Gülümsemene Tezahürat

ileŞiir Antolojim

Gülümsemene Tezahürat

Sonra bir çağ geldi
İçimize ölü balıklar koymuşlardı bizim
İki misket dönüyordu yüzümüzün uzakları gören yarımküresinde
İlle de ölmek gibi bir şeylerden yıkanıyordu zaman
Uçsuz bir kuraklık yıkılıyordu göklerden üzerimize.

Yaradan azat etseler ya bizi.
Bu kenarı kırılmış gök ile kaçıp gitsek bir kara deliğe.
Şarkı sözlerinden azat etseler, hatta toptan kelimelerden
Kaplara irin doldurup cehennemin kadehine kaldırıyoruz
Ne sussa bir dil icat edilecek bundan
Ne zamanki dönüyor evren kaldığı yere
Ben bir adımın izini bulamazken
O yusyuvarlak bir kararsızlığın haritasını işliyor dudaklarıma.

Sonra bir ağlamak geldi işte
Sen orda yoktun, bizi beşiğine koydular
Sekiz, bilemedin dokuz yaşında bir çocuğun
Çobanlığında çatırdadı ağaçlar, oğlaklar, çakallar…
Her şey kırıldı gitti.
Sonra ağlamanın geldiği yere bir yılan döndü
Aynı yerden iki kere sokamazdı bizi gözyaşları.
Taş ustası bir insan yonttu güzelliğin içinden
Öyle kahır yüklüdür ki çekici, indikçe güzelliğin üzerine
Evren dengesini kaybetti, kim çekti elini, sımsıkı kapadığım gözlerimin üzerinden
Görmeden öpüyordum ellerimle gözlerimi
Şimdi ellerimsiz, ellerinsiz, yani tastamam bir karanlık olmaksızın öptüğün yerden
Kaldırdılar vizyona girmiş ne kadar yakışıklı adamlı-güzel kadınlı film varsa.
Ne kadar gülüşü varsa erik ağacının döktü şubat üzre.

Örtüyorlar şehrin çatısını şeffaf bacalarla
Doluştuğumuz evlerde, balık istifi gibi yapayalnız
Yapayalnız ve sıramızı beklemeliyiz, ölümüne yaşamak bu olsa gerek.
Düğme dikmesini bilmeyen kızların elinde hırpalanıyor mağaza vitrinleri
Fiberglas kadınların içinde kanayamıyorum bile
Üzerlerine giydirilmiş insanlığı nereye bıraksam kesiyor gözlerimi
Kırmızıdan başka renk de mi varmış, yitirilmiş bir ev gibi yalın ayak
Gezintisi başlar borçların, davaların ve hiçbir zaman bilmediğim anayasal haklarımın.

Karın rengi erik çiçeği gibi kırılganmış
Penceremde sayıklıyor bir sardunya
Ölmek üzere kelimeler alıyorum
Gülümsemene nasıl tezahürat yapılır bilmiyorum
Öğrendiklerim haber bültenlerinin yaması, sokağı delen silah sesleri…
Bildiklerimin üzerine konulunca
Dirseğine kadar bilezikle örülü kızların kandan yontulmuş evi oluyor
Hiçbir zaman adresi bulamayacak zifir yaşlardan geçiyor ve geri dönmüyor Âdem’in oğulları
Tek başına geri dönülmüyor
Hiçbir yere dönülmüyor.

Bana iç nehirlere göç eden denizlerden bahset biraz
Bayramlarda çocukların ellerine tutuşturulmuş bayraklardan başka nedir yaşamak
Masanın kenarlarındaki kıymıklara iyi bakıyorum
Bir ülkenin yeşili, kırmızısı ve beyazı kadar.
Üzerine fosforlu kalemler dikiliyor bütün bu renklerin
Ben nasıl olur da hâlâ gülmekten bahsedebiliyorum
Oyuncak bebeklerinin bile akıllı telefonu olan
Maykıl Ceksın çocuklar boğazlıyor gülmeni
Santa geliyor, Nasreddin Hoca, Keloğlan…
Birbirinin ardına pazarlanıyor dudakları arasına iğne ile tutturulmuş sözler
İtina ile itiliyor neşvemiz, ağaçlarını açıp deniz gören çıkmalar yaptığımız
Üzerlerine plastik limon ağaçları koyduğumuz balkonlarımız
Yahut işte gülüşünle Aralık’a dökülen erikler.

Ayakları taşlaşır bize gelince zaman
Ekşir mutluluk, buzdolabında yarım bırakılmış yoğurt gibidir
Evde mayalamak üzere satın alınan makinalara yazılırız
Bir mide, bir yol, bir çift elmas düğme, biraz parfüm
Tüm satılabilecek düşleri kasetlerde yedekleyerek başlıyoruz gecelere
Ben hâlâ
Ve yalnız ben
Senin gülüşünle gülen şeylerden söz edemiyorum
Çünkü ölmek, öldürmek namus da
Yaşamanın hiç mi namusu yok
Diyemiyorum.
Demir iplerden, boncuklardan
Yol yapıyorum, şiir yapıyorum.
Sesin boncuktan geçiyor.
Bir kafiyesi oluyor, eminim boynumdayken sesinin.

Hangi göğsünden emdik biz bu yarım yamalak meyli ibtisamı?
Şairin meclisini nerden doldurduk bademize.
Mecmua demiyor artık kimse.
Kredi kartı ekstresi kadar kalın değil hiçbir kitap.
Sonunda bizi bir mezarlıkta azat ediyorlar
Ya beklediğin cennet kumaşı kırıştıysa
Ne yani borsadaki tahvilleri isimsiz çocukların cesetlerine mi örteceksin
Ne yani
Gülümsemen üzerine bir şey söyleyemeden mi kapacağım azatlık belgesini.

Şaşırmak hiç değilse,
Şaşırmak bizim imanımızdır
Gülümse!
Ve Tanrı geri verdi elzem sandığımız nefesi.

Aralık 2012

Nergihan Yeşilyurt

Yazar hakkında

Şiir Antolojim administrator