İçkin

Bülent Güldal’a

Geri çekilmiştir şiir
Zorlanır belleğin kapıları
Hokkası yitik divit gibidir
Şairin sedefkâr yalnızlığı

Yol vardır geceden geçer
Bir kibrit çakımı sessizlikte
Uçurumla yüzleşir orman
Tırmanan yeşilliğine değer

Gök kuşbenekli maviliğinden
Çelenkler kondurur ömrümüze
Zeytin bakışıyla küllenen güz
Çilekeş sabrımıza gülümser

Yüreğini çizerim gözü kapalı
Hiçbir çerçeveye sığdıramam
Bir de sevdalı içkin sesini
Nakışı yanmış sulara benzer

Kardeşim al gel şarabını
Dostluğun gün görmüş kerfezine
Yaşadıkça Troya’nın kahrını
Omuzlayan Akhilleus’lar gerek bize

Ahmet Günbaş

ahmet+gunbas İçkin

Gitme Baba

Bozdurduğum sevinçleri çoktan harcadım
dağıtıp geçtim arka sokaklarda
Geceyle söyleştim zencileşti terim
Dizinin dibinden kalkan gemilerim
vuruldu menzilinde adım adım
Şaşırdım kan sağanağı sorularda
                               Gitme baba

Sensizsem bir istasyonda gezinirim
Vagonlar bekar odaları gibi sürüklenir
İzin ver kalayım üç numara tıraşımla
Düşlerim rengarenk olmayabilir
Bil ki hâlâ reşit değilim acılara
Akşamı geciktiren oyunlar bul bana
                            Gitme baba

Dilersen bir kenti birlikte yürüyelim
derbeder gençliğimizle çıkalım yola
Kuyruğunu uzun tut uçurtmaların
Karanfil zamanı ilişsin yakamıza
Günleri çocuk sesleriyle bezeyelim
Duruşun yakışmıyor bayram sabahına
                             Gitme baba

Yağmurum kirlendi güneşim darda
Artık kırabilirim içimin camlarını
bir isyan günlüğüyle yaklaşıp hayata
Çığlık çığlığa çökse de merdivenlerim
Soyunup etimden derviş sabrını
örterim incinmiş yorgunluğuna
                          Gidersen baba

Ahmet Günbaş

gitme+baba-SNOW Gitme Baba

Sessiz Saat

Göç yollarında yanıldım hepsi bu
Gölgemle dolaştım biteviye
Kuşlarım topluca sonsuzu uçurdu
Bağışladım kanatlarımı dost diye diye

Dalgınlığımı çiğniyorum şu sıralar
Yenik askerlerle paylaşıyorum suyumu
Kelepir pazarlarda kırgın tezgahtar
Top top hüzünler satmaktan yoruldu

Uykusuzum uykusuzum uykusuzum
Çanlarınızda uğuldayan bir kibir
İçimin çatlaklarına sızıyor tadım tuzum
Ölüyü ağlatma seanslarınız başlayabilir

Sünepe bir ressamın elinde şimdi
Üç günlük ömrümün son rötuşları
Bulutlar hışımla göğsüme indi
Soluğum ürkütmüyor yokuşları

Yenice sürüldüm bahar katından
Kazandı savaşı yeldeğirmeni
Kirli galoşlarından sıyrıldığın an
Ölüm, ey sessiz saat, sobeledim seni

Ahmet Günbaş

sessiz+saat Sessiz Saat

Bumerang

Ankara’yı bir geçsem
Karaşın gurbetime doğru

Geçtiydim
Erzurum’du
25 yaşımdı esen
Kıştı kinini kustu
hakiayaz tonunda
“Beni bir avcı vurdu”
tüfek çattı postumda

İlk kez bir istasyonda yağmalandım
Bulutfirak
Sivas’tı
Delik deşikti trenlerim
Anladım kafebentmiş aşk
infilâk etmeden kalbim
Hüznüm birden boyumu aştı

Eğri bir hançerdi Kızılırmak
keskin ağıtlarla bilenen
Sevdamın yorgun atları
azgın sularla yarıştı

Van’dı Iğdır’dı Artvin’di Kars’tı
Yakmıştı çubuğunu cümle serüven
Ağrı’yla oturmadık diz dize
Demini almadı daha söyleşiler
Aras’ı ağlattılar günler bulandı
geçip gittiler “namert köprüsünden”
Kalınca akarlardı Dicle’yle Fırat
hırçın bir tarihin vadisinden

Yollarım kaldı yayan yapıldak
Dostlarım kaldı gönül dolusu
Elimin altındaydı Trabzon Rize
Tortum’un gizemli serin uğultusu
inerdim düşlerimde tirşe bir denize
elmas kıyılarını okşayarak

Ben hiç sınır çiğnemedim
Dağlara çıkarmadım şiirimi
Konsaydım Harran’ın göğsüne
yağmurun sesiyle konardım
Halay başlarında alırdım yerimi
Uzun havalarda konaklardım
Toprağın diliyle gülümserdim
göçkünlüğün belalı ülkesine

Ankara’yı bir geçsem
Ah bir köpürsem bendime
Azıcık havalansam
dönüp geliyorum kendime

Ahmet Günbaş

Az%C4%B1c%C4%B1k+havalansam+d%C3%B6n%C3%BCp+geliyorum+kendime Bumerang

Lirik Serseri

I.
Bütün eskilerim kaldı üzerimde
Melodikam
ve titrek soluğum
Akıp gitti son çağıltı
Çekip aldım çocukluğumu
mızıklanmış oyunlardan
Yoksun diye

Yanıtsız mektuplara söz yetiştiriyorum
Bir şiir kapımı çalıyor durmadan
Yoksulluk
o yitik gençlik
ömrümü dişlese de
beni aşk kanatırdı çıktığım her seferde
Körfezine aşina karasevdalı çocukluğumu
s ı ğ d ı r a m a z d ı m
hiçbir limana

II.
Bütün eskilerim kaldı üzerimde
Arar oldum kalbime değen ilk kurşunu
Kırgın düş izleriyle o lirik serseri
Yol kesen karanfil / Gülümseyen eşkıya
Herkese bir fotoğraf çıkaran albümünden

Bütün eskiler kaldı üzerimde
Bir yandan yağmur bir yandan gece
İnceden inceye günlerden beri

Ahmet Günbaş
lirik+serseri Lirik Serseri

Akşam üstü rüyası

Şimdi gemiler geçer uzaklardan
Gönlüm güvertede sereserpedir.
Işıklı geceler, saz sesleri, peynir ekmek
Ne biletim ne param ne dostum var
Pır pır eder yüreğim bakındıkça…
-Uyan Turgut um, garibim, uyan
Bura Terme’dir.

Terme köprüsünden kamyonlar geçer,
Irgatlar üç orada beş burada konuşurlar
Bir gece başlar, yarı siyah, yarı kırmızı
Cigaramı yakar evime dönerim…
-Gidin gemiler, gidin
Vardığınız yerlere selam edin
Gün olur bütün kaygılardan uzak
Ben de gelirim…

Turgut Uyar

aksamustu+ruyasi Akşam üstü rüyası

Cem’âh Süreya

                                    “Kan yok kelimelerin altında cemal süreya
                                     Kanın altında kelimeler kazısan okunacak”

                                                                             Hayriye Ünal

I
Yeni şeyler söylemenin eski tadı yok Cem’âh abi
adı Güzelleme de olsa içadı âh-ı güzel şiirlerin
güle günâh hohlasan, sapına şiir dolasan da alan yok
sahi, gül de artık şiirden sayılmıyor bak
Mardin mızıkası susmuş bir yas uzakta
Kars’ın üstüne karı kan bir kış çökmüş nicedir, okunmuyor
türkülerde ağlamanın öksüzü bir adressizlik Tunceli
haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında’ halâ
iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi
senden sonra kadın da, aşk da ölüm gibi bir şey Cem’âh abi!

II
Ama iyi ama kötü kimse artık şiirden ölmüyor
bir dize daha söylesem sanki her şey düzelecek
iki adım iki kalp söylüyorum bak,
düzelen bir şey yok Cem’âh abi
kimse kimsenin içini ellemediğinden mi ne
herkes herkese hiç kimse bilesin
iyilerin tanınmış kırmızılarda bordolaşması
ne kötü be Cem’
al
abi!

III
Şiir diye bir uğuldama,
ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi
sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya
orda, Kulaksız’da-
bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam
sesimi kar soğuğunda yıkasam da!

“Sesim tanınmaz bir çocuk sesi.”

Hüseyin Alemdar

bir+dize+daha+s%C3%B6ylesem+sanki+her+%C5%9Fey+d%C3%BCzelecek Cem’âh Süreya

Kedi Ağlaması

                                 Tek Vuruş şairine

Kendini yalnızlıkla açıklama yalnızlık bitti
yaşın kırkı devirmişse kalbin de bir kedidir unutma
ve birer patidir artık ellerinin her biri
kafayı iki el arasında tutmaya yenilgi denir
içine döktüğün her ağlama yüzündeki çizilmedir

Kendini aşkla mevsimleme aşk bitti
yarısından sonra her şey günahtır nasılsa
de ki vekâleten sevdim, vekâleten evlendim, vekâleten öldüm
ısısı parmakta sönen nikâha devr-i kış denir
insan tanrı cümlesidir en iyi kendinde gizlenir

Kendini mesafelerle anlamlandırma mesafeler bitti
kim “Hüseyin” dese dönüp bakma artık-mesafeler apse
zaten kalp pası diyorlar boşluk denen her şeye nedense
göğsünün çukurunda boğulana sürç-i lâl âdem denir
sonunu üç kez yazan için yaz bile gücenmedir

Kendini şu dört şeyle çağrıla hayata (ne de olsa abimsin)
1) adını unutana kalbini hatırlatma-hayat murdar, anla!
2) bir tek bahtına ağlayan kadınlarda kal ve gençliğini affet
3) canlı tut tef’ini daima, herkes biraz çocuktur her yaşta!
4) düştüğün her hatırada doğrul ve kendine çiçek ver

Kendini kederle ölçümleme keder de bitti
kendinin kedisi aynalara bakma aynalar renksiz unutma
bak, kızımların doğru söylediği yaştayız
kanın tene bağırmasına paranoya denir
kıskanma! ölüm de pekâlâ süslenir

Sahi, ağladın mı!.. Her canlı ağlamaz ki
-sensiz siyah bir ömrün kendine eğimiyim
içinde kalbi olan ağlar ancak başka ne deyim!

Hüseyin Alemdar

de+ki+vek%C3%A2leten+sevdim+vek%C3%A2leten+evlendim+vek%C3%A2leten+%C3%B6ld%C3%BCm Kedi Ağlaması

Akşam Mûsıkîsi

Kandilli’de, eski bahçelerde,
Akşam kapanınca perde perde,
Bir hâtıra zevki var kederde.

Artık ne gelen, ne beklenen var;
Tenha yolun ortasında rüzgâr
Teşrin yapraklarıyle oynar.

Gittikçe derinleşir saatler,
Rikkatle ve yavaş yavaş ve yer yer
Sessizlik daimâ ilerler.

Ürperme verir hayâle sık sık
Her bir kapıdan giren karanlık
Çok belli ayak sesinden artık.

Gözlerden uzaklaşınca dünyâ
Bin bir geceden birinde gûyâ
Başlar rü’yâ içinde rü’yâ

Yahya Kemal Beyatlı

aksam+musikisi Akşam Mûsıkîsi

Öte

inadı tuttu, astı suratını
yüzü büyük ormana dönük
gitti çitlerin dibine oturdu hayat
oralı olmadım
gölgeye çektim ben de masamı
kıyısına iliştim, eski çalılıklara baktım

o sırada çaldı telefon
yerli malı haftası’nda şiir okuyan çocuk
anlattı durdu
söylemedim ona yüzünü unuttuğumu
sesin mandalina kokuyor da demedim
dedim ki
kirlenmiş bir yakayla dolaşma ortalıkta

sonra ağzı kırık şişelerden esanslı gazozlar içtim
göğüs cebi mendilli ceketler giydim
daha birçok şey
işte, çekirdek yerken çıkardığım sesler falan
düğmelerimi çapraz iliklediğim günler

birden babam öldü
gitti biraz daha öteye oturdu hayat
ben de bir şeyler yaptım
masamı topladım
boncuklu suyla yıkadım telvesi kurumuş fincanı
döküp durdum dalgınlığıma
avcumda bulduğum çayı

başka bir şey, ölüm belki de
sarıyordu beni yavaş yavaş geriye

daha da öteye gidecekti,
bana bak dedim hayata
yukarı çıkan merdiven
iniyor aşağıya da

Nuri Demirci

birden+babam+oldu Öte