Kaldırım Mühendisi

Günler günleri kovaladı, aylar ayları;
Sabah karanlığında, öğle üstü, geceleyin
Aşk yılları,
Öğrenim yılları;
Pembe yıllar başımın tacı,
Zifiri yılları anama söylemeyin…
Ham hayaller, olmaz işler peşinde,
Gözüm kime ilişse ben onun yâri…

Kabaetime pıçak sokuluyor aşktan ötürü;
Caket pantol kumara gidiyor aşktan ötürü;
Gençliğimi harcıyorum bir çırpıda;
Bu da mı aşktan ötürü?
Dangalak! dese biri…
Hayatımın bu parçasmı neye benzetsem?
Mesela, mesela, mesela…
Osmanlı tarihinde Deli İbrahim Devri.

Daha mühendisliğimin ilk yılları
Ahırkapı’dan bir kız alıyorum.
Kız beş vakit namazında,
Söküğümü diker, yatağımı kabartır,
Patlıcanı kızartıp ağzıma verir;
Sonumuz mu?
Sonumuz belli…

O bekâr o yalnız günlerinde
Güzel İstanbul’u gezdim dolaştım,
Altımda tanrı vergisi bir taşıt.
Öyle işler gördüm ki içim parçalandı;
Namussuz namusluya,
İnsan hayvana eşit.

O duvar senin bu duvar benim,
Bir güz gecesi eve dönüyorum.
Köşe başında bizim aile efradı:
Biri kızkardeşim, öteki ninem;
Nermin fingirdeşiyor, ninem dileniyordu;
Bu yaştan sonra yalan söylemem.

Gözlerim yaşardı, kendimi dar attım postaneye:
Biricik kardeşim İlyas, diye bir mektup yazdım;
Bana 30 lira gönder acele,
Senden başka güvenecek kimsem yok…
Ne dersiniz, şu bildiğiniz İlyas
Cevap bile vermedi hergele.

Bundan sonrasını kalem yazamaz,
Ne kadar azgın olursa olsun.
Bir bakıyorsunuz iş peşindeyim,
Ekmek, dostluk, hürriyet peşindeyim;
Bir de bakıyorsunuz düşmüşüm mahkemelere…
Sayın yargıç! diyorum son celsede;
Ben ileriliği iş olsun diye sevdim;
Siz tuttunuz ciddiye aldınız;
Ama artık mapuslara düşmeyeceğim,
Aklımla oturup, aklımla kalkacağım…

Metin Eloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.