Bir anlasam şiirden
Şub 23
Süreyya Berfe – Seferis ve Üvez
Şub 23
Seferis ile Üvez
Birden patladı hava
anlayamadık kaçıştık
evlerimizden kaçar gibi
içeri girdik
Rüzgâra kapılmış bir kuş
nereli olduğunu bilemedik
Denizden biraz uzakta
kurumuş bataklıklar arasında
otlar inekler Kıbrıs Akasyaları
dönüyor üveyik kerkenez martı
Toz ve taş Limantepe
Aynı toz ve taş toprak Klazomenai
Aynı rüzgârın aklından
düşlerinden geçiyor
kapılmış kaybolmuş bir kuş
Süreyya Berfe
Şub 23
Gölge ve Zaman
gölgesi vuruyor Zaman’ın
ilk yazdan kalma bir şiire
sordumdu: bir soruyu mühüre
ve beni sana üşürten nedir?
seni ağzımın ağzıyla öptüm
ve elimin eliyle okşadım
andolsun, bir dokunuşla seni örterim
üşür tenim, çünkü aşk
üşür köpüre köpüre
işte gün serinledi bende
aşklarda dururum biraz
seni şiirlerimle gölgelerim
yazları devire devire
ne zaman bir suya eğilip baksam
orda suyun hayalini görürüm
yüzümü uçura uçura yürürüm
Zaman’ı gezdire gezdire
vururum bir gölge gibi kendime
Şub 23
Bu Dünyanın Tadı
Soğuk bir yel esiyordu dört bir yanda
Geldiniz dünyaya bir gün minnacıktınız
Üşüyordunuz ve çırılçıplaktınız
Sonra bir kadın sardıydı sizi kundağa
Ne çağıran vardı sizi ne görmek isteyen
Kimsede çıkmamıştı arabayla aramaya sizi
Yoktu burada tek kişi sizi tanıyan
Sonra bir adam tuttu güzel bir havada elinizden
Hiç bir borcu yok size dünyanın
Gitmek isterseniz paçanızdan kimse tutmaz
Birçok insan sizi hiç umursamazken
Ne çok çocuk ağlayacak ardınızdan
Soğuk bir yelin estiği bu dünyadan
Göçüp gideceksiniz bir gün
Hepiniz kırık dökük
Anlarsınız ne kadar severmişsiniz dünyayı
İki avuç toprak üzerinize dökülürken
Şub 23
استقلال مارشی
Şub 23
مردیون
Şub 23
یاغمور
Şub 23
الحان شتا
Şub 23
Bir Soyguncunun Yüzü
Artık yüzün
Yaşlı bir adamın yaşlanmaya başlamış yüzü,
Uzun süredir yolcuların inmediği
Bir hanı andırıyor gözlerin.
Kanlı, akıtan bir sevgiyle örtmüştük yeraltını,
Durgun bir sevgiyle açacağız gökyüzünü,
Senin yüzün
Durgun bir sevginin yıktığı gökyüzü.
Bir boğa getirdim sana,
Soluyan bir boğa değil bu,
Soluk alan bir boğa getirdim sana,
Şiirin, güvenin, aşkların,
Sahi, aşkların boğasını,
Çekimser, bekleyen boğasını,
Bu çeşit sıfatların boğasını getirdim.
Aynı boğa, kolunun altında geçen
Tek başına yaşadığın süreyi
Bir bıçağın ucuyla Olympos arasında.
Hades’ten kaçırdım onu, bak,
Biraz yaralanmış, biraz zincire vurulmuş,
Senin zincire vurulmuş yüzün
Durgun bir sevginin yıktığı gökyüzü.
Elinin perdeleri iniktir bu akşam,
İki martı kuşunun yerleştirdiği
Senin sigarayı ürkekçe tutan,
Gittikçe titremeye alışan,
Üstünde dövmeler belirmeye başlayan
Ellerine, iki kuşun yerleştirdiği
Akla gelen her çeşit perdeler
İniktir, solmaktadır bu akşam.
Boğanı geri getirdim sana.
Hades’ten, içimin evinden kaçırdım,
Göğsümün kurumuş mürekkebinden.
Senin için kaçırdım, yalnız senin için,
Senin sahici gözlerin için,
Senin sahici yumruğun için,
Senin için kaçırdım boğayı, sana.
Akşamdır, iniktir elinin perdeleri,
Bileğin, bir sigaranın düşmeyen külü,
Tırnakların, devlerin çiğnediği birer itki,
Ucuzlamış uzun bir cekete benziyor parmakların.
Herakles’i bile titretir güçlü parmakların,
İstesen dünyanın bütün tüfekleri,
Yayları, hançerleri bir büyük testi olur,
Güneşi doyuran bir büyük kaynak.
İstesen mitologya yeniden yazılır,
Tunç bir dağa oyulur terli omuzların.
Senin terli omuzların ilerde ara sıra
Bazı şeyleri kopararak içinden
Usulca durgun sevgini hatırlayacak.
Gören bir soyguncu diye adlandırır seni,
Oysa sen, yaşamanın iyiliksever soyguncusu,
Toprağın, duyguların, çıkışların haydutu,
Ürkekliğin, içtenliğin yol keseni,
Yalansızlığın, açıklığın korsanı,
Sevincin, sevincin, hüzünlerin eşkiyası,
Bir bardak birada ağlamanın haramisi.
Gören de bir harami diye adlandırır seni,
Yıllar sonra sert çizgilerini anar.
Akşamdır, iniktir elinin perdeleri.
Çocukların koşuştuğu bir avludur kalbin;
Dilsiz, ama ağlamasını bilen çocukların
Gökten geçen leyleklere bakması kadar
Sessizdir kalbin.
İşte, sana bırakıyorum boğayı,
Hades beni bekliyor, dönmeliyim;
Sen de beklenir birisin, unutma,
Kendinin bekleyicisi, kendinin tuhaf bekçisi,
Çık güneşe, yeni bir ateş kur
Herkesin, ama yalnız ikimizin boğasıyla.
Ülkü Tamer








