Kategori: Türk Şiiri

Ölünün Kıyıları

M.Akif İnan’a Gök boşanarak üstümüzeBizi ıslak saçlarından geçirir karanlığınGece siyah bir at olur da uçarUykumuzun soluyan denizine. Babalar ölümü dengede tutarSeçerek en sağlam vakti arabasına.Şimdi o araba uçuyorsaBir Asya çölünü kanat yaparakEy üstümüze gelenEy çocukların gözlerinden dökülenÖlümü konuşan damla damlaEy beklediğimiz her anEy bize son sözü muştulayanBizi bulan şahdamarımızdaEy sürücüleri babalarımız olan. Bir an dudaklarıylaDeğen …

Devamını oku

Şehrin Ölümü

Giriş Duvarlar çıkıyor önüme Şehrin mahpus yüklü duvarları Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede Şehir soyunmuş diyor biri Şehrin elbisesini çalmışlar Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle Mor bir kabus çöküyor üstümüze Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle …

Devamını oku

Rilalizar`a mektup bile değil

bir şey anlatma derdinde değilim senin gibi dert edilecek neyimiz var? kitapları yakar, insanları öldürür, bahşedilen gözleri de kör edersek, dert edecek neyimiz var? yaptığım şeylere günah ,sevap deme ahlaklı , ahlasıksız deme iyi ,kötü deme yapmadığım şeyleri bana yama vadide ki sarı ot nasıl sürtünüyorsa havaya, öyleyim ben toprağın karnını deşen başımı rahat bırak, …

Devamını oku

Varlığa Ve Yokluğa

insan ne zaman alışır hayata baba? yağmurun değdiği her yerdi yüzün seni sordum da irkildi toprak ölümü bildim, büyüdüm çocukluğum mevsimsiz bir leylak bir yelkovan gidişi bir akrep yürüyüşü ötesi iyilik, güzellik…alıştığımız bir yarayı sarıp sarmalamak gecikmiş sözlerin ağırlığı heybemde bir karanfil, solgun, öyle kedere bulanarak nasıl dökülürse döküldü toprağına sözlerim de söküp nallarını atların …

Devamını oku

Rengarenk Bir İstanbul Akşamıydı Yüzün

Ben maviyi seçmiştimSen beyazlar içindeyken… Yürür gibi seviyordum seniAdım adım ve zamanlaHatırladıkça düşünüyorDüşündükçe hatırlıyordumÖzündeki sarışın benliğini.Hasımlar ediniyordumKendi avuçlarımdaKaderi, İzmir’i ya da bir başkaSahil hikayesini…Bir adım ötemde dururkenKızıla çalan küskün kederin,Kocaman hayaller kuruyordumSana dair ve hissettirmedenÖlüyordum bazı akşam üstüleriHem de her seferindefarklı bir köşe başındaYangına döküyordumDüş kırıklarımı. Ben yağmuru seçmiştimSen beyazlar içindeyken… Kuşlar gelip geçiyordu başımdanTürlü …

Devamını oku

Uyanış

– ne acı bu denli geç rastlamak sana ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda (Voznosenskı) avcumdaki ırmağa göğsünü yaslar leda parmaklarımdan geçer rüzgârın yalnızlığı taşların ruhuyum yağmurun dalgınlığı dua edemem artık geç kaldım tanrıya kimsenin avlusu olamam şimdi arka bahçelerin korkusuz karanlığı terk ettiğim kuyularda dinlenir hayat yüzümde unutur şaşkınlığını kendini sulara anlatır leda gecenin …

Devamını oku

Aldı Beliğ

başa çıkması çetin, bağlı olanıngücü de yetmez ki çözülüp ayrılmayasen, düşünü kurduğum sıcak buluşma!bir de düşte kalmayan, yürek incitensoğukluk verici fikir olmasa! çekip gitmeyenden bir türlüve aldırışsız kalandankolay bir yolu yok uzak durmanınvazgeçip her şeyden bir köşeyi seçmek de güçkaçmak tanıdıklardan, sebepsiz uzaklaşmakyalanlarla doluyken etraf, düşmancave rast geldikçe, canı kendine çekengözlere özürler sıralayarakyalın bir öpücüğe …

Devamını oku

Unutulan Gömlek

Bir giysi mağazasının En üst rafında bekleyen Modası geçmiş bir gömleğim. Tezgâhtar kızın dokunuşunu Ne çok özledi düğmelerim. Geç de olsa anladım İpliğimle uyumsuz Seçilmiş desenim… Gökhan Akçiçek

Sana Bakmanın Tarihi

Sana bakmalarımı Nişanlısına ördüğü kazağı Yetiştirme telaşı ile doğum gününe Gece nöbetinde uyuya kalmış Şebinkarahisar’lı bir hemşirenin Üstüne Yorgan diye bıraktım. Sana bakmalarımı Çocuklarını okula uğurlayan Bir anne gönenciyle Mola yerlerinde içtiğim çayların Buğusuna katıp Bozuk bir para üstü gibi Uykusuz garsonların Soğuyan avuçlarına bıraktım. Sana bakmalarımı Emekli kahvehanelerinde Namaz saatini bekleyen İhtiyarların sessizliğiyle Kaçırılmış …

Devamını oku

İpine Küsen Mandal

Balkon ipinde unutulan mandal Bütün kış orada Ne yapar Benden söylemesi Küçük bir mendil asın ona Kabahati ipinde sanır sonra… Gökhan Akçiçek