Kelebek, ipeksi ses, sevgili… hep uçmak istediğiama kaç kapı açılmalı daha, kaç çeşit ağaç iç-bahçelereseherkuşu ve bakıştan bakışa konan aşk.Onun yüzünden bütün iklimler geçer aynı andageçer eski bulut sinemasından yıldız yıldız ve hüzünince alay, tutku, korkutan endişeler… Ki henüz farkında bakışlarından uçan kuşların henüzona en çok nâr ağacı yakışır ya da müralev kanatlarla gölgelenmiş gözler… …
Kategori: Şiir
Şub 23
Gün Doğarken
Işık daha loş düşüyor dağın şu yanına. Süzülüyor morbulutlardan. Aşağıdaki taş evdoğduğum yer. Geniş kemerlerle birbirisine açılaniki iç oda… Zeytinlik,yanındakine dokunamasın diye uzakça dikilmiş ağaçlar, ne tuhafyamaçta bitiveriyor birden.Büyüyen bir his var şu ıssızlıkta çocukluğumu hatırlatanbir koşma isteği… Uzun uzunduruyorum oysa, dağın loşluğunda koşuyormuş gibikalbim. Galiba derim çocukluğumdurkoşan. Beş hafta var geleli ilk konuşurum kendimi …
Şub 23
Küçük-Öpücük
Her şey şiir olmalı. Ölürsün! Aşk olmalı, oynamazsın yoksa.Ve ölüm kadar kuvvetli olmalı hayat. Tek bir şey sankişiir ile aşk… Tekleşmelisin her şeyle.Varoluşun boşluğunda sallanır bir sarkaç,kâh dağın dorukları, kâh denizin dalgalarıyla çarpışarak. Soluğunu tutma gücün tükendikçe sudan çıkmalısın oysabir nefes alıp yeniden dalmak için aynı oyuna.İyi de hayat-öpücüğünü sana vermek zorunda değil kimse.Ateş ile …
Şub 23
Yosma Akşamıyım İstanbul’un
Yosma bir İstanbul akşamı gibiyim.Dudaklarımda kiraz tadı yaşamanınMavinin denize kestiği,tuza bulandığı yerden gözleriminuykusuz bir Ada vapuru geçmişBir martı geçmiş peşisıra gökyüzünü yırtıp,Kanatlarında ay rengi düşlemeler.. Yosma bir İstanbul akşamı gibiyim.Ellerim ceplerimde yürürümen eski Arnavut kaldırımını.Ne gün batar yüreğimde,ne gözüm yaşarır dosta, acıların ötesindeAyrı kıtaların kavakları el sallaşır,fenerler göz kırpar ya birbirine;öyle düşlerim iki insanı, engellemesiz.. …
Şub 23
İstanbul Işık Işık
istanbul rüzgâr rüzgâr sevdiğimkâh bir lodos, denizlerden esenılık mı ılıkkâh ustura gibi deli bir poyrazbırak saçlarını rüzgârlarına istanbulunbu şehirde aşksız ve rüzgârsız yaşanmaz istanbul bulut bulut sevdiğimkimi beyaz mı beyazince, tül gibikimi katran misali karabulutları da insanlarına benzer istanbuluninanma sevdiğim, inanma bulutlara istanbul yağmur yağmur sevdiğimkah ince incekah bardaktan boşanırcasınahele bir yağmur yağmaya görsünölürcesine yaşanır …
Şub 23
Ceviz Ağacı
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda. Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim …
Şub 23
İstanbul
Orda, adamı düşündüren denizler vardır – ışıltılı ve berrak-, şurda gemiler durmuş, kimbilir, zincirleri ne ağırdır. Sarayburnu, Kızkulesi, Haydarpaşa… Bak işte Köprü, Böyle ayak altında bütün gün. İşte yollar gıcır gıcır, İşte Sultanahmet Meydanı şu gördüğün Nihayet, ilerde deniz, Mis gibi balık kokar. Daha sonra Adalar Ve hep çam ağaçları. Oranın mehtabı tatlı olurmuş, Öyle …
Şub 23
Barbaros Meydanı
Biliyorum, ayıp ve manasızAma peşlerinden gidiyorum Gezmeye çıktıkları vakit Ana kız. Utanır da belki Anasının sırtındaki Yeldirmeden, Kız bir adım önde gider Sezdirmeden. Beşiktaş’ta Barbaros meydanı Sağı anıt, solu türbe Ortası kare şeklinde, Parkıdır yoksulların Bilhassa yaz ayları. Fidanların, meydanların önünde Yontulu taşlar çepçevre. Yer yer banklar konulmuş Meydana dolmuş millet, Sıra sıra oturmuş. Ah …
Şub 23
İstanbul
Kamyonlar kavun taşır ve benBoyuna onu düşünürdüm,Kamyonlar kavun taşır ve benBoyuna onu düşünürdüm,Niksar’da evimizdeykenKüçük bir serçe kadar hürdüm. Sonra âlem değişiverdiAyrı su, ayrı hava, ayrı toprak.Sonra âlem değişiverdiAyrı su, ayrı hava, ayrı toprak.Mevsimler ne çabuk geçiverdiUnutmak, unutmak, unutmak. Anladım bu şehir başkadırHerkes beni aldattı gitti,Anladım bu şehir başkadırHerkes beni aldattı gitti,Yine kamyonlar kavun taşır Fakat …
Şub 23
İstanbul Türküsü
İstanbul’da, Boğaziçi’nde,Bir garip Orhan Veli’yim;Veli’nin oğluyum,Tarifsiz kederler içinde.Urumelihisarı’na oturmuşum,Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:“İstanbul’un mermer taşları;Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;Edalı’m,Senin yüzünden bu halım.”“İstanbul’un orta yeri sinema;Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;El konuşur, sevişirmiş, bana ne?Sevdalı’m,Boynuna vebalim!”İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.Bir fakir Orhan Veli;Veli’nin oğlu,Tarifsiz kederler içindeyim. Orhan Veli