Şiir Antolojim

En çok yorum alan yazıları

  1. Bize Kalan Nedir Söyle — 3 yorum
  2. DEPREMDE GÖRDÜKLERİM — 3 yorum
  3. Ayrıldığımızda İkimiz — 2 yorum
  4. Son Hatıra — 2 yorum
  5. Çamur Etkinliği — 1 yorum

Yazarın yazıları

Her şeyin efendisi aşkın karşısında ben neyim ki?

Her şeyin efendisi aşkın karşısında ben neyim ki?
Kumdan topladığı mırıldanan bir deniz kabuğu,
Eliyle rüzgârdan koruduğu küçük bir yürek-alevi.

Dante Gabriel Rossetti

Hatırlamak, bir buluşma biçimidir

Hatırlamak, bir buluşma biçimidir. Unutmak ise bir özgürlük biçimidir.

Halil Cibran

Christina Georgina Rossetti; Kuruyarak can veren bir zambak gibi

Yaşıyor mu?-ölüyor mu yoksa?-soluyor sanki
Kuruyarak can veren bir zambak gibi,
Susuzluktan son nefesini veren bir kuş gibi,
Dayağı olmadığından yıkılan güzel bir asma dalı gibi,
Sahibinin ‘bugün baltayla keselim gitsin’ dediği
Bir ağaç gibi.

Kırılgandır Verilen Sözler

Sıcak olan sen, kim bilir belki de daha sıcaktınBir zamanlar bir başkasına:Soğuk olan ben belki de bir ara güneş ışığınıGörmüşümdür, hissetmişimdir iliklerimde:Kim gösterecek bize tüm bunlarınÇok ama çok önce olduğunu?Görüntü silinir gider camdanVe yarım kalır bakılan fal.Eğer söz versen, kahrolursun belki deYeniden kaybettiğin özgürlüğünden:Ben söz versem, eminimKıvranırım kırmak için o prangayı.Bir zamanlardaki gibi arkadaş olalım,Ne …

Devamını oku

Telgraf çekeyim dedim… Kime? Ne tuhaf şey ne garip hâldeyim, Yahya Kemal’in ölümünden duyduğum acıyı, halkıma bildirmek için telgraf çekecek adresim yok. İşte böyle.

Türk edebiyatının iki büyük şairi hayattayken tanışmış, genç Nâzım, Yahya Kemal’in öğrencisi olmuştu. Nâzım Hikmet’in eşi Münevver Hanım’a, Yahya Kemal’in ölümü üzerine 1 Kasım 1958’den hemen sonra yazdığı mektup, son duruşmada Yahya Kemal üzerine düşündüklerini ortaya koyuyor. Türk şiirinin iki büyük ismi arasında, edebiyattan kişisel ilişkilere uzanan hadiseler

Sizde ölebilir miyim doktor?

Birden bire şöyle bir soru soruyor doktoruna, “Sizde ölebilir miyim?” diyor Karısı kabul ediyor ve orada ölüyor sonunda.

Bize Kalan Nedir Söyle

Rüzgarın kollarında,
Kederli yapraklar gibi,
İşte geldik gidiyoruz,
Sanki bir rüya gibi.
Nedir böyle akıp giden,
Sessizce yorgun bir ırmak gibi,
Boşa geçen hayatım mı?
Umut dolu yıllarım mı?

Yazdığım bütün şiirleri benden çalmışlar gibi özlüyorum

şiirler yazmıştım. Ama şimdi, şiir uzak. Uçuşup duran, üst üste gelip birikmeyen şeyler var, içim dolu bunlarla. Biliyorum ki şiir bunlar. Ve şiirin kendindeki huzursuzluk bu. -Çoğu kez şiirin şairden bağımsız olduğunu düşündüm. Bu nedenle olacak şairliğime hiç sahip çıktığım olmadı. Yazdığım şiirlerle ilgili sorularla karşılaştım mı çok rahatsızım. Gide gide her türlü şeyi sorusuna kızıyorum. Neredeyse “dokunmayın şiire” diyeceğim. Çünkü şiir yaptığımız bir şey değildir. Şiir kendisi var. Bir rastlantıyla değil, tersine bir özel iradeyle çıkıyor yeryüzüne. Barajdaki su, kendine bırakılmış kanallardan akar. İnsan bütününün arkasında bekleyen şiirin aktığı kanallar değil mi şair?

Bize ağır gelen kendimizdir. Yolda, okulda, işte, başkaları ile birlikte taşıdığımız kendimiz.

Hiç bir ağrım yok. Yeterince uyuyup uyanmış gibiyim. Zihnim aydınlık. Suadiye Şaşkınbakkal’da Akin sokakta tek başına yaşıyan yaşlı bir teyzenin onbir nolu evinde kirada oturuyorum, yüz lira veriyorum ayda ve gece yansı hiç bir neden yokken uykum kaçıyor, açık gözlerim, karanlıkta tavana doğru bakıyorum, vücudum huzur içinde ve sanki içimi boşaltmışlar, ağırlığım yok, onun yerine içinde bir memnuniyet duygusu. Çok memnunum. Memnun ve kayıtsız memnun ve tasasız. Kendimi memnun hissediyorum. Çok çok memnunum. Derken on dakika sonra o hüzün gelmeye başladı. Döşeğin yününden yayılıyor gibi, karanlık havanın bileşiminden açığa çıkıyor ve bana bulaşıyor gibi, aracı ile uzansam yakalayabilirmişim gibi apaçık hüzün. Nasıl acı çekiyorum şimdi, bari bilseydim ne demek olduğunu, kalbimdeki köpürüşünü durdurabilseydim. Ama bütün uzuvlarım bir bir onun bayıltıcı sarışlarına kapılıyor. Günümü düşündüm, sevgilimi, hayır, bunu gerektiren bir şey olmadı.

Hep şunu öğütleriz: İçinize dönün.

Kusurlarınızı gerçeğiyle görebilmek için ne yapabilirsiniz? Kendinizi hiç bir an unutmamak mı? Aklınız kendi aklınıza nasıl bakacak? Kendinizden dışarı adım atıp yörenize bakmanız mümkün olsa bir köşede kendinizi de görebilecek misiniz?