Duayla alay eder, onu küçümser misin
Dua nelere kâdir, nereden bileceksin
Gecenin okları hedefi şaşmaz ama
Zamanı vardır
Ulaşır yerine saati dolduğunda
Rabbim istemezse tutar okları
Kaderin hükmü varsa, açar yolları.
İmam Şâfiî
Şub 23
Şub 23
Şub 23
Yürekler vardır ki Devran elinden,
Onlara gam sunulduğunda,
İri güller gibi kan ağlayıp
Sessiz, dünyayı seyrederler…
Yürekler vardır ki onlar,
Kırgınlık ve yalnızlığı tadınca;
Sokak gösterilerinde yakılan,
Taşıt lastikleri gibi,
Alevli ve gösterişli yanarlar…
Yürekler vardır, gam denizi derinlerinde
Mürekkep balıklarıdır ki,
Onlara sitem eriştiğinde,
Deniz içine ağlarlar…
Laciverd ve dilsiz.
Hüsrev Hatemi
Şub 23
Dalgın ve ötesiz berisiz
Ve de tanımaksızın
Yüzüyorum ölü denizinde
Kendi varlığımın.
Suyu hissettiğimden
Hissediyorum sıkıntıyı…
Görüyorum seni, ey çalkantı,
Hayat-huzursuzluk…
Bana has yelkenler ki…
Çark etmiş dümeni…
İnsan sureti gibi soğuk
Yıldızlı bir gökyüzü.
Gökyüzüyüm ben, rüzgârım…
Gemiyim ve denizim…
Hissediyorum ki ben değilim…
Yadsımak isterim onu.
Şub 23
Şub 23
sana uçak alamıyorsam türkiye ekonomisi kötü gidiyor demektir
ama düşün ve unut hemen şimdi, bisiklet ölüme inandırmaz insanı
sana uçak almak da istemem, motorların sesindeki aldatır bizi
Şub 23
* Bana yalnız güzel yanlarını gösteriyor: Güzel.
Bana kendini olduğu gibi gösteriyor: Gerçekten güzel.
* Güzellik bir bütünün sonucudur. Bunun için kolay görülmez, kolay varılmaz, kolay anlaşılmaz.
* Birdenbire kendini veren güzellik, birdenbire gider… Gelişi gidişi yararlıdır.
Salt güzelin ayağa düşmesini güzelliğin bu türü önler.
* Yeni: Zaman içinde herkesin değmediği.
Güzel: Alan içinde herkesin görmediği.
* Nasıl gelirsen gel, gelince nasıl olursan ol.
Giderken olabileceğin en ulu yön iyi olmandır. En küçüğü..
Hiç olmazsa güzel olmak.
* Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir. Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir. Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.
* Bir de en güzeli vardı
Sözünü unuttuğum.
* En güzelleri unuttuklarım değil en unuttuğumdu.
* İyiyi mi seçersin, güzeli mi? diye sorsalar bana.
Her ikisini de ikiye böler, yarım birinden yarım öbüründen bir harman yapar kafamla gönlüm arasında paylaştırırdım, derim.
Nasıl olsa onlar sonra kendi aralarında değiş-tokuş yapacaklardır da ondan.
* Güzellik bir görüntü, çirkinlik bir bilintidir.
* Güzel bir kadının başkasından hiç duymayacağı sözlerdir
I
Ben sizi hiç sevmeyeceğim.
Söz veriyorum.
II
Benimle aç kalır mısınız
Biraz konuşalım.
III
Size nasıl bir kötülüğüm dokunabilir
Lütfen söyler misiniz.
IV
Siz şımarıksınız ama bu size yakışıyor
Ama ya aptallığınız..
Özdemir Asaf
Şub 23
Kapıma kadar dayanan yolculuklar düştü şimdi peşime.
Bırakıp da gidilesi hayatlar var hayatımın içinde…
Bense bir limana ait tekne gibiyim; her yanımdan bağlıyım, gemici düğümleriyle.
Ve düğümler; yerinde saymaları getiriyor beraberinde.
Bir çividen bile kararlı, çakılıveriyoruz olduğumuz yere.
Kim bilir zamanın vurduğu kaç çekiç darbesinden sonra, gitmeyi bile deneyemeyeceğiz artık başka yerlere?
“Olmam gereken” yerlerim mi var benim?
“Olması gereken”lerden vazgeçemez miyim?
Valizlerim mi küstü yollara?
Yoksa onları kararsız bir anımda mı çaldırdım zamana?
Aklım sussa, içim konuşsa biraz da…
Aklım gitse ve ben unutsam onu bir yerlerde, bir daha bulamasam asla.
O zaman nereye varırdı acaba yollarım?
Ama küçük bir gölde, her an oltaya takılacak bir balığın telaşına da hayran kalamam hiç…
Bunca katılık, bunca söz geçiriş kendime, uçurtma kuyruğundaki yaşamları getirmese de peşinde, değişemem…
Şimdi denizin dibinde, koca bir taşın altındaki kırmızı balığım ben; hiçbir ağa takılmayan, varoluşlarını kendi sularına adayan…
Bilirim çünkü, ağlarda hep can çekişen balıklar takılıdır, son çırpınışlarıyla hayata tutunmaya çalışan…
Ve bütün bunlar, benim sadece uzaktan izleyebildiğim intiharlardır.
Yaklaşamam…
Kendi sularımda yapacağım yolculuklarım bitmedi ki henüz.
Bir ağa takılmak için çok erken.
Yüzmeyi unutacak daha çok zamanım var benim.
Şimdilik kendi sularımda gezinmeliyim…
Görülecek başka dünyalar, gidilecek uzak ülkeler, yüzüme gülümsemeleri sinecek çocuklar, keşfedilecek hayatlar var.
Daha kendimle, kendi içime yapılacak çok fazla yolculuk var.
Bu yüzden taşın altında gizleniyorum, bir balıkçı yaklaştığında sularıma.
Çünkü benim tüm cesaretim, kendi sularımdaki uzaklara…
Görünen en geniş ağlar bile dar geliyor ruhuma…
Ve biliyorum, hiçbir balıkçı merhem olmaz tuttuğu balığın yaralarına…
Ama sen…
Balıkçıyken…
Nasıl oldu da sıyrıldın kendinden?
Ne oldu da bir balık olup karıştın sularıma.
Bir ağa takıldık takılıcağız şimdi yanyana.
Sonra çırpınırsak birlikte, çırpındıkça daha mı çok tutunuruz hayata…
Yoksa her çırpınış da, daha da mı sert dokunuruz birbirimizin yaralarına…
Belki de kıpırtısız kalıveririz aynı ağda, acıyan yanlarımız felç olmuşcasına.
Bir ağa takılmak bile olsa sonunda, bugünlerde bir balık olalım istiyorum seninle, aynı sularda.
Şub 23
Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle.
Arkadaşlar, aile bireyleri
ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda.
Şeker karıştıracaksınız bardağınızda.
Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına…
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz.
Simit alacaksınız,
gazete sayfaları çevirecek,
fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda…
Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla
her şeye yeniden başlayabileceğinizi
sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz.
Siz silmek isteseniz bile
hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak
kalbinizdeki ak parşomeni…
En olmadık anda geri tepecek hainlikler.
Anlayacaksınız;
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha…
Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz…
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine;
izin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı…
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün…
Ya da…
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini…
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak…
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi…
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda…
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani…
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız…
Siz de biliyorsunuz aslında…
Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri…
Hepsini…
Hepsini…
(…)
Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.
Hasan Ali Toptaş
Şub 23
1.
Yavaştır yaşamının anlamı
2.
Sana aldırmaz; öyle hemen de çıkıp gelmez sana, sen onu ne denli bekliyor olsan da.
Senin beklemen: bir boşunalık duygusudur yalnızca; gerçekler içinde hayallerin; olup-bitenler içinde olamaya-cakların düşlenmesi-boyuna ve boşuna bir düşüş – oysa o, gelişmektedir. Sana doğru. Sen hiç bilmeden – beklerken, bilmeden.
Senin beklediğindir o; ama sen, bilmiyorsundur. Gelmeyeceğini sanarsın. Yıllar geçtikçe, hatta, hiç gelmeyeceğini bildiğini sanarsın-yıllar geçer, emin olduğunu da sanarsın artık hiç gelmeyeceğinden.
Senin beklemen; hüzünlü ama dingin bir umutsuzluktur; bir an önce bitirip gitme isteği çökmüştür üzerine -hatta bitiremeyeceğini de bildiğin bir çok şeye aldırmazca ve umarsızlıkla girişip, hepsini yarım bırakıp gitmek, bir ayartı kadar keskindir artık.
-Yaşamının anlamı bulunmamıştır, bulunamayacaktır-o, gelmeyecekti ya; sonuçsuz, bir son olarak, ölüm,gelebilir, artık,işte…
3.
Hani çiçekler vardır-sanarsın, hep tomurcuk kalacaklar (öylesine uzun sürmüştür ki gelişmeleri, serpilmeleri, olgunlaşmaları); oysa, gün gelir, inanamadığın bir hızla, pırıl pırıl açıverirler ya-işte öyle: birdenbire geliverir yaşamının anlamı.
yıllar sürer, çünkü, o küçücük tomurcuğun gelişmesi, sonra çiçeklenmesi; sonra olgunlaşması, meyveye duracak hale gelmesi. Yıllar ve yıllar…
Meyve: olgunluktan çürümeye geçiş olacaktır; ama, yokluktan varlığa da…
Yaşamdan ölüme; ama, bir o kadar da, ölümden yaşama…
4.
Yıllar önce görmüşsündür onu-bir an için, tek bir kez: Ufacık. Belirsiz. Uçucu. Yalnızca, içinden, “Ne güzelsin” demişsindir. “Kalsan ya biraz” bile diyemeden -zaten bilmiyorsundur deyimi o zamanlar.
Bir karışıklı ve geçip gidicilik içinde yalnızca : anlık bir görüntü. Bir görünüm, bir yüz, bir çehre -birkaç renk içinde. Esintili bozkır tepesinde (bir tür bahardır) ak bir kızıltı. Kötü bir çivit mavisi ve yapışkan bir beyaz içinde. Yanında sapsarı birşey…
Geçip gitmiş, silik; hep de silinen bir anı. Küçücük. Zorlukla anımsadığın(o gün niye orada olduğun bile belirsizdir), hiçbir anlam veremediğin; kavramak şöyle dursun, daha nereye – hangi yerine- koyacağını bile bilemediğin bir an-ani bir anı olacak birşey…
***
İşte pencerenin camında yavaştan biriken buğu gibidir-gözünü tamamiyle kapayacak körlük-: görüşünü tamamiyle örtmeye yönelmiştir; ama açık bakışının da hangi noktada olanaklı olduğunu (bahar’ın ne zaman ve nasıl geleceğini) sana bildiren, gene, odur…
5.
Sonra, işte yıllar sonra (yarıyı çoktan aşmış ömür sonra) gelir: “İşte o benim” der –
“bendim o işte…”
Oruç Aruoba