Sahip

                   Dost Çiyayi’nin anısına.

Selin getirdiği ağaçlardım.
herkesin karşısında el bağlayan
cuma ağlağı.
Geldim işte
kovgun ve ürkek.
Seni suya saydığım o toz harfin
serinliği de yok..
Gideceğin ummanı da ben içtim de geldim
uzak bir ihtimalle yine de kapma
hiç yüz çevirmedin…
Çocuk aklım… ikna yüzüm…
beni yaban edecek sözü nerden buldum da
seni ne çok hırpaladım.
Mahcubum!
Nasıl bir aczin içinde kaldığımı gör!
ve anla! ma..
Hasarlı bir tebessümle gelsem de
fayda yok sarsak bir cefayla dolaştığım
bu veda gününde.
Sonunda senin de anladığın bir şey oldu.
ham bir ağızla kaldığımı görmek.. ‘
Bana vefa gösterme!
Gücenmenin saatiyle ihmal et!
Benim de nasibim olsun o mahrum..
şer bilen Yakub sevinsin..
Mayalı dilim
bana mesafelerin masum toprağında
diz çökert!
Ki haz edeyim hırpani
bir itirafla
– bu latin pişkinliğimdir diyeyim
işte bu son sünnet…

Metin Kaygalak