sen sen ol kün akşamın yakarısıve sevdanın anlamını değiştirhem tarla hem gelincik
olanla
daha dünyazdan kalan neyse o ol künve üleştir üleştirebilirsenkuşlar seninle bitmeden
hem acıyım hem acının
yalvacıyım bengit!
Hilmi Yavuz
ayrılık kekremsi bir tat bırakıyor damağımda
ellerimde kanıyor kırmızı bir gelincik
gecenin dördünde üryan bir sessizlik
Fulya Codal
şakayık ki dağların lâlesi, seni bekler gizli gizliher sabah umutla döner yüzünü göğe, bir dua belki dilindeve her akşam çöküşünde büker boynunu, döker yüzünüertesi güne…
Şiraze
ne içimli bir su
ne kadar duru akıyor!
yukarı insanı ne keyifler sürüyor
ineklerinin sütü hep bol olsun, çeşmeleri kaynasın hep!
görmedim köylerini
çardakları altında kuşkusuz tanrının ayak izleri var
orda mehtap kelamı boyunca aydınlatıyor
yukarı köyde kuşkusuz örme duvarlar kısadır
insanları şakayık hangi çiçektir biliyor
kuşkusuz mavi mavidir orada
köylüler biliyor hangi gonca açıyor
Sohrab Sepehri
yağmur damlalarına alışık olmayan
tam bir çiçekti
adı şakayık
Yasin Erol
Ey gülüm, sen daha dün parçaladın göğsünü
Ama biz ta doğuştan kızıl şakayıklarız.
Hafız
Sen ve ben o soğuk asık yüzlü delikten
Bahçeyi gördük
Ve kopardık elmayı
0 oynaşan ve uzak daldan
Herkes korkuyor
Herkes korkuyor ama sen ve ben
Ulaştık ışığa, suya, aynaya
Ve korkmadık
Ne pamuk ipliğiyle birleşmesi iki adın, söylemek istediğim
Ne de bir buluşma yıpranmış bir defterin sayfalarında
Benim mutlu saçlarımdır söz konusu olan
Senin yanık kırmızı şakayık öpüşlerini taşıyan saçlarım
Furuğ Ferruhzad
şakayıklar ürkek çocuk adımıyla yollara dökülüyor;
vişne ağaçları gölgesine uzanıyor ıssızlığın
seyrediyorum, olgun kiraz gibi önüme düşüyor
acılar,
yalnızlık bu kadar kötü dolanmamıştı dilime,
onu bile okşayıp sırtımda taşıyorum.
Mehmet Sadık Kırımlı
benim ördüğüm saçı başkası çözdü dedim. alaca akşamda
hevesim vardı, yolumda bir kaya duruyor dedim. artık götür
bu şakayık selini. bir kürt baladına kar yağıyor her gece: evdal,
dedim: evdal, daha incit kendini, daha incit dedim. yıldırım
düşür her gecene. ki, kalbini bir gülle değişmeye alıştın sen
dedim. bir yüzüm yaz, bir yüzüm ayaz. olmamıştı meyvem,
ham kopardın dedim. sende dolaşan çöl beni de aldı içine,
talibin unutma dedim. rüzgârın getirdiğini rüzgâr götürüyor.
on yıl önce tanrım öldür dedim. neden hâlâ bir inip bir çıkıyor
göğsüm, kaldıysa akıt zehrini dedim. biliyordun: düşecektim.
biliyordun: olmayacaktım. biliyordun: da neden vurdun
nefesin nefesime dedim. bağışla dedin. parmağını şeyh gâlip’in bir
gazeline koyup bittü dedin.
Kemal Varol
İlkin şakayıkları okşayan parmakların
Nedense, kanatlanıp uçtu yalnızlığıma
Nurullah Genç
Herkes aşktan meydana gelmiş, herkesin ciğeri yaralı, herkes dudağını yummuş konuşmuyor ama, herkesin can bahçelerinde şakayıklar açılmış.
Mevlânâ Celâleddîn
yaşadıklarını
anmak için beyaz bir yazıya
gecedesin, ay ışığına sevdalan
şakayıklara sor.
Behçet Aysan
ya kırmızı şapkalı
gelincik, senin için
göz açıp kapayıncaya
yiter şu bahar
hemen
ölüm gelir
yükselince sular.
Süreyya Berfe
Kırmızı gelincik tarlalarını kim sevmez.
Bir gömleğim olsaydı ahh! Gelincikler
renginde
Güneş de uçurtmam.
Kim tutabilirdi beni
Satmıştım anasını dünyanan.
– Güneş uçurtmamdı benim, dedim.
– Yalan!
Hepiniz bilirsiniz, Güneş’ten uçurtma olmaz.
– Balıklar da mı sevişmez buzun altında?
Diye sordu oğlum.
– Sevişirler be Kerim
Sarhoş olurlar hem öpüştüklerinde.
– Ya kuyrukları?
-Şarap rengini alır kuyrukları.
Bu bir şiirdir.
İsteyen şiire inanır, isteyen balıklara.
İsteyen de Kerim’le bana.
Ne demiş Kuran-ı Kerim,
– İnanmayın şairlere.
Özkan Mert
Kim sever toprağı daha fazla
çam ağacı mı yoksa gelincik mi?
Hangisini yeğlemeli
orkideleri mi yoksa buğdayı mı?
Pablo Neruda
Bir anlık zaman için çağırılmış, gün yükseliyor sözcüklerde,
saplarının üzerinde patlayan dev gelincikler gibi.
Anna Hebert
İstanbul deyince aklıma,
Stadyum gelir.
Güne, güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal marşı.
Bulutlar atılır top top, pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlıkiçinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız,
İstaseler bir gelincik gibi koparır veririm.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Sevmek, yaşamın bizi sürüklediği uçurumun kıyısında tutunduğumuz o incecik gelincik sapı; ölümle dirim arasındaki baş dönmesidir.
Şükrü Erbaş
ki dotmam,
gelinciklerin sırt çevirdiği bu adam,
her gün mezar taşlarına
senin için ölülerden emanet şiirler biriktiriyor…
İbrahim Halil Baran
mirasım bir kitap,
bedenim birkaç şiir olacak.
gelincikler morgundan alacaklar cesedimi…
İbrahim Halil Baran
Gelincik açılmadan önce, kapalı çanak yaprakları badem kabuğu gibi serttir. Bir gün bu kabuk çatlayıverir. Üç çanak yaprağı toprağa düşer. Bu kabuğu açan şey balta değildir, sadece zar gibi incecik, tortop olmuş yapraklardır. Çiçek açıldıkça neon pembesi yapraklar kırlarda görebileceğiniz en arsız kızıla dönüşür. Sanki çiçeğin çanağını çatlatan güç, bu kırmızının kendini gösterme, görünür olma isteğidir.
John Berger
Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.
Czeslaw Milosz
Güneş gören bir ev gibi ısındı içim senle, dallarıma
kuşlar, rüzgârlar konar. İşte birini sevmek böyledir
sevgilim, sen daha sevgili bile olduğunu bilmezken
sen bana düşersin, gelincik tarlaları bana, papatyalarla
yıkarım uzayan saçlarımı, sen bir dağa gömer gibi yüzünü
içine çekersin tenine saçılan kokumu, “birini sevmek”
dersin, bana dönüp dokunursun ışıktan parmak uçlarınla.
Şüphesiz ki insan, aşkta unutandır kendini.
Ersan Erçelik
kesildi hayzından gelincik
beyazından tellim kuğu!
anladım geçen anla
incinmeden incisi açmaz
ne hayatın, ne dilin!
Perihan Baykal
gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz
kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez
yangınlara atılmış temmuz günü,
onlar için yanmayı öğrendim sizde
Ahmet Uysal
Bırak da seni süsleyeyim bir taçla
Sen, sağlığın ve gelinciklerin çocukluğu
Sen saf gençlik, özgür kara bir ışık gibi saf
Söz aramızda Federico
Şimdi kimseler kalmadı kayalar arasında
Bırak da basit olsun sözlerimiz
Sen ve ben gibi basit
Şiir neye yarar çiyler için yazılmazsa
Pablo Neruda
sürülmüş toprak kokuyorsun
biçilmiş çayır
söğütlüğü geçince
her yer çiğdem, gelincik ellerin
baktıkça açıyor yüzün
baktıkça bulutlar ve güneş
serçeler karışıyor gülüşüne
Arif Ay
Gelinciklerle tuzlu suyun sevişmesi miydi
Ne dedin
Sen öyle bir yere gittin de ondan
Geçen yaz
Sürdün dudaklarına gelincikleri, sürdün sürdün
İri bir ruj lekesine benzetinceye kadar
Sonra da öptün kendini, öptün öptün
Edip Cansever
Kalacak tüm izlerin hayatımda.
Gözümden bir damla yaş,
Sızlayıp resmine aktığında;
Bir yer bulabilsem keşke
Bir yer, seni hatırlatmayan;
Kan tarlası gelincik şafağında…
Yusuf Hayaloğlu
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor
Gülten Akın
Yanına bir adam gelir
Ve
Gelincikler artık
Son yazda da açmaya karar verir.
Söyleme aşkı sus!
Sus gözünü seveyim
Aşk kocaman bir gizdir.
Esra Güzelipek
yıldızları havuza bakan
bir bahçenin
çözülmüştüm büyüsüyle
o suya eğiliyordu
bir kuğu beliriyordu
kuğu mu benziyordu gelinciğe
yoksa gelincik miydi kuğu
aklıma bile gelmiyordu bu soru
sözcüklerin sessizliğe çekildiği
o çocuksu ikindide
zaman
geçtiği her şeyi öpüyordu
Enver Ercan
parmak izlerimiz
yakışınca yan yana
baktım
bembeyaz bir gelincikti
yanımda
cennete gitmeden de
şansa inandım
iyi kalpli bir sözcük gibi
yazılınca adıma
Enver Ercan
çünkü avuçlarında Itrî’nin mızrabı
en ince sesini verir çatlamış lir
günlerden iki dal gelincik
başına çekip ateşten eteklerini çıplak bir dansı sürdürür
Betül Yazıcı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünki ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran şey
acıya saran
umudu kuşatan
Arkadaş Z. Özger
bir buluşma baharı bir gelincik bir çiçek
ağlıyor ötelerden hazan olmuş hayata
Sıtkı Caney
Uzaklarda bir fıstık çamı yarıldı ortasından
Bir kuş ölüsü düştü -sanki-
Bölündü sesler de
Bir faytonun sessizliği de bölündü
Dudaklarını açtın kapadın
Çekilmiş ağlardaki balıklar gibi
Birden gelinciklerle doldu dünyan.
Edip Cansever
Yenilmeden başkaldırıyor
bozkırın azgın rüzgârlarına incecik boynu ile asi gelincik
Üstünde yürüdüğün köprünün altında çılgınca köpürüyor
günün ilk ışığını uyandıran dalgalar
Ah sevdamın yaralısı yenik gelincik,
ah kara duvaklı gelinim benim
Sokul geceye sokul ve ağla…
Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidir
Ve hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir
Buket Cihan Temür
Gelincik beyinde kırmızıdır,
elma beyinde kokar,
tarla kuşu beyinde öter.
Oscar Wilde
Bir gül bahçesine gömün beni öldügüm zaman
bir gülün rengine, bir şarkının ahengine
bir güz bahçesi gibi solmadan kalbim
öksüz gelincikler gibi bükmeden boynumu
bir bülbül sesine gömün beni gözlerimi yumunca
bağban bilmesin
Nuri Can
düşümde gelincikler
içimde gencecik bir keder var
babamı düşündükçe oğlum geliyor aklıma
diyorum şimdi Fatih de beni anar
ama alışamadım işte benim de bir baba olduğuma
hala gençlik kokar bütün sokaklar
hala gözlerim çocuk
hiç böyle yanmadım şimdiye kadar
içimde gencecik bir keder var
Sıtkı Caney
artık düşümde gelincikler
içimde gencecik yeni bir keder var
ölümü düşündükçe sen
seni düşündükçe yaşamak geliyor aklıma
diyorum senin de en az benim kadar için yanar
hala senin içindir dolandığım bütün sokaklar
hala yüreğim çocuk
hiç böyle sevmedim sonsuza kadar
içimde gencecik yeni bir keder var
Sıtkı Caney
yol olur
düğüm düğüm
devrilir kağnı
aşiretler ve
gelincikler göçer.
Behçet Aysan
Ve rastgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa,
onları da toplayacak,
kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine
yapıştıracaktı –
böyleydi, delik deşik, görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu işte.
Yannis Ritsos
Ey kimsesiz gelincik!
N’olurdu kuş olsaydın
bir defacık dinleseydim seni.
Süreyya Berfe
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişliriyle
gelişir yapılı kaygılar
Cahit Zarifoğlu
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Bedri Rahmi Eyüboğlu