Sessizlikten bir önceki söz

Bazen fısıltıların sesi, kulakları sağır edecek bir yüksekliğe erişebiliyor.

Duyduğum bunca şey arasından hangisine, gerçekten hangisine ses denebilir?

Hiçbir zaman söyleyemeyeceğini bildiği binlerce sözle, hiçbir zaman durduramayacağını bildiği koca bir karmaşanın içinde yaşayıp gidiyordu.

İçini dökecek bir yer bulamayanlar, ömür boyu o ağırlığı içlerinde taşıyarak yaşamaya mahkûm oluyor.

Sanki sonsuzca sükut edip dinlemeye amade bir sahilmişim de, deniz beni orada yüzüstü bırakıp gitmiş gibi…

“Bizler, uçmak isteyen balıklar gibiyiz, elden ne gelir ki!” diyor Rilke hikâyelerinden birinde.
Ne çok insan, ne çok başka insanın içinde umutsuzca kök salmayı bekliyor.

Sadece kendisini hatırlatınca hatırlanan da aslında unutulmuşa dahildir.

Ne zaman “Kimim ben?” diye sorsa, etrafındaki hazırcevaplar hemen bir cevap tutuşturuyordu eline; kendi cevabını düşünmeye hiç vakti olmadı bu yüzden.

Dünya meşguliyetleri her gün insanlardan daha erken uyanıp bütün yol başlarını tutuyor.

Bulmayı umarak yöneldiği yerde, ne olmuşsa olmuş, kendini büsbütün kaybetmişti.

“Aradığım hiçbir şeyi yerinde bulamıyorum!” dedi biri. “Çünkü yerinde olmayan sensin!” dedi yanındaki.

Sırf bir daha bulamam korkusuyla, içindeki sonsuz sıkıntıya sımsıkı sarılan insanlar da var.

Küçük heyecanlar için büyük anlamları feda etmeye ne kadar çabuk alıştık!

Anlamı ustaca cilalanmış bunca artistik sözü, dev bir anlamsızlık yapbozunun parçaları olarak bir araya getirmediğimizden emin olabilir miyiz?

Nefes kesici herhangi bir güzelliğin ya da sarsıcı herhangi bir hakikatin, her şeyden önce hayrete düşürmesi ve dilsiz bırakması gerekmez miydi bizi?

İnsan ilahî ahengin bir parçası olduğunda hakikatin, aksi halde o hakikatin doğrulayıcısı olan yalanın bir parçası olur.

Sanma ki güneş, bir insanın doğumunu hayranlıkla izlemez!

“Hakikat, insanın sebeb-i vücududur; büyüklüğümüzü oluşturur ve küçüklüğümüzü bize gösterir” diyor ‘Yansımalar’da Frithjof Schuon, yani İsa Nureddin, rahmet olsun.

Hakikat hep bizimle; ama çoğu zaman biz onunla değiliz!

Sağda solda ne kadar oyalanırsak oyalanalım, coşkun bir nehir gibi akıp gitmekte olan hayat bizi bir yerde durur bekler zannediyoruz.

Kaybedilmiş hiçbir ânın yedeği yoktur!

“Kaybolmak istemiyorsan” dedi meczup, “bütün hayatını, en son nefesinden bir önceki nefesinde yaşa!”.

Gökhan Özcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.