Boynun Issız Bir Yurt Gibi

suyum yok ey gecenin meleği nice susadım
– sus yazıcı ırmak senin içinde
yüreğinden çok su içtin kanmadın

sesim yok ey ulular ulusu konuşmayı özledim
– ey sözünü boğan dilsiz
yeryüzünü sustun ıssız yurda çevirdin

ışığım yok ey boşluğun bekçisi çok acıyor gözlerim
– kendi kandilini göremeyen kör
içine yanan mumlara pervane oldun

bedenim yok ey ay yapıcısı kadınıma gideyim
– unut seni dirilten yasak sevişmeleri
bundan geri suya dönüştü tenin

şiirim yok ey güzel harf defterime yazayım
– var git oğlan sürgün ol kalp ülkesine
kalemi boynuna kırmışlar senin

Haydar Ergülen
boynun Boynun Issız Bir Yurt Gibi

Söyle Peki Sen Hiç

Peki
bir kiraz çiçeğini durup dinledin mi hiç
sevgiliye şarkılar söylerken dinledin mi…
Garip bir derviş gibi yanıp inledin mi hiç
acıyı gönülde bal
eylerken inledin mi…
 
Peki
bir hayatın kışında kürek salladın mı hiç
kayalıklar içinden güneşli yollar açan…
Kalbini uzaklara söyle yolladın mı hiç
tılsımlı yağmurlarda
kelebek olup uçan…
 
Peki
bir yaz günü yağmurda söyle ıslandın mı hiç
kucağında bir şimşek ile yeşil kırlarda…
Gökkuşağını görüp mutluluk sandın mı hiç
gülüşün ağlayışın
sel oldu mu art arda…
 
Peki
güneşi ellerinle göğünden aldın mı hiç
kalbinde aydınlığı her an taşımak için…
Ömrünü ağıt gibi acıya saldın mı hiç
neler feda ettin ki
söyle yaşamak için…
 
Peki
ateşten deli dolu rüzgarın oldu mu hiç
sığdı mı yüreğine o kocaman kâinat…
Takvimlerin soldukça dün yarın oldu mu hiç
sevindin mi hiç söyle
onca acıya inat…
Teodora Doni

teodora_doni Söyle Peki Sen Hiç

Ah Kuşu

Ah bir kuş ismidir kalbimizde yaşar

Kardan bir çocuk ellerinde yoğrulmuş
eriyen o değil sesimdir dilim gittikçe peltek
ömrümün kaç günü dizlerinin dibi
benim hatıra diye biriktirdiğim sevgilim
büyük harflerle konuşuyor dünya
sakla beni hırkana kendine topla

Sümeyye Şeker

sumeyye_seker Ah Kuşu

Kıyam’et

zemheride kalan güllere ithaftır…

bismillah
aşk bizi kıyama mühürledi

yüzümü kanamalı bir düşten soyup
durdum divana
aşk’ul ekber
aşk’ul ekber
adım adına meczeylenen ayet

de ki:
acıya, verdiği biçime
ve şiire andolsun;
su, ezelden ebede eksilmeyen huzur
du!rma
taşarken bahçelerimden ayışığı
kırılsın kaderin kedere aşina yazgısı

ömrüne yeni baştan isim biçen terzi
göğsümü uyuturken sende
ör beni sonsuza uzanan ellerinle

varlığım: mülkü sen olan hurufât
şerhi kaburgana düşülmüş biat

süzdüm ruhumu: nefs ve akrep’ten tasvir
ismin; göğümün üstünde, göğsüm avlusunda zikir.

Sümeyye Şeker
siire_andolsun Kıyam'et

Bize miras kalan hep sonsuz keder oldu

Ey aşk! Ateştir senin nesebin…
Niteliğin dumandır kaynağın ise rüzgar 
Su tufana dönüştü toprak da küle 
Senin kokunla ateş rüzgara karıştı 
Şirin’siz her saray bisütûn gibi viranedir 
Ferhat’sız her dağ bir saman çöpüdür rüzgarda 
Yedi nesil öteye tüm atalarımız gâmdı 
Bize miras kalan hep sonsuz keder oldu 
Rüzgar esince toprağımızdan senin kokun geliyor 
Sadece Sen kalacaksın; biz hepimiz gidince.

Kayser Eminpur

sonsuz_keder Bize miras kalan hep sonsuz keder oldu

Cam Kelepçeye Evet

Ilık bir süzülüşle
Geri dön hayat,
Bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
Örtsün bakışımı,
Görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
Düşsün hayatı suya…

Nilgün Marmara
nilgun_marmara Cam Kelepçeye Evet

sen kokuyor yüzeyi bedenimin her gözeneği

Bundan böyle baktığımda gömütsü ince boşluğa bilemem martılar neye göre toplanırlar bilemem dizlerim neden çözülür böylesine güçsüzleşir dolaşımı kanımın uyuşurum bunca değişken mavinin görümünde uçarım ve karşı kıyı tehdit okunu kırdıkça sunağım orasıdır pek sık çiçeklerle ve cesetlerle giderim iyice daha sunmaya…

Ödünç aldım kokunu kendi tenimde,
sen kokuyor yüzeyi bedenimin
her gözeneği.

Açar açmaz arkı daldı bir bir kelebek içeri,
Döndün sandım beyazı görünce,
Birleştirerek tenimden yayılan
koku ile
uçanın sonsuzluk imgesini.

Tutuyorum sevi çanını ellerimde,
Vurgusu ben’e dönük, yankısı çocukluğa.
Kendi ışıltısı deviniyor kendinde
katlanarak doyumu
töze doğru yayılıyor
başkayla aramızdaki
kimsesizliğe.

Şimdi hayır derken
sevişiyorum seviyle ben.

Nilgün Marmara

sen_kokuyor_yuzeyi_bedenimin_her_gozenegi sen kokuyor yüzeyi bedenimin her gözeneği

Naat

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin..
Külden martı doğuran odalıklar
Ve kahyalar
Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
Ey hayat rengini sazendelik sanan
Yırtlaz kalabalık!
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi,
Hepiniz kulak verin.

Güneşin
Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
Yazlar yok
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan
Karla örtülmüş kırların kışı
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri
Orada
Duyumsatmadı kendini hiçlik bile
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
Varla yok harman eden sesi uçursak
Diye bize verildi
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda
Soluyuş izlerimiz silmek için

Ne yesek
Lokmaya vurulur gibi değil
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için
Kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni
Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle
Kapanıyor bilanço
Top mermisi, kör testere
Defalarca boyanmış çaput parçaları
Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki
Serazat kahkahalar atalım
Yapmacıktan nefretimiz
Sebep olsun kavgamıza
Bekleyiş arzından kovsunlar bizi
Ne yemen biraz öncemiz diyelim
Ne biraz sonramız meksika

Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız
Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça
Üstü başı kükürtlü bu dünyadan
Kancıklık
Sıçradı çevirdiğimiz sayfalara
Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu
Çünkü gerçekten yok
Böyle bir ordu
Bir düşmanımız kaldı
Kendi
Dudaklarımız
Arasında.

Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
Çırpını çırpını giden atlardan indik
Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar
Kanırtılırken ses etmedik
Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
Kaldıysa bir soru içimizde
O da birşey:
Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
Nerde biz? .

Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche..

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta…

İsmet Özel

naat_ismet_ozel Naat

İki Şey

Silmeye çalışma yavrum
lekeni gözyaşlarınla,
çünkü bitektir leke
taşır görkemli düşlere
mahvolmaz renklerini dehşetin
karanlık yol açıp kendine
en yalın suda bile
bir uçurum özü tanır
güvenli derbentlere,
sıfatıdır ölüm
kavrulan işçi arının
azgın peteğinin içinde,
sayıklasa da ağaç
gövdesine kazılı adı
sürecektir yaprağını
bucurgatların sesine,
ve ay soğutacaktır
kıkırdağını
uçarı, gergin tayların,
silmeye çalışma yavrum
bir bildiridir leke
günden ve bedenden
yüreğe ve kansere

Sivas’ta mı Malatya’da mı
bir çocuk görmüştüm eskiden
kaşları uzaklardan geliyor
sımsıcak bitişiyordu alnında,
dişlerinde boylamların serinliği,
tam ben uyanıp
bir iki çift söz
söyleyecektim ki
bir şey oldu birden
nasıl oldu bilmiyorum
bir anda
çarpıtıverdi yeryüzünü
bir kelime mi söylemişti?
Bir şeye dikkat mi ettimşti?
Sivasta’mı Malatya’da mı_
baktım
her yaprak sarartıyordu şehri,
güz kanıtlarıyla işleyen bir kış
düzlükleri tutmak üzereydi,
baktım
mekkareleri güneşin
çekip götürüyordu patikalardan
saçı sakalına karışmış dağlara
ağır ağır bir ikindiydi.

İki şey: aşk ve şiir
bunlar kuşkuyla çiftleşir
bir şey eksiktir sanki
ve vakit vardır daha,
ikircikler içinde
sallamaz Eflatun’u
çünkü pazarlık
birazbilgi işidir,
çığlık çünkü
avurtlarından değil
iliklerinden kopar
öksüz çocukların,
Ferazdak’ın savunması gibi
şeytansı, cesur,
silmeye çalışma yavrum,
iki şey: aşk ve şiir
mutsuzlukla beslenir biri
biri ona dönüşür

ikisi de
düzeltilmez
gelişir

Cemal Süreya

cemal_sureya_iki_sey İki Şey

Mahkum ve Kadın

öpmedim hiç bir kadını
onbeş yıl
kendi halimce onlardan habersiz
aşık olduğum
kimi kadınların adlarını bile unuttum
bir kaçının adıysa
çıplak ve serin bir rüzgar gibi hala
durmadan eser düşlerimde
onlarla ilgili
masallar uydurdum
         umutlar büyüttüm
alıp koynuma uyudum hüzünlü seslerini

kadınlar nasıl kokar
         çiçeklerden farkları
avuçlarının arasına aldığımda
gögüsleri
bir güvercinin kalbi gibi mi çırpınır

bir kadının erkeklerle ilgili duygularını
bilmek isterdim
gerçekte
TV
magazin programları
         boyalı gazete eklerinde
anlatıldığı gibi mi

düşünüyorum da
anlamaktan
öyle uzağım ki
ama biliyorum
bir erkek kırk gün hatta elli gün
“gık” demeden aç kalabilir
onbeş, yirmi yıl mapus yatabilir
davasından dönmeden
ama tek bir gün bile
bir kadını düşte de olsa
dizinde yatırmadan
bağı-bostanı sulamaktan dönen
yaşlı bir köylü gibi
gece
kafasını yastığına korken
mutluluk gemisini demirleye bilir mi

öyle gecelerde uykularım
avcıların köpek sürüleriyle
karaçalılara sürdüğü
bir ceylan yavrusu gibi
çaresiz ve yaralı kalır.

Ali Biçer

ali_bicer%2B(2) Mahkum ve Kadın