Lola Verpakovski

Kent bakışlı bir çiçek dökerken hicranını
uzun zamandır bahsinden geçilmeyen yollara,
kendi varlığını unutmuş bir çelenk gibi bırakıldım kirpiğine gözlerinin.

bu:
tüm kadınlarını tek celsede boşamayı göze alan
kendi yatağını oymuş bir ırmak nankörlüğü.
söylesene Lola;
ne zaman silinir,
ilkokul çocuklarının aramızdaki duvara çizip çizip kaçtıkları,
o illegal kırık kalp resimleri?
inan, onurludur onlar.
yakalandıklarında unuturlar adının Lola olduğunu.
o an,Verpakovski sadece bir çiçek adıdır herbirinin aklında.
ve bu soğuk havalarda üzerine giyebileceği bir ten ararken cinnet,
daha ne kadar küs kalabilir Lola,
ayın ilk haftası,
kendi son haftasına?

güvenme hırsa!
birgün seni de kanatır İsa’nın avuçlarındaki çiviler;
nasırlı kalplerin, flu sırtlarında.

her zaman dört ayak üzerine düşmeyebilir bu aşk.
daha kaç canım var Lola dudaklarına kurban edebileceğim?
öyle bir an ki bu önüne geçemezsin, ıslanır akıl.
fikrimiz kamaşır.
hatıralara saplanır, İstanbullu bir yağmur.
griye hüküm giymiş bir mahkuma ailesinin gönderdiği bir kaç temiz çamaşır
ve bir heyelan saklar kokusunda,
günahın ateşinde pişen ıhlamur.

özlemek de bazen gurbet gibi Lola!

ben burada, tebessümü yakıp yıkan bir ordunun geriye çekilirken meydanda unuttuğu,
hayalinle diri bir savaş suçuyum.
kesiğim çok, çok başka.
değiyor herbirinin traşlı kabukları renklerin içinde gizli bir arşa.
gövdemdeki büyük çukurun derin hüznünde tabutsuz bir tanrı
miras diye bırakılmaz hiçbir üvey sevdaya.
git Lola, deliliği arkadan bağlı bu zamanın.
başka çaresi yok, sadece ağlar.
yazık,
elbise dikilmiyor mumyalanmış hiçbir aşka.

yeniden gömülüp,
yeniden kölesi olacaksın uçsuz bucaksız bir coğrafyada toprağın.
sana koşacak tüm çiçekler,
üzerinde Havva’nın mahremiyetini kapattığı ilk elbisesiyle.
unut Ocak akşamlarını,
cevap ver bana Lola;
tanrıların sırtında daha ne kadar durabilir bir tabut?
kesilen bilekte “yaşarsam eğer” endişesiyle!

Necmettin Topçu