kimse taşıyamaz aşk acısınıyüreğe saplanan bir şiir kadarinsanoğlu içindeki yangınısöndüreyim derken daha çok yanaryalansız her aşkta şair kanı var aşklar şiirle kanar… ve kimse kilitleyemez yüreğiniölümcül aşkına olsa da gaddarşiirin yazgısı düşsel intiharacıya bulanmış şairler yazar aşklar şiirle kanar… aşk mıdır her işin başı ve sonuşiir mi her gizi çözen anahtarkırık bir hayatın aşk olduğunudile …
Kategori: Türk Şiiri
Şub 23
Eskimeyen Yüreğim
ey balıkçı teknelerinin acemi binicisiyorgun kırlangıçuzunca tutup soluğunususar gibi söylemeyi bilenyorgun toprağım:çiçekler azalmakta. biraz da bundan açtığımız ayraçsusmanın çağı gelmedensaksılarla oynuyoruz bir parçaçocukları büyütüyoruz. ah nasıl aktarabilirim şiirimekuşların uçmasını?denizsanki deniz gibi kokuyor.ha geldiha gelecek beklediğim gemi:ya bir yolcum varya binip ben gideceğim. Bilgin Adalı
Şub 23
Ağlara Takılmış Bir Yürek
-ağlaratakılı bir yüreğin pes! haline dair hikayat- can abdurrahman’a veyaşmağa… bırakılmış bir gölündalgınlığında yüzüyor yüzünvebir çöl gülü misaliimge imge çekiyoruz bu yüreği ağlardan I. hiçbir şey sağlam değil bu şehirdediyor kadınne ev, ne arkadaş, ne sevgilihiçbir şey yok bu şehirde bana doğal olan, bana doğan! adam,sol anahtarının ilk notasıyla başlayamadığından,yapay diyor kadın, başı avuçlarının koynundasol …
Şub 23
Urla
Diyelim bir masa var önümdeElimde bardakOturmuş içiyorumBardak mı Urla mı tuttuğum? Bardağı masayaTak!Vurdum mu vurdumMasaya dönüyorumUrla, uzak, uzak, uzak Diyelim oturmuş yazıyorumBirden duruyor kalemBir görüntü ak kağıtlardaEv ev sokak sokakYine Urla oluyor konum Bir ağız mızıkam varÜflüyorumRe mi fa sol laBir es mi giriyor araya-Ya Urla? Bardak değil o baylarTak!Masaya vurduğumHak arıyorumDüpedüz hak!Bütün mahpus kasabalarKüçük …
Şub 23
Taşra Günleri
Dokunduğum, okşadığım her şeyininancımı tazeleyen gücüylebir köprüde yürüyorumgelgitle alçalıp yükselenbir nehrin üzerinde.Kim bilir bu kaçıncı geçmişe dönüşkülrengi bu güz gününde? “Selva Oscura” adını takmıştım sana.Karanlığında yolunu yitirmek istediğimbir ormandın sen,bense nereden geldiği bilinmeyenbir yolcu.Gezgin oyunculara rastlamıştık bir bahçedeGorki’nin “Yazlıkçılar”ını oynayan.Daha önce çalıştıkları bir aşk sahnesiniyineliyor gibiydiler.Şaşırdıkça seviniyorlar,bu beklenmedik sevinçleyeniden şaşırıyorlardı.“Oyunculuk zor zanaat,” demiştin sen. Şimdi …
Şub 23
Kuzeydeki Pencere
kokladığın gülün kokusu kalmış sendebıraktığın denizin tuzugeçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstünekuzeydeki pencere açıkgöçebe bin bir gece sözcükler sökülmüş bir anıyıne kadar tamamlayabilirsebir andır eski defterleringüneşinden vurur yüzüneyazsam olmaz dersinkimi zaman sırf bunun içinyazmaya değerse dekuzeydeki pencereyi açarkenyere düşen defterden görünür:eksik kule, yırtık nehirsımsıkı kapatmış olsak dabizi ürperten anıları hayatımızıneski defter ya da kuzeydeki pencere Murathan …
Şub 23
Sessizliğin Yorgun Yüzü
Dingin sularındasın acının veServilerin kuşluk serinliğindeUsulca okşanan esmer güzYapraklarında oynuyor gizÇeviriyor acının aynasını kendine Ne kalmışsa sevgiden geriyeneyi bırakmışsa isteyerekPerdelerin kıvrımında örümcek gibigeziniyor şimdiDokuyor sessizliğin güz iklimini çok uzak ve çok beklenenBir şey var gibiDoluyor akşamlarına birdenBatırıyor canına sivri dişleriniAz değil sessizliğin öğrettiği Az değil öğrettiği usta sessizliğinÇirkin bir yontu gibi duruyor oradaPelteleşiyor o hayın …
Şub 23
Antik Kent
mutlu günlerimizdi…deniz tuzu,dövme gülyanık tarçın gibiydikrüzgarın saçlarımızı taradığı yamaçlardaikimizden bir bayrakdalgalanırdıbirbirine bakantarihin ve otlarınarasındaadı yoktu yaşadığımız şeyinbir boşluk bile değildi buonca boşluğun içindeyontulmamış birkaç harftaşlar kadar tarihe kefilgünler gibi düşünülmeden akıp gidenotların gölgesindeki gece kadar derinay ışığıydı her şeyi sessizce bütünleyen bir dönüş biletiyle kırıldı gecekırıldı mevsimkalakaldıkbirbirine bakan sunaklardazehiri giz olan otlar boyverdikırık heykel parçaları …
Şub 23
Önceleyin
Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramdaSonra birden kapılar açılıverdi ardına kadarSonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların Sonra her şey çıkıp geldi Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizdeSen çıkardın utancını duvara astınBen masanın üstüne kodum kurallarıHer şey işte böyle oldu önce Cemal Süreya
Şub 23
Gül
Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum İstasyonda tiren oluyor biraz Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum Her nasılsa sokağa düşmüş …