Türbe

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
buymuş dedim çocuk gönlüm koştukça uzaklaşan
benimdir diye kalbimi çalıp kaybolan yıldız
mevsime meydan okumak için tutunan çocuklara
ırmak boyunca masal söyleyen
kah güldüren kah ağlatan hayırsız buymuş

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
insan çocukluğa kıyamaz nasıl kıysın demişim
oysa taşları sonsuza dizip de saklayan
sudaki aksine bakmayıp sayıklayan aynı çocukmuş
içimdeki bir yerde bunu gördüm de çok ağladım
o kadar ağladım ki içimde bir deniz var sandım
buymuş dedim gemileri yoldan çıkarıp
aldatan şarkıları fısıldayan sihirbaz

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
sesime rastladım nasıl da ah çekmişim çok utandım
taşlara sinmiş sesim maviyi çok aradım
boş yere aramışım her yerde kan kırmızı
dertleri tespihe dizen o vefasızı
sesinden tanıdım defterde sesi kalmış
göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım
buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım

İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk
kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor

Hüseyin Alacatlı

1990’larda Erzurum’da yayınlanan Palandöken dergisi, on altı sayı yayınlandı. Hanifi İspirli’nin yoğun bir mesai verdiği bu derginin yayın kurulunda yer alan üç isim de art arda vefat etti. Hanifi İspirli,www.dunyabizim.com sitesine dergiyi anlatırken “Anadolu’da dergi çıkaran hemen her dostun çektiğine yakın zorluklar çektik tabi. Ama bizim asıl acımız derginin Yayın Kurulu’nda yer alan üç karanfili peş peşe kaybetmemiz olmuştur. Hasan Ali Kasır, Hüseyin Alacatlı ve Nazir Akalın.” demişti zaten. O yıllar Türkiye’nin şimdi izah edemeyeceğimiz farklı bir alacakaranlık yıllarıydı. (Şimdi aydınlık bir dönemde değiliz elbette.)

Harflerin Ülkesi, Hüseyin Alacatlı imzalı bir hediye paketi olarak açmamızı bekliyor. Cevat Akkanat’ın ona layık gördüğümüz vefasızlığı hicvetmek için söylediği ve hepimizin ona borçlu olduğumuzu vurgulayan “Hüseyin Alacaklı” isimlendirmesi hazin ama gerçek bir tespit.

Bu yazı yazanın borcunu ödemesi için değil vurgulaması amacıyla kaleme alındı. Yoksa bir Hüseyin Alacatlı okuru olarak yazımı yazdım artık başımı yastığa gönül rahatlığı ile koyacağım deme lüksüne elbette sahip değilim.

Suavi Kemal Yazgıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.