O kadar da çabuk
öleceği nasıl anlaşılsın
ağustosböceğinin sesinden?
Şub 23
Haiku
Şub 23
Erik Çiçekleri
Şub 23
Matsuo Başo – Haiku
Şub 23
Kelebek’in kanatlarında yanan tütsü
Günün sonuna doğru küçük bir çayevine vardım oturdum. Kelebek adlı genç bir kadın bana küçük bir ipek parçası uzattı ve adını konu alan bir şiir yazmamı rica etti.
Nasıl tatlı bir tütsü
yanıyor kanatlarında,
zarif bir orkideye
konmuş Kelebek’in.
Matsuo Başô
kuzeye giden ince yol
ve diğer gezi notları / YKY – 1994
Çeviri: Coşkun Yerli
Şub 23
Sıkılmak
Bir insan bulunduğu çevreden sıkılıyorsa, ya o çevreden daha geride, ya o çevreden daha ilerdedir.
Sıkılıyor musunuz?
*
Bir insanın maddi olanakları dilediği gibi yaşamasına yetmiyorsa o insan da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan evinin düzeninde gönlünce bir uyum sağlayamıyorsa, o insan da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan, “tüm yaşam boyunca ben aslında ne yaptım” sorusuna bazen geçerli bir yanıt arar.
Kendini kandırmadan bu soruya olumlu bir yanıt veremiyorsa, o insan da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan ilişkiye girdiği kişilerden saygı ve içtenlik görmek ister.
Saygı ve içtenlik bir yana, belirli bir ilgi dahi göremiyorsa, o insan da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan hata yapan bir yaratıktır.
Yapılan hataların sonucu ise bazen çok geç çıkar insanın karşısına ve o sonucu düzeltme olanağı da artık bulunamaz.
Böyle durumlarda da insan fena halde sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan sade kendi derdini anlatarak yanıp yakılan ve başından geçen anlamsız bir olayı bütün ayrıntılarıyla bir bir sıralamaya kalkan dostlarından da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan elindeki olanakları gerektiği gibi kullanmadığını, daha iyi yaşamayı başaramamış olduğunu düşününce de sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan birini sever de, sevdiğinden beklediği ölçüde karşılık göremezse, yahut aldığı karşılığın azalmaya başladığı kuşkusuna saplanırsa, o zaman da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan kimseyi sevmiyorsa da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan tüm yaşamında şöyle dört başı mamur doğru dürüst bir aşk yaşamadığını anımsadıkça da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan özendiği amaca bir türlü varamadığı aklına geldikçe de sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan pek de değer vermediği eski tanışlarının kendisinin çok ötesinde başarılara ulaştıklarını öğrenince de sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan çok sevdiği bir eşyanın kırıldığını yahut kaybolduğunu duyunca da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
İnsan bir başarısını karşısındakine anlatıp da, karşısındakinden sıcak bir tepki alamayınca da sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
İnsan eski bir ayıbının ortaya çıkmasından sıkılır.
Sevdiğinin başkasına gitmesinden sıkılır.
Dilediği armağanı alamamaktan sıkılır.
Hava yağmurlu olduğu için sıkılır.
Bir toplantıda ilgi çekemediği için sıkılır.
Plajda ilk aşkını başkasıyla gördüğü için sıkılır.
Elinde paketlerle öğle üstü kan ter içinde yokuş çıktığı için sıkılır.
Uykusu kaçtığı için sıkılır.
Üzücü düşler gördüğü için sıkılır.
Umduğu dağlara kar yağdığı için sıkılır.
Sıkılır oğlu sıkılır.
Sıkılıyor musunuz?
*
Şayet böyle hiçbir sıkıntınız yoksa, o zaman da şu soruyu sormak gerekir:
Gerçekten yaşıyor musunuz yoksa çoktan öldünüz mü?
Şub 23
Cengiz Aytmatov – Elveda Gülsarı
Gözleri terkedilmiş bir evin pencereleri gibi bomboştu, gözlerin ışığı sönmüştü.
*
*
Ancak, Tanabay çok acele ettiğini anlamakta gecikmedi. Geleceğe rehin olarak daha birçok yılını vermesi gerekiyordu.
Cengiz Aytmatov – Elveda Gülsarı
Şub 23
Tâhirü’l-Mevlevî’nin Koşmaları
1
Muhabbet tarîki ne dik yokuşmuş
Bu şeydâ tabiat orada koşmuş
Bir zaman sanırdım o koşma hoşmuş
Fakat şimdi artık canımı sıktı
Ne müşkil belâ bu, sevilme, sev de
Olmasın vefa hiç kühende, nevde
Gönül dedikleri şu viran evde
Ne kadar vefasız oturdu çıktı!
Her kimi sevdimse oldu cefacı
Birini görmedim olsun vefacı
Her biri sanırsın birer kiracı
Sîneme girip de içinden yıktı
Aşkın ateşine tutuştum yandım
Bin türlü acıklı renge boyandım
Takatim tükendi artık usandım
Sevgiden yaralı yüreğim bıktı
Bakışı ne kadar olsa da süzgün
O süzgün bakışdan içerim üzgün
İnledim, ahengi olmadı düzgün
Sevdâdan ruhumun sazı kırıktı
2
Ezel meclisinde “belâ” dedimdi
Dolular içerken aşkın tasıyla
O neşve huruşa gelmiş de şimdi
Taşıyor gözümden hicran yasıyla
Ufkumu kaplayan o yas dumanı
Gösterdi karanlık bana her yanı
Matemli bir renge boyadı cânı
Sıvadı kalbimi keder pasıyla
Üzüldüm sararmış bir yaprak gibi
Ezildim çiğnenmiş bir toprak gibi
Coşkunum köpürmüş bir ırmak gibi
Ruhumun dinmeyen ağlamasıyla
Artıyor içimde aşkın ateşi
Oluyor bir sitem yangını eşi
Ömrüm baharının batmış güneşi
Kurumuş hayatım kış havasıyla
Saçıyor felek hep üstüme yalım
Satıyor felâket karşımda çalım
Dökülmüş yaprağım, kırılmış dalım
Sevdanın sürekli fırtınasıyla
Bitirdi sabrımı candaki coşma
Halime acı da artık savuşma
Belki tesir eder sana bu koşma
Bir âşık okursa bağlamasıyla
3
Seyrine daldığın şu coşkun dere
Gözümden çağlayan hicran yaşıdır
Dikkat et bastığın, ezdiğin yere
Yüzümden ibaret pınar başıdır
Süzülüp geçerken o gamlı dere
Sıçrar da bir damla durduğun yere
Gelirse o şayet sana bir bere
Ağlayan ruhumun sitem taşıdır
Cevrinle kanayan yüreğim dağlı
İradem zülfünün teline bağlı
Gönlümü doğrayan, kılıcı zağlı
Sevdanın kesilmez bir savaşıdır
Felek de benimle olmuş kavgacı
Serpiyor üstüme belâdan saçı
Ölüm dedikleri olsa da acı
Duyduğum acının en yavaşıdır
Alnımın yazısı bezdirdi beni
Kalbinden yaralı gezdirdi beni
Ayaklar altında ezdirdi beni
Belki toprağımı başta taşıdır
4
Göğsüme saplanıp zehir bırakan
Ayrılık yayından fırlayan okmuş
Kalbime işleyip ruhumu yakan
Cevrinin açtığı derin oyukmuş
Hecrinle çağladım ırmağa döndüm
Ezildim yolunda toprağa döndüm
Çiğnendim devrilmiş bayrağa döndüm
Bu kadar mezellet doğrusu çokmuş
Hayatın çilesi dolduysa doldu
Çekdiğim belâlar çekilmez oldu
Emel bahçesinin gülleri soldu
Ettiğin sitemler ne de soğukmuş
Yürekte sevgiden istek kesilmiş
O hissin terkini can sağlık bilmiş
Zulmüne bu yine teşne değilmiş
İçerim o zevke epeyce tokmuş
Sabrımı tüketti artık bu sevdâ
Uyanmış gönülde var şöyle hülya:
Aşkın benim için korkulu rüya,
Yahut ki masalmış: Bir varmış, yokmuş!
5
Mazmunu şi’rimin yetim sesidir
Duyanı ağlatır her sözüm benim
Dinle; bir yaralı iniltisidir
Akisler verince iç yüzüm benim
Gönülden kurulmuş bir ağa düştüm
Tutuldum, çözülmüş bir bağa düştüm
Aşkın çıkmazında toprağa düştüm
Ne kaldı iradem, ne özüm benim
Eylerim her yana ye’s ile nazar
Görünür feza bir karanlık mezar
Şu mihnet gecesi uzar mı uzar
Kıyamet günü mü gündüzüm benim?
Vefa dedikleri manasız lugat
Vehimden, ademden ibaret evet!
Aradı elli yıl cihanı fakat
Görmedi vefayı hiç gözüm benim
Horladın vefasız! Boynu büküldü
Terk ettin, gözünün yaşı döküldü
İnledi, inledi nihayet öldü
Gönül ismindeki öksüzüm benim
Ey Tâhir! Gönül de çıktı aradan
Arasın kendini bana aradan
Metanet verirse eger Yaratan
Kalmadı dünyada pürüzüm benim
6
Ayrılık deruna gerçi öd saldı
Çok şükür müddeti hayli azaldı
İftirak ateşi sabrımı aldı
Kavuşmaya lâkin iki gün kaldı
İki gün kırk sekiz saatken heman
İndimde ne bitmez, tükenmez zaman
Az daha tahammül gönül! Şu hicran
Bitecek, gidecek vakti daraldı!
Dilerim bu müddet çabucak dolsun
Göz görsün yüzünü, can onu bulsun
Ey saba! Evvelce hizmetin olsun
Zülfünden bir şemme, gönül bunaldı
Şu kısa müddeti dürüp de büksem
Karşına geçip de diz üstü çöksem
Çektiğim dertleri hep saysam döksem
Anlamış olurdun hecrin ne maldı









