elbette seviyorum Seni,
seviyor olmalıyım yani,
ama yaşlandım, unutuyorum,
karıştırıyorum sık sık
Seninle ilgili duygularımı
ve yaşadıklarımı
başka yaşadıklarımla
bu uzun yolda.
Doktor Yalom, sizden bir görüşme rica ediyorum. İlhamını yitirmiş, artık yazamayan bir yazarla konuşmak isteyip istemeyeceğinizi sormak istedim.
Paul Andrews
Paul Andrews’un bana gönderdiği bu e-postayla igimi çekmeue çalıştığına şüphe yoktu. Başarmıştı da. Ben bir yazar olduğum için ona sırt çevirmem söz konusu olamazdı. İlham meselesine gelince, bu tür bir talihsizlik bana henüz uğramadığı için kendimi şamslı atfediyorum.
Paul’e yardımcı olmaya oldukça hevesliydim. On gün sonra Paul randevusuna geldiğinde görünüşü beni hayrete düşürdü. Nedense kıpır kıpır, biraz perişan, orta yaşlı bir yazar bekliyordum. Oysa karşımda yüzü kırış kırış olmuş ihtiyar bir adam duruyordu ve öylesine kamburdu ki yerdeki karoları yakından incelemeye çalışıyor gibiydi.
Odama yavaş adımlarla girerken nasıl olup da Russian Hill’in yokuşlarını aşıp ofisime varabildiğini merak ettim. Her adımında eklemlerinin çıtırtısını duyar gibi oluyordum. İyice eskimiş çantasını elinden aldım, koluna girdim ve koltuğa kadar ona eşlik ettim.
Ona dikkaetle baktım. Bir an göz göze geldik. Muzip bakışlarından ve dudağında hazır bekleyen gülümsemesinden etkilenmiştim. Sessizce bakıştığımız birkaç saniye boyunca aramızda bir tür ihtiyar yoldaşlığı olduğunu hissettim. Sanki sisli bir gecede, bir gemi güvertesinde sohbete dalan ve aynı mahallede büyüdüğünü fark eden iki yolcu gibiydik.
Bazen düşünüp duruyorum Niye dağlarda değilim Sırt üstü uzandığımda bir taşa kayaya Ciğerime dolan çiçek kokuları Bir kelebeğin neşeli uçuşu Karıncaların ayak sesleri birazdan Kınalının ötüşü uzaktan Toprağın ağacın rüzgarın kokusu Berrak bir pınarın avucumdaki hissi İstediğini yapabilmek hür olmak Akılda kalan kokular sesler
Geriye ne kalacak bu yaşamdan Bir kaç resim biraz nefes Belki de,, İki söz, bir kaç cümle
Senin alnın sıcak bir öpücükten çok serin bir secdeye susuz. Çünkü biliyorsun İstanbul’dan senin üstüne yıkılan tırnakları bazı uzun kadınlar oldu. Eşarplarında tanımadığın renkler olan kadınlar oldu. yemeksepeti.com, fiyonk makarna ve peynirli yumurta halılardan alnına yapışan tozlar, sağlıksız mutfaklar ama en çok da alnına yapışan tozlar, seccadesiz secdeler kapıcı aidatı ve adsl’deki bağlantı sorunları. Bir yaprağın çiçeğinden koparılmamış halini düşlemekti senin için bir secdeyi yaratma anı. İstanbul’dan senin üstüne zikir halkaları yıkıldı sonra Chp kadın kolları, Kadıköy barlar sokağı, İslamcı kafeler Cumartesiler yıkıldı, gece bir yerde olmanın suçluluk duygusu başka bir gece başka bir yerde olmanın huzuru Pazartesiler zaten yıkıntı. Ama senin üzerine en çok dostluklardan neler beklediğin yıkıldı Bir tribündeki elli bin yumruktan biri oldu yumruğun Ki senin yaşadığının özeti yiğidim yumruğunu çoğu zaman çözük tutmandı. İstanbul’dan senin üzerine sarışınlık yıkıldı, geniş omuzlar Baka baka bitirdikleri bir yüz yıkıldı, namazla diriliş konferansları Eyvallah diyen bir İslamcı ağzın haz doğuran kıvrımları Eve geç dönerken ilgisiz kaldığın pantolonların, kaçırılmış vakit namazları Filistin’e destek yürüyüşleri, iyi niyetli adamların her kötü yaptıkları yalnız senin, yine senin, gümbür gümbür senin üstüne yıkıldı. İstanbul’dan senin üstüne Barbaros bulvarı, akbil kuyrukları Valide Sultan’ın bankları, Üsküdar beşiktaş motorları. Gözleri içeriye bakıyormuş gibi derin kürt kızları. Masada başbaşa kaldığın, gözlerinin içine içine baktığın elli çaylık adisyon kağıtları da bazen senin üstüne yıkıldı. Bir şiiri bitirme anı, başka bir şiire başlayamama anı Amfi salonları, termodinamik ve mukavemet İstanbul’dan senin üstüne yıkıldı. İstanbul’dan senin üstüne masada unutulmuş çakmaklar Dernek toplantıları, bayırlar ve ogün samast Fenerbahçe’nin yediği bütün goller ve Kahvaltıda poğaça yemeyi reddetmekten aldığın lüks duygusu yıkıldı. Ece Ayhan’ın mektupları, Turgut Uyar’ın kıskançlıkları Cemal Süreya’nın kadınları, ambulans sirenleri Sahurla sürekli birleşen Ramazan akşamları Aç uyumanın gurbet demek olduğu İstanbul’dan senin üstüne yıkıldı. Üzerine iki rekat şiir kılındı.
DİYARBAKIR’ın Yenişehir İlçesi Şehitlik Mahallesi’nde geçen 23 Temmuz’da teröristler tarafından şehit edilen trafik polisi 37 yaşındaki Tansu Aydın’ın 2.5 aylık eşi aynı yaştaki Vietnamlı Vu Yhuy Tuanvi Aydın, “Ben onunla burada bir hayal yaşadım. Çok kısa sürdü. Ona sonsuza dek eş olmaya söz vermiştim ve öyle olacak. Onu burada bırakıp ülkeme dönmeyi düşünmüyorum” dedi.
Şehitlik Mahallesi’nde trafik kazasıyla ilgili tutanak tutarken PKK’lı teröristlerin saldırısı sonucu şehit olan Zonguldaklı Tansu Aydın’ın cenaze töreninde budist inancına gören dua eden ve ağıtlar yakan, cenaze aracında tabutun yanına uzanarak herkesi duygulandıran eşi Vietnamlı Vu Yhuy Tuanvi Aydın, DHA’ya konuştu.
“İLK GÖRÜŞTE AŞKTI”
2 çocuk sahibi olduğu ilk eşinden farklı görüşlere sahip olmaları sonucu anlaşamayarak ayrıldıklarını belirten Vu Yhuy Tuanvi Aydın, Tansu Aydın ile onun İngilizce öğretmeni olan ablası Banu aracılığıyla tanıştıklarını söyledi. Tuanvi Aydın, “Banu ile internette yazışmaya başladık. Türk kültürüne ilgi duyuyordum. Banu beni Türkiye’ye evine davet etti. Buraya çocuklarımla geldim. Tansu ile Banu’nun evinde tanıştık. Tansu’ya ilk görüşte aşık oldum. Çocuklarım onu çok sevdi. Bizimki ilk görüşte aşktı. Onu çok sevdim ve onunla olmak istedim. Diyarbakır’a gittim ve evlendik. Oraya giderken korkmadım. Tansu ile olduktan sonra her yerde olabilirdim. Ben onun kalbini çok sevdim. O benim kahramanımdı” dedi.
Çocukları Eliz ve Lucky’nin Tansu’yu çok sevdiklerini anlatan şehit eşi, “Tansu dünyanın en iyi babası ve eşiydi. Bizim için tam bir babaydı. Bizi çok mutlu etti. Hep ilk eşinden olan kızı Yağmur’u çok özlediğini anlatırdı. Keşke Yağmur’un babasını tanıma fırsatı olsaydı. Onun için çok üzülüyorum” diye konuştu.
“DÜNYAM YIKILDI”
Eşinin, izin dönüşü işe başladığı ilk gün şehit olduğunu belirten Tuanvi Aydın, o günü şöyle anlattı:
“İzin bittikten sonra Antalya’dan ayrıldık. Fakat uçak rötar yaptı. Diyarbakır’daki evimize sabah 04.00 gibi geldik. Tansu uyudu ve sabah 07.00’de işe gitmek üzere evi terk etti. Akşam 19.00’da eve döneceğini söyledi. Öğlen 12.00 gibi beni aradı. Nasıl olduğumu sordu. Çocukları sordu. Akşam eve gelirken ne istediğimi sordu. Birbirimizi çok sevdiğimizi söyledik. Aslında ’hoşçakal’ demişiz. Çok acı. Saat 16.00 civarında kapı çaldı. Ben eşimin bana sürpriz yaptığını düşünerek sevinçle kapıyı açtım. Kapıyı açtığımda birçok polis ve doktor vardı. Şok geçirdim. Önce bana yaralı olduğunu söylediler. Beni hastaneye götürdüler. Ve orada bekledim. Sonra kötü haberi aldım, dünyam yıkıldı.”
Uzun süre şoktan çıkamadığını anlatan acılı eş, “Cenaze günü şoktaydım. Ve öldüğüne inanmıyor-dum. Tansu’mun gömülmesini hiç istemedim. Bunun gerçek olabileceğini düşünmüyordum. Hayatımın en kötü, en acı günüydü” diye konuştu.
“BİR HAYAL YAŞADIM, ÇOK KISA SÜRDÜ”
Tansu’yu her gün daha çok özlediğini belirten şehit eşi, “Yaşamak çok zor benim için. Her şeyimi kaybettim. Her an onunla yaşıyorum. Artık yaşayan bir ölü gibiyim. Her geçen gün daha zorlaşıyor. Biz her şeyi beraber yaptık. O hep yanımdaydı. Ama şimdi çok yalnızım. Onun için çok üzgünüm. Çok sevdiği kızı Yağmur’u göremedi. Çok üzgündü. Biz onunla sonsuza dek söz vermiştik. O benim büyük şansımdı. Ben burada onunla bir hayal yaşadım. Çok kısa sürdü” dedi.
“ONU ASLA BIRAKMAYACAĞIM”
Ülkesine dönmeyi düşünmediğini anlatan Tuanvi Aydın, “Benim sözüm çok değerli. Ona sonsuza dek eş olmaya söz vermiştim ve öyle olacak. Onu burada bırakıp ülkeme dönmeyi düşünmüyo-rum. Onu asla bırakmayacağım. Ailesi hep yanımda. Onların desteği ile ayakta duruyorum. Umarım Türkiye bu kaostan çok kısa zamanda kurtulur. Ve polisler, askerler şehit olmaz. Her gün birilerinin öldüğünü görünce kahroluyorum” diye konuştu.
“ONSUZ NASIL OLACAK BİLMİYORUM”
Bu zorlu süreçte kendisine destek olan herkese teşekkür eden Tuanvi Aydın, “Şimdi tek dileğim kocamın hayalini gerçekleştirmek. Birinci hayali kızını görebilmekti. Ve Yağmur’la tanışaca-ğım günü bekliyorum. İkinci hayali mutlu bir yuvamızın olmasıydı. Onsuz nasıl olacak bilmiyorum” dedi.
Ne için durmalıyım? Ne için? Kuşlar çoğul maviliği aramaya gitmişler Ufuk dikeydir, Ufuk dikeydir ve hareket fıskiye gibi Görünümde ışıklı yıldızlar oynuyor yeryüzü, yükseklikte kendini tekrarlıyor Ve gökyüzü kuyuları ilişki bağlantılarına dönüşüyor Ve gündüz öyle geniştir ki gazetenin küçük beynine sığmıyor.
Ne için durmalıyım? Yol hayatin kılcal damarları arasından geçiyor. Çevrenin niteliği tüm kokuşmuş hücreleri öldürecek Ve şafağın kimyasal atmosferinde Sadece ses kalacak, Zaman zerreciklerine bağlanan ses.
Ne için durmalıyım? bataklık; kokuşmuş böceklerin çoğaldığı yerden başka ne olabilir? Morgun benliği ölülerin şişmiş cesetlerinden ibarettir.
Ve ateş böceği… AH Ateş böceğinin konuştuğu an Karanlıktaki alçak adam koflanan erkekliğini gizliyor
Ne için durmalıyım? Kurşunlu harflerin işbirliği boşunadır ve kurşunlu harflerin işbirliği bu değersiz düşünceyi kurtarmaz.
Ben ağaçların soyundanım Ve bu “bayat” havayı solumak kederlendiriyor beni, Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Tüm güçlerin sonu güneşin gerçeği ve ışığın bilinciyle birleşmekten ibarettir, birleşmek.
Yel değirmenlerinin çürümesi doğaldır, ne için durmalıyım? Ben yeşil buğday salkımlarını göğsüme alarak, sütle besliyorum, Ses,ses, sadece ses, su akışının sesi ve dişi toprak kabuğu üzerine yıldız ışığının düşüş sesi ve aşkın yayılma sesi Ses, ses, sadece ses kalıcıdır.
Cücelerin ülkesinde Sıfır üzerine dolaşıyor ölçü mihenkleri Ne için durmalıyım? Ben dört unsura itaat ediyorum Ve yüreğimin yasalarını körlerin yerel hükümeti düzenlemiyor.
Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür Her acılan gülde yepyeni bir Sırâz görünür Bakışlar dağılırken denizin belleğinde Senin her sihrinde geçmiş bir yaz görünür