday
Sözlerim varsaVar demeksin Birinci Bölüm 1.Ağır bir zamandı sürekli ve anısızGözden önceki göz içinde yalnızSomut hayvanlar yürürdü hayvanlarlaAğaçtan önceki ağaçlar büyürdüAçardı hasatsız gökyüzünüUstan önceki sabah kanlarlaBulut tapınağında bir yıldız 2.Evreni tostoparlak uyur böcekDüşünde gökleyin kocamanGök mü yoksa böcek mi önceDuruşur bir anda geçmişle gelecekGeyik akarsurları özlediğinceHem su hem geyiktir akanDüşle gerçekleyin iç içe 3.Bildik bakışları …
Şub 23
Sal
Bir altın damarı parlıyordu ilerleyen mağaranın ağzına doğru, göz kalınlığında. Orada kalabalıktılar. Birbirlerini yaşamaya alıştırıyorlardı. Seslerini duymuyordum.Başımı çevirdiğimde ana-damarı gördüm: Tam saçlarımın hizasından toprağa doğru iniyordu. Kara saçlarımdan toprağa kadar altın bir rüzgârdı bu.Sal kımıldadı.Sıkıntılı bir ses duydum.Hepsi birden dönüp bana doğru baktı. Canlı bir şey olduğunuGörmek üzereydilerÇerçevenin içinde. Mehmet Taner
Şub 23
Duruş
Ki bazı sözlerin anlamıO sözlerin söylenişindedir Yılların sayısına girmediyse SenihaNereden zaman almıştır Ki bazı durumlara söz yokturHem neden olsunHer durumun dili daha başka durumlardır Ben bu derinliği bu kadarNerden bulayımKi herkes nerden bulsunBulmanın dili aramaktır. Edip Cansever