SİGMA, requiem

Sahne kararıyor ve ağır ağır batıyorum
mecnûnu olduğum suyun içinde, görüyorum
hızla yanımdan geçen yüzleri: Odisseus,
Iason, Sinbad, Kaptan Ahab Pirî Reis ve
diğerleri, kaç kişiye nasip olur böylesi bir
karşılama töreni-

Son gece bir düş gördüm: Boylu boyunca
Uzanmışım Dantes’in küpeştesine, kıyıdan
el sallıyor herkes ve yelkeni dolduruyor
uzaktaki dağlardan inen rüzgâr, dümen
sahipsiz, sular kabarmış, öfkeli köpüklerin
ortasında kararlı bir hayalet tekne gibi
açılıyor tozun dünyasına o titrek kabuk,
anlıyorum ki geridönüş yok artık, tam
o sırada sesin geliyor: Dostum,
Baudelaire’in sözünü ettiği
“Sonsuz yolculuk bu işte”-
birden rahatlıyor içim.

Son gece, son düş, sonsuz yolculuk, son hava
kabarcığı ağzımdan çıktığında varmış
olacağız, teknem ve ben, dipteki öteki
batıkların yanına. Şu işte Argo, hazır
bekliyor adamlarım. Her yıl geçeceğiz
boğazların dibinden, derin fırtınalar
ve yıldırıcı akıntılar kesecek yolumuzu,
Ağustos geldiğinde Kuruçeşme’ye inin
hep birlikte, sis doldurun kadehlere,
cam cama değsin, göz göze, tin tine,
aranızda yaşadığıma değsin.

Enis Batur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.