DİPTAŞI

suya bıraktığım harfler yapıyor yüzünü
dingin bir kararlılıkla ellerini kavuşturmuş
canavarından önce davranıyorum gölün
diptaşıyım, suyun gözü
oradan konuşuyorum akçaağacın kargasıyla
yanlış inşa, kapanmayan yarık
aynı ile başka
su karanlık okunmuyor yüzün
tekinsiz buluyorum kendimi
mundar edilmiş bir imgeyim artık
an gibi kaçıyorum düzçizgisinden takvimin
saçlarım dallarında
orman bir çember midir?
soruma yanıt değildin ama geldin
yüzün gölün ezberi
ne zamandır onarılmayı bekliyor
bahçe kapısı ve diğer şeyler
günleri aynısıyla çoğaltıp
ip atlatıyorum sabahlara
köklerindeki kör kurtçukları ayıklıyorum hayatın
çürümenin tadıyla sarhoş
bir şeyler devrilsin istiyorum
derinleştikçe işaretli kuyular
yeraltından yükselen homurtular
lav kovalarını ḥazırda tutuyorum
yine de diyorum
sütün buharıyla yumuşayabilirim
kapıda dururken kırmızı yağmurluk
bir kasaba tedirginliğiyle
aklımdan hızla geçti bütün bunlar
sen kendin gibi dokun gülün yaprağına
değil mi ki geldin
dikenlerimi kucakla rüzgâr titretmeden gölü
bahçe kapısı hiç kapanmaz artık hep aralık öyle…
metafor olmaktan sıkıldım da kaçtım
evde sanırken beni herkes, en uzağa
mecazlarımı siliyor bu karanlık, bu su
midemde bir ekşime
içimdeyim; uzaktan konuşuyorum seninle
hurûfi diyecek beni yakamayanlar
hasarlı hurufat yığını sesimle
karışayım dalgın suya
yüzüne bir de…
Asuman Susam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.