O zamanlar ben her gün
Şub 23
Yeni Bir Aşktan Önce
Şub 23
Planör
sana uçak alamıyorsam türkiye ekonomisi kötü gidiyor demektir
ama düşün ve unut hemen şimdi, bisiklet ölüme inandırmaz insanı
sana uçak almak da istemem, motorların sesindeki aldatır bizi
Şub 23
Güzel’e
* Bana yalnız güzel yanlarını gösteriyor: Güzel.
Bana kendini olduğu gibi gösteriyor: Gerçekten güzel.
* Güzellik bir bütünün sonucudur. Bunun için kolay görülmez, kolay varılmaz, kolay anlaşılmaz.
* Birdenbire kendini veren güzellik, birdenbire gider… Gelişi gidişi yararlıdır.
Salt güzelin ayağa düşmesini güzelliğin bu türü önler.
* Yeni: Zaman içinde herkesin değmediği.
Güzel: Alan içinde herkesin görmediği.
* Nasıl gelirsen gel, gelince nasıl olursan ol.
Giderken olabileceğin en ulu yön iyi olmandır. En küçüğü..
Hiç olmazsa güzel olmak.
* Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir. Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir. Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.
* Bir de en güzeli vardı
Sözünü unuttuğum.
* En güzelleri unuttuklarım değil en unuttuğumdu.
* İyiyi mi seçersin, güzeli mi? diye sorsalar bana.
Her ikisini de ikiye böler, yarım birinden yarım öbüründen bir harman yapar kafamla gönlüm arasında paylaştırırdım, derim.
Nasıl olsa onlar sonra kendi aralarında değiş-tokuş yapacaklardır da ondan.
* Güzellik bir görüntü, çirkinlik bir bilintidir.
* Güzel bir kadının başkasından hiç duymayacağı sözlerdir
I
Ben sizi hiç sevmeyeceğim.
Söz veriyorum.
II
Benimle aç kalır mısınız
Biraz konuşalım.
III
Size nasıl bir kötülüğüm dokunabilir
Lütfen söyler misiniz.
IV
Siz şımarıksınız ama bu size yakışıyor
Ama ya aptallığınız..
Özdemir Asaf
Şub 23
Gitmeler, Hiç Olmadığın Yerlerden…
Kapıma kadar dayanan yolculuklar düştü şimdi peşime.
Bırakıp da gidilesi hayatlar var hayatımın içinde…
Bense bir limana ait tekne gibiyim; her yanımdan bağlıyım, gemici düğümleriyle.
Ve düğümler; yerinde saymaları getiriyor beraberinde.
Bir çividen bile kararlı, çakılıveriyoruz olduğumuz yere.
Kim bilir zamanın vurduğu kaç çekiç darbesinden sonra, gitmeyi bile deneyemeyeceğiz artık başka yerlere?
“Olmam gereken” yerlerim mi var benim?
“Olması gereken”lerden vazgeçemez miyim?
Valizlerim mi küstü yollara?
Yoksa onları kararsız bir anımda mı çaldırdım zamana?
Aklım sussa, içim konuşsa biraz da…
Aklım gitse ve ben unutsam onu bir yerlerde, bir daha bulamasam asla.
O zaman nereye varırdı acaba yollarım?
Ama küçük bir gölde, her an oltaya takılacak bir balığın telaşına da hayran kalamam hiç…
Bunca katılık, bunca söz geçiriş kendime, uçurtma kuyruğundaki yaşamları getirmese de peşinde, değişemem…
Şimdi denizin dibinde, koca bir taşın altındaki kırmızı balığım ben; hiçbir ağa takılmayan, varoluşlarını kendi sularına adayan…
Bilirim çünkü, ağlarda hep can çekişen balıklar takılıdır, son çırpınışlarıyla hayata tutunmaya çalışan…
Ve bütün bunlar, benim sadece uzaktan izleyebildiğim intiharlardır.
Yaklaşamam…
Kendi sularımda yapacağım yolculuklarım bitmedi ki henüz.
Bir ağa takılmak için çok erken.
Yüzmeyi unutacak daha çok zamanım var benim.
Şimdilik kendi sularımda gezinmeliyim…
Görülecek başka dünyalar, gidilecek uzak ülkeler, yüzüme gülümsemeleri sinecek çocuklar, keşfedilecek hayatlar var.
Daha kendimle, kendi içime yapılacak çok fazla yolculuk var.
Bu yüzden taşın altında gizleniyorum, bir balıkçı yaklaştığında sularıma.
Çünkü benim tüm cesaretim, kendi sularımdaki uzaklara…
Görünen en geniş ağlar bile dar geliyor ruhuma…
Ve biliyorum, hiçbir balıkçı merhem olmaz tuttuğu balığın yaralarına…
Ama sen…
Balıkçıyken…
Nasıl oldu da sıyrıldın kendinden?
Ne oldu da bir balık olup karıştın sularıma.
Bir ağa takıldık takılıcağız şimdi yanyana.
Sonra çırpınırsak birlikte, çırpındıkça daha mı çok tutunuruz hayata…
Yoksa her çırpınış da, daha da mı sert dokunuruz birbirimizin yaralarına…
Belki de kıpırtısız kalıveririz aynı ağda, acıyan yanlarımız felç olmuşcasına.
Bir ağa takılmak bile olsa sonunda, bugünlerde bir balık olalım istiyorum seninle, aynı sularda.
Şub 23
Yalnızlıklar
Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle.
Arkadaşlar, aile bireyleri
ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda.
Şeker karıştıracaksınız bardağınızda.
Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına…
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz.
Simit alacaksınız,
gazete sayfaları çevirecek,
fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda…
Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla
her şeye yeniden başlayabileceğinizi
sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz.
Siz silmek isteseniz bile
hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak
kalbinizdeki ak parşomeni…
En olmadık anda geri tepecek hainlikler.
Anlayacaksınız;
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha…
Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz…
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine;
izin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı…
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün…
Ya da…
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini…
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak…
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi…
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda…
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani…
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız…
Siz de biliyorsunuz aslında…
Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri…
Hepsini…
Hepsini…
(…)
Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.
Hasan Ali Toptaş
Şub 23
Hani
1.
Yavaştır yaşamının anlamı
2.
Sana aldırmaz; öyle hemen de çıkıp gelmez sana, sen onu ne denli bekliyor olsan da.
Senin beklemen: bir boşunalık duygusudur yalnızca; gerçekler içinde hayallerin; olup-bitenler içinde olamaya-cakların düşlenmesi-boyuna ve boşuna bir düşüş – oysa o, gelişmektedir. Sana doğru. Sen hiç bilmeden – beklerken, bilmeden.
Senin beklediğindir o; ama sen, bilmiyorsundur. Gelmeyeceğini sanarsın. Yıllar geçtikçe, hatta, hiç gelmeyeceğini bildiğini sanarsın-yıllar geçer, emin olduğunu da sanarsın artık hiç gelmeyeceğinden.
Senin beklemen; hüzünlü ama dingin bir umutsuzluktur; bir an önce bitirip gitme isteği çökmüştür üzerine -hatta bitiremeyeceğini de bildiğin bir çok şeye aldırmazca ve umarsızlıkla girişip, hepsini yarım bırakıp gitmek, bir ayartı kadar keskindir artık.
-Yaşamının anlamı bulunmamıştır, bulunamayacaktır-o, gelmeyecekti ya; sonuçsuz, bir son olarak, ölüm,gelebilir, artık,işte…
3.
Hani çiçekler vardır-sanarsın, hep tomurcuk kalacaklar (öylesine uzun sürmüştür ki gelişmeleri, serpilmeleri, olgunlaşmaları); oysa, gün gelir, inanamadığın bir hızla, pırıl pırıl açıverirler ya-işte öyle: birdenbire geliverir yaşamının anlamı.
yıllar sürer, çünkü, o küçücük tomurcuğun gelişmesi, sonra çiçeklenmesi; sonra olgunlaşması, meyveye duracak hale gelmesi. Yıllar ve yıllar…
Meyve: olgunluktan çürümeye geçiş olacaktır; ama, yokluktan varlığa da…
Yaşamdan ölüme; ama, bir o kadar da, ölümden yaşama…
4.
Yıllar önce görmüşsündür onu-bir an için, tek bir kez: Ufacık. Belirsiz. Uçucu. Yalnızca, içinden, “Ne güzelsin” demişsindir. “Kalsan ya biraz” bile diyemeden -zaten bilmiyorsundur deyimi o zamanlar.
Bir karışıklı ve geçip gidicilik içinde yalnızca : anlık bir görüntü. Bir görünüm, bir yüz, bir çehre -birkaç renk içinde. Esintili bozkır tepesinde (bir tür bahardır) ak bir kızıltı. Kötü bir çivit mavisi ve yapışkan bir beyaz içinde. Yanında sapsarı birşey…
Geçip gitmiş, silik; hep de silinen bir anı. Küçücük. Zorlukla anımsadığın(o gün niye orada olduğun bile belirsizdir), hiçbir anlam veremediğin; kavramak şöyle dursun, daha nereye – hangi yerine- koyacağını bile bilemediğin bir an-ani bir anı olacak birşey…
***
İşte pencerenin camında yavaştan biriken buğu gibidir-gözünü tamamiyle kapayacak körlük-: görüşünü tamamiyle örtmeye yönelmiştir; ama açık bakışının da hangi noktada olanaklı olduğunu (bahar’ın ne zaman ve nasıl geleceğini) sana bildiren, gene, odur…
5.
Sonra, işte yıllar sonra (yarıyı çoktan aşmış ömür sonra) gelir: “İşte o benim” der –
“bendim o işte…”
Oruç Aruoba
Şub 23
Yalnız
Yalnız, tek tabancadır. Her gördüğüne daan! Diye vurulur.
Yalnızın esvapları, mutlu olduğu senelerin modasını yansıtır.
Yalnızın toplu fotoğrafları bile vesikalıktır.
Yalnız, çamaşırlarını gündüz leğende yıkar, gece olunca asar. Yalnızın ayakları, çorapları nefesi kokar.
Bir yalnız, bir yalnıza ömür boyu kışt kışttır.
Yalnızın elleri ceplerinde, cepleri hep derinde. Yalnızın dişleri, düşleri van gogh sarısı.
Yalnız, misafir evlerde uyumaya bayılır.
Yalnız, yankı vadisinden bağırsa: ooo. Kim osurdu. Bit osurdu. Olur.
Yalnız hep tedir-girgindir.
Yalnızın hayatını kalabalıklar yaşar. Yalnız ölünce nüfus eksilmez.
İki kere yalnız, iki yalnız eder.
Yalnızın ütülü tek pantolonu vardır. Onu da giymeye utanır.
Yalnız konuşmasına hep biz diye başlar.
Yalnız çarmıhını içinde taşır. Kimliğini kaybeder, kendini evde unutur.
Yalnız yalnıza aşık olursa, yalnızlık toplamları belki bir çocuk yapar.
Yalnızın içkisi fıçı biradır.
Yalnıza sormuşlar: boynun neden eğri? Hüzün kireçlenmesinden demiş.
Yalnızlar rıhtımı, kuru kalabalıktır.
Her insanın bir hikayesi vardır. Yalnızın karadeniz fıkrası.
Yalnız, iğneyi de, çuvaldızı da kendisine batırır. Yetinmez minare arar.
Yalnızın kefeni sümerbank basması.
Yalnız rüyasında ornella muti ile sevişirken nur yüzlü ihtiyarca basılır. Yalnız kendi rüyasında kovulur.
Yalnızın çorapları tek tek, yüreği küt küt.
Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılsa bile güçlü olan onda da aslan payını alır.
Yalnız evine hep başka yollardan gider.
Yalnız, yaratıcıdır. Osuruktan nem kapar. Acayip sorun yaratır.
Yalnızın geceleri kerim abdül cabbar boyunda, uykuları naim süleymanoğlu ayarındadır.
Yalnızın tatlı canı, bedenine eziyet.
Yalnızlar, kendi aralarında ikiye bile ayrılamazlar.
Yalnız ya duldur ya da yetim. İkisinden ve tek çocuklu olanları daha makbüldür.
Yalnızın cebi vapur, telefon jetonu dolu.
Yalnızın dudakları sigara öper, elleri buram buram otuz bir.
Yalnızın eşyaları, yalnızı döver.
Yalnızlık üç boyutludur. Ama elle tutulamaz. Yalnızın tırnakları uzar.
Yalnızlık, tanrıya mahsustur. Yalnızlık, tanrının yanına usulsüz park yapmaktır.
Yalnız sever, evlenir, nurtopu gibi ülseri ve gastriti olur. Yalnız boşanır, çocuk annesine verilir. Hüzün babaya.
Yalnız, terliğine darılır, yastığına sarılır. Yorganına kızar, kanepede uyur.
Yalnız çok tutumludur. Düşünden, tırnağından attırır hep içine atar.
Yalnız yalnızı donundan tanır. Yalnızın yedek donunda da çiçekler açar.
Yalnız göçebedir. Vatanı bedenidir. Komşuları yok yuk, para birimi borçtur. Yalnızın başkenti fiyaskodur. Bayrağı gökyüzü.
Yalnız, hiçbir şeyin sonunu getiremez. Her şeyin ortasını yaşar. Ortalıkda yaşar. Yalnız, orta malıdır. Herkes onu kullanmalıdır.
Yalnızın varlığı, babasının çükünün keyfinedir. Yalnızın varlığı, varlığınıza armağan olabilir.
Yalnızın sevdiği artiz ya rahmetli lee van cleeftir, ya da yine rahmetli cevat kurtuluş. (suphi kaner, john belushi joker.)
Yalnızın bindiği tüm taşıtlar, kendisinden geçer.
İnsanlar konuşa konuşa yalnızlaşırlar.
Metin Üstündağ
Şub 23
Köşe
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Evlerinin içi ayna döşeli
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Taşların ortasında Leylâ’nın gözleri
Beni yeraltı sularına karşı iyi savun
Şub 23
Hıçkırıklar
Saatler bitmiyor yapayalnızım
Gülmek istiyorum, gülemiyorum
Sensiz olmak mıdır hep alınyazım
Bilmek istiyorum, bilemiyorum.
Esirgedin nazlı,hilal kaşını
Harap ettin çiçek kokan başını
Yüreğime akan gözüm yaşını
Silmek istiyorum, silemiyorum.
Sanki her şey efsaneydi, masaldı
Ayrılık ruhumu elimden aldı
Gözlerim yollara takılıp kaldı
Gelmek istiyorum, gelemiyorum.
Göğüs germek için acılarıma
Titreyişlerime, sancılarıma
Seni bir kez olsun avuçlarıma
Almak istiyorum, alamıyorum.
Saçılan bir köpük olmak dilinde
Boğulmak saçının ince telinde
Sır gibi sonsuza değin kalbinde
Kalmak istiyorum, kalamıyorum.
Unutuyor beni sırlı gözlerin
İçimde bir yara işliyor derin
Kulakların, dudakların,ellerin
Olmak istiyorum, olamıyorum.
Bölerek uykunu rüyalarına
O kucak dolusu hülyalarına
Gece gündüz uçup aynalarına
Konmak istiyorum, konamıyorum.
Deli gibi aşık olsa da güle
Kim acır çöllerde öten bülbüle
Bir gün alev alev yanıp da küle
Dönmek istiyorum, dönemiyorum.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa
Başına karalar bağlamaktansa
Bu yüreği her gün dağlamaktansa
Ölmek istiyorum, ölemiyorum.
Şub 23
Sen hikayelerini ve bir bardak çayını alıp gittin
Delilik mi..?
Neden olmasın..?
Ne delilik değildir ki..?
Yaşam delilik değil mi..?
Kurulmuş oyuncaklar gibiyiz…birkaç kez kuruluyoruz, bitince güle güle…ve ortaklıkta dolanıp varsayımlarda bulunur, planlar yapar, valiler seçer, çimlerimizi biçeriz… delilik tabiki…
*
Ruhumu öksüz bıraktın Mürşidim?
Annesinin çarşıya gittiğine inanmış çocuk gibiyim,
Eve dönmeni bekliyorum.
Ev, çarşı, yol, yangın nerede Mürşidim?
/../
Sen hikayelerini ve bir bardak çayını alıp gittin.
Çaylar artık tek bardaklık,
Hikayeler öksüz,
Bu hikayenin devamı hangi hikayede saklı Mürşidim!…
…









