Üşüyorum!

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum!

Muhsin Yazıcıoğlu

muhsin-yazicioglu-usuyorum-siiri Üşüyorum!

“Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Püf dedi mi gitti. Bunun da nereden geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığımız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da milletle olmayacağız. Yarın Ahirette Allah, bize “Niye iktidar olmadın?” diye sormayacak. Sorsa da “Vermediniz” diyeceğiz.”

Yazıcıoğlu’nun ölümünden 6 gün önce yaptığı konuşmadan.

Baba, “hatıran belleğimde demirleyen bir gemi”

Nerede saklayacağım henüz
ölmemiş bayramlarımı?
Nasıl özgürleştireyim dilin kafeslerinde
feryat eden kanatlarımı? Nasıl mesken
edineyim belleğimi? İşte belleğim, su üzerinde
yüzen enkazdan bir körfez.

Adonis

Durur bellek çizmez olur
bu bir tehdit midir hayatımıza
anımsamak o daha mı bü- yüktür yoksa?

Gülten Akın

Bir gözyaşı her düştüğünde belleğe
Yürek sızlar
Yarın düşecek olanların
Endişesiyle.

Hulûd el-Mualla

Bellek durduğunda unutuş tırmalar kapıları
aynı sözler tekrar yine tekrar
kapandır, kısılıp dönülür
beynin içinde

Gülten Akın

sözün belleği yok

kopardığı dalları bahçesine taşırken
unutuyor az önce terk ettiği ormanı
kaybolduğu patikalarda döküp saçıyor
özündeki anlamı

-geri dönülmez artık
korkmayalım kuşlardan-

yolun belleği yok

eksiliyor dil yolunda
yürekte döllenen dirim
her şiirin bir ölüm oluşu
belki de bundan

Özlem Çiçek


Her şeyi anımsamalıyım,
çimen yapraklarını saklamalıyım,
ipliklerini hırpanî olayların,
ve metre metre dinlence yerlerini,
sonsuz demiryollarının izini,
acının yüzeyini.

Pablo Neruda

Hiç kimse alamaz bizden artık bizde olmayanı;
ancak bellek derinliklerinde saklar eksiksiz
bir biçimde

Kuşkusuz, bir çeşit sığınaktır bellek. Ama o da
tükenir,
onun da, rastgele ve yabancı bile olsa, yeni görüntülere
gereksinimi vardır.
Ben bu pencereyi seçtim. Buradan, yarı içerde yarı
dışarda, sarkıp bakarken,
görüyor ve hatırlıyorum. Hiçbir şey benim değil.
Her şey sessiz.

Yannis Ritsos

İki ses, iki bakış, gelişir nasıl
Tek bir cümle gibi, sözlere karşın

Sivri topuklar nasıl ortasına
Gömülmüştür belleksiz halıların.

Cemal Süreya

…bellek hiç şaşmadan çalışıyordu
buralardan gideli bir yılı geçmemişti sanki.

Süreyya Berfe


Belleğin dili yok. Bellek birbirine açılan sonsuz resimlerden oluşuyor. ama hiçbir şeyi unutmuyor. Hiçbir siyahı, maviyi, beyazı ve bakışı, hiçbir duruşun kabalığını ya da anlatılmaz inceliğini. Bellek kimi zaman unutmuş gibi yapıyorsa bu, acıyı yeryüzünden kaldırmak istediğindendir. 

İnci Aral / İçimden Kuşlar Göçüyor

(Çıt yok bellekte)

Çıt yok bellekte
Acı anıları ilerlere kaçırmıştır
Çocuklarını kurtaran anne gibi.

Behçet Necatigil

Kuşkusuz en ufak engeller dahi en ateşli gayreti soğutmaya, dostluk bağına senin kadar sıkı bağlanmayan insanların belleklerindeki anıları silmeye yeterlidir.

İbn-i Hazm

Bırak, tazelemesin bellek
Yatışsın sonsuzca yürek yaralarım;
Elveda ümit; uyu, istek;
Koru beni, tılsımım.

Aleksandr Puşkin

Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde.
Unutmak…
Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak.Hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak.

Ahmet Altan

Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘bu böyle olmayabilirdi’ düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabulle her zaman hazırdır.

Sabahattin Ali

Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etmiş. En eski anılarımı ayrıntılarıyla içlerinde taşıyan ihtiyarlar gibi, ölümün kıyısına gelmişken belleğim, güneşin çevresinde dönüyor ve neleri aydınlatmıyor ki o güneş! Her şey mevcut, hiçbir şey yitmemiş. Tıpkı, size daha da canlılık verecek, içinizi acıyla zonklatan gizli bir güç gibi: Hiçbir gelecek olmadığının kesinliği karşısında geçmiş büyüyor, kökleri genişliyor. Bendeki her şey bir köktabaka halinde, renkler her tabakada saydamlaşıyor, en ufak görüntü mutlaklaşma eğiliminde, yürek kreşendo atıyor.

Frida Kahlo

Birini unuttuktan sonra bile mutluluklarının ya da hüzünlerinin sesini hatırlayabiliyorsun, bedeninde hissedebiliyorsun.

Anne Micheals

Zaman denen şeyin ne tür bir sihirbaz hilesi olduğunu bir kere daha anlıyorum. Artık altmış altı yaşındayım, Nikko. Senin bulunduğun noktadan ileriye bakıldığında altmış altı yıl çok uzun bir süredir. Senin hayat tecrübenin üç katından fazla. Ama benim bulunduğum noktadan bakıldığı zaman, yani geçmişe doğru bakıldığı zaman, bu altmış altı yıl, tıpkı şu dökülen kiraz çiçeklerine benziyor. Hayatım alelacele çizilmiş, ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulamamış bir resme benziyor. Vakit. Elli yıl önce… oysa daha dün gibi… gene bu yamaçta babamla birlikte yürüyordum. O zaman henüz kiraz ağaçları yoktu. Daha dün gibi… oysa başka bir yüzyıl. Rus donanmasına karşı zaferimizi kazanmamıza daha on yıl vardı. Büyük savaşta müttefiklerden yana savaşmamıza ise yirmi yıldan çok zaman vardı. Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli gördüğünü hatırlıyorum. Sanki sinirlerimin de kendi belleği varmış gibi göğsümün ta içinde hissettiğim bir başka anım da… babama onu ne kadar sevdiğimi bir türlü söyleyemeyişim. Bu kadar açık ve dünyasal kelimelerle konuşma âdetinde değildik. Babamın sert fakat hassas profilinin her çizgisi gözümün önünde. Elli yıl. Her biri önemsiz bir sürü şeyle dolu. Asıl önemli olanlar belleğimden yıkılıp gitmiş. Zaman zaman babama acıdığımı hissederdim. Ona kendisini çok sevdiğimi söylemediğim için. Ama aslında kendime acıyordum. Benim söylemeye duyduğum ihtiyaç, onun işitmeye olan ihtiyacından fazlaydı.»

Şibumi

Ve bir türküdür bunların tümü, Rüzgâr için ezgilenmiş
birkaç kelimesini anımsayabileceği ancak
bu tek ve belleksiz dinleyicisinin.
Hiçbir zaman unutmadıklarıdır ama anımsadığı bu
kelimeler taşların.
Sonsuzlukla doludur ozanın taşlara anlattığı.
Ve kaderin türküsüdür, unutmaz yıldızlar da.

León Felipe


Kış yapraklarının gerisinde
Anı anı bellekte kalır ya –

Archibald Macleish

Çiçero derdi zaten; “ölmüşleri yaşatan, yaşayanların bellekleridir.”

Osman Aydoğan


(*) Ey bellek, senden kurtuluş yok!

İlhan Berk

Derken, bir çan sesi duyuyorum. Beynimin içindeki loş, uzun koridorlardaki bütün çekmeceler dışarı fırlamış, yere dökülüyor bütün bellek.

Markar Eseyan


Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
Ağlayan yüzlerdir bunlar,
Parmaklardır gırtlağımızdaki,
ve toprağa düşen yapraklardır.
Yiten günün karanlığıdır.
Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.

Pablo Neruda

Burdayım sözümde,yanlışsa da bu istasyon
Bir ben yitirmedim galiba belleğimi bir de
Şiir yazanlar, ne kadardılar ve nerdeydiler

Ahmet Telli

Unuttuk seni
Sen unutma bizi
Senden başka nemniz kalmıştı
Bırakma bizi soğumayalım
Çok daha ötelerde
Nerde olursa
Anımsat bize yaşadığımızı
Çok daha sonra bir korunun kuytusundan
Bellek ormanından
Fırla birden
Uzat bize elini
Kurtar bizi

Jacques Prevert

Bellekle okşanan bir anı gibi
Vücudu hafifliğiyle doldurup dudağı geçmeyen bir şarkı
Karları birdenbire unutamayan bahar
Bölüştürülen mutluluk günün bütün saatlerinde
Çeşmede güvercinlerin içtiği inciler doğusu gibi

Aragon

kaçıyordum senin soğuk yalazından
onca yürek çarpıntısı kırgınlık
gömülürken buzlu sularına belleğin
donan bir ateş gemisiydi kaskatı

üretilmiş her şey bir fosildir şimdi
düşünüyorum da bazen
ne kaldı diye geriye senden
yıpranmış sinir uçları
genişlemiş damarlar
ve belki prensesin tahta bacağı

ölen bir kuğuydu bir imgeydi bellekte

içimde bir şehir daha bütün yıldızlarıyla söndü

Lale Müldür

Yüzyıllar içre konuşur farklı yazılar,
solar, yıpranır meşin ve parşömen
bellekte kalır o bengi iz.

Ahmet Oktay

* nedir bellek? 
bir ev ki yalnızca 
ikameti içindir 
kayıp eşyaların.

Adonis

Gölgesinde ruhlarımız ayrılır ve tarih kendini yanıltan
bir bellektir burda.

Müslüm Yücel

belleklerinizi birlikte topladınız
tanıdınız sınırlarınızı elele
hüzünle neşenin karıştığı gülüşler denediniz
düşlerinizde yaşattınız birbirinizi, gündüz ve gece

Metin Celâl

herkes gibi tüm sözlerini eksik ve yanlış anladı
evde çocuk bekler dedin
çoktan silmiş olsa da simamı belleğinden
kıskanır beni kocam
üstelik paylaşamam seni
yüreğim burkulur karını görürsem

Metin Celâl

Derunumda
ağır ağır kurudu kırmızı zakkum,
karardı sebilin mermeri
ve gizlendi bu belleksiz zamandan
sönen bir yangın gibi
kûfi.

Ahmet Oktay

Bir bellek boyunca uyur
Bir bellek boyunca ölür
Bir bellek boyunca yazarsın

Kalsın için
Taşa sarılmış

Şiir

Hulki Aktunç

Acı soysuzlaşınca tiranlaşıyor belleksizlik 
İnat ve öfke, kaybediş ve kayboluş oluyoruz 
Komikti dıştan bakınca dünya ama hırçın 
Ayışığı, telgraf direkleri ve fesleğenler 
Burdayız işte durgun bir sessizlikteyiz şimdi

Ahmet Telli

bir kez geldin ya
gitsen de kalacak kokun
senden korkuyorlar
en çok da kendilerinden
bu korkuyla başlar eğik
sebepler hazır
konuşursan
dökülecek kirleri ortalığa
bu leke hiç çıkmayacak belleklerinden

Derya Önder

Ama gün ortasında, alışkanlıklar arasında
Bellekten süzülür içeriye
O serin başlangıç saatlerinin hatırası
Hanımellerinin keskin kokusuyla
Ve guguk kuşunun şarkısıyla,

Biz kararlıyız
Bu gece yine yukarı sıvışmaya
Yıldızların silik hayallere dönüşmesini
Şafakta çiçek açmasını izlemeye.

Reshma Aquil

Burdayım sözümde,yanlışsa da bu istasyon
Bir ben yitirmedim galiba belleğimi bir de
Şiir yazanlar, ne kadardılar ve nerdeydiler
Hatıralar üretiyorum telgraf tellerinden
Akşamüstleri fesleğenleri suluyorum
Bekle demiyorum kimseye, unutma demiyorum

Ahmet Telli

Arzu, kolaylıkla bastırılabilir ama asla unutulmaz, artık biliyorum bunu. Bedenin bellek üzerindeki mutlak egemenliği.

Aslı Erdoğan

anı yazmak ya da anlatmak
bir savaş sürerken
eski bir savaşı anlatmak gibi bir şeydir

“Bellek, dökülmekte olan bir duvar resmine benzer.” (Stendhal)

Özdemir Asaf


apacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Küçük İskender

Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır.

Aslı Erdoğan

«Biz yalnızca Go oyunundan mı söz ediyoruz, hocam?» «Go deyimleriyle konuşuyoruz.» Otake-san elini kimonosunun altına daldırıp göğsüne bastırdı, ağzına yeni bir nane attı. «Bütün zekâna karşın, sevgili öğrencim, çabuk kınlabilecek, hassas tarafların var. Bir kere tecrübe eksikliğin var. Tecrübeli bir oyuncunun alışkanlık ve bellekle yapabileceği bir hamle için dikkat ve konsantrasyon harcıyorsun. Ama bu önemli bir zaaf değil. Olayları boşa harcamazsan tecrübe kazanabilirsin. Bazı el sanatçıları yirmi yıllık tecrübeleriyle övünürler. Oysa aslında bir yıllık tecrübeyi yirmi kere geçirmişlerdir. Sen bu hataya düşme. Senden büyüklerin tecrübe avantajına da kızma. Unutma ki onlar bu tecrübeyi kazanmak için karşılığım hayat keselerinden ödemişlerdir. Yemden doldurulamayacak bir keseden.» Otake-san hafifçe gülümsedi. «Sonra yaşlıların tecrübelerinden mutlaka yararlanmak isteyeceklerini de hatırından çıkarma. Ne de olsa ellerinde ondan başka bir şey kalmamıştır artık.»

Şibumi

Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu.
Duragan fulyanın üstünde arı
Bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç
Tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde.

Melih Cevdet Anday

Adamın sesine hiçbirinin önceden görmediği bir sevecenlik, gelmişti. Yüzü ya çocuklara özgü saf mutlulukla parlıyor, ya da derin bir acı dalgasıyla kaplanıyordu. Belleğin kat kat tülleri aralandıkça, iki yıla yayılmış bir aşk öyküsü, olanca görkemiyle bir yelpaze gibi açılıyordu. Tek bir karşılaşma, mektup, dokunuş atlanmadan…
”Yıllarca, o evlendikten sonra bile, sabahları gözümü açtığımda yüzünü tavanda görürdüm. Ve inanır mısınız, bir kez bile öpüşmemiştik.”
Masaya derin bir sessizlik çöktü. 

Aslı Erdoğan

Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür
Her acılan gülde yepyeni bir Sırâz görünür
Bakışlar dağılırken denizin belleğinde
Senin her sihrinde geçmiş bir yaz görünür

Hilmi Yavuz

Düşünmüştüm ki, seni görmezsem eğer, bir anı olursun, canım istedikçe belleğimde canlanan.
O da canım isterse…
Ama ne oldu?
Anılarıma gömdüm kendimi, teslim aldın benliğimi.
Düşünmüştüm ki, oruç tutarım, çok çalışırım, küçülür gidersin anılarımda.
Oruçlar tuttum, gece gündüz çalıştım, durdum.
Ne fayda! Yalnızca senin gözlerini okuyorum kitaplarımda.

Pierre Abeilard

Belleğimde hâlâ / beni içerken içime bakan gözleriniz

Turgay Uçeren


Bellek… İnsanın bilme, unutma ve anımsama yetisi. İnsanın, farkında olarak yaşama ayrıcalığı. Beş duyumuzla algıladığımız her şeyi kaydettiğimiz bir özel alan. Yaşadığımız her şeyi; zamanı, olayları, doğayı, toplumsal olguları, geçmişe ve geleceğe taşıdığımız, üç boyutlu hale getirdiğimiz, aralarında ilişkiler kurduğumuz, karşılaştırmalar ve değerlendirmeler yaptığımız, böylece kendimizi ve dünyayı anladığımız, çoğalttığımız bir bilgi ve bilinç hali… Yaşamayı biyolojik ihtiyaçlar ve zorunluluklar alanından çıkarıp, etik, estetik, ideolojik, dinsel ve felsefi bir değerler silsilesine doğru taşıyan yetisi insanın. Bize hayal kurma, haz alma, acı duyma, sevinçten korkuya kadar pek çok heyecanı yaşama imkânı veren; bizi bedensel varlığımızın ötesine geçiren; estetik yaşantılar tasarlama ayrıcalığı veren, kısaca varlığımızı insan kılan bir büyülü özelliğimiz… Erken söylenmiş bir sonuç cümlesi sayılmazsa, ödülü ve cezası insanın.

Şükrü Erbaş

Belleğin yıldızlarından başka
Gökte yıldız yok bu gece.
Oysa belleğe ne çok yer var
Yumuşak yağmurun gevşek kemerinde.

Hart Crane


Şimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasam
Çocuğumun belleğini kefenimle silsem

Ahmet Erhan

Basiretimizin bağlandığı, “bir şey olmaz” kolaycılığına sığındığımız, “birileri durumu düzeltir nasıl olsa” mantığına yenildiğimiz günleri acıyla, ağrıyla anımsıyor yaşlı belleğim. Kaybedilenler geri gelemeyecek artık.

Enis Batur

Bir adam elinde rakı kadehi
Bir kadını beklemeyi yudumluyor
Islak kirpikleriyle gelmesini
                                       yudumluyor
Belleğine düşmüş bir kere
Yüreğine de

Atilla Birkiye

Geri çekilmiştir şiir
Zorlanır belleğin kapıları
Hokkası yitik divit gibidir
Şairin sedefkâr yalnızlığı

Ahmet Günbaş

– anılar açık kalmış 
zaman cereyan yapıyor
kapatıyorum belleğimi… –


Emre Gümüşdoğan
Çok sonra yazılır
İçinde yaşadığın günlerin şiiri
Belleği vardır yaraların
Kapandıktan sonra da işleyen
Murathan Mungan
Şimdi adından esen üşüme

Şükrü Erbaş
Bugün mezarını ziyaret ettim, 
Ey zor günlerimin eski yareni! 
Belleğimde sanki canlı bir resim 
Gibi canlandırdım aydın çehreni. 
Nikolay Alekseyeviç Neksarov
Kuru topraklar gibi dağılıyor belleğim

Afşar Timuçin
genç olmak, henüz hiç kimseyi yitirmemiş
olmaktır, ama daha sonra ölülerimiz bizi
kendileriyle sürükler, herbiri belleğimize
atılmış bir kayadır,
su yüzeyinde kalma çizgimizi yükseltir,
sonunda, su çizgisinde, yaşam çizgisinde
sürüklenip durur. canlılara ancak bu
dünyadan olduğumuza inandırmaya yetecek
bakışları ve sözleri sunarız.
Michel Tournier
kimse acımasın şimdi günüme, geceme 
bitmek bilmeyen, gitmek bilmeyen sızı 
o sırlı korkunun aynasıdır belleğimdeki 
sözcüklerin sığmadığı ayna, habis ayna 
görüntünün kırılmaktan kurtulamadığı 
ben, en çok kendimde öldüm, kendime

Hilmi Haşal
İşte böyle,
zindan zamandır;
ilk günü duvara kazırsın,
ardından gelen ayları belleğine,
ama yıllar birike birike
siren çalmaktan bitkin
istasyondan umudu kesmiş
uzun bir trene dönünce
başka bir şeyi denersin:
Unutmayı.
Faraj Bayraktar
İşte bu yüzden onunçin dua edin ki
Tanrı silsin belleğinden her şeyi

Pierre Reverdy
Kıskanırım unutkanlığı ve belleği
Uykuyu ve terkedilişi de
Louis Aragon
Yalnız senin çektiğin acıyla dolu bütün belleğim
Yalnız seninle kanıyor bütün belleğim
İşte ezik içinde dizlerinin dibinde senin

Louis Aragon
Bir çağrı oluyor belleğimde
Günden güne azalıp siliniyor
Artık yeri bile yok şiirlerin içinde
Afşar Timuçin
elimizden başka ne gelir ki
köşe başları, akşamüstleri, kokular
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine .
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
Murathan Mungan
Yatıştırmak isterdim
Sızlanan belleğimi
Sabırla bir öyküyü
Anlatmak isterdim.

Jules Supervielle
Işıkları söndürülürken belleğimin 
Ve sen kurtarabilirsin beni ancak 
Unutmanın bu vahşi saldırısından
Ahmet Telli
Yaralı belleği de kendisiyle yok olacak diye mutluydu.

Czeslaw  Milosz
Belki çıkar yollardan biri de bu: gözlerine 
bakmak sessizce, bir kıyıda uzaktan 
yaklaşan bir gemiyi bekler gibi, elinden 
tutmak o sıcaklığı ve yürümek, 
yürümek zamanı düşünmeden bastığın 
çakıl taşlarının hışırtısında. Hep 
söylerdin eskiden, biraz zaman tanısak belleğe, 
güzel bir unutuluşa dönüşür, derdin 
bütün o top sesleri, toz duman, akşam 
bataryada geçirdiğin karanlık nöbet saatleri.
Cevat Çapan

Belleği sonuna değin öldürmek gerek,

Anna Ahmatova
Bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır, insan o ifadeyi herşeyden çok daha fazla özler. O yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan, hatta ondan nefret ettikten sonra bile, o ifadeyi özler. Bir andır o; ama bütün zamanlara siner.
Murathan Mungan
Bu yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar
zinciridir hayat;
başka kokular, başka görüntülerle
saldırır üstüne tekleyen belleğinle
ve birden başka adlarla uyanırsın
bir dağ yamacında daldığın düşten.

Cevat Çapan
Beni tanımadın mı dedi
Bir sözcük bir sözcüğe
Çevir zamanın sayfalarını
Belleğini iyi yokla
İyi bak gözlerimin içine
Anılar devşir yüzümden
Ali Yüce
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde 
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar 

Murathan Mungan
Gün gelir bir gün 
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide 
O eski ağrı 
Ansızın geri teper. 
Dilerim geri teper. 
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.
Murathan Mungan
Anılar bitti artık, anımsamak istemiyorum;
Belleğimi ölüm almış,
Yaşamın sonu yok. 
Bütün günler
Bizim. 
Vakit geçti diyerek sen de
Bırakacaksın beni, durunca devinim.

Salvatore Quasimodo
bir yer sızlıyor belleğimde seni bir yerden tanıyorum
Turgut Uyar
Güzel anılar biriktirdim senden
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın,
Bir gün apansız gerçekleşiveren.

Metin Altıok
Çok sonra yazılır
İçinde yaşadığın günlerin şiiri
Belleği vardır yaraların
Kapandıktan sonra da işleyen
Murathan Mungan

Yüzünün unutamayacağım görüntüsü nasıl da belleğimden silinmemiş!

Demir Özlü
belleğimde yarım kalmış cümleler,
senin sesinden…
Cevat Çapan
Ama şunu diyebilirim, düşüncen batık bir yüz 
ve hevesler, üzüntüler durgun bir denizde yitik, 
ve sızar görünüşün yavaşça külrengi belleğime 

Eugene Montale
hatıran belleğimde demirleyen  bir gemi
Che Guevara

– Ey korkunç dönüş, biraz dur!
Fırsat ver zayıf belleğimizi toparlamaya!

Nikolay Alekseyeviç Nekrasov
Zayıf belleğim, sakar algılarla
Bir ömrü hatırlamak zordur kuşkusuz
Ömrüm, hey ömrüm
Seni hatırlamak için yolumu uzattım
Daha fazla zaman verdim kendime
Bu gece, bu orta yaş ovasında
Bu hat üzerinde
Bana bir tek söz söyle.
Birhan Keskin

kendimi unuttuğum bir kuyunun başındayım
seyrediyorum çocukluğumun mevsimlerini
hatırlayamam sandığım her şey
orada yeni bir masal…
hafızanın ipini bıraktım
yekpare bir düzlükteyim Sylvia
hayatla aramda bu kamaşma
belki budalaca bir şenlik.

Asuman Susam

Hafızam benim yükümlülüğüm. Hafızam benim katkım. Yoruldum, çok yoruldum..”

Zulkarnain Banday

Suyun da hafızası var:

Siz / en evvel sönen ateşin imgesisiniz

Dokunamasa da yüzüme / gövdeniz gövdemin içinde büyüdü
Siz / yüzümde açan çiçek / siz / benim nilüferimsiniz

Turgay Uçeren

Ey hafıza! Kanıyor
Ne varsa süzdüğün. Siyah zambak:
Koridorlarında usulca açan
o Civzit mektebinin. “Gecede
yazmayı mutad edindim”
daha o zamandan. Sırdır
çünkü yazı: Candan doğar
ve âyân ettikten sonra
sır olur.

Ahmet Oktay

Vapur iskelesinde buluştuğumuz bir akşam
O akşam, erkenden ayrıldık ve sonra
Hâlâ hafızamızda devam ediyordu
Unutulmuş hayatı maviliklerin
Hâlâ hatırımdadır odama son gelişin,
Ve gitmeden önce
Saçlarını tarayışın hâlâ aynada…

Necati Cumalı

Ey oğul!
Hayatımın son demlerindeyim. Günden güne zayıflıyorum. Onun için sana bu öğütleri bildirmekte acele ediyorum. Çünkü düşündüğüm bütün şeyleri sana söylemek için fırsat bulamadan ecelimin gelmesinden, vücudum gibi hafızamın da zayıflamasından, heva ve heveslerin veya dünya fitnelerinin benim nasihatımdan önce kalbine hâkim olmasından; bunun neticesi olarak da huysuz bir ata benzemenden endişe ederek sana nasihatimin bir kısmını yazıyorum.

Hz. Ali (r.a.)

Neyse ki en acı olayları en derine kaydedebilen hafıza aynı zamanda unutabilme ve hatırladıklarını yeniden kurgulayabilme yeteneğine de sahip. İnsana bahşedilen en büyük hediyelerden biri bu bence.

A. Esra Yalazan

Sen aklınla ne düşünürsen düşün, kalbin kendi hafızası var…

Murathan Mungan

Geçen gün sokağın ortasında dokunduğum ölümden sonra birşey farkettim. Dokunduğum ölülerin yüzünü asla unutmuyorum. Kalp masajı yaptığım o kadının yüzü hala gözümün önünde. İntörnken başında beklediğim adamın kolundaki çapa şeklindeki dövme ve dudaklarındaki morluk dün gibi… Gecenin bir yarısı Lalelide ölüm raporu düzenlediğim yaşlı adam da hafızamdaki mezarlıkta yerli yerinde duruyor. Anladım ki, insan dokunduğu ölüleri hiç unutmuyor. Ya şu önümüzdeki bilmem kaç piksellik ölüm fotoğraflarına da dokunsaydık… Ya dokunanlar… Ya sevdiğimiz birinin ölüsüne dokunmak…

Zehra Betül

Yapraklarda dolaşan serin bir rüzgarsın ki
Her gün eser durursun hafızamdan.

Cahit Külebi

yara dediğin sanıldığından daha derindir
asıla yara zamandır
açılıp bir sebebe
yenisiyle kaplanır
eczası, cezası sızar derine
yaraların da hafızası vardır
gülün bittiği yer
ihanet etmez kayıtsız sahibine

Murathan Mungan

Bir deniz gecesinde unuttuğun şarkıyı
Kıyı kıyı topluyor hafızan

Baki Süha Edipoğlu

İnsan işte; geriye dönük düşününce hayal kırıklıkları geliyor aklına. Acımaya başlıyor canı, nasıl olur diye sormadan edemiyor kendine. Kötü bir şey bu hafıza; eliyor eliyor, canını yakan sözleri saklıyor, sonra bir gece ansızın bir örtü yapıyor üstüne.

Azize

Ama hafızamda sizler
Öyle belirsizsiniz ki
Kokunuzun neye benzediğini bile
Becerip te anlatamam.

Fukuhara Kiyoshi

Hafıza seni anmak ödevinde mi
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri

Sezai Karakoç

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde

küçük iskender

Aklım ve hafızam da donuyor bazan:
Soğuktan değil, soğukluktan.

Süreyya Berfe

Gölde unuttuklarımızı rahatsız etmek!
oysa gölün hafızası var
ve o anımsar içinde unutulanı
ve çürüyüp kendine dahil olanı
ah! öfke için geç
çok geç artık sahrada unutulan gökyüzü için.

Birhan Keskin

İlişki dediğimiz, iki insanın ortak hafızası.

Tanrıya, bize, acılar kadar sevinçleri, kötülükler kadar iyilikleri de aynı güçte hatırlatacak bir hafıza bahşetmesi, bizi kendi hafızamızdan ve ilişkimizden koruması için yakarmaktan başka elimizden ne gelir?

O güne dek ayrılışlar ve acılar çekmekten başka…

Ahmet Altan

Ben unutmak istemiyorum,ölürken bile
Hafızamı yanıma gömün!Vasiyetimdir!
A.Kadir Bal
Ve dedim onlara:
Kim bir bahçe görürse tahtanın hafızasında
Ebedî, coşku ormanının esintisinde kalacaktır yüzü

Sohrab Sepehri
Hep öyledir.
Sende kalandır aşk.
Gerisi hafızanın seçtikleri, reddettikleri.
Aşk izi yazı.
Yazdığın aşk izi.
Murathan Mungan
insan tanıdık birini arar kötü kararlar verirken
kolların hafızası en doğruyu hatırlar

Osman Konuk
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni..
Özdemir Asaf
Yitik hafızam: Öksüz çocuğum benim
kendini unutma olur mu?

Birhan Keskin
Bir kız sevmiştim bir zamanlar
Sessiz – sedasız
Ne dilerse yapacaktım benden
On dördünde ay gibi tamdı sevdamız
Ama şimdi zamanın külleriyle örtülüdür
Gönlüm baştan başa.
Uzun uzadıya yeretti bunlar hafızamda
Koca bir ömür boyu
Mezarlarında kaldı sevdalarım
Ho Chih – Fang
Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.

Kürk Mantolu Madonna-Sabahattin Ali
”hafızamı kaybetttim, dedim doktora..
“bir tek, onu sevdiğimi hatırlıyorum…”
Küçük İskender
Hayatımız boyunca duyduğunuz bütün sesler arasında en
Az tanıdığımız,daha doğrusu hiç tanımadığımız tek ses,
Kendi sesimizdir. Başka sesler bize birçok şeyi hatırlattığı
Halde kendi sesimiz bize hiçbir şey hatırlatmaz. Sesimiz,
Hafızamızda tek bir ışık bile yakmaz.

Ahmet Altan
bellegim Baba, "hatıran belleğimde demirleyen  bir gemi"

Hazan Bahçeleri

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

Yahyâ Kemâl Beyatlı

hazan-bahcesi Hazan Bahçeleri

Tomas’la Vedalaşma

Sanadır, kuşatılmış arkadaşım,
ak dağların berrak sularına,
batık gemi düşünün seni bağladığı yere
gider ayrılık şarkım.
Uyandım bugün
yelkenlerimde kanatlanma arzusuyla,
haberleşme mumları tutuyorum
duygusuz pusulanın gösterdiği
zaman limanına giderken gemi.
Dilimi rüzgara veriyorum
sözcüklerini gergin gergin tutmak,
taze acılarından bir şeyler alıp götürmek için
yaşamakta olduğun şaşkınlıkları paylaşmaya.
Yastığını yeşerten
bahar da yitti gitti.
Ayrılışımı kastetmiyorum,
artık yol almayan gemin için diyorum.
Anlıyorum seni kırık kanatlı kırlangıç,
isterdim Kastilya çeşmesine götürmek,
başa çıkabileceğin güçle donatmak.
Olaylara eğilmiş bir doktor olsam bile
onları değitiremiyor, ancak anlayabiliyorum.
Bununla birlikte sihirli bir çözümüm var,
Bolivya’da bir madende,
belki de Şili’de, Peru veya Meksika’da
ya da yıkılmış Sonora İmpataratorluğunda,
Afrika Brezilya’sının siyahi bir limanında ya da
belki de her noktada bir kelime
öğrendiğimi sanıyorum.
Bu çözüm çok basit,
etrafıyla ilgilenme, saldır tepeye.
Birleştir genç ellerini yaşlı kayayla,
günden güne ufak dalgalar halinde
kıpırdayan kırmızı mercanlara nabzını daya.
Günün birinde, hatıram ufuğun ötesinde
bir yelkenli olsam bile
ve senin hatıran belleğimde demirleyen
bir gemi olsa bile
geleceğe doğru neşeyle yürüyen
ufuktaki kızıl yoldaşları gördüğümde
şaşkınlıkla haykırmaya başlayacak kuşluk vakti.
O korkunç ve beyaz soğukkanlı kötüler
şaşkınlığa uğramış gece gibi gerisin geri dönecekler.
İşte o zaman, dört duvar arasında
solgun şair,
evrenin şarkıcısı olacaksın
ve sen bahtı kara, ince ruhlu, hasta şair
halkın güçlü şairi olacaksın.

Che Guevara
Çeviren: Adnan Özer – Vilma Kuyumcuyan

vedalasma Tomas'la Vedalaşma

Münâcât

Hak Te’âlâ ‘azamet ‘âleminiñ pâdişehi
Lâ-mekândır olamaz devletiniñ taht-gehi

Hâsdır Zât-ı İlâhisine mülk-i ezelî
Bî-hudûd anda olan kevkebe-i lem-yezeli

Eser-i hikmetidir yerle göğüñ bünyâdı
Dolu boş cümle yed-i kudretiniñ îcâdı

‘İzzet ü şânını takdis kılar cümle melek
Eğilir secde eder pîş-i celâlinde felek

Emri vech üzre yer eyler gece gündüz hareket
Değişir tâzelenir mevsim-i feyz ü bereket

Pertev-i rahmetinin lem’asıdır ayla güneş
Tâb-ı hışmından alır alsa cehennem âteş

Şerer-i heybet-i ‘ulviyyesidir yıldızlar
Anlarıñ şûlesi gök kubbesini yaldızlar

Kimi sâbit kimi seyyar be-takdîr-i Kadîr
Tañrı’nıñ varlığına her biri bürhân-ı münîr

Varlığın bilme ne hâcet küre-i âlem ile
Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile

Göremez zâtını mahlûkunuñ âdî nazarı
Hisseder nûrunu amma ki basiret basan

Vahdet-i zâtına ‘aklımca şehâdet lâzım
Can ü göñlümle münâcât ü ‘ibâdet lâzım

Neş’e-i şevk ile âyâtına tapmak dilerim
Anla var Hâlik’ima gayri ne yapmak dilerim

Ey Şinâsî içimi havf-ı İlâhî dağlar
Sûretim gerçi güler kalb gözüm kan ağlar

Eder ‘isyanıma gönlümde nedâmet galebe
Neyleyim yüz bulamam ye’s ile afvım talebe

Ne dedim tebeler olsun bu da fi’l-i şerdîr
Benim özrüm günehimden iki kat bed-terdir

Nûr-ı rahmet niye güldürmeye rû-yi siyehim
Tañrı’nıñ mağfiretinden de büyük mü günehim

Bî-nihâye keremi âleme şâmil mi değil
Yoksa âlemde kulu âleme dâhil mi değil

Kulunuñ za’fına nisbet çoğ ise noksanı
Ya anıñ kahrına galib mi değil ihsanı

Sehvine oldu sebeb ‘acz-i tabiî kulunuñ
Hem O’dur âlem-i ma’nîde şefî’i kulunuñ

Beni ‘afvetmeğe fazl-ı ilâhîsi yeter
Sanma hâşâ kerem-i nâ-mütenâhîsi biter

Şinâsi

munacaat Münâcât

Gazel

Yıkıldı ‘aşkla âbâd gördüğüñ göñlüm
Gubâr-î kalmadı bünyâd gördüğüñ göñlüm

Sadâ-yı pür mekis şükîh sâz eder şimdi
Figân ü nâleye mü’etted gördüğüñ göñlüm

Ne dine hayr eder oldu ne hângâha henüz
Nedim-i meclis zehâd gördüğüñ göñlüm

Kemend ‘aşk da bir şahsûvarıñ oldu şikâr
Bu damgâhda şeyyâd gördüğüñ göñlüm

Henüz o mürşÎd hüsnüñ mürîd gemterîdir
Târik-i ‘aşkda erşâd gördüğün göñlüm

Cemâli mektebine oldu bir bütün şâkirde
Fünun-ı ‘aşkda üstâd gördüğüñ göñlüm

Yolunda bir şeh hüsnüñ nazım-ı zâr gibi
Kul oldu başına âzâd gördüğüñ göñlüm

Nâbi-zâde Nâzım

nabizade-nazim Gazel

Gazel

Renc-i hâtır vermesin feryâd ü efganlar saña
Gül’izârım sen hemen sag ol fedâ cânlar saña

Çok mudur serderhava-yı zülfüñ olmak rûzigâr
Bir perîsın kim müsahhardır Süleymanlar saña

Cünbiş-i müjigânını hâtır nişân kıl muttasıl
Bergüzâr-ı yârdır, ey dil, bu peykânlar saña

Sen ki şâh-ı hüsn ü ansın elverir mi sevdiğim
Dilşikenlikler, bu nakz-ı ‘ahd ü peymanlar saña

Kandesin ey dâmen-i ümmid bilsem kandesin
Çâkiçâk-i hasret olmuştur girîbanlar saña

Sen hırâm etseñ gelir cûşa melekler şevkten
Yâ nasıl sabretsin insâf eyle insanlar saña

Hey ne sengin-dilsin ey kâfir ki te’sir eylemez
Âhlar, feryâdlar çâk girîbanlar saña

Âşikâne bir zemîn-i tâze gösterdiñ Ziyâ
Gıbta eylersen şâyandır sühandâlar saña

Ziyâ Paşa

feryad Gazel

Yâd Et

Vakta ki gelip bahâr …Yekser
Eşyâda ‘âyân olur tagayyîr,
Vakta ki hezâr-i ‘aşk-perver
Yapraklar ile edip tesettür
Bilmem kime karşı hasretinden
Bâşlar nev-hâta bî-te’ahir…
Kıl gökyüzünüñ letâfetinden
Sifiyet-i ‘aşkımı tahattur
Yâd-et beni bir dakîka yâd et

Bir leyl-i sükûn-nemada tenhâ
Oldukta nesîminin serâb
Kold-ı çeşmiñ ‘atf-ı semt-i balâ
Sevdalar içinde nûr-ı mehtâb
Oldukça derûnunâ gamm-ı efzâ
Eyle o geçen demi tezekkûr
Pîş-i nazarın da sath-ı deryl
Ettikçe temevvic ü tenevvir
Yâd et beni sâkitâne yâd et

Vakta ki sabâha karşı nâgâh
Bir zevrak ic;inde tek bir insân
Hasretle çekip bir âteşin âh
Titrek ses ile olur gazel-hân
Ol âh hazîn ‘âşîkane
Ol gamlı terâne’i tahassür
Bî şebhe edince kalb ü hâne
Îcâb te’essür ü tekeddür
Yâd et beni gizli gizli yâd et!

Bir kalb rakik-i nâ-tüvânla
Firkatte be çektiğim bilinmez
Hicrânla, sitemle, imtihânla
Amma ki vefâ-yı dil silinmez
Sevdimse seni bu türlü sevdim
Sensiñ baña mâye-i tefekkür!
Ettikçe lisânım üzre dâ’im
Eskâr-ı muhabbetin tekerrür
Yâd et beni sen de gâh yâd et

Vakta ki hulûl edip eylül
Müstagrak-ı hüzn olur tabi’at
Vakte k ibir iğbirâr-ı meçhûl
Eyler dilini esîr –i kasvet
Seyret o sehâbeyi semâda
Ettikçe hazin hazin takattur
Bir rikkat ile hilâf-ı ‘âde
Şâyet ola yaşla gözleriñ pür
Yâd et beni ol zman da yâd et

Vakta ki durup şu kalb-i gam-nâk
Toprakta nihân olur vücûdum
Vakta ki dolup dehânıma hâk
Şevkiñle tamâm olur sürûrum
Tenhâ geceler de bir hayâlet
Manzûruñ olunca bittahayyür
Yum çeşmini bâ-kemâl-i rikkat
Bedbahtî-yi aşkım et tasavvur
Yâd et beni gamlı gamlı yâd et

Recâ’zâde Ekrem

yad-et Yâd Et

Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk.

Babamı çok severdim. Ama o kadar çok çalışırdı ki, pek göremezdik. Zaten polisten kaçtığı ya da hapiste olduğu zamanlar olduğu gibi, ‘Zübük’ gazetesini çıkarırken eve haftada bir geldiği zamanlar olurdu. Büyüdükçe babamla giderek daha fazla arkadaş olmaya başladık. Bana çok güvenirdi, her yaptığımı da beğenirdi. Ben de onun güvenini kırmamak için elimden geleni yapardım. Ders çalışmak dışında!

Babamın baskın biri olduğunu hiç düşünmedim doğrusu. Belki de baskındı ama ben öyle hissetmedim… Hayatımda kendimi yanında en rahat hissettiğim kişi babamdır. Beni anlar, kusurlarımı bağışlar, beni koşulsuz sever… Daha ne olsun?

Küçük yaşlarda babam hep masallar anlatırdı. O kadar güzel anlatırdı ki… Aynı masalı kırk defa dinlemekten sıkılmazdık. Aslında çoğu da masal değildi zaten. Ali’yle Ahmet okula gideceklermiş de çantalarına neler koymuşlar. Bu kadar basit bir hikâye güzel anlatılır mı? Anlatılır! Babamdan dinlerseniz en basit konunun bile büyüsüne kapılırdınız. Ama babamın çok zamanı yoktu; her zaman para kazanmak zorundaydı, çalışmalıydı, sürekli de çalışıyordu zaten. Geceleri ona yalvarırdık “Bize masal anlat” diye, o da dayanamaz anlatırdı.

Babam şömineyi yaktığında karşısına geçip kitap okurdum. Özellikle pazar günleri bütün günümü orada geçirirdim. Bazen bir elma yerdim kitap okurken. O elma o kadar çok hoşuma giderdi ki… Bir gün babamın yanına gidip, “Pazar günleri elmanın tadı daha güzel oluyor değil mi?” diye sordum. Kafasını işinden kaldırıp gözlüklerinin üstünden bana gülümseyerek baktı ve “Evet öyledir” dedi, “pazar günleri daha güzel olur elma.” Yıllar sonra bunu kendisine anlattığımda, “Demek öyle demişim… Doğruyu söyleyecek zamanım yokmuş anlaşılan” demişti.

Babamla birbirimize benzemiyoruz. Babam, bizimle birlikte olduğunda iyi bir babaydı, ben o kadar iyi bir baba değilim. Daha sakindi, ben o kadar sakin olamadım. Ama şunu da söyleyeyim ki ben doğduğumda babam 40 yaşını aşmıştı. Galiba üç ve dört numaralarda babalığım biraz daha babamın babalığına benzemeye başladı. Yaşla birlikte insan elbette her konuda daha tecrübeli oluyor.

Babam öldükten sonra kendimi yalnız ve savunmasız hissettim. Kendi başıma kalmıştım. Artık düşüncelerine güvendiğim, en uçuk düşüncelerimi sınadığım, her türlü sorunun üstesinden gelen kişi yoktu. Daha da önemlisi vakıf üstüme kalmıştı. Haydutlara karşı tek başıma olduğumu çabuk kavradım.

Babamın ölümünden sonra hayatımda büyük bir boşluk oldu tabii. Daha geçen gece rüyamda gördüm. Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk. O zaman babam sanki tam olarak ölmemiş gibi geliyor bana. Çünkü rüyalarımda çok canlı, çok kendisi. Ve daha geçenlerde kendimi “Bu konuyu babamla konuşayım” derken yakaladım. Ölümünü hâlâ tam olarak kabullenmiş olduğumu söyleyemem. Ama galiba bir oğul, babası öldükten sonra gerçek anlamda büyüyor. 

Ali Nesin

ali-nesin-aziz-nesin Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk.

-Kadınlar konusunda neden iyi değilsiniz?

-Hangisi söyledi?

-Sizden okudum. 

(Ali Nesin ile yapılan röportajdan)

ali-nesin-ve-kadinlar Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk.

“Oğlum bana akıl vermeye kalkıyor diye kızacak enayi babalardan değilim çok şükür. Oğullarımın aklını gereksindiğim zamanlarım da olur elbet. Kendisini dünyanın en akıllısı sananlar, dünyanın en aptallarıdır. Benim de elbet göremediğim eksiklerim, yanılgılarım, yanlışlarım vardır. Oğlum, 25 yıllık evliliğimde 25 saat mutlu olmadım, müthiş işkenceler çektim. Evet başka kimse dayanamaz, katlanamazdı. Belki birbirimize göre eş değildik ama annen kime göre, hangi erkeğe göre eş olabilirdi ki? Benim bildiğim dünyanın en şanslı kadınıymış. Bunu kendisine çok söyledim, çok anlattım. Oğlum iyi koca oldum, iyi eş oldum, iyi arkadaş oldum ve aslında iyi, çok iyi insanım. Kendimi övmek için söylemiyorum ama böyle. Hep veren insanım. Ne yazık ki, ben bu işi beceremedim. Siz oğullarımın evliliği başarmanızı diliyorum. Bizim kitabımızda ihanet yoktur. Çok söylendiği gibi, benim bütün başarısızlığıma karşın, evlilik modası geçmiş bir kurum değildir. Karınıza hiç ihanet etmeyin. Bu yüzden hep ‘Sizden çok genç kızla evlenin’ deyip durmuştum. Çoğunlukla kadın erkekten önce yaşlanıyor. Karınızdan bıkıp ona ihanet etmenizi istemiyorum. Ben etmedim hiç. Yaşamıma başka kadın girdiyse, buna zorunluydum, artık annen benim eşim değildi. Nikâhın yetmediğini hep anlattım…

(Aziz Nesin’in mektubu)

aziz-nesin-ali-nesin Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk.

Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde

Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlm bir kîl ü kâl imiş ancak

Fuzûlî

Sâlik-i râh-i hakikat aşka eyler iktidâ

Fuzûlî

Vâdî-i vahdet hakikatte makam-ı aşktır.
Kim müşahhas olmaz ol vâdîde sultândan gedâ

Fuzûlî

Cevherinden eylemek cismi cüda âsân değil.
Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil.

Fuzûlî

Âlemi pervâne-i şem’-i cemâlün kıldı ışk.
Cân-ı âlemsin fedâ her lahza min cândır sana

Fuzûlî

Aşk derdinin devâsı kabil-i derman değil
Terk-i can derler bu derdin mu’teber dermânına

Fuzûlî

Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana

Fuzûlî

Aşk bir şem-i ilâhîdir benim pervânesi

Hayâlî

Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey


Fermân-ı aşka cân iledür inkiyâdımız.
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız

Bâkî

Men eyleyemez mes’ele-i aşkı müderris

Bâkî

Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet

Şeyhülislâm Yahyâ

Bîgânedir muâmeleniz akl u hûş ile.
Gûyâ derûn-ı sînede mihmânsın ey gönül

Nedîm

Kimden istifsar idem keyfiyyet-i aşkı aceb
Ârif-i agâh serhoş vâkıf-ı esrar mest

(Meçhûl)

Ta kıyâmet fasl olunmaz şûriş-i bilir âşık

Hızırağazâde Fehîm

Bir şu’leye can vermede pervâne-mizâc ol

Yenişehirli Avnî

Lisân-ı aşkı bilir terceman bulunmadı hiç

Neccar Zade Şeyh Rıza

Eğerçi söylemez ammâ neler bilir âşık

Hızırağa Zade Said

Gûyâki Padişâh olurum milk-i âleme
Meşgûl-i şerh-i aşk ü garâm olduğum zeman

Yenişehirli Avni

Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister, hem istemez

Hâzım

Ben derd-i aşkı söylemesem başka derd olur

Fâik Memduh


Bir istiyor insan onu bir istemiyor, âh
Sevmek dahi doğmak gibi, ölmek gibi bir şey

Cenâb Şehâbettin

Her derde çâre var güzelim, aşka çâre yok

Abdülhak Hâmid


Fânilere bir ömr-i müebbed yaşatan aşk

Abdülhak Hâmid

Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler

Yahyâ Kemâl

Ehl-i akl anlamaz efsûs lisân-ı dilden
Zanneder âşık-ı divâne muammâ söyler

Yahyâ Kemâl


HÜSN Ü ÂN

Esrâr-i kâinata ezel cür’adan iken
Ben hânkah-i aşkta hayrân idim sana

Hayâlî


Göz ucuyla âşıka geh lûtf eder gâhî itâb

Nef’î

O şûh âyinede aksiyle eyler güft ü gû Nâbî
Bilen söyler nikât-ı râz-ı hüsnü bilmeyen söyler

Nâbî


Çıkmış henûz hâne-i âyineden o mah
Esrâr-ı hüsn ü ânına hayrân olup gelir

Nedîm

Ben bugün bir nevbahâr-ı hüs nü ân seyreyledim

Nedîm

Baharı neyleriz ol gülizâr-ı gonce femin
Gülüb açılması bin nevbahâra değmez mi?

Nâilî’i Kadîm

Lâl olur bülbül iştse râz-ı güftârın senin

Nâilî-i Kadîm

Güzel tasvîr idersin hâl u hatt-ı dilberi ammâ
Füsûn u fitneye geldikde ey Behzâd n’eylersin

Bahaî

Bir az gel bağa, bülbül dinle, gül seyret, açıl cânâ
Ki sen dâhî henüz âçılmamış bir gonce-i tersin

Nedim

Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dili bî-karâra düşdü

Gâlib Dede

Süzme çeşmin, gelmesün müjgân müjgân üstüne

Râsih

Hüsn olur kim seyr iderken ihtiyâr elden gider

Ziya Paşa

Ne zaman istese güzeldir o

Abdülhak Hâmid

Her âh bir hitâb idi körfez’de dün gece
Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana

Yahyâ Kemâl


HEVÂ VÜ HEVES

Yetmez mi temâşâ-yı cemâl el de sunarsın
Ey âşık-ı mihnetzede, buldukça bunarsın

Sâmî Mustafa

Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni

Fuzulî

Secdedir her kande bir büt görsem âyinim benim
Hâh kâfir, hâh mü’min tut budur dinim benim

Fuzûlî


Hunkâr şehre geldi deyü seyre çıkdılar
Her güşe mehlikâ dolu, Hunkâra kim bakar

Vizeli Behişti

Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya

Rûhî-i Bâğdâdî

Mecnûn ne bilir kaide-i nâz ü niyâzı
Âşık mı sanır kendin o mecz^b-i mahabbet

Nef’î

Hevâyı aşka uyub kûy-i yâredek gideriz
Nesim-i subha refîkız bahâradek gideriz

Nâilî-i Kadim


Bir âşina nigâha da mı fırsat olmasın

Nedîm-i Kadîm

İnsâf olunsa biz de rakibin rakibiyiz

Nâbi

Bahâne-cûy-i vuslat oldugum yâre duyurmuslar
Nifâk etmişler ammâ mânevî himmet buyurmuşlar

(Meçhul)

Açılır elbet nesîm-i nev-bahâr essin hele
Bend-i dîl muhkem değil bend-i nikâbından senin

Nedim

Ol perçemin nazîrini, hâtırdamı gönül
Görmüş idin geçen sene, sünbül zemanları

Nedim

Bakılmaz hâtır-ı ahbâba hiç dilber hususunda

Ragıb Paşa

Ruhsat bulunur dâmen-i canân ele girmez
Canan bulunur gûşe-i imkân ele girmez

Haşmet

Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler

(Meçhul)

Ne anlıyor acabâ sevdiğim meâlimden

Nigâr Osman


AYŞ Ü NÛŞ

Ben vâr iken gerek bana bû zevk ü bû safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse turâbımı

Adnî (Bâyezid-i Sânî)

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
Ben kimem sâki olan kimdir mey ü sahbâ nedir

Fuzûlî

Etse ger Nef’î nola gönlüyle dâim bezm’i hâs
Hem kadeh hem bade, hem bir şûh sakidir gönül

Nef’i


Geh câm-ı bâde nûş ideriz, gâh hûn-i dil
Biz ruhsat-ı zemâna göre işret eyleriz

Sabri-i Şakir

Bir elinde gül, bir elde câm geldin sâkiyâ
Kangısın alsam gülü, yâ câmı, yahud ki seni

Nedim

Ayağın sâkınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun

Nedim

Bezm o bezm, ahbâb o ahbâb, işret o işret değil
Mey o mey, sakî o sakî, hâlet o hâlet değil

Pertev


Meyhâne yıkıldı, mest ayakda

Abdülhak Hâmid

Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde
Bir sofrada içdik ikimiz aynı emelde

Yahya Kemal

AŞK Ü GARÂM

Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan

Bursalı Ahmed Paşa

Cânıma bir merhabâ sundu ezelden çeşm-i yâr
Öyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim

Bursalı Ahmed Paşa

Ben âşıkım, hemişe sözüm âşıkânedir

Fuzûlî

Aşkında mübtelâlığımı ayb iden sanur
Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana

Fuzûlî

Göklere âçılmasın eller ki dâmânındadır

Fuzûlî

Sûfî mecâz anladı yâre mahabbetim
Âlemde kimse bilmedi gitdi hakikatim

Emri

Senin mahzunun olmak bâna şadan olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak ellerle handan olmadan yeğdir

Nev’î

Gönüldendir şikâyet, gayrdan feryâdımız yokdur

Nev’î

Yâreb ne vâdîdir bu kim can teşne cânân teşnedir

Bâki

Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum

Nef’î

Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur

Nef’î

Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem ölürüm
Ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur

Nef’î

Bir cebinin, bir dahi zülf-i siyehfâmın bilür
Dil ne subhun fark ider Billah, ne akşâmın bilür

Nedim

Sinede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
Geçme ey rûh’i revân ömr-i şitâbânım gibi

Nedim

Candan geçer de ben yine geçmem niyâzdan

Abdülhak Hâmid

YÂR İLE CÂNÂN

Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen

Bursalı Ahmed Paşa

Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek

Yavuz Sultan Selim

Kudretim yok hâlimi arzitmeğe canânıma

Usûlî

Küfr-i zülfün salalı rahneler imânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perişanımıza

Fuzûlî

Sergeşteliğim kâküli müşkinin ucundan
Âşüfteliğim zülf-i perîşanın içündür

Fuzûlî

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletlü sultânım

Fuzûlî

Kâşkî sevdiğimi sevse kamu halk-i cihân
Sözümüz cümle heman kıssa-i canân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey

Dikkatler ile seyr ideriz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı

Bâki

Geh âlem-i müşâhade, geh âlem-i hayâl
Bir lahza yârsız kalamam, âdetim budur

Sâlih

Bu gün şâdım ki yâr ağlar benimçün

(Meçhul)

Görmemek yeğdir, görüb divâne olmakdan seni

Sâbit

Nesin sen, ben de bilmem, canmısın, cananmısın kâfir

Nedim

Nâzdan hâmûşsun, yoksa, zebânın duymadan
İstesen bin dâsıtan söylesin ebrûlerle sen

Nedim

Sevdiğim meşk-i nigâh eylersin âhûlarla sen

Nedim

Nigehin böyle neden hastadır ey şûh senin
Gözlerin bezm-i ezelden beri mahmur gibi

Nedim

Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî pervâ seni
Kim yetişdirdi bu gûne servden bâlâ seni

Nedim

Yârimi gördüm, bu gün dünyâ görünmez dîdeme

Hayri

Çeşmini gördüm, unutdum derdi de, dermânı da

Gâlib Dede

Gizlesem de, âşikâr itsem de, cânımsın benim

Gâlib Dede

Kâilim didârını rüyâda olsun görmeğe

Pertev

Mâhitâba bakamam yâr gelür hâtırıma

Zekâî


Görsem seni helâk olurum, görmesem helâk

Vâsıf-ı Enderûnî

O gül endâm bir âl şâle bürünsün, yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün

Vâsıf-ı Enderûnî

Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik

Yenişehirli Avni

ÂH MİN EL-AŞK

Bende Mecnûndan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Aşık’ı sâdık benim, Mecnûnun ancak âdı var

Fuzûlî

Cânı cânan dilemiş, vermemek olmaz ey dil

Fuzûlî

Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesün her kim ki kıyamaz cânına

Fuzûlî

Cânımı cânan eğer isterse minnet cânıma
Can nedir kim anı kurbân itmeyem cânânıma

Fuzûlî

Min cân olaydı kâş men-i dilşikestede
Tâ her birile bir gez olaydım fedâ sana

Fuzûlî

Gönül derler ser-i kûyünde bir divânemiz kaldı

Hayâlî

Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl itmez
Ol gülzarız ki âteşdir gülü şebnem kabûl itmez

Râmî Mehmed Paşa

Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda Mecnûn bîdler divâne cûler vâr idi

Nedim

Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş
Tek zülfünü göreydim, bahtim siyâh olaydı

Bayburtlu Zihni

KELÂL Ü MELÂL

Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dilber, Nedim
Bir peri-rüret görünmüş, bir hayâl olmuş sanâ

Nedim

Derd oldu şimdi bâşıma dermân sandığım
Bir âfet oldu cânıma cânân sandığım

Halimgiray

Gönül mahabbetli bir âdet eylemiş yoksa
Ne bende aşk, ne sende cemâl kalmışdır

(Meçhul)

Güller âhir râm olur ammâ hezâr elden gider

Ziya Paşa

Sende mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmakdasın
Uslan ey dil, uslan artık, ihtiyâr olmakdasın

Recâi zade Ekrem


KÂM Ü VUSLAT

Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazası yok

Nesîmî

Arzû-yi vasl-ı cânân câna âfetdir gönül

Fuzûlî

Yakmağa beni yeter hayâlin
Yokdur bana tâkat-ı visâlin

Fuzûlî

Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir

Fuzûlî

Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın
Hâlet-i aşkı hikâyet kıl zebânın duymasın

Hayâlî

Kadem kadem, gice, teşrîfi, Nâilî, o mehin
Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi

Nâilî-i Kadim

Gelmez hayâl-i vuslat ile hâb bir yere

Fasîh Dede



Şâm-ı vasla ne kadar dense sezâ Şâm-ı şerîf

Nâbî

Lal-i yâr ağzında ammâ vâ-pesin olmuş nefes
Âşık-ı bîmârı gördüm cân verip c^n almada

Nedîm

Bûs-ı la’lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
Kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni

Nedîm

Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz
Gülün tebessümüne bülbülün terânesine

Nedîm

Şöyle pinhân gidesin kûyıne cânânın kim
Râh ola hemdemin ammâ o da hâbîde gerek

Nedîm

Cânâ sabâh eriştiği hâtır-nişan mıdır
Senden Nedîm-i zâr dahi kâmın almadan

Nedîm

Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr ateş

Gâlib Dede

Dil-i gam-didenin bir kerre handân olduğun gördük
O naşâdın hele bir kerre şâdan olduğun gördük

(Meçhul)

Yâre faş’it râzını amma zebanın duymasın
Güftü gûyi vuslat-ı ruhi-î revanın duymasın

Yenişehirli Avnî

Öyle bî-hûş ol kemâl-i mestî-i vuslatla kim
Yâr âgûşunda yatsun cism ü cânun duymasun

Yenişehirli Avnî

Birlikte öyle tatlı zamanlar geçer ki rûh
İster seninle bir ebedî zevk-ı imtizâc

Tevfik Fikret

Hoş geçen her dem-i sevdâ ebediyyet sayılır

Tevfik Fikret

İşveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb

Ahmed Hâşim

Uçmakta bu âteşli havâda
Vuslat demi, bir kuş gibi bî-tâb

Ahmed Hâşim

Hayât-ı vaslını görmekle kanmıyor nazarım
Hayât-ı vaslının üstünde bir hayât ararım

Cenâb Şehâbettin

Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez,
Gül solmayı mehtâb azalıp bitmeği bilmez

Yahyâ Kemâl

Ömrün bütün ikbâlini vuslatda duyanlar

Yahyâ Kemâl

Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahyâ Kemâl

FİRÂK VE HİCRÂN

Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş

Usulî

Nezr etmişim firâkına kim yok nihâyeti
Nakd-i sirişkimi ki tükenmez hizânedir

Fuzûlî

Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni

Fuzûlî

Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb-tâ-seher bîdâr olandan sor

Fuzûlî

Zulmet-i hicr etdi çok mübhem işi rûşen bana

Fuzûlî


Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

Selîmî ( Selîm-i Sânî)

Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi virân olsa
Ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa

Taşlıcalı Yahya Bey

Güşad-ı gonce-i dil kaldı bir bahâra dahi

Zâmîrî

Şayet görüp terahhum ede hâksârını
Ömrüm geçince bekleyeyim reh-güzârını

Cevrî

İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

Neşâtî

Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir

Nâbî

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ’at

Sâbit

Ey şâm-ı hicr hiç seherin yok mudur senin

Çelebizâde Âsım


Belâ-yi keşmekeş-i intizârı benden sor

Nedim

Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne

Râsih

Mir’ata bakma bir iki gün eyle tecrübe
Sabreylemek firâkına müşkil değil midir

Nahîfî

Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler

Râgıp Paşa


Gören sanur ki safâdan semâ-ı râh iderim
Döner döner bakarım kû-yi yâre âh iderim

Esrar Dede

Ağlatmayacakdın, yola bakdırmayacakdın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma

Esrar Dede

Su uyur, düşman uyur, haste-i hicrân uyumaz

Gâlib Dede

Değil vuslat murâdı firkati tecdîde gelmiştir

Gâlib Dede

Yârin bize bir selâmı yok mu

Gâlib Dede

Banâ duzehden ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Diraht âteş, nihâl âteş, gül âteş, berk ü bâr ateş

Gâlib Dede

Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem

Vâsıf-ı Enderûnî

Bana bin saat olur bir şeb-i yeldâ sensiz

Şeref Hanım

Kış geldi firâk açmadadır sîneme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre

(Meçhul)

İmkân yoğimiş çünki telâkiye bütün gün
Göndermeliyim almalıyım bir haber olsun

Recâizâde Ekrem

Geldi ammâ neyleyim, sensiz behârın şevki yok

Recâi Zade Ekrem

Hicrân biter mi, girye-i hicrân diner mi hiç

Tevfik Fikret

Eyvâh ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı

Abdülhak Hâmid

Ötme ey bülbül-i avâre ki hicran uyusun

Fâik Âli


YÂD VE TAHATTUR

Hayfâ ki geçdi bilmedik ol hoş zamân idi

Şehzâde Cem

Hâb-ı gafletde geçen ömrümü rü’yâ gördüm

Zâtî

Hayâlile tesellidir gönül meyl-i visâl itmez
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl itmez

Fuzûlî

Geçmiş zemân olur ki hayâlî cihan değer

Hayâlî

Hayâl-i yâr gibi varmı bir refik-i şefik

Ruhi-i Bağdâdî

Gözümde kaldı o demler misâl-i hâb ü hayâl

Nazîm

Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ

Sâmî

Kani ol gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hâtıra geldikçe gülüşdüklerimiz

Şinâsi-i Kadim

Ömr âhir olur sohbet-i dildâre doyulmaz

Yenişehirli Avni

Civanlık âlemin yâd etmeyen bir pîr yokdur yok

Hersekli Ârif Hikmet

Ağlarım, ammâ niçün, bilmem kiminçün ağlarım

Recâizâde Ekrem


Seni söyler bana dağlar, dereler

Recâizâde Ekrem

Yâd et beni gizli gizli yâd et

Recâizâde Ekrem

Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen gölgelenen dünyâda

Ahmed Hâşim

Gel söyleşelim seninle ey yâr
Geçmişdeki mâcerayı tekrâr

Abdülhak Hâmid

Mâzim ile âşinalığın var

 Abdülhak Hâmid

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazân bağçelerinden

Yahyâ Kemâl


Yâd et ki sevişdikti ilâhî adalarda

Yahyâ Kemâl

Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde

Yahyâ Kemâl

Mehtâb iri güller ve senin en güzel aksin
Velhâsıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde

Yahyâ Kemâl

Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde
Aşka Dair Seçilmiş Mısralar ve Beyitler
Abdülhak Şinasi Hisar / YKY Yayınları 2012
(İlk Baskı 1955)

aska-dair-secilmis-misralar-ve-beyitler Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde