Andrey Tarkovski Günlükleri: Ocak–Nisan 1982 | “İnanç, Acı ve Sanat Üzerine”

Sinemanın büyük ustalarından Andrey Tarkovski’nin günlükleri, yalnızca bir yönetmenin çalışma notları değil; aynı zamanda inanç, hakikat, acı, sanat ve insan ruhu üzerine derin düşünceler içeren bir iç muhasebe metnidir. Aşağıdaki sayfalar, Tarkovski’nin 1982 yılının ilk aylarında kaleme aldığı günlüklerden seçilmiş bölümlerdir.


9 Ocak, Tiflis

İnsanoğlu bin yıldır mutluluğun peşinde, fakat mutlu değil. Neden?

Çünkü beceremiyor, çünkü bunun yolunu bilmiyor; belki de her iki neden de geçerli.

Bunların da ötesinde, dünyasal yaşamlarımızda kesintisiz mutluluk yoktur; yalnızca gelecekte onu elde etme umudu vardır. Acı olmak zorundadır; çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.


13 Şubat, Moskova

“Benimkisi hoş bir hikâye değil. Onda, tıpkı kendilerini kandırmayı bırakmış insanların hayatlarında olduğu gibi, yazılmış masallardaki o ince uyum yok. O tamamıyla bir anlamsızlık, kaos, delilik ve rüyalar karışımı bir şey.”

Hesse’nin Demian adlı kitabının başına yazılmış bu sözler hiç tereddütsüz Ayna için de önsöz olabilir. (Bunları takip eden sözlerin de olabileceği gibi.)

Tek istediğim, içimden gelen yaşamsal şeyleri yaşama ve gerçekleştirme cüreti oldu. Bu neden bu kadar zordu?

Bu, tam anlamıyla kekemenin olduğu sahnenin açıklaması ve temelde de filmin önsözüdür.

Nostalghia

Belki de eğer Kaydanovski, Gorçakov’u oynamayı kabul ederse, oteldeki gece sahnesinin temelini kahramanın ellerinin güzelliğinden çok Kaydanovski’nin Van Gogh’a benzerliği oluşturmalı.

Gorçakov, Eugenia’nın onu izlediğini bildiği için atkısını özellikle kulaklarının etrafına sarar.

“Bana göre gerçeklik, endişe etmemiz gereken en son şey olmalı; çünkü o, bizim dikkatimizi ve ilgimizi daha fazla gerektiren daha güzel ve daha gerekli şeyler varken, öylece, bütün sıkıcılığıyla hep yerinde olacaktır. Gerçeklik hiçbir zaman bizi tatmin etmemeli; gerçeklik hiçbir zaman tapılacak ya da saygı duyulacak durumda değildir. O, kazara olandır ve yaşamın reddidir. Bu yavan, sonsuza dek hayal kırıklığıyla dolu ve neşesiz gerçekliğin değiştirilmesinin tek yolu onu inkâr etmek ve bizim ondan daha güçlü olduğumuzu kanıtlamaktır.”

— Hermann Hesse, Kısa Anlatılan Bir Yaşam Öyküsü

Yeniden Hesse okuyorum. Onunla çok ortak yönümüz var. Örneğin o, Aziz Antonius üzerine bu düşüncelerle sakin sakin evde oturabilirdi.

“Yaşayabilmek için altın çiçeğe, yüce ruh da beden ve ruha dönüşmeli.”

— Hermann Hesse, Kaplıcada Bir Konuk

“Kurtuluş için iki yol vardır. Doğrular için doğruluk yolu ve günahkârlar için merhamet yolu. Ve ben bir günahkârım. Yine kurtuluşu doğruluk yoluyla başarmayı deneme hatasında bulundum.”

— Hermann Hesse, Kaplıcada Bir Konuk


23–24 Şubat, Moskova

Saşa Sakurov ve Yura Reverov çok kötü durumdalar. Kimse onlara yapacak bir iş vermiyor. Pavlyonok ve Bogomolov ellerinden geldiğince her gün onlara bağırıp hakaret ediyorlar. Bu, iki oğlunu işe sokmaya çalışan Heifits’in yaptığı bir ihbarın sonucu. Patronlar da bu gençlerin benim hakkımda ne düşündüklerini biliyorlar ve bunun acısını benden değil, onlardan çıkarıyorlar. Onları benim etkim altında olmakla suçluyorlar.

Artık nefes almak olanaksız hâle geliyor.

Bugünlerde basın, sinema ya da televizyonla ilgili kim varsa, kendini anlamsız bir sürü laf duymak ya da yazı okumak zorunda olduğu bir ortamda buluyor. Bunun sonucunda da derin deneyimlere sahip olan herkes gerçekte aç kalıyor.

Oysa duymak için kulakları olan insanlara ruh, kendini örneklerle ve bastırılıp yok edilemeyecek basit sözcüklerle açıklar.

“İş olmazsa inanç da ölür.”

— Yakup

“Dilinin efendisi ol. Günahların katlanmasın istiyorsan sözlerini çoğaltma. Sen diline hâkim oldukça Tanrı ruhunu koruyacaktır. Tanrı’nın gözünde bütün günahlar nefret doludur. Fakat en kötü günah yürekteki gururdur.”

— Aziz Antonius

“Kısmetinde nefsine hâkimiyet ve gönül hoşluğu olduktan sonra yoksulluk hiçbir şey ifade etmez.”

“Kendi yapmadığın hiçbir şeyi kimseye ne öner ne de öğret.”


27 Şubat, Moskova

“Bulunmak için çağrıldığımız yerde ne zaman günahın kışkırtmasına karşı savaşla yüz yüze gelsek, hemen şeytanın olmadığını düşündüğümüz başka bir yere göçeriz.”

— Aziz Antonius

“Antonius, Amon’u hücresinden çıkarıp ona: ‘Şu taşı kızdır, ona bir vur’ dedi. Amon onun dediğini yaptı. Antonius ona, ‘Taş sana bir yanıt verdi mi, sana direnç gösterdi mi?’ diye sordu. Amon, ‘Hayır’ diye yanıtladı. Bunun üzerine Antonius, ‘Sen de bu düzeye ereceksin’ dedi.”

Ve bütün mesele de budur zaten.


28 Şubat, Moskova

“Bana tapılmasını hiç istemedim. Bir idol konumunda olmak utanç vericidir. Her zaman gerekli olmayı arzu ettim. Kimi görmeye gidersen git, o sana bir şey sormadan konuşma.”

— Rahip Evagrius

“Dünyevi merak boş ve kibirliliktir.”

Rahiplerin Yaşamları

“Bir kadın bir rahiple konuşmaya gelirse ya da bir rahip bir kadınla konuşmayı gerekli bulursa, birbirlerinden aynı bir nehrin iki yakası kadar uzaklıkta oturacaklar ve konuşma böyle gerçekleşecektir.”

Rahiplerin Yaşamları


3 Mart, Moskova

“Konuşmaya başlamadan önce ne söyleyeceğini düşün. Sadece gerekli ve düzgün olanı söyle. Mantığınla övünüp başkalarından daha fazla bildiğini düşünme. Manastır yaşamının özü kendini cezalandırmadır ve mahkûm edildiğinde ceza da kendinin her şeyden daha değersiz olduğunu kabul etmektir.”

— Rahip İshak

“Dua edilirken Tanrı korkusuyla doğru düzgün ayakta dur. Cahillerin yaptığı gibi ne duvara yaslan ne de ağırlığını bir ayağından diğerine taşı.”

— Rahip İshak’ın öğretilerinden


5 Mart, Moskova

“Kutsal münzevi rahipler son günlerle ilgili kehanetlerde bulundular. Kendilerine ‘Biz ne yaptık?’ diye sorulduğunda, yaşamı örnek alınabilecek Rahip Iskerion şöyle dedi: ‘Tanrı’nın emirlerini yerine getirdik.’ Sonra ‘Bizden sonra gelenler ne yapacak?’ diye soruldu. ‘Bizim yaptıklarımızın yarısını yapacaklar’ diye yanıt verdi. ‘Peki ya onlardan sonra gelenler?’ sorusuna ise şöyle cevap verdi: ‘Onların hiçbir zaman bir manastır yaşamı olmayacak. Fakat başlarına bir sürü felaket gelecek ve onlar, felaket ve günah kurbanları olarak bizden ve atalarımızdan daha ulu bir yere gelecekler.’”

Rahiplerin Yaşamları

“Gelin, itaatin meyvesini tadın.”

Yaşlı keşişin, üç yıl boyunca sulanan kurumuş ağacın meyvesini cemaate uzatırken söylediği sözler.

(…)

20 Mart

Aman Tanrım…

Bunin’in öykülerinde vermeyi başardığı aşkın zorlayıcı gücüne ve savunmasız, keder içindeki insana duyduğu merhamete hayranım. Bir de insanlar onun soğuk olduğunu söylerler.

Kime karşı?

Ya da neye karşı?

Andruşka mutlaka Bunin’i okumalı. Bunu telefonda Lara’ya mutlaka söylemeliyim.

Aklıma sırf para kazanmak için yazılabilecek bir senaryo fikri geldi. Başka bir gezegene inen ve buradaki uygarlığın yarattığı ortama yabancı kalan bir insanla ilgili…

Fakat önemli olan bu değil.

Önemli olan yeni bir gerçeklik yaratmak.

Absürdün şekillenip cisimleşmesi.

Aynı zamanda da ürkütücü olması.

Larissa’nın hatırı için iyi ve rahat bir dairede oturmayı isterdim. Dinlenebilmesini, eğlenebilmesini ve mümkün olduğu kadar tedavi görebilmesini isterdim.

Benimle yaşamak kolay değil.

Ama emin olduğum tek şey, Larissa’sız yaşayamayacağımdır.


24 Mart

En önemli ve en zor şey inançlı olmak.

Çünkü inancın varsa her şey gerçekleşir.

Sorun, buna gerçekten inanabilmektir.

Tutkulu, samimi ve dingin bir inanca sahip olmak kadar zor bir şey yoktur.


2 Nisan, Roma – Monte Brianza

İnsanların duyu organları aracılığıyla gerçekliği algılayışları neden birbirine benzer?

Duyular mı gerçektir, yoksa gerçeklik mi?

Duyu organlarımız bize dünyayı olduğu gibi görmek için değil, onu yaratmak ve kendimize uyarlamak için verilmiştir.

Nesnel olarak bakıldığında dünya sonsuz bir yoğunluğa sahiptir. Fakat duyularımız ve bilincimiz sayesinde biz, maddi gerçekliğin algıladığımız parçalarından kendi dünyamızı kurarız.

Zihnimiz başka boyutlara ulaşamaz. Bu yüzden onlar hakkında matematik ve fizik aracılığıyla fanteziler üretir.

Bilim çoğu zaman doğanın nesnel yasalarından çok, bilincimizin işleyiş yasalarını inceler.

Müzik, resim, sembol, işaret…

Hepsi aynı şeydir:

Beynimiz aracılığıyla bilme kapasitemize karşılık gelen gerçekliğin sembolleri.


3 Nisan, Roma

Yarın, daha doğrusu birkaç saat sonra, elli yaşına gireceğim.

Tanrım…

Yaşamım ne kadar da çabuk geçti.

Benim sevgililerim…

Larissa…

Tyapus…

Anna Semyonovna…

Olya…

Başka hiç kimsem yok.

Ve bu bana yetiyor.

Andrey Tarkovski
Zaman Zaman İçinde
Günlükler (1970-1986)
Agora Kitaplığı
Çeviren: Seda Kervanoğlu

tarkovski-and-andruska1020480164289167147 Andrey Tarkovski Günlükleri: Ocak–Nisan 1982 | "İnanç, Acı ve Sanat Üzerine”

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.