Boyunun Ölçüsünü Bilmek

Bağdat Caddesi’nin hemen paralelinde yer alan Çolak İsmail Sokak’ta tren yolunun altında bir geçit var. Bu geçidin yüksekliğinin 2,80 metre olduğu bir trafik levhasına yazılmış ve görülebilecek bir yere de asılmış. Bu geçitte haftada en az bir kamyonet sıkışır kalır. Sebebi mi? Şoförün, kullandığı arabanın yüksekliğini bilmemesi, şöyle göz kararı geçide bir bakıp, “Buradan ben geçerim abi, biz ne geçitlerden geçtik..” diye düşünmesi sanırım. Ne zaman bir kamyonetin burada sıkıştığını görsem, insanın boyunun ölçüsünü bilmesi lazım hayatta, diye düşünürüm. Sıkışan kamyonetler nasıl mı kurtarılıyor? Çoğunlukla tekerleklerin havası indirilerek. “Havamızı” indirmeyi bilmek hikmet ehli olmanın bir başka gereği diyerek de geçiririm içimden.

Mustafa Ulusoy

boyunun+olcusunu+bilmek Boyunun Ölçüsünü Bilmek

Kederli Bir Öykü

Bana anlattı vaktin çok geç olduğunu Çocuk,
Konuşmuyordu tabii, sadece baktı, mahzun.
Yerde ayak izleri “uzaklaşan O”nun
Yürekteki izlerse, gözlerinden;
Bir goncaydı mutluluk hiç açılmamışken solgun.
Aramızda da bir “Kan Kalesi”
Ok yağıyor üzerime bardaktan boşanırcasına yoğun,
“Bana öyle bakmamalıydın giderken,
Cehenneme dönmemeliydi yokluğun.”
Ardına bakmaların olmasaydı mahzun,
Bu kadar ağrımazdı belki kalbim…
Ama beni yalnız bırakıp giderken,
Bakışlarınla yıkılmış,
Gidişinle kimsesizim…
Son sahnemiz bu olacaktı demek bizim,
Arada yüksekte bir Kan Kalesi
Ve giderken arkaya bakış atan
İki suskun.

Hüsrev Hatemi

kederli+bir+oyku Kederli Bir Öykü

Anılar Tipisi

Kendimle baş başa kalınca
Çok defa,
Hava soğur, anılar tipisi başlar
Kar zerreleri yüzümü acıtır, burnum alnım buz gibi
Bu yağış, bazan iri taneli bir dolu
Nerdeyse kafatasımı kıracak,
Dua ve Ümitlerin şöminede yandığı

Ruhumun dağ evine dönerim.
Ümitler ısıtmaz insanı ruh kışında,
Saman alevi gibi yanar ve sönerler
Kurtarıcı olan dualardır ancak,
Duaların ormanını beslemedikçe
Sonumuz donmak.
Ayrıca ruhumuzun dağ evinde,
Ölümden sonra da önce de
Yalnızlığımız mutlak.
Hüsrev Hatemi 
anilar+tipisi Anılar Tipisi

Gelmiş Bulundum

Ben mişim -neymiş- su sesiymiş
Oymuş -cam kırıkları gibi gövdemi yakan-
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

Güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

Yıldızlar, büyülü ülke adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elimde bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.

Edip Cansever
edip+cansever Gelmiş Bulundum

Morduman

Bir gülün gölgesi düşmüş yüzüne
Kötü gülün, zalim gülün, dar gülün
Gel otur biraz yaşlanınca kalkarsın
Yüzün biraz, sesin biraz, kal biraz
Annenin elleriyle aynaları silersin

Bir ahın gölgesi düşmüş yüzüne
Derin ahın, yetim ahın, silahın
Beni yalnız bir göl gibi düşünme

Bir taşın gölgesi düşmüş sesine
Kara taşın, boğuk taşın, gizli taşın
Bende gölge olup beni üşüme
Kalın gölge, sessiz gölge, yan gölge
Beni yalnız gölge gibi düşünme

Şeref Bilsel

Gel+otur+biraz+ya%C5%9Flan%C4%B1nca+kalkars%C4%B1n Morduman

Su Masalı

aldatılmış bir kumsaldır zaman
parmaklarımı sayıp döktüğüm.
herkes ölecek yaştadır orada
toprağı ayaklandıran bir yağmur altında
dağlara doğru süpürülmüş barakalar
ve hüzün,
en eski kavuştağımız,
kendi hâlinde bir dağ

aldatılmış bir kumsaldır zaman
sesimi yanağına düşürdüğüm.
herkes ağlayacak yaştadır orda
işlek çarşılardan kovulmuş
terazilerin bir kefesinde gözyaşı
diğer kefesinde kum
ve şehir ve leheb
ve yenilginin kokusu
kendi hâlinde bir sis

aldatılmış bir kumsaldır zaman
kalbimi çevirip okuduğum.
herkes boğulacak yaştadır orda
herkesin koynunda ıslak bir dal
ve aşk:
parlak dalgaların gelip vurduğu
kendi hâlinde bir sandal

Şeref Bilsel
ask+kendi+halinde+bir+sandal Su Masalı

Son İçin Dua

kuş kanadında bir avuç gökyüzü
gibi dalında ilk çiçek
Rabbim beni senden ayrı bırakma
bir de bahar yağmuru kokan topraktan..

çok eskiden kalma o mırıltı
çocuk yaşta öğrenilmiş bir dua
rabbiyesi silinmemiş yüzler arar
sevap yazmak için melekler

ne güzel çağırıyorsun ecel gönderip
biçilmiş çimlerin verdiği tazelikle
cümle kapısından geçerken
o son cümle dudaklarımı mühürlesin
o son şahitlik gözlerimi

Suavi Kemal Yazgıç

Suavi+Kemal+Yazg%C4%B1c Son İçin Dua

Şimdi Yoksun

Bir zamanlar öyleydi
Diyelim duruyordun bir ağacın yanında
Kış oluyordu diyelim, tek yaprak olmuyordu dallarda
Şimdi kimse inanmaz buna ama
Çiçekle donanıyordu ağaç bir anda
Kuşu bile oluyordu hatta

Değdiriyordun diyelim parmağını
Hüzne yavaşça
Eriyip rengârenk bir uçurtma
Oluyordu o an
Hüzün dokunmanla

Diyelim bakıyordun ağlayan bir çocuğa
Donup kalıyordu gözyaşları çocuğun
Akarken yanağında

Bir zamanlar öyleydi
Şimdi yoksun
Mevsim kış, vakit hüzün
Ve bütün çocuklar ağlıyor

İsmail Uyaroğlu

ismail+uyaroglu Şimdi Yoksun

Duvarcının Aşkı

Kendimi öldürmeyi düşündüm, ben olup olacağım bir duvarcı,

      sen eczanesi olan bir adamı seven bir kadınsın diye. 
Alıştım, umurumda değil; tuğlaları eskisinden daha düzgün diziyorum 
      ve şarkı söylüyorum inceden, elimde mala, öğleden sonraları. 
Güneş gözlerime gelip de merdiven titrerse altımda ve tuğlaları da 
      yanlış yere koyarsam, anla ki seni düşünüyorum.
Carl Sandburg

Carl+Sandburg Duvarcının Aşkı

Tüketeceksin

Bir sevgiyi anlamak

Bir ömrü tüketir 
Tüketeceksin
Bülent Kumral

bir+sevgiyi+anlamak Tüketeceksin